iStock_000016662401Medium

Tecdid, bid’at, inovasyon

Yenilenme (tecdid), hayat sahibi varlıkların en önemli özelliklerinden biridir. Bir canlı yenilenme ile  hayat bulur, tekâmül eder. Kendini yenileyemeyen canlılar/sistemler ölmeye, dağılmaya mahkûmdur. İnsan da madde ve mana itibariyle yenilenmeye muhtaçtır. Dolayısıyla, insana ait tüm sistemler de sürekli bir yenilenme çabası içerisinde olmalı ki, gelişen insanlığın ihtiyaçlarına layıkıyla cevap verebilsin.

Din, her bireye ayrı ayrı gönderilen bir tekliftir. Toplumsal olmaktan çok bireyseldir. Afaka değil, enfüse bakar. Bu bağlamda “Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim”[1] hadisinden, dinin  her insanın kendini kemale doğru geliştirmesini sağladığını çıkarabiliriz.

Din, ilk olarak Hz. Âdem’e gönderilmiş ve Hz. Muhammed’e kadar gelişmiştir. Kemâl noktasına ulaştıktan sonra kendini sürekli yenilemesi, onun hayattar kalmasını sağlamıştır. “Tecdid” vazifesi dini korumuş, tabiri caizse zamanın ruhuna uygun olarak rejenarasyon yapmıştır. “Bid’at” marazı ise dini sürekli tahrif etmiş ve etmeye devam etmektedir.

İnovasyon, kısaca “yeni fikir” anlamına gelen arapça’dakibid’at kelimesini karşılayan latince kökenli bir kelime.  Pozitif bilimlerde genellikle olumlanan manasıyla inovasyon, aynı zamanda teşvik de edilmekte, bilimin gelişmesinin en önemli ayağını oluşturmaktadır. Peki, batıda bu kadar önemli ve değerli bir kavramın, İslam dininde lanetlenmesinin hikmeti nedir?

Öncelikle şunu belirtmeliyiz ki, pozitif bilimler ile din ayrı alanlardır. Pozitif bilim maneviyata yabancıdır. Başta zikrettiğim gibi din ise enfüsi  ve manevi bir olaydır, tamamen şahsîdir. Bilim, gelişmeye sürekli ihtiyaç duyar, insanlığın kümülatif bir değeridir. Din, birikimle, gelenekle gelmez, bizzat her şahsın kendi iç âleminde yaratıcısını bulma yolculuğudur.[2] Dolayısıyla dindeki bid’attan kasıt, enfüsi yolculukta yanlış yola sapma hâlidir. Ulaşılması beklenen mükemmelliğe ( insan-ı kâmil ) giden yoldaki engellerdir.

Haddimi aşarak, İslam tarihinde bid’atınhasene ve seyyie olarak iki kısma ayrılmasını doğru bulmadığımı ifade etmek isterim. “İslam, güzel ahlaktır.”[3] hadisi dinin kapsayıcılığını göstermektedir. Minare, büyük camiler, tesbih gibi dinin özüne dair olmayan şeylerin bid’at sayılması, dinin sadece kültürel ve geleneksel boyutuyla algılandığını düşündürüyor bana. Asıl bid’at imanın esaslarına ilişen, “güzel ahlak”ı tehlikeye sokan şeylerdir. Çünkü Peygamber (asm) ile kemale erdiğine inandığımız dinin, inovasyona değil, belki tecdide ihtiyacı vardır.

Sonuç olarak, dinin kültürel boyutunu da göz ardı edemeyeceğimiz gerçeği ile beraber, asl olanın bu olmadığını düşünmekteyim. İslam dini tecdid ile dinamik hâle gelir, hayatın her alanında kendini gösterir. Eğer tecdide değil de bid’ata uğrarsa, kertenkele gibi kuyruğunu yenileyemez, sürekli küçülür ve yok olur.

Son söz: “İmanınızı ’Lâ ilâhe illallah’ sözü ile tecdid ediniz.”[4]


[1]Muvatta, Hüsnü’l-Hulk,8; Ahmedb.Hanbel, 2/381

[2] Bu çıkarım için bkz. İkinci Mukaddeme, Unsuru-l-Hakikat, Muhakemat, Bediüzzaman Said Nursi

[3]Kenzü’l-Ummal, 3/17 Hadis no: 5225.I

[4]Müsned, 2/359; et-Terğibve’t-Terhib, 2/415

Yazıyı Paylaş


Tags :

Bir Cevap Yazın

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>