la7

Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız!(*)

Her sabah uyanışımla din arasındaki ilişkiyi nasıl kurabilirim? Yaratıcımın benden istediklerini hayata nasıl aktarabilirim? Din eğitiminde nasıl bir metot takip etmeli? Ya da hayatı anlamlandıran dini nasıl öğrenmeli? Akabinde, dini nasıl aktarmalı? Bu sorular bu gün benim burada olma nedenim… Hatta her gün uyanma nedenim diyebilirim.

Bilirsiniz ki, toplum içinde yanlış öğrenilmiş bir kabulü, veya yerleşmiş bir adeti, velev küçük olsun büyük olsun, tüm toplumdan daimi olarak kaldırmak çok zor bir hadise. Sigara gibi küçük bir adet bile, günümüzde bunun en güzel örneği. Risalet-i Ahmediye olarak anılan 19.Söz’ün 8.Reşhasında Bediüzzaman bize bu durumdan ders çıkarmamız için “garip” bir şey söyler. Kendi terkibimle Said Nursi bu metinde şunu sorar: Peygamber a.s.v. Arap yarım adasındaki yanlış adetleri bir senede ortadan kaldırmışken, sizin yüzer feylosoflarınız yüz sene çalışsalar, o zatın yaptığı değişimin yüzde birini yapabilir mi?”Bu metin, “Vay be Peygamber efendimiz işte böyle büyük bir adamdı.” Diye sonuçlandırılarak geçilebilir. Fakat ben bu gün, analizimize devam edelim, metne yeni sorular soralım diyorum.Öncelikle, Filozof, burada “varoluşu açıklamada” yaratıcıya referans vermeyenleri temsil ediyor ve buradaki mukayesede resulun karşısına feylosof kavramını oturtulması tesadüf değil. Yani anlıyoruz ki, onlar da hakikaten bir iyilik yapma söylemiyle gidiyorlar, ve bazı adetleri kaldırmak istiyorlar. Ve bu amaçla gidip insanlara bir şeyler anlatıyorlar. Ve yine metinden anlıyorum ki, bu zatın kendisine “öyle bir eğitimle topluma yaklaşması öğretilmiş ki”, o da muvaffak olmuş. Acaba neden? Neden feylosoflar muvaffak olamıyor da resuller muvaffak oluyorlar? Özellikle Muhammed (SAV) biliyoruz ki bu zat, kanlarına damarlarına işlemiş adetleri kaldırmış ve vurguluyorum devamlı kaldırmış… Hem de muazzam derecede mutaassıp bir toplumda. Ve Zorlayarak değil… Şunu yap, becerirsen sana şu ödülü vereceğim diyerek de değil.

Aslında burada söylemek istediğim şey şu: vahyin takipçileri de bir “medine-i fazıla” hedefliyor, filozflar da. Yani, “Nitelikli insanlardan oluşan toplum” inşa etmek hedefliyorlar. Bu bağlamda metne bir daha baktığımızda, yeni bir soru beliriyor: “Dinin getirdiği medine-i fazıla nedir ki, felsefenin getirdiği medine-i fazıla modelinden farklı oluyor. Birisi muvakkaten bazı şeyleri görece değiştirmeye muvaffak oluyor, ama resullerin getirdikleri ile kurulan toplumlarda, ahlak-ı seyyieler ne kadar damarlara işlerse işlesin kökünden temizleniyor. Ve çok büyük bir alana yayılıyor bu medeniyet… Hem de öyle çok enerji harcamadan, maddi teşvikler de sunmadan.

Bir hadis aktarmak istiyorum burada. Resul-i Ekrem Efendimiz, Yemen’in Cened valiliğine tayin ettiği Hz.Muaz ve beraberinde gönderdiği Ebu Musa el-Eşari’yi uğurlarken son nasihati şu meşhur sözü olur: “Kolaylaştırınız! Zorlaştırmayınız! Müjdeleyiniz! Nefret Ettirmeyiniz!Asıl yoğunlaşmak istediğim soru ise tam da burada: Ne demek istemişti Peygamber? Ya da nasıl kolaylaştıracağız? Mesela şunu mu kastetti acaba5 vakit namaz değil de, 3 vakit kılsınlar.” Veya, 40’ta bir zekat vermesinler de, 80’de 1 versinler.Günlük hayattaki tecrübemizden de bildiğiniz üzere, eğer yaptığımız işin gerekliliğine inanmışsak, onu seviyorsak, o işi yapmak bize kolay gelir. Zevkle de yaparız. Eğer başka birinden de bir iş yapmasını istiyorsanız, onu angarya gibi yapmaması için o kişiyi, yaptığı işin gerekliliğine ikna etmeniz gerekir. Eğer bu süreç başarıyla gerçekleşirse, o iş, o kişiye artık “kolay gelir”. Resulullahın “Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız” nasihatını bu bağlamda ele almak gerekir diye düşünüyorum. Yani Resulun nasihatını “namazı azaltın, zekatı az versinler” olarak değil de, yapılması gerekenin illetini o kişiye öyle bir izah edin ki, onu yapacak kişiye o iş “kolay” gelsin olarak anlıyorum.

Sunumun başındaki sorunsala artık daha rahat cevap verebilirim diye düşünüyorum. Soru şu: Nedir feylosoftan resulu metod açısından farklı kılan? Cevap: Kolaylaştırması.Peki bu kolaylaştırmayı nasıl gerçekleştirdi Resulullah? Bu sorunun cevabı sanırım “illet” ve “hikmet” kavramlarında yatıyor. Sunumun sonucunu şimdiden vermek istiyorum: Resuller ve dolayısıyla Muhammed a.s.v., insanlara “illeti” ile muhatap olur. Feylosoflar ise “hikmeti” ile muhatap olur. Sigara gibi bir kötü alışkanlığın iptali için Resul muhatabına “illet”ini anlattı. Filozolar ise hikmetini. İllet çok basıt tarif ile, irade-i ilahiyedir. Yani yaratıcının murad ettiğidir.Burada hikmetten kastım ise arkasındaki fayda. Filozof metodu, sigarayı bıraktırmak için “Bırak, çünkü sana şöyle zararları var” der. Sigaranın kanser yapma ihtimalini açıklar, her yıl ölenlerin istatistiklerini açıklar. Yani,senin kendi menfaatinle olan ilişkisi açısından çözüm getirir. Risalet metodu ise: “ Seni yoktan var eden Kerim rabbinin emanetine nasıl ihanet edersin? Beden senin değil ki… Davranışlarını da ona göre ayarlayacaksın.” Diyerek muhatap olur. Yani, Peygamber, meseleyi insanlara “abd” olduklarına ikna ederek çözüyor.Filozoflar hikmetle yaklaşırken aynı anda illetle yanaşamazlar. Tanım gereği illetle ilişkileri yoktur. Peki illette hikmet yok mudur? Kesinlikle vardır. Mesela, orucun sıhhate faydası yok mudur? Kesinlikle vardır. Fakat oruç sıhhat için tutulmaz, ki ihlası bozar. Veya negatif manasıyla, içki içmemek vücuda faydalı değil midir? Tabii ki de hikmetlidir. Fakat, içki içmemenin neden irade-i ilahiyedir, zararı değil. Demek istediğim, Peygamberin getirdiği vahiyde yapılması gereken de yapılmaması gereken de emreden zatın otoritesinden kaynaklanır.

Yani filozofların metodunda ulaşamadıkları, varamadıkları, varamadıkları için kendilerine filozof dediğimiz bir nokta var: illet yok!Neden namaz kılıyorsun? Çünkü ben yaratığım.Dolayısıyla feylosofların sloganı şudur: “Ben eşyanın bizzat kendisinde iyilik var diye onu tercih ederim. Ve yine bizzat kendisinde kötülük var diye ondan kaçarım.” Resulun dediği ise şudur: “Kerim ve Rahim olan Yaratıcımın benim için tercih ettiği şey benim için en güzeldir. Ve Ben ona uyarım.”O zaman tüm bu anlatılanlardan sonra temel soru şu: “Bizim dünyamızda medine-i fazılanın kurallarını kim koyuyor?” İnsanın kendisine “Ben kimim?” sorusuna ikna edici bir cevap bulmadan, vazifelerini “kolayca” yapması mümkün değil. İlletin illetliğini tahkik etmeyen bir metot ile değişimi hedeflemek, daimi bir sonuç vermez, muvakkattır, geçicidir.Amelde hikmet aranmaz. Ameller yerine getirilmeli, çünkü illeti Allah’ın emretmesidir. Ama iman, tamamen hikmet odaklıdır. Diyeceğim o ki, din eğitiminde metodumuzu ters yüz etmek gerekir kanaatindeyim.İmanda tahkik yolunu tercih edersek, İslamda teslim çok kolaylaşacaktır. Vesselam.


(*) Bu yazı, TV111 – ELFİ programında gerçekleştirilen sunumun taslak metnidir.

Yazıyı Paylaş


Tags :

Bir Cevap Yazın

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>