Bu dünya hayatındaki meyillerimzin ekserisini iştahlarımız şekillendiriyor. Ne zaman yiyeceğiz, nerede yiyeceğiz, ne yiyeceğiz soruları günlük fikriyatımızı ziyadesiyle meşgul etmekle kalmayıp bazen midemizi nasıl dolduracağımızı düşünmek bizi yaptığımız işten alıkoyuyor hatta sırf hususi mekanlarda, hususi yemekler yemek için müstakil seyahatlar yapıyoruz. Bir vakit ondan uzaklaşsak hemen arayı kapatmaya çalışıyoruz, mesela ramazanda iftar sofralarına yapılan tahşidat gibi.
Evet dünyamız midemizin etrafında dönüyor. Peki bu durum normal mi? Kendi midemiz için iştah sahibi olmamız gayet masum değil mi? İştah sahibi olmak doğru ama belki başka bir mide için. Bediüzzaman, karnımızın sol kadranında torba şeklinde bulunan bizim bildiğimiz mideden başka mide tabakalarından bahsediyor. (1) Bunlar en altta rızıkların yalnızca besin değerleriyle ilgilenen nebati mide tabakası, rızıkların kuvve-i zaikaya bakan kısmıyla ilgilenen hayvani mide tabakası, rızıkların beşeri boyutuyla ilgilenen insani mide tabakası ve son olarak da en üstte, rızıkların yaratıcıya bakması ile ilgilenen imani mide. Bu mide tabakaları arasında bulunan ilginç iki özellik ise bir alt dairedeki mideyi doyurma ile meşgul olmak bir üst dairedeki midenin beslenmesini kısıtlıyor ve bir üst dairedeki mideyi beslemek alt tabakadaki midekilerin de beslenmesini sağlıyor. Demek ki niyet en üst tabakadaki mideyi beslemek olunca ne yendiğinin, ne kadar yendiğinin ve nerede yendiğinin çok önemi olmaksızın bütün mideler besleniyor.
Bir sofranın başına en fazla kişinin oturması bir sofrayı en bereketli ve en sevimli yaparken acaba yemeğin maddi kıymetlerini mi artırmaktadır yoksa sofranın muhatap aldığı mide tabakasını üst seviyeye mi çıkarmaktadır? Peygamber Efendimizin (ASM) sofrasını sahabilere bereketli kılan sebeplerden biri de Peygamber Efendimiz (asv) ve sahabilerin “Yediğiniz yemeği Allahı zikrederek sindiriniz.” (2) hadisi çerçevesinde bir üst midenin beslenmesini hedef olarak seçmesidir. Mesele hangi yemek ne kadar yenecek meselesi değildir, mesele bir araya gelip doymaktır hem de en üst mertebeden doymak.
Peki Biz sofraya hangi midemizi doyurmak için oturuyoruz?
Bir sofra kurulduğu zaman “Kime tesadüf etsen davet et”(3) diyen bir peygamberin sofrasını bu kadar geniş yapan şey neydi?
Biz bir sofra kurduğumuz zaman acaba hangi midemizi düşünerek onu başkalarından saklayıp daraltıyoruz
Sahabiden birinin, hakkında” Eğer ehl-i arz gelseydi, onlara dahi kâfi gelecekti.”(4) Dediği erzak hangi mideye hitap ediyordu?
Biz hangi midemizi doyurmanın peşine düştük ki dünya yükümüz olan bedenlerimiz şişman, imanın mahali olan kalblerimiz zayıf kaldı?
(1) Mesnevî-i Nûriye syf:176 yeniasya neşriyat
(2) Câmi’ü’s-Sağir hadis no: 907
(3) Buhari, 4:234-235; Müslim, hadis no: 234; Müsned, 3:29, 5:462
(4) Buharî, Şerike: 1; Cihad: 123; Müslim, İman: 44, 45; Müsned, 3:11, 418.