nurculuk

Ben sizin babanızım

Risale-i Nur camialarından herhangi birinin içinde bulunup, belli bir süre Nur talebeleriyle zaman geçirirseniz  ”farklı fıtratların bir arada bulunması”nın ne kadar zor olduğunu görürsünüz. Her insan bir ”alem”  ve dünyasının merkezinde de kendisi bulunur. Beşerin fıtratının gereği de budur. İnsanın bu yapısını bilen Bediüzzaman fıtratların farklılığını, birçok bahiste defalarca vurgulamıştır.

Rıza-i İlahi’den başka bir gayesi olmayan – olmaması gereken – bir camianın üyelerinin de doğal olarak farklı fıtratlardan oluşacak olması ve herkesin birbirinin kopyası olamayacağı gerçeğiyle Said Nursi, kendisiyle muhatap olmak isteyenleri maksatlarına göre sınıflandırmıştır. Bu sınıflamada makbul gördüğü grup olan ”Kur’an-ı Hakim’indellalı olduğu cihetle”[1] gelenleri de dost-kardeş-talebe şeklinde adlandırdığı dairelere ayırmıştır. Her Nurcunun mazhar olma hayaliyle yanıp tutuştuğu talebe dairesinin anahtar cümlesi için de ”Sözleri kendi malı ve telifi gibi hissedip sahip çıksın ve en mühim vazife-i hayatiyesini onun neşir ve hizmeti bilsin”[2] ifadesini kullanmıştır.

Bir nur talebesinin, Risale-i Nur dairesine dahil olmasına vesile olan hadiseleri incelersek karşımıza kabaca 2 grup çıkar. Kerametvari bir şekilde doğrudan kitapla muhatap olanlar ve bir şahıs vesilesiyle nurculuğu tanıyanlar… Birinci gruba dahil olanların başlarına gelen hadiseler çok enteresandır ve menkıbe şeklinde cemaat içerisinde dilden dile yayılır. Ya hiç ummadıkları bir yerden önlerine metin gelmiştir, kime ait olduğunu araştırırken yolları Üstada ve Nurlara çıkmıştır veya akıldaki bir sorunun cevabını araştırırken karşısında nurları bulmuş, merak ederek külliyatı incelemeye başlamışlardır. Herhangi bir yerde Bediüzzaman’ın ismi kulağına çalınmış, rüyada görmüş ve kim olduğunu araştırmaya başlamıştır. Hakeza bu ve buna benzer örnekleri çoğaltabiliriz. Bu grubun urvetülvuska[3] gibi sıkı sıkıya kitaba ve dolayısıyla da davaya bağlanması daha kolaydır.

İkinci grup ise, şahıs vesilesiyle tanıyanlardan oluşur.. Bu kişi akraba olur, arkadaş olur veya ağabey/kardeş olur. Buradaki ince çizginin sınırı ise, nurları tanımaya vesile olan şahsın tavırlarıyla belirlenir. Eğer enaniyetini geri planda tutup, dostunu sadece kitaba muhatap etme gayesiyle kendisiyle ilgilenmişse ne ala. Yoksa Risaleleri yeni tanıyan kişinin hadiselere ”tanıtanın penceresinden bakmasını” istediği an sıkıntılar başlar. Başlangıçta halisane niyetlerle yola çıkılmasına rağmen kişinin iç dünyasındaki şahıs bağlılığı, davaya sadakate dönüşemediğinde hizmete faydadan çok zarar getirmeye müsait bir yapı ortaya çıkar.

Bunu Nurculuk tarihindeki fikir ayrılıklarında maalesef net bir şekilde görürüz. Ayrılıklara vesile olan konularda, camia mensuplarının haklı tarafı seçerken tek kriterikitabi hareket etmek olması gerekirken; gönlün meyilli olduğu,  kalben muhabbet beslenen arkadaşlarının bulunduğu tarafı seçmek ne yazık ki genel kural halini almış. Buradaki temel sorun, numune-i imtisal olan – olması gereken, olduğunu iddia eden -  şahısların farkında olmadan kitaba perde olup, sadakat ve teveccühün kitaba değil de kendilerine yönelmesine engel olamamalarıdır. Bürhana tabi olmanın altın prensip olduğu bir hizmette, zamanla kitap arka planda kalıp, önde gelen muhterem büyüklerin iki dudağının arasından çıkacak sözlere göre hareket edilmek istenmesi[4] Risale-i Nur’un hizmet metoduna ters olduğu için – velev ki karar doğru olsun – netice itibariyle de muvaffak olmak mümkün değildir. Üstelik kulun hatadan hali olmadığını da göz önünde bulundurduğumuzda karşımıza çıkan profil, Sözler’i kendi malı bilen Nurcular yerine babasının malı bilen hizmet insanları olarak ortaya çıkmıştır. Bu durum; sözü ayet telakki edilen, kararı sorgulanamayan birer vârisüretip, eleştiriye tahammül edilmeyen ve en kötüsü de aykırı bir duruş sergileyenin linç edildiği bir kültürün doğmasına sebep olmuştur. Bu kültürü sahiplenenler – kaderin bir hükmü olarak – bir süre sonra aynı sehpada kurban olarak kendilerini bulmaktadır.

Üstteki paragrafta bahsettiğim sıkıntının sorumluluğunu tek tarafa yüklemekle de hata etmiş oluruz. Her ne seviyede olursa olsun, kırmızı kitapları okuyorsak, isterse kutb-u azam[5] gelsinmihenge vurmadan, istişare edilmeden alınan her karara ses – hürmet ve muhabbet içinde- çıkarmamız gerekebilir. Yaşadığımız toplumun fıtratı biat kültürüne müsait olsa da bir nur talebesi bu alışkanlığını kırıp, üstadının tavsiye ettiği kitabi sadakat mertebesini yakalamak için gayret göstermelidir. Şeyhini uçurmamalı, kendi de uçmamalıdır.

Hayattayken; kendisine darılan talebesine sırtını dönmeyen, casusluk ihtimali dahi olanı deşifre etmemeyi öğütleyen[6], kendisine zulmeden savcıya beddua etmeyen[7],herkesin bir şekilde istihdam edilebileceğine inandığı için dost dairesinin tanımını geniş tutan[8] aleyhinde bulunan bir partinin kabahatlerini bile %5′ine veren[9]bir Üstad karşımızdayken camianın içinde yer almaya çalışan bizler, hangi hakla bu derece ifrat edebiliyoruz? Malumdur ki, tahrip kolaydır, tamir ise zordur. Büyüklüğün şe’ni tevazu ve şefkattir. Gençliğin şe’ni ise hürmet ve muhabbettir. Dairenin dışına atmaya çalışmak – kimsenin haddine değil – insanları harcamak her zaman en kolayıdır. Marifet farklı fıtratları bir arada tutup enaniyetleri aynı havuzda eritmektedir. Aman dikkat, eneyi havuza atarken torba içinde veya muhafazalı atmamak lazım, yoksa havuzdaki suya karışmaz, suyun berraklığına zarar verir.

 


[1] 26. Mektup 10. mesele

[2]A.g.e.

[3]Urvetü’lvüska: Kopmaz ve sağlam kulp

[4] Buradaki kastedilen, meşveretsiz bir şekilde cemaat adına şahsi insiyatifle yapılan işlerdir.

[5] Kastamonu Lahikası; birden ihtar edilen bir mesele: ”bu şehre bir kutup, bir gavs-ı âzam gelse, “Seni on günde velayet derecesine çıkaracağım” dese, sen Risale-i Nur’u bırakıp onun yanına gitsen,  Isparta kahramanlarınaarkadaş olamazsın.”

[6] Emirdağ Lahikası: Afyon Emniyet Müdürlüğü’ne; Kardeşlerim, sizin zekavetiniz ve tedbiriniz, benim tesanüdünüz hakkında nasihatime ihtiyaç bırakmıyor. Fakat bu ahirde hissettim ki, Risale-i Nur şakirtlerinin tesanüdlerine zarar vermek için birbirinin hakkında su-i zan verdiriyorlar, ta birbirini itham etsin. Belki “Filan talebe bize casusluk ediyor der, ta bir inşikak düşsün. Dikkat ediniz, gözünüzle görseniz dahi perdeyi yırtmayınız. Fenalığa karşı iyilikle mukabele ediniz. Fakat çok ihtiyat ediniz, sır vermeyiniz. Zaten sırrımız yok; fakat vehhamlar çoktur. Eğer tahakkuk etse, bir talebe onlara hafiyelik ediyor, ıslahına çalışınız, perdeyi yırtmayınız.

[7] Şualar, 14. Şua :Benim ve Risale-i Nur’un mesleğinin esası ve otuz seneden beri bir düstur-u hayatım olan şefkat itibarıyla, bir mâsuma zarar gelmemek için, bana zulmeden cânilere, değil ilişmek, belki beddua ile de mukabele edemiyorum. Hattâ en şiddetli bir garazla bana zulmeden bazı fâsık, belki dinsiz zâlimlere hiddet ettiğim halde, değil maddî, belki beddua ile de mukabeleden beni o şefkat men ediyor. Çünkü o zâlim gaddarın, ya peder ve validesi gibi ihtiyar bîçarelere veya evlâdı gibi mâsumlara maddî zarar gelmemek için, o dört beş mâsumların hatırına binaen o zâlim gaddara ilişmiyorum. Bazan da hakkımı helâl ediyorum.

[8]Dostun hassası ve şartı budur ki:”Katiyen Sözlere ve envâr-ı Kur’âniyeye dair olan hizmetimize ciddî taraftar olsun ve haksızlığa ve bid’alara ve dalâlete kalben taraftar olmasın; kendine de istifadeye çalışsın.” bu tanıma baktığımızda, dost dairesinde bulunmak için farzların yerine getirilip günahlardan uzak durulması şart koşulmamış.

[9] Emirdağ Lahikası: Son ders; ”Meselâ, bir parti bana binler vecihle sıkıntı verdiği halde, hattâ otuz senede hapisler de, tazyikler de olduğu halde, hakkımı helâl ettim. Ve azaplarına mukabil, o biçarelerin yüzde doksan beşini tezyif ve itirazlara, zulümlere mâruz kalmaktan kurtulmaya vesile oldum ki, âyeti hükmünce kabahat ancak yüzde beşe verildi. O aleyhimizdeki partinin şimdi hiçbir cihetle aleyhimizde şekvâya hakları yoktur.”

Yazıyı Paylaş


Tags :

Bir Cevap Yazın

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>