Kavramlar – 1: Mütevazi & Mağrur

Bir mail grubunda, mağrur ve mütevazi kavramları üzerine müzakere ediyorduk. Aramızda geçen müzakerenin en azından bir kısmını sizlerle paylaşmak istedim. Konuyu açan abimiz, gurur kavramının Kur’an’ı Kerim’de “deception” ya da “illusion” anlamları ile geçtiğini vurguluyordu. Yani, gerçekliği olmayan seçim yapmaya tekabül eden bir manası var gururun. Dolayısıyla, Risale-i Nur perspektifi ile “gurur” kavramına yaklaştığımızda, eşyanın kendisine tesir verildiği her yerde, bu anlamda bir “gurur”un, yani bir deception veya illusion varlığından söz edilebilir. Ardında şöyle bir soru soruldu: “Gururu bu zeminden tanımladığımızda, mütevazi nasıl bir tanıma oturması gerekir? Humble, alçak gönüllü gibi sözlük tanımlarıyla, “çölde reisin adını alan” mütevaziliği, “reisin ismini almayan” gururun karşısına (bkz. 1.Söz – RNK) konumlandırmak hayli güç. Dolayısıyla, zıttından hareket edersek, eşyaya kendi namına bakmak “gurur” ise, eşyaya onun hakikati adına bakmanın adı da “mütevazilik” olması gerekmez mi?”

Elhamdülillah. Müthiş bir soru ve çok güzel bir çıkarımdı bence.  İşin güzel tarafı, piyasa sözlükleriyle, internet ansiklopedileriyle, Kuranî terminolojinin açıklanmasının neredeyse mümkün olmadığı birkez daha ortaya çıkmıştı. En azından “iman eğitiminin kavramsal setini “inşa ve/veya idrak” mesleğinde olanlar için yetersiz diyebiliriz. Heyecanlanmıştım! Hemen bir cevap yazma duasına başladım. Bu duamı, Layetezelzel’deki fikir arkadaşlarımla da paylaşmak istedim. Gayretimiz, “kavramı” Risale-i Nur’un genel mesajı içinde/bağlamında tanımlama çalışması. Abimizin yaptığı tanımın çok isabetli olduğu kanaatinde olduğumu belirtmiştim. Dolayısıyla bu yazıda, farklı bir yaklaşım geliştirmek yerine, yapılmış tanımın altını doldurma hususunda bir çabadan öte bir şey olmadığını da belirtmeliyim.

 

Öncelikle, “Mağrur-Mütevazi” bağlamında karşılaştırma karşımıza şu üç bahiste karşımıza çıkıyor.

 

1.Söz: Mütevâzii, bir reisin ismini aldı; mağrur almadı.

12.Söz (2.esas): Felsefenin tilmizi cebbar bir mağrurdur. Nokta-i istinad bulmadığı için zatında gayet acz ile acizdir. Kuran’ın halis tilmizi ise mütevazidir. Fakirdir, zayıftır; Ama fakr ve zaafını bilir. Uhrevi servet ile müstağnidir, nihayetsiz kudrete istinad ettiği için kavidir.

22.Mektup (2.mebhas): Ehl-i kanaat mütevazidir. Ehl-i hırs mağrurdur, güya bir hakkı varmış gibi hak iddia eden.

Bir de “tevazu-gurur” karşılaştırmaları var; ki  onlar da çok manidar. Şöyle ki: Mesela 18.Sözde gurur ile insanın kendisine takılan nimetlerin kıymetlerini tenkıs ve tahrip etmesi. (Ve ilginçtir bu bahiste “tevazunun” zıttı olarak “şöhret” ele alınıyor. è “sana layık olan şöhret değil, tevazudur” der) Bir de çeşitli yerlerde,  “Sen Güzelsin” tabirine verilen cevaplarda malumunuzdur ki “güzelliği aynen kabul etmek” bir gurur; veya tevazu kastıyla ketmetmek/reddetmek ise bir küfran-ı nimet olarak ifrat ve tefrite işaret ediyor; tevazunun ise ancak nimette Mün’im’i görmek ile mümkün olabileceğini anlıyorum bu bahisten. Bir başka bağlamda da,  “tabaka-i havasta”ki meziyetlerin, aslında “tevazu”ya sebep olması gerekirken “gururu” doğurması bahisleri var. Yani her meziyet/güzellik/nimet aslında güzelleştireni/ nimetlendireni görmek için sana takılmışken, “kendine mal etmek ile gurur” hastalığına tutuluyoruz.

Başka bahislerde de, tevazunun “nerede ve kime karşı” yapılması gereği örneklendirilir; mesela ulul emrin makamındaki mahviyetinin zillet, hanesindeki mahviyetinin ise tevazu oluşu bahsi var. Bir başka örneği de mesela (Emirdağ lahikasında) bir mümin olarak, dinsizlik hesabına yapılan hücumları tedafü vaziyetinde isek burada “tevazu” kastının bir cinayet ve hıyanet olduğunu Said Nursi’nin bizzat kendisi belirtir.

Hakiki tesir sahibini, hakiki dayanak noktasını ve hakiki rızık vereni nazarımıza ve kalbimize sunan bu bahislerde “mağrur ve mütevazi” / “gurur ve tevazu” mukayeselerinden – Abimizin ilk tanımına geri dönersek – biraz da kendi ifadelerimden ekleyerek şu sonuca ulaştım:

 

Gurur: Eşyaya kendi adına bakma hali. (Hakikati saptırma, ilüzyon, kendini kandırma)

Gururlu/Mağrur: Gurur halini takınan.

Tevazu: Eserde müessiri, nimette in’amı görerek kendi yerini vaz’ etme hali.

Mütevazi: Tevazu halini takınan.

 

Sihrin/ilizyonun özdeki anlamı zaten, bir şeyin kendisini değiştirmek değil de, o şeyin, insanın gözündeki görünümünü farklı hale çevirmektir. Sihir, doğruyu yanlış, yanlışı doğru gösterebilir aklın nazarında. Maddi cihette bu böyle iken, manevi cephede de “ene” ile insan kendisine sihir yapabiliyor; hakkı batıl batılı hak olarak gösterebiliyor; kendini kandırıyor. İşte bu gurur. Maddi sihir, gözün zaaflarından istifade ederken, gurur ise kalbin zaafından istifade ediyor. (Lemaat’te üstad gururun madenini zaaf-ı kalp olarak niteler.)

Yaptığım tarama da “(و ض ع)” fiiline Kur’an-ı Kerim’de üç yerde ulaştım. (3:36, 3:96, 55:10) Osmanlıcada “vaz’ etmek” (bir şeyi bir yere koymak, tayin etme, doğurma, bir şeye isim koymak) tabiri de bu kökten geliyor. (Üstad bir yerde “dest-i kudret perdesini vaz’ etmeyerek” ifadesini kullanır mesela). Yani bu “tevazu” kelimesi “koyan” ve “koyulanı” içinde barındıran bir kavram. 3:96’da mesela Kâbe’nin “ilk vaz’ edilen ev” olduğu belirtiliyor. Rahman suresinde de “arzı vaz’ etti” ifadesi var. Bu ayet mesela, “koydu – var etti – alçaltıp koydu – alçalttı – boyun eğdirdi – diye tercüme edilmiş. Burada eşya ile muhatabiyet bağlamında konuyu ele alırsak, “hakikate karşı kendini doğru bir yere vaz’ eden bir halde”  olma olarak ele aldığımı “mütevazi” sıfatını , “müessiri gören / Mün’imi gören dolayısıyla kalbin zaafından kaynaklanan gururu kıran, yani vehmî “kaviliğini / yüceliğini alçaltarak, kainat ve yaratıcı karşında kendini doğru bir yerde konumlandıran / koyan / vaz’ eden” kişi olarak anladım.

Buradan çıkardığım ders şudur ki, insan Kuran eğitimine girmedikçe gurura, sihre, kendini kandırmaya, kendini çeşitli makamlarda görmeye müpteladır. Bu ders 1. Diğer taraftan, eserde müessiri görme, nimette mün’im’i görme, kendini doğru yerde konumlandırma gibi “kasıt/niyet/bilinç” gerektiren bir hale ise ancak eğitimle ulaşılabileceği. Bu da ders 2.

Kendini konumunu doğru bir bağlamda vaz’ etme olarak özetleyebileceğimiz bu tanımı göz önünde bulundurursak, demek ki: “Risaleler bir tevazu eğitimi kitabıdır!” desek, çok da abartılı bir cümle kurmuş olmayız vesselam…

Yazıyı Paylaş


Tags :

Bir Cevap Yazın

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>