Dilimize hakim olmanın zararları

İyi bir lugat bilgisi astigmat bir hastanın görüşünü berraklaştıran gözlük gibidir. Gözlük olmaksızın idare edecek kadar gördüğünü iddia edebilir, ancak gözlüğü denedikten sonra onsuz yaşayamayacak, daha önce keşfedemediği, üstelik bu duruma alıştığı haline dönmek istemeyecektir. Bugün lugta bilgisi olmaksızın okur-yazar olan kitle düşünce dünyasından ancak astigmat bir insanın görüş kalitesi kadar nasiplenebilir.

Başlık nefisle konuşmayı andıran bir çağrışım yapıyor olabilir. Kaldı ki olmalıdır da. Dilimize hakim olmak, en başta kem sözden sakınmaktır. Bunun yanında yine edeptendir, konuştuğu kelamın vardığı yeri bilmeli insan. Bilsin ki mana bineğinden ineceği durağı seçebilsin. Kelimeye biçtiği elbisesi “şık” olsun, zihninde biriken manalar elbiselerinden utanmasın.

Yıllar önce elime bir Osmanlıca-İngilizce sözlük geçmişti. Çat pat İngilizce bilgimle bile Türkçe-İngilizce sözlükle arasındaki muazzam farkı anlayabilmiştim. Meşhur platik cilti sarı sözlükler 5-6 İngilizce kelimeye tek türkçe karşılık verirken mezkur lugat her sözcüğün karşısında Osmanlıca farklı bir kelimeyi veriyordu. Önceki cümle mesela… “Muazzam” alışıldık bir kelime değil ya da “mamafih”… Mamafih alışıldık olmamaları kelimenin günahı değil. 100 yıldır kültürünü yeniden üretmeyen bir toplumun günah keçileri olmuş kelimeler. Günlük dilde 300 kelimeyle konuşmak nasıl bir yüzeyselliktir? Onu geçtim 500 kelimeyle fikir belirten yazılar yazma iddiasında olmak nasıl bir gaflettir? O gaflet ki astigmat adamın gördüğünden emin bir şekilde değerli bir resmi yorumlamasıdır. Üstelik görüşündeki kusuru sanat eserine atma ihanetidir.

Şayet yeni bir düşünce üretmekten bahsediyorsak önce lugatımızı hatırlamak durumundayız. Eğer gözlerimiz bozuksa gözlük takınmaktan gocunmayacağız. Önceki yüzyılımızın münevverleri mazimize bakışımızda gözlüğümüz olacak, önce rahatsızlığı kabul edip aklımızı eğiteceğiz. Akıl rasyonelliğin himayesine bırakıldığında varacağı yer ilahlık iddiasıdır. Zira rasyonel akıl ampirizmi kendine yol bilir, insanın aklını gözüne indirir, vicdanını köreltir.

Düşünce üretme iddiasındaki bir zihin önce 100 yıllık kopukluğu gidermek zorundadır. Sonra 100 yıl ve öncesinin duvarlarını yıkmalı, tevhid dışında merkezi kalmamalıdır.

Düşüncenin ekol (okul) olması ise o yıkılan duvarın harfiyatından temel dikilmesiyle mümkün olabilir. Temele lazım olan demir son yüzyılın münevverlerinden kazanılacak materyaller, suyu ise dünya entelijansiyasından edinilen düşünce derinliği olabilir.

Henüz temeli kazmamışken duvarların rengini tartışmak romantizmdir. Müslüman romantik değildir, akla tapmaz ama aklını kullanır. Akıl bu inşaatın mühendisidir. İşçileri olan hisler olmadan kifayetsiz ve biçaredir.

Yazıyı Paylaş


Bir Cevap Yazın

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>