<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Layetezelzel &#124; Düşünce Okulu &#187; PrensiplerLayetezelzel | Düşünce Okulu | </title>
	<atom:link href="http://layetezelzel.com/category/tumu/prensipler/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://layetezelzel.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Tue, 19 Mar 2019 03:47:02 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr-TR</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.5.1</generator>
		<item>
		<title>Tevhid boşluk kabul etmez</title>
		<link>http://layetezelzel.com/tevhid-bosluk-kabul-etmez/</link>
		<comments>http://layetezelzel.com/tevhid-bosluk-kabul-etmez/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 12 Nov 2015 22:02:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ali İhsan Memmi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Esma]]></category>
		<category><![CDATA[Kavram]]></category>
		<category><![CDATA[Layetezelzel]]></category>
		<category><![CDATA[Prensipler]]></category>
		<category><![CDATA[mümaselet]]></category>
		<category><![CDATA[müsavat]]></category>
		<category><![CDATA[Rab]]></category>
		<category><![CDATA[şems]]></category>
		<category><![CDATA[yıldızlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://layetezelzel.com/?p=482</guid>
		<description><![CDATA[Terbiye, “bir şeyin safhalar hâlinde kemâle erdirilmesi”, Rab ise bir şey için bunu gerçekleştiren zat olmuş oluyor. Rab ismine müteveccih, &#8220;rububiyet&#8221; kavramı da bu zatın karşılık beklemeden bütün ihtiyaçları karşılama özelliğidir. Rab anlayışı aynı zamanda bir kısım Hristiyan inancında olduğu .....]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>Terbiye, “bir şeyin safhalar hâlinde kemâle erdirilmesi”, Rab ise bir şey için bunu gerçekleştiren zat olmuş oluyor. Rab ismine müteveccih, &#8220;rububiyet&#8221; kavramı da bu zatın karşılık beklemeden bütün ihtiyaçları karşılama özelliğidir.</p>
<p>Rab anlayışı aynı zamanda bir kısım Hristiyan inancında olduğu gibi “yaratılmışların, yaratıldıktan sonra başıboş bırakılması” argümanının karşısına konulan bir argüman olarak, bizim her anımızın yaratıcı tarafından tasarruf altında olmasını ifade eder.</p>
<p>Otuz İkinci Sözde bahsi geçen müddei&#8217;nin yolculuğu bu bağlamda manidardır: Bütün tabiatperest, esbabperest ve müşrik gibi umum envâ-ı ehl-i şirkin ve küfrün namına bir şahıs farz ediyoruz ki, o şahs-ı farazî, mevcudat-ı âlemden birşeye rab olmak istiyor. Bu şekilde şahs-ı farazî zerreden başlayarak yıldızlara kadar &#8220;Rablık&#8221; davasını sürdürüyor. Rablık dava ettiği her nesnenin ona verdiği cevaplarda dikkatimizi çeken iki yön var:</p>
<p>Birincisi &#8220;Git benden yukarıdakini zaptedebilirsen, sonra gel benim zaptıma çalış.&#8221;</p>
<p>İkincisi ise &#8220;Ben yalnız değilim. Benim emsallerim var.&#8221;</p>
<p>Bu iki cevap yaratılmışların farklı sınıflarda olsa dahi tasarruf cihetiyle müsavi olduğunu gösteriyor.Çünkü Rablık iddiasında olan biri, hem nesnenin emsallerine de hakim olması gerektiği gibi hem de nesne ile müsavi olmayacak farklı türden birşey olması gerekir. Yani, Rab kainatta gördüğümüz yaratılmışların dışında birşey yada kainatta gördüğümüz bu nesnelerin nevinden herhangi biri rab olamaz.</p>
<p>Eşyanın birbirine yaratılış cihetinde müsavi olmasının yanında Ehadiyet hakikatini de akıldan çıkarmamak gerekiyor. Yaratılan herşey başkasına rablık taslayamayacak kadar müsavi olduğu kadar bize yaratıcıyı tanıttırması yönüyle de farklı ve sanatlı.</p>
<p>Müdde&#8217;inin serüveninde ilginç bir nokta daha var ve bu bize şirk psikolojisi ile ilgili bir ipucu veriyor. Zerreden &#8220;Sen bana Rab olamazsın&#8221; cevabını alan Müddei, &#8220;Öyle ise sen kendi kendine mâlik ol&#8221; diyor. Bu ifade belki de Rab olma arzusunun temelinde ne yattığını bize söylüyor, Müddei&#8217;nin amacı Rab olmaktan ziyade Rububiyet dairesi içinde bir gedik açılması. Çünkü böyle bir kaçamak Allah&#8217;ın &#8220;Alemlerin Rabbi&#8221; olma sıfatını yerle bir edecek ve Fatiha Süresi&#8217;nin başında işaret edilen &#8220;Hamd, Alemlerin Rabbi olan Allah&#8217;a mahsustur.&#8221; önermesini delecek ve ortada &#8220;Alemlerin Rabbi&#8221; kalmayacağı gibi hamd mükellefiyeti de ortadan kalkacak.</p>
<p>Tevhid hakikatinde açılacak ufacık bir gedik bütün bir tevhid hakikatini yerle bir ediyor. 32. Sözde geçen ifade ile &#8220;bütün yıldızlara sözünü geçiremeyen, bir tek zerreye rububiyetini dinletemez.&#8221;</p>
<p>Şemme risalesinin genelinde karşılaştığımız Allah&#8217;ın isim ve sıfatlarının &#8220;Muhit&#8221; -kapsayıcı olması- bu ilem&#8217;de de karşımıza çıkıyor ve zerrelerden yıldızlara kadar Tevhid boşluk kabul etmez hakikatini hatırlatıyor.</p>
<p>*Not: Bu yazı TV111&#8242;de yayınlanan, Düşünce Okulu Programı&#8217;nın 49. bölümünde ele alınan Şemme Risalesi&#8217;nin 13.ilem&#8217;inin müzakeresi sonucunda ortaya çıkmıştır.</p>
<p>Kaynak: http://www.tv111.com.tr/programlar/dusunce-okulu/dusunce-okulu-49-bolum-tevhid-bosluk-kabul-etmez-1044.html</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://layetezelzel.com/tevhid-bosluk-kabul-etmez/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sağlığımız ne durumda?</title>
		<link>http://layetezelzel.com/sagligimiz-ne-durumda/</link>
		<comments>http://layetezelzel.com/sagligimiz-ne-durumda/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 19 Jun 2015 06:45:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ali İhsan Memmi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Nübüvvet]]></category>
		<category><![CDATA[Prensipler]]></category>
		<category><![CDATA[Ubudiyet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://layetezelzel.com/?p=462</guid>
		<description><![CDATA[Tıbb-ı Nebevi ile ilgili bir kitap okuyordum. Hatırladığım kadarıyla kitapta eski tıp kitaplarından nakille şöyle bir cümle geçiyordu: &#8220;Bir insanin ne kadar sağlıklı olduğunu tahiyyat oturuşunu ne kadar doğru ve uzun yaptığıyla ölçebilirsiniz.&#8221; Bu cümlenin üzerine düşünmeye başladım mesela vücut .....]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>Tıbb-ı Nebevi ile ilgili bir kitap okuyordum. Hatırladığım kadarıyla kitapta eski tıp kitaplarından nakille şöyle bir cümle geçiyordu: &#8220;Bir insanin ne kadar sağlıklı olduğunu tahiyyat oturuşunu ne kadar doğru ve uzun yaptığıyla ölçebilirsiniz.&#8221;</p>
<p>Bu cümlenin üzerine düşünmeye başladım mesela vücut kitle indeksi olarak sıhhi hudutların dışına çıkanların bu oturuşu düzgün bir şekilde sürdürmesi pek mümkün gözükmüyordu. Yine kardiyovasküler yetmezliği olan biri bu oturuşta bacakların katlanmasından doğacak basınca karşı venöz dolaşımı yetersiz kalabilir ve bu oturuşta fazla dayanamazdı. Bu akıl yürütmeler o zaman için o cümleyi bir şekilde makul olarak algılamamı sağlamıştı.</p>
<p>Bundan hayli zaman sonra yine tahiyyat üzerine düşünürken o cümle yine aklıma geldi ve manasını biraz maddiyattan sıyırmaya çalıştım. Şöyle ki: teşehhüd, bir yönden benim zihin dünyamda kainatın ibadetini Allah&#8217;a arz etmek olarak kodlanmıştı. Yani kainatın tesbihatını fark edemiyorsak ve bunu sahibine takdim ederken sıkıntı yaşıyorsak namazdaki oturuşumuzu düzgün bir şekilde ifa edemiyoruz ve bir nevi hastalığa yakalanıyoruz.</p>
<p>Evet, o cümle işaret ediyordu ki insan, kainatı fark edip okudukça , onu hissedip anladıkça cüzziyet kazanır ve ona bir misal olur. sağlıklı olmanın tanımı belki de buydu. Madde manaya hizmet ettikçe sağlıklıydı. Bizi hayatta tutan kainattı velakin hastalık varsa reçetesi yine kainattı. Kainatı, halimizi bize anlatsın diye yaratan Allah&#8217;a layık bir mevcut olabilme duasıyla&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://layetezelzel.com/sagligimiz-ne-durumda/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Nurcular koalisyon oluşturabilir mi?</title>
		<link>http://layetezelzel.com/nurcular-koalisyon-olusturabilir-mi/</link>
		<comments>http://layetezelzel.com/nurcular-koalisyon-olusturabilir-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 12 Jun 2015 06:57:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Şener Boztaş</dc:creator>
				<category><![CDATA[Prensipler]]></category>
		<category><![CDATA[Risale-i Nur]]></category>
		<category><![CDATA[AYM]]></category>
		<category><![CDATA[risale-i nur]]></category>
		<category><![CDATA[yasak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://layetezelzel.com/?p=455</guid>
		<description><![CDATA[Seçimlerden çıktığımız şu günlerde hükümeti hangi partilerin kuracağı, koalisyon denkleminin ne olacağı merak konusu ve bir o kadar da gerilim üretiyor. Zira dört parti de birbirine çok uzak noktalarda duruyorlar. Fakat anlaşılan o ki, bütün bu mesafeye rağmen bir uzlaşı .....]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>Seçimlerden çıktığımız şu günlerde hükümeti hangi partilerin kuracağı, koalisyon denkleminin ne olacağı merak konusu ve bir o kadar da gerilim üretiyor. Zira dört parti de birbirine çok uzak noktalarda duruyorlar. Fakat anlaşılan o ki, bütün bu mesafeye rağmen bir uzlaşı olacak.</p>
<p>Bu yazdığımın başlıkla da konumuzla da doğrudan bir alakası yok ama bize bir mihenk olacak. Onu aşağıda ifade etmeye çalışacağım.</p>
<p>Asıl mevzumuz şu:</p>
<p>Bildiğiniz üzere Risale-i Nur Külliyatı’nın telif haklarıyla ilgili Nurcular arasında ciddi bir ihtilaf yaşandı. Düğümü kendi aralarında çözmeyi beceremeyen naşirlerden bir kısmının yönlendirmesiyle Ak Parti hükümeti bir tasarrufta bulundu. Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nda yaptığı düzenlemeyle Külliyat’ın telif hakları Kültür Bakanlığı’na verildi, o da Diyanet İşleri Başkanlığını yetkilendirdi.</p>
<p>Bu arada bazı naşirlerin de yönlendirmesiyle CHP ilgili maddeleri Anayasa Mahkemesi’ne taşıdı, iptal istemiyle. Ve henüz yeni düzenlemeye göre hiçbir yayınevi Risale basamadan, AYM kanun maddelerini iptal etti.[1]</p>
<p>Bu kararla Külliyat’ın telif hakları önceden olduğu gibi müellifin yasal varislerine iade edilmiş oldu. Yeniden başa dönüldü; Kültür Bakanlığı bandrol verebilmek için yayınevlerinden telif sözleşmesi/vekaletname isteyecektir.</p>
<p>“Ağabeylerin” veraset iddiası daha evvel mahkeme kararıyla düştüğüne göre[2], yayınevlerinin neşriyat yapabilmelerinin yolu, Bediüzzaman’ın yasal varisleri olan akrabalarından ilgili belgeleri alabilmelerinden geçiyor.</p>
<p>Fakat her yayınevi/cemaat kendi adına gittiği için varislerin tamamı buna “evet” demiyor.</p>
<p>O zaman şu yolun denenmesi gerekiyor: mevcut bütün yayınevleri/cemaatler bir “koalisyon” oluşturarak varislerin kapısını çalabilir ve “Hiçkimse Külliyat’ı inhisar altına almayacak” sözü verebilir. Ve hatta tüm tarafların iştirakiyle yeni bir hükmi şahsiyet oluşturularak telif hakları oraya devredilebilir.</p>
<p>Peki siyaseten birbirinin anti-tezi olan partiler bile koalisyon hükümeti kurabiliyorken, “Haliliye mesleği”nin mensubu olan Nurcular böyle bir “koalisyon” oluşturabilirler mi?</p>
<p>Bence “Nurcular” oluşturamazlar.</p>
<p>Fakat “Nur Talebeleri” oluşturabilir.</p>
<p>İhlas ve uhuvvet risalelerinin emri de bu yönde zaten, değil mi?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Not: Bağımsız genç Nur Talebeleri inisiyatif alıp örgütlenerek, çözüm için girişimde bulunabilirler.</p>
<div><br clear="all" /></p>
<hr align="left" size="1" width="33%" />
<div>
<p><a href="http://www.risalehaber.com/aym-risale-i-nur-kanununu-iptal-etti-236984h.htm">[1] http://www.risalehaber.com/aym-risale-i-nur-kanununu-iptal-etti-236984h.htm</a></p>
</div>
<div>
<p><a href="http://layetezelzel.com/wp-content/uploads/2015/06/aym.pdf" target="_blank">[2] bkz. Yargıtay Onbirinci Hukuk Dairesi kararı.</a></p>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://layetezelzel.com/nurcular-koalisyon-olusturabilir-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gaflet ihtarı</title>
		<link>http://layetezelzel.com/gaflet-ihtari/</link>
		<comments>http://layetezelzel.com/gaflet-ihtari/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 08 Jun 2015 09:58:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yunus Emre Orhan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Esma]]></category>
		<category><![CDATA[Prensipler]]></category>
		<category><![CDATA[Ubudiyet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://layetezelzel.com/?p=452</guid>
		<description><![CDATA[(Bir gün, içim çok sıkılmış, dünyanın dibine kadar dalmış bir halde iken, Yunus suresinden imdat istedim. İlk yirmi ayeti, bende manevi bir cerrahi ameliyata vesile oldu. Benimle aynı derdi paylaşanlar olabilir duasıyla kaleme aldım. Dert benim, derman Kur’an’ındır&#8230; NOT: Bu .....]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p><i>(Bir gün, içim çok sıkılmış, dünyanın dibine kadar dalmış bir halde iken, Yunus suresinden imdat istedim. İlk yirmi ayeti, bende manevi bir cerrahi ameliyata vesile oldu. Benimle aynı derdi paylaşanlar olabilir duasıyla kaleme aldım. Dert benim, derman Kur’an’ındır&#8230; NOT: Bu ders, akıldan ziyade kalbe bakar!)</i></p>
<p>Ey gafil, aciz, zayıf, fakir, Yunus!</p>
<p>Dünya seni kör etmiş! Kuran ve kainattaki ayetlerin hikmet üzere olduklarından şüphen mi vardır? Sana müjdelerle gelen ve önündeki zararları bildiren vahyin ulaşması, sana tuhaf mı geldi? Sanki sana ulaşan bu haberin, ilmin ve hidayetin, hakikat olduğuna dair şüphe eder gibisin! Bilmez misin ki tüm gökleri ve yerleri, her şeyi, bir bir, yaratan O’dur! O’nun izni olmaksızın sana herhangi bir şeyin şefaat edebileceğini düşünüyorsan yanılıyorsun! Tüm bu ibret dolu haberler sana ulaştığı halde, sen hala nasıl olur da bu ayetlerden gaflet edip, dünyaya bu denli dalarsın?</p>
<p>Şunu bil ki, istesen de istemesen de O’na döneceksin! Bu O’nun hak olan vaadidir! Ubudiyet halinde olduğun her an O’na döndürülmen, gaflet halindeki her an azabın içinde olman bu hakikatin pek parlak bir delilidir. O Allah, sana ayetlerini ayrıntılı bir şekilde açıklamadı mı? Sana ulaşan, sana yol gösteren, sana rehberlik eden ziya ve nur, O’ndan değil midir? Eğer burada söylenenleri dinler, anlar, tefekkür eder ve sakınırsan, alem-i şehadette her bir şeyin bu hakikate dellallık yaptığını ayan beyan göreceksin! O’na kavuşacağından gaflet edip, “bu dünya hayatı bana yeter!”  deyip, onunla tatmin olacağını zannedersen, insaniyetini kendi isteğiyle terkedenlerden olursun! Yok, bu gafletin farkında olup, istiğfar ile, Subhanallah, Elhamdülillah, Allahuekber diyerek, kusurlarını, aczini, fakrını ilan edersen, insaniyetini kullanan bir abd olursun.</p>
<p>Şu an bu azgınlıkların içerisinde hala nefes alabiliyorsan, bil ki bu da Rabb-ül Alemin’in delillerindendir. Çok iyi biliyorsun ki, ne zaman zarar sana dokunsa, O’na sığınıp dua edersin. O sıkıntıları senden arındıran Rabbini unutup da, sanki o yerlere yatıp yalvaran sen değilmişsin gibi, nedir seni dünyaya bu derece daldıran?</p>
<p>Kainata bak! İzle! Gaflet içinde olduğun geçmiş anlarını, hidayetin, vahyin sana ulaşmadığı cahillik dönemini hatırla. Kainatı var edendir sana bu hidayeti ve vahyi ulaştıran; şimdi tekrar endişe edip, tüm bu beyanat yetmezmiş gibi, dünyaya dalarak, lisan-ı hal ile, “yeni ayetler gelsin veya bundan öncekiler değişsin” diye haykırıyor gibisin!</p>
<p>Vallahi, “Mâ yûhâ ileyy, innî ehâfü inasaytürabbî azabê yevmin azim”! Bilmezsin ki Allah dileMEseydi o vahiy ve hidayet sana zaten ulaşmazdı! Sen doğduğundan beri Kuran ve peygamber kainatta değil miydi? Sen hala aklını başına toplamayacak mısın? Allah’ı bırakıp da, O’ndan gaflet edip, sana ne faydası ne de zararı dokunacak şeylerin seni kurtaracağına mı inanıyorsun? Acaba sen Allah’a, yerlerde ve göklerde O’nun bilmediği bir şefaatçiden mi haber veriyorsun?</p>
<p>İLAÇ: Sen, sabırlı ol! O’nun ayetlerini küçük dünya menfaatlerine rüşvet verme! Bekle! Şüphesiz gaybı bilen yalnız O’dur. Işık mutlaka gelecektir! Bekleyenlerden ol!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://layetezelzel.com/gaflet-ihtari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Oy vermenin vebali</title>
		<link>http://layetezelzel.com/oy-vermenin-vebali/</link>
		<comments>http://layetezelzel.com/oy-vermenin-vebali/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 05 Jun 2015 12:52:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Faruk Saim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[İçtimaî]]></category>
		<category><![CDATA[Kavram]]></category>
		<category><![CDATA[Layetezelzel]]></category>
		<category><![CDATA[Prensipler]]></category>
		<category><![CDATA[İslamcılık]]></category>
		<category><![CDATA[oy vermek]]></category>
		<category><![CDATA[said nursi]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[vebal]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://layetezelzel.com/?p=443</guid>
		<description><![CDATA[مَّن يَشْفَعْ شَفَاعَةً حَسَنَةً يَكُن لَّهُ نَصِيبٌ مِّنْهَا وَمَن يَشْفَعْ شَفَاعَةً سَيِّئَةً يَكُن لَّهُ كِفْلٌ مِّنْهَا وَكَانَ اللّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ مُّقِيتًا(1) Kim iyi bir işte aracılık ederse, ona onun sevabından bir pay vardır; kim de kötü bir şeyde aracılık .....]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p dir="rtl" style="text-align: right;" align="center">مَّن يَشْفَعْ شَفَاعَةً حَسَنَةً يَكُن لَّهُ نَصِيبٌ مِّنْهَا وَمَن يَشْفَعْ شَفَاعَةً سَيِّئَةً يَكُن لَّهُ كِفْلٌ مِّنْهَا وَكَانَ اللّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ مُّقِيتًا(1)</p>
<p>Kim iyi bir işte aracılık ederse, ona onun sevabından bir pay vardır; kim de kötü bir şeyde aracılık yaparsa, ona o kötülükten bir hisse vardır. Allah, her şeyin karşılığını verir. &#8220;Sebep olan yapan gibidir&#8221; tevili yerleşmiş hakim yorumla okunduğunda, kestirme olmakla birlikte kulun elinde olmayanı kula nispet ettiğinden kulun haddi olmayan sorumluluğu da yükler.</p>
<p>Öncelikle ameller niyetlere göredir. (2) Denebilir ki kulun amelindeki sorumluluğu niyetine nispetle vebal teşkil eder. Örneğin bir kul hayır niyetiyle bir duvar inşa etse, sonra bir başkası o duvardan düşüp şer&#8217;i bulsa duvarı yapan kulun sorumluluğu niyetiyle bilinir. Zira amelinin neticesini tam manasıyla ihata etmek kulun zamana mukayyet oluşundan dolayı namümkündür.</p>
<p>Bunun yanında kul aklıyla erişebileceği sonuçları ölçmekle mükelleftir. Ayetlerde tekrarla (وَبِاللَّيْلِ أَفَلَا تَعْقِلُونَ (3 denilmektedir. Demek ki insan amelinde aklının yettiği yere kadar sorumludur.</p>
<p>Kulun yaptığı tercihte reyini ehil olandan yana kullanmasını salık veren de yine İslamdır. (4) (Nisa, 58) Yukarıdaki esas ile birleştiğinde kulun tercihinde sorumluluğu aklını kullanması ve işi ehline vermesidir.</p>
<p>Siyasette ehil olanın belirlenmesi sanılandan karmaşıktır. Demokrasi de oy eşitliği genel oy yöntemi ile &#8220;kolektif bilinç&#8221;in doğru kararda buluşacağı öngörüsü üzerine temellenir. Zira temsili demokraside her bireyin tek tek doğru tercih yapması gerekmez. Bireylerin kişisel tercihlerinin toplamı ülkeyi kimin yöneteceğini doğru belirler. Siyasetin yapısal sorunlarından dolayı yapılan tercihin %100 doğru olması da düşünülemez. Tercihlerin menfi yönde sonuç vermemesi için demokratik kurumlarla genel oyla seçilen iktidarın seçmenler üzerinde hak gasbı yapması engellenmeye çalışılır.</p>
<p>&#8220;Onların işleri şura iledir.&#8221; (5) ayetindeki meşveret, demokrasi ile tam manasıyla uyuşmaz. Esasında genel ve eşit oy prensibiyle çatıştığı da söylenebilir. Ancak yine ilkesel olarak İslami kaynakların demokrasiyi yöntem olarak caiz bulduğu söylenebilir. Said Nursi&#8217;nin 2. Meşrutiyet ilanı ve akabindeki tavrı delil gösterilebilir.</p>
<p>En nihayetinde devleti kimin yöneteceğine dair elimizde demokrasi var. Ehl-i sünnet de reddetmemiş. Başa dönecek olursak bu yöntem her bir vatandaşın bir tercih yapmasını zorunlu kılıyor. Müslüman için yaptığı tercihin sorumluluğu oy kullanma durumunda da geçerlidir.</p>
<p>Ancak yukarıda da belirttiğim üzere yapılan tercihin sonuçlarından mesul olma durumu, ancak bu sonuçlara akıl ile ulaşılabiliyorsa (niyet okuma değil), geçerlidir. Devleti kimin yöneteceğine dair tercihte bulunmak, yönetenlerin zulmetleri halinde bu zulme ortak olmayı peşinen getirmez. Ancak aleni bir zulüm beyanı var ise akıl bunu ölçebilmelidir.</p>
<p>Devlet yapısı itibariyle vatandaşlarına zulmeder. Adaleti tam tesis edebilen devletin varlığından bahsetmek hayalciliktir. Olsa olsa Peygamberin (SAV) fiilen yönettiği yapı denebilir, o da sadece Peygamber&#8217;in (SAV) şahsına, İsmet sıfatından dolayı, özeldir. O dönemde de zulmeden valilerin varlığını, görevden alınmaları vs. biliyoruz.</p>
<p>Bugün devletin geldiği form müspet menfi birçok özelliği barındırıyor. Devleti yönetmesi için seçtiğimiz insanlar &#8220;insan&#8221; oldukları için tüm zulümleri öngöremezler. Sorumlulukları niyet ve akıllarına göre olmakla birlikte devletin yapısından kaynaklanan zulümleri tam engelleyemezler. Bu noktada seçmen olduğu için kula vebal oluşması adalete aykırıdır.</p>
<p>[EKLEME]*</p>
<p>Burada devleti vatandaşın ihtiyaçlarını gören kurumsal yapı olarak betimledik. Zira devlete İslami misyonlar biçmek, fikrimce İslamcı hastalığıdır. Devlet olsa olsa gölge etmez. Yolunu açar. Bu halde İslami hedefler Müslümanlarca gerçekleştirilebilir. Ancak İslamcı zihin, konformistliğinden ve siyaseti araç bildiğinden devletten kendi ajandasını dayatmak için faydalanmak ister. (Burası ayrı bir yazının konusu.)</p>
<p>Sonuç olarak seçmen olmak durumunda olan Müslüman verdiği oy sebebiyle niyet okumalarla şekillendirilmiş sonuçlardan mesul değildir. Aklıyla görebildiği adetullah emarelerini okuması ve ehil olanda karar kılması, kendisini olası veballerden vareste kılar.</p>
<p>Oy tercihlerine kutsi kaynak arayan zihinlerin takvimi &#8220;patates dini&#8221;nde kalmıştır. Kutsi kaynakla oy verilecek olsa Kırtas Hadisesi&#8217;nde (6) Hz. Ömer&#8217;in tavrını ehli sünnet reddetmeliydi. Bildiğimiz en kutsi kaynak Peygamber&#8217;dir (SAV).</p>
<p>Siyaset topuzuyla Hizmet-i İslamiye yapılmaz. Elinde topuz, İslam diye bağıran, mazlumu İslamdan korkutur. İslamcı siyasetinin cezbesinden çıkmak Nur&#8217;a sarılmakla mümkündür. Nursi&#8217;den öğrendiğimiz usül, reyini vermek hatta belki beyan etmekle birlikte mesafeyi korumaktır. Topuza methiye dizmemektir.</p>
<p>Oy vermek ne farz ne vaciptir. Devleti kimin yöneteceğini seçmeye dair bir tercihi ahiretle irtibatlandırmak siyaset topuzuna kutsiyet atfetmektir vesselam.</p>
<p>*<em> Meşveret yapılması sünnet, uymak farzdır. Meşveret -var ise- tercihteki vebali kendisine uyan mümin üzerinden kaldırır. Zira yanlışsa da bir sevabı vardır.</em></p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;<br />
<a href="http://www.kuranmeali.org/4/nisa_suresi/85.ayet/kurani_kerim_mealleri.aspx" target="_blank">1. http://www.kuranmeali.org/4/nisa_suresi/85.ayet/kurani_kerim_mealleri.aspx</a><br />
2. (Buhârî, Bedü’l-Vahy, 1; Müslim, İmare, 155; Ebu Davud, Talak, 11)<br />
3. Akletmez misiniz?<br />
<a href="http://www.kuranmeali.org/4/nisa_suresi/58.ayet/kurani_kerim_mealleri.aspx" target="_blank">4. http://www.kuranmeali.org/4/nisa_suresi/58.ayet/kurani_kerim_mealleri.aspx</a><br />
<a href="http://www.kuranmeali.org/42/sura_suresi/38.ayet/kurani_kerim_mealleri.aspx" target="_blank">5. http://www.kuranmeali.org/42/sura_suresi/38.ayet/kurani_kerim_mealleri.aspx</a><br />
<a href="http://www.hikmet.net/soru/1491/kirtas-hadisesini-aciklar-misiniz" target="_blank">6. http://www.hikmet.net/soru/1491/kirtas-hadisesini-aciklar-misiniz</a></p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://layetezelzel.com/oy-vermenin-vebali/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yatsı namazı kaç rekat?</title>
		<link>http://layetezelzel.com/yatsi-namazi-kac-rekat/</link>
		<comments>http://layetezelzel.com/yatsi-namazi-kac-rekat/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 02 Jun 2015 08:07:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Faruk Saim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Kavram]]></category>
		<category><![CDATA[Prensipler]]></category>
		<category><![CDATA[Ubudiyet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://layetezelzel.com/?p=433</guid>
		<description><![CDATA[13 değil.&#160; Sonda s&#246;yleyeceğimi başta s&#246;yleyeyim. Yatsı namazı 4 rekattır. &#214;ncesinde 4 rekat s&#252;nnet-i gayrım&#252;ekked1 sonrasında da 4 rekat s&#252;nnet-i m&#252;ekked2 vardır. 3 rekatlık vitr-i vacip ise usulen yatsının sonunda kılınmaktadır. Oysa bu namazın vakti ayrıdır. Hakk&#39;a rağmen halk i&#231;in .....]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>
	13 değil.&nbsp;
</p>
<p>
	Sonda s&ouml;yleyeceğimi başta s&ouml;yleyeyim.<br />
	Yatsı namazı 4 rekattır. &Ouml;ncesinde 4 rekat s&uuml;nnet-i gayrım&uuml;ekked<sup>1</sup> sonrasında da 4 rekat s&uuml;nnet-i m&uuml;ekked<sup>2</sup> vardır. 3 rekatlık vitr-i vacip ise usulen yatsının sonunda kılınmaktadır. Oysa bu namazın vakti ayrıdır.
</p>
<p>
	<strong>Hakk&#39;a rağmen halk i&ccedil;in mi?</strong><br />
	İlim her m&uuml;mine farzdır. Avam ilme mesafeli diye durumdan vazife &ccedil;ıkarıp ilmi b&uuml;kmek ulemanın dahi haddi değildir. Yanlış ilimle doğru amel olmaz. Hanefi&#39;ye g&ouml;re niyet farzdır. İlmini yanlış bilirken m&uuml;min namaza nasıl doğru niyet etsin?
</p>
<p>
	Namazla sınırlı bir hal değil &uuml;stelik bu. Cuma namazı da aynı hastalıklı halden mustarip. Cemaate &quot;Z&uuml;hri ahir&quot; diye niyet ettiren ulema, o cemaat neye niyet ettiğini bilmeden niyetlerin sahih olacağından nasıl emin olabiliyor? Cuma namazının bir par&ccedil;ası gibi kıldırılan &ouml;ğle namazının niyetinin salahiyetinin vebali kimin &uuml;zerine?
</p>
<p>
	Hakk&#39;ın s&ouml;z&uuml;n&uuml; doğrultmak ulemanın vazifesi midir?
</p>
<p>
	Kolaylaştırmayı salık veren Peygamber (SAV) bilmez miydi namazları paket halinde anlatmayı? S&uuml;nnetleri kendi evinde kılmasının hikmeti yok muydu ki ulema &quot;paket namaz&quot; bilgisi hazırlıyor?
</p>
<p>
	Vacip-farz tartışmasına girmiyorum bile. Ancak m&uuml;minin aklındaki ilim manip&uuml;le edilerek kalbindeki iman tahkim edilmez. Olsa olsa ş&uuml;pheye akıldan kalbe giden bir yol a&ccedil;ılır. Kıymeti kendinden menkul ulemalık bu yola ruhsat &ccedil;ıkaramaz. Vebal sarık dinlemez.&nbsp;
</p>
<p>
	<strong>M&uuml;slim &quot;arif&quot; olsa gerek</strong><br />
	Ulemanın illa bir vazifesi varsa her m&uuml;mine ilmin kapısını a&ccedil;mak değil midir? Tamam, avam ilme vakit ayıramayabilir. Ancak farzları (Allahın emirlerini) anlayacak kapasitede yaratılmış olması imtihan sırrının gereği değil&nbsp;midir? Allah Adil değil midir ki kuluna verdiği emirleri, ulemanın paketleyip kolaylaştırması gereksin?
</p>
<p>
	<strong>İlk emir &quot;Oku&quot; değil de &quot;Dinle&quot; mi?</strong><br />
	İkra. Kitabı oku, kainatı oku, kendini oku. İslamda kulla Allah arasında aracı yoktur. Namazla miraca &ccedil;ıkabilen kul, aklıyla arif, ameliyle insan-ı kamil olabilir. Bilenin zekatı ilmini bilmeyenle paylaşmaktır. İlk emre y&ouml;nlendirmeyen ulemanın vebali ilminden fazladır vesselam.
</p>
<p>
	&nbsp;
</p>
<p>
	&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;<br />
	<a href="http://samil.ihya.org/ansiklopedi/sunnet-i-muekkede.html">1.&nbsp;http://samil.ihya.org/ansiklopedi/sunnet-i-muekkede.html</a><br />
	<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/qna/6415/gayri-muekked-sunnet.html">2.&nbsp;http://www.sorularlaislamiyet.com/qna/6415/gayri-muekked-sunnet.html</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://layetezelzel.com/yatsi-namazi-kac-rekat/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Siyasal Nurcular</title>
		<link>http://layetezelzel.com/siyasal-nurcular/</link>
		<comments>http://layetezelzel.com/siyasal-nurcular/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 29 May 2015 07:14:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kasım İkbal</dc:creator>
				<category><![CDATA[İçtimaî]]></category>
		<category><![CDATA[Prensipler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://layetezelzel.com/?p=423</guid>
		<description><![CDATA[Risale-i Nur Talebelerinin, her se&#231;im d&#246;neminin yanı sıra her siyasi olay akabinde biraz daha b&#246;l&#252;nd&#252;ğ&#252;n&#252; g&#246;zlemliyoruz. Halbuki Said Nursi, talebelerine siyasetten uzak durmalarını tavsiye etmiş kendisi de &#8220;Yeni Said&#8221; d&#246;neminde siyasetten uzak durmuştur. &#8220;Yeni Said&#8221; d&#246;neminde rey verme ve se&#231;ilmişlere .....]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>
	Risale-i Nur Talebelerinin, her se&ccedil;im d&ouml;neminin yanı sıra her siyasi olay akabinde biraz daha b&ouml;l&uuml;nd&uuml;ğ&uuml;n&uuml; g&ouml;zlemliyoruz. Halbuki Said Nursi, talebelerine siyasetten uzak durmalarını tavsiye etmiş kendisi de &ldquo;Yeni Said&rdquo; d&ouml;neminde siyasetten uzak durmuştur. &ldquo;Yeni Said&rdquo; d&ouml;neminde rey verme ve se&ccedil;ilmişlere g&ouml;ndermiş olduğu mektup ile telgraflar dışında siyasi bir etkinliği olmayan Said Nursi&rsquo;nin vefatı sonrasında Nur Talebeleri arasında siyasi cereyan baş g&ouml;stermiştir. Herkes kitabın bir tarafından tutmuş ve farklı farklı siyasi g&ouml;r&uuml;şlere g&ouml;n&uuml;l vermiş &ldquo;Siyasal Nurcular&rdquo; ortaya &ccedil;ıkmıştır. &ldquo;Siyasal Nurcular&rdquo;ın s&uuml;rekli atıf yaptığı bir mektup var. Said Nursi&rsquo;nin Emirdağ Lahikası adlı eserinde yer alan bu mektup, &ldquo;bu vatanda şimdilik d&ouml;rt parti var. Biri Halk Partisi, biri Demokrat Parti, biri Millet, diğeri de İttihad-ı İslamdır.&rdquo; diye başlıyor. (Mektup i&ccedil;in bkz<sup>1</sup>.)
</p>
<p>
	Bu mektup okununca burada zikredilen akımlara bug&uuml;nk&uuml; partilerden bir h&uuml;lle bi&ccedil;ilip giydiriliyor. Akabinde ise ayrışmalar baş g&ouml;steriyor. Lakin bizim bu yazıdaki gayemiz, bu mektuptan m&uuml;lhem olarak bazı partilere h&uuml;lle bi&ccedil;ip giydirmek değil. Sadece ge&ccedil;tiğimiz hafta Mısır&rsquo;da idamına h&uuml;kmedilen Mursi&rsquo;nin bağlı olduğu M&uuml;sl&uuml;man Kardeşler grubuna karşı &ldquo;Siyasal Nurcular&rdquo;ın fazlasıyla ithamda bulunması ve s&ouml;z konusu grubu dışlamasıdır. Peki birileri dışlanarak bu zamanın en m&uuml;him farz vazifesi olan ittihad nasıl sağlanacaktır? Kim bu &ldquo;siyasal İslamcılar&rdquo;? Said Nursi d&ouml;neminde yoklar mıydı? Bu sorular kafamı kurcalarken elime bir Zafer Dergisi ge&ccedil;ti. Dergide, Said Nursi&rsquo;nin talebelerinden H&uuml;sn&uuml; Bayram&rsquo;ın 1949 yılının Şubat ayında bir hatırası anlatılıyordu: &ldquo;Afyon mahkemesi sonrası Emirdağ&rsquo;da ikamete mecbur tutulan &uuml;stadımız, ciddi şekilde rahatsızlanmıştı. Bir g&uuml;n bana dedi ki: &lsquo;H&uuml;sn&uuml;, evladım, bu rahatsızlığım başka bir şey. Sen bir git bak bakalım alem-i İslam&rsquo;da yahut memlekette başka bir hadise mi var?&rsquo; &Ccedil;alışkan ağabeyin d&uuml;kkanına gittim. &lsquo;Ağabey, &uuml;stadımız hasta. Ka&ccedil; g&uuml;nd&uuml;r rahatsız, bug&uuml;n rahatsızlığı şiddetlendi. Gazetelerde bir mesele var mı diye sormamı istedi. Cerideler bir havadis naklediyor mu?&rsquo; diye sordum. &Ccedil;alışkan ağabey, baktı: &lsquo;Bir şey yok kardeşim&rsquo; dedi. Ertesi g&uuml;n bir vesileyle tekrar &Ccedil;alışkan ağabeyin d&uuml;kkanına gittim. &lsquo;H&uuml;sn&uuml; kardeşim, d&uuml;n bir havadis var mı diye sormuştun. Meğer d&uuml;n Mısır&rsquo;da Hasan El-Benna şehid edilmiş ve devrimciler, ihvan mensuplarını hapislere koymuşlar.&rdquo;dedi. Bunun &uuml;zerine bu havadisi &uuml;stadımıza ilettim. &Uuml;stadımız da: &lsquo;Tamam kardeşim, demekki Mısır&rsquo;daki kardeşlerimizin ahvalinden m&uuml;teessir olup hastalanmışım.&rsquo; dedi.&rdquo; Bu hatıra akabinde Risale-i Nur&rsquo;da Mısır&rsquo;daki &ldquo;ihvan-ı M&uuml;slimin&rdquo; ile ilgili pasajları tekrar okuma ihtiyacı hissettim. Emirdağ Lahikası&rsquo;nda Said Nursi, Seyyid Salih&rsquo;in Halep ve havalisindeki &ccedil;ok ehemmiyetli İhvan-ı M&uuml;slimin cemiyeti i&ccedil;in talep ettiği Nur mecmualarına istinaden kendisine ait on tane mecmuayı g&ouml;nderdiğini ifade ediyordu.<sup>2</sup>&nbsp;
</p>
<p>
	Yine aynı eserde Said Nursi, Halep&rsquo;te bulunan İhvan-ı M&uuml;slimin azasının tebriğine mukabil İhvan-ı M&uuml;slimini tebrik ediyor. Anadolu&rsquo;daki Nurcular ile Arabistan&rsquo;daki İhvan-ı M&uuml;sliminin hakiki kardeş olduğunu, Hizb&uuml;l Kurani ve İttihad-ı İslam cemiyet-i kudsiyesi dairesindeki &ccedil;ok saflardan iki m&uuml;tevafık ve m&uuml;terafık saf teşkil etmeleriyle, Risale-i Nur ile ciddi alakadar olup risalelerin Arap&ccedil;aya terc&uuml;me etme niyetlerinden duyduğu memnuniyeti dile getiriyordu. Hatta talebelerine kendisi yerine İhvan-ı M&uuml;slimin &uuml;yelerine cevap yazmalarını ve o taraftaki Nur şakirtleri ile de himayetkarane alakadar olmalarını istemelerini s&ouml;yl&uuml;yordu.<sup>3</sup>
</p>
<p>
	<em id="__mceDel">T&uuml;m bu okumalar sonrasında d&ouml;n&uuml;p bakıyorum. Birbirimizi anlamadan birbirimizden ne kadar da uzak d&uuml;şm&uuml;ş&uuml;z? Bir taraf &ldquo;Siyasal Nurcular&rdquo; &uuml;zerinden Said Nursi&rsquo;nin g&ouml;r&uuml;şlerini yorumlayarak bir hataya d&uuml;ş&uuml;yor, diğer taraf da eksik okumaları &uuml;zerinden &ldquo;sadece benim mesleğim hak&rdquo; anlayışıyla t&uuml;m&uuml;yle diğer g&ouml;r&uuml;şleri dışlıyordu. Sonra da herkes meydanlara inip &ldquo;ittihad-ı İslam&rdquo; diye bağırıyordu. Şapkayı &ouml;n&uuml;m&uuml;ze koymanın vakti geldi de ge&ccedil;iyor. &ldquo;Siyasal Nurculuk&rdquo; ile de m&uuml;fritane irtibat bir t&uuml;rl&uuml; sağlanamıyor. Birbirimizin ardında art niyet aramadan h&uuml;sn-&uuml; zan ile mukabele etmek suretinde ittihad yolunda buluşmamız duasıyla.</em>
</p>
<p>
	&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;<br />
	1.&nbsp;www.koprudergisi.com/index.asp?Bolum=EskiSayilar&amp;Goster=Yazi&amp;YaziNo=1169<br />
	2.&nbsp;www.risaleinurenstitusu.org/index.asp?Section=Kulliyat&amp;Book=EmirdagLahikasi&amp;Page=291<br />
	3.&nbsp;www.risaleinurenstitusu.org/index.asp?Section=Kulliyat&amp;Book=EmirdagLahikasi&amp;Page=279</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://layetezelzel.com/siyasal-nurcular/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>“Nasıl” sorusuna cevap vermeyen din neye cevap verir?</title>
		<link>http://layetezelzel.com/nasil-sorusuna-cevap-vermeyen-din-neye-cevap-verir/</link>
		<comments>http://layetezelzel.com/nasil-sorusuna-cevap-vermeyen-din-neye-cevap-verir/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 24 May 2015 19:33:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yunus Emre Orhan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kavram]]></category>
		<category><![CDATA[Prensipler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://layetezelzel.com/?p=417</guid>
		<description><![CDATA[Kainattaki varlık araştımasını sorunsallaştıran her araştırmacı, kainata karşı &#8220;ne, nasıl ve neden&#8221; sorularını sorar. “Ne?” ve “Nasıl” oldu sorusunda betimleme, yani tasvir vardır. Bu vechede araştırmacı, ilişkiyi resmetme gayretine girer ve bunu &#8220;Bu nedir? Ne oldu? Nasıl oldu?&#8221; sorularını sorarak .....]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>Kainattaki varlık araştımasını sorunsallaştıran her araştırmacı, kainata karşı &#8220;ne, nasıl ve neden&#8221; sorularını sorar. “Ne?” ve “Nasıl” oldu sorusunda betimleme, yani tasvir vardır. Bu vechede araştırmacı, ilişkiyi resmetme gayretine girer ve bunu &#8220;Bu nedir? Ne oldu? Nasıl oldu?&#8221; sorularını sorarak yapar. Olguyu açıklamak için ise “Neden” sorusunu sorar. Açıklama boyutu oluş biçimini değil de oluş nedenine dair izah getirme gayretindedir. Fakat, bir olguyu açıklamak, o olgu dışında başka olgulara da başvurmayı gerektirir. Bu ise, iki olgu arasında ilişki kuran bir veya daha fazla açıklamanın elimizde olmasına bağlıdır. Anlama boyutu ise, açıklamayı bir süreç mantığı içerisinde kavramayı gerekli kılar. Bu ise tutarlı bir soyutlamayı gerektirir.</p>
<p>Ne sorusu keşfedici, nasıl sorusu betimleyici, neden sorusu açıklayıcı bir mahiyet taşır. Ve aralarında bir öncelik (genelde) mevcuttur. Bir araştırma alanında öncelikle ne, sonra nasıl, sonra neden sorusu sorulur. Çünkü soruların tabiatı budur. Bazı soru kapsamlarında, neden ve nasıl soruları arasında fark yok gibi görünür. Örneğin, “Neden yağmur yağdı?” veya “Nasıl yağmur yağdı?”. Daha doğrusu, kainattaki her bir varoluşu sebep-sonuç ilişkisi içerisinde açıklayan bir yaklaşım için, bu iki soru arasında pek bir fark yok gibidir. Diğer taraftan, şu örneğe baktığımızda: “Kuşlar nasıl göç eder?” sorusu ile “Kuşlar neden göç eder?” sorusu, birbirinden tamamen farklı hususları sorgular.<br />
Bu yazıda öne sürdüğüm temel tez: araştırmalarda, “nasıl” sorusunun önceliğinin kesinlikle fark edilmesi gereken bir olgu olduğudur. Neredeyse, “din hiçbir şey söylemez” anlamına kadar gelebilecek “bilim nasılı, din nedeni çalışır” iddiası, Bediüzzaman’ın yaklaşımında anlamsız ve çürütülmüş bir iddia şeklini alır. Varoluşu sorunsallaştırılmayıp dikkatlice düşünmeyen insanlar, melekuta dair dogmatik veya taassubî görüş şemsiyesinde bulunanlar için bu ifade çok da yanlış bir ifade gibi görünmez. Melekuta ve kainata dair “Neden” sorularının da cevabını Peygamberlerle gönderen ve “Ben bu kainatın yaratıcısıyım!” diyen zat ile ulaşan haberi kendine dayanak edenler, “Neden sorusunu din cevaplandırır, dolayısıyla din neden sorusunun incelemesi altına girer!” zannetmişlerdir. Neden sorusu, olguları, varlığı, açıklama, anlama ve anlamlandırmaya yöneliktir. İnsan da, ancak mana ile, anlam ile tatmin olacak bir fıtrattadır. Fakat, çok temel bir kaidedir ki, bir insanın tüm muammalarını aşması için hayatî öneme sahip olan “Neden?” sorularının cevabı, ancak “Nasıl?” araştırması üzerindeki bulgularının üstüne bina edilebilir.</p>
<p>Mesela, salt mülk vechesinde araştırmalarını bina eden modern sosyal bilimden, son dönem popüler bir örnek vermek istiyorum. Neden Ortadoğu’da Arap Baharı diye bir fenomen ortaya çıktı? Böyle bir soru, insan için anlamlıdır, yerindedir. Bir ekonomist bunu “kalkınmışlık seviyesine”, bir siyaset bilimci “devletin gücüne, otoriter siyasi yapının açmazlarına” dayandırarak açıklamalar getirecektir. Daha doğrusu, her disiplinin cevabı bu soruya farklı olacaktır. Çünkü, ekonomistten devam edersek, bir ekonomiste göre “sosyal bir olgu NASIL ortaya çıkarın” başat sebebi ekonomik sebepler olduğu için, “Neden” sorusuna dair tüm açıklamaları, bu “Nasıl?” sorusu ile elde ettiklerine yönelik olacaktır. Diğer disiplinler de, bu açıklama ile kıyas edilebilir.</p>
<p>“Nasıl?” sorusunun önceliği üzerine yaptığımız bu vurguyu, melekut vechesi için düşündüğümüzde de durum aynı şekilde olacaktır. “Bu eşya Nasıl oluyor da var oluyor?” sorusuna, Felsefe veya Risalet yaklaşımının iddia ettiği dört ihtimal (Sebepler yapıyor, Kendi kendine oluyor, Tabiat Yapıyor, Bir Yaratıcı yapıyor) sorgulanıp, araştırmacının konumu vaz edilmeden, “Neden?” sorularına cevap vermek ya dogmatik, ya taklit, ya ezber, ya da folklorik bir açıklama olmaktan öte bir şey olamaz. Hatta, “Nasıl?” sorusu ile melekut sorunsallaştırması, kişiyi “la ilahe” sonucunda yakîne ulaştırır. Çünkü, Bediüzzaman fark etmiştir ki, “Nasıl” ile uğraşmayan kişi, neden hakkında dogmatizm veya taassup etmekten başka bir çaresi yoktur.</p>
<p>Bu yaklaşımı ile Bediüzzaman, iki şeyin düzenli bir şekilde, mukarenet ile vücuda getirilmesini nedensellik, illiyyet, veya biri diğerine me’haz ve menşe olarak gösteren vehmî zanniyatı karşısına alır. Nedensellik, tesadüf, kendi kendinelik iddialarına karşı, “Nasıl” oldu da bu şey var oldu sorunsalına, ilim ile, irade ile, kasıt ile oldu açıklamalarıyla, bir Alîm’e, Murîd’e, Kâsıt’a işaret ederek, bir Vacibü’l Vücudun vücubunu a priori bir şekilde delillendirir.</p>
<p>Özetle, “Neden?” sorusu, maksadı anlamaya çalışan, en zor ve en kapsamlı soruya işaret eder ve önceki çalışmalarda (ne? ve nasıl? soruları ile yapılan çalışmalarda) toplanan modelleri gerektirir. “Neden” sorusu “Ne” ve “eden” kelimelerinin birleşiminden meydana gelir ve bir olguyu meydana getiren hikmeti/maksadı aramaya yönelik bir soru olarak tanımlanabilir. “Nasıl” ise, “Ne” ve “Asıl” kelimelerinin birleşiminden meydana gelir ve bir olgunun ne biçimde, hangi asıl neticesinde meydana geldiğini belirtmek içindir. Melekut araştırmalarındaki bu “Nasıl?” sorunsalı ise bizleri, asıl olana taşımak içindir.</p>
<p>Bediüzzaman’ın yaklaşımındaki bu nasıl sorgulaması bizlere, sebep ile müsebbebin arasını sonsuz mesafede açabilmenin en büyük delillerini sunar. Esere baktığımızda müessiri, fiilde faili tanıtmayı amaçlayan bu metodoloji, her-şey-de, var-ed-ici-si-nin özelliklerini araştırır ve bu gözlemi neticesinde a priori ulaştığı bilginin doğruluğuna olan emaneti o kişinin imanını/yakinini oluşturur. Yani Bediüzzaman’da iman, kainatın şahitliği altında, kainatın yapıcısını tanıma sürecinin meyvesidir. Yani, din hakkında bilgi edinmek, bilmek, imanla özdeş kullanılmamalıdır. Bir konuda bilgi sahibi olmak ayrıdır, o konunun incelenmesi sonucunda, o konunun implikasyonunun, o kişi tarafından emin olduğu bir sonuca ulaştırılması ayrıdır.</p>
<p>Bediüzzaman’ın yaklaşımında biz, bu emanetin iman olarak tarif edildiğini gözlemliyoruz. Bir örnekle, mesela ateist “Tabiat eşyanın varlığının kaynağıdır” diyebilir, bir müslüman da “Kainatı Mutlak olan Allah yarattı” diyebilir. İman, bu bilginin kişi için doğruluğundan emin olmasıdır. Eğer ulaşılan sonuçtan emin değil isek, yakînden söz edemeyiz. Bediüzzaman’daki tahkiki imana olan yolculuk, bu bağlamda tekrar okunduğunda, kesin ulaşılan sonucun, her anki yeni tecelli eden deliller ile sağlamlaştırılmasına, yani imanın kuvvetleşmesi yolculuğu olarak değerlendirilebilir. Bu da, kainata “Nasıl?” sorusunu sormak ile olur. Dinin “Neden?” üzerine açıklamaları, kainat üzerine bir “Nasıl” araştırması üzerine oturmadığı takdirde, ezberden, spekülasyondan öteye geçemez&#8230; Gür bir ses ile soruyorumÇ “Nasıl” sorusuna cevap vermeyen bir din neye cevap verir? Sadece ve sadece, Bediüzzaman’ın “zelzele” açıklaması bile, bize çok ama çok şeyler anlatmıyor mu:</p>
<p>“Altıncı Suâl: Zelzele, küre-i arzın içinde inkılâbât-ı mâdeniyenin neticesi olduğunu ehl-i gaflet işâa edip, âdetâ tesadüfî ve tabii ve maksadsız bir hâdise nazarıyla bakarlar. Bu hâdisenin mânevî esbâbını ve neticelerini görmüyorlar; tâ ki intibâha gelsinler. Bunların istinad ettiği maddenin bir hakikati var mıdır?</p>
<p>Elcevap: Dalâletten başka hiçbir hakikati yoktur. Çünkü, her sene elli milyondan ziyâde münakkaş, muntazam gömlekleri giyen ve değiştiren küre-i arzın üstünde binler envâın birtek nevi olan, meselâ, sinek tâifesinden hadsiz efrâdından birtek ferdin yüzer âzâsından birtek uzvu olan kanadının kasd ve irâde ve meşîet ve hikmet cilvesine mazhariyeti ve ona lâkayd kalmaması ve başıboş bırakmaması gösteriyor ki, değil hadsiz zîşuurun beşiği ve anası ve mercîi ve hâmisi olan koca küre-i arzın ehemmiyetli ef’âl ve ahvâli, belki hiçbir şeyi, cüz’î olsun küllî olsun, irâde ve ihtiyâr ve kasd-ı İlâhî haricinde olmaz. “ (14.Söz)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://layetezelzel.com/nasil-sorusuna-cevap-vermeyen-din-neye-cevap-verir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bir talebim var</title>
		<link>http://layetezelzel.com/bir-talebim-var/</link>
		<comments>http://layetezelzel.com/bir-talebim-var/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 19 May 2015 12:47:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ali İhsan Memmi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kavram]]></category>
		<category><![CDATA[Prensipler]]></category>
		<category><![CDATA[Risale-i Nur]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://layetezelzel.com/?p=414</guid>
		<description><![CDATA[Öncelikle bu yazı bir ihtiyaçtan meydana gelen bir talebi ihtiva etmektedir. İhtiyaç, Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;in tefsiri olan ve yüzlerce yılda oluşmuş islami medeniyetten bize miras kalan hazinenin anahtarı hükmünde olan Risale-i Nur&#8217;un anlaşılmasıdır. Risale-i Nur&#8217;la muhatap olurken kastedilen manaları anlayamamanın ve .....]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>Öncelikle bu yazı bir ihtiyaçtan meydana gelen bir talebi ihtiva etmektedir. İhtiyaç, Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;in tefsiri olan ve yüzlerce yılda oluşmuş islami medeniyetten bize miras kalan hazinenin anahtarı hükmünde olan Risale-i Nur&#8217;un anlaşılmasıdır. Risale-i Nur&#8217;la muhatap olurken kastedilen manaları anlayamamanın ve onun da ötesinde yanlış anlamaların önüne geçmek için aşağıda dile getireceğim hususların dikkate alınmasını ve talep edeceğim alanlarla ilgili çalışmalar yapılmasını istiyorum.</p>
<p>Bir sözün değerini anlamada ve değerlendirmede göz önünde bulundurulması gereken ölçütler nelerdir?</p>
<p>“Evet, bir kelâm, &#8220;Kimden gelmiş ve kime gelmiş ve ne için?&#8221; denilmesiyle kıymeti ve ulviyeti ve belâğati tezahür etmesi noktasından&#8230;”</p>
<p>Öyle ise Risale-i Nur&#8217;u anlamaya çalışırken de bu soruların sürekli fikir dünyamızı kurcalaması gerekir. Yani risaledeki bir metinle hemhal oluyor iken üstadın ne yazdığını değerlendirmenin yanında orayı kimi muhatap alarak yazdığı ve niye yazdığı sorularıyla da ilgilenmemiz gerekiyor.</p>
<p>Mesela lahikalarda bunu açıkca görüyoruz. Mektubun nerede, hangi şartlarda kime yazıldığını bilmek ve yazılan şahsın özelliklerini bilmek isabetli manayı yakalamamızı kolaylaştırıyor. Aynı şekilde Yeni Said eserlerinin de ekseriyetinin dışardan gelen bir soru veya saik üzerine yazıldığını söyleyebiliriz. Örnek vermek gerekirse sözlerin başındaki ifadeden ilk 8 sözün bir askerin (Hulusi Abi) nasihat istemesi üzerine yazıldığını anlayabiliyoruz. Diğer bazı müstakil risaleler için de muhatap ve maksadı bazı risalelerin başındaki ipuçlarından çıkartabiliyoruz. (Hatta sadece soru-cevap&#8217;dan oluşan kitaplar olduğunu da biliyoruz)</p>
<p>Kısaca yukarıda ifade ettiğimiz soruları sorma usulü aklımızda olmazsa anlamı ıskalayabiliriz.</p>
<p>“Çünkü, kelâmın tabakaları, ulviyet ve kuvvet ve hüsn-ü cemâl cihetinden dört menbaı var: Biri mütekellim, biri muhatap, biri maksat, biri makamdır. Ediplerin, yanlış olarak yalnız makam gösterdikleri gibi değildir. Öyle ise, sözde kim söylemiş, kime söylemiş, niçin söylemiş, ne makamda söylemiş ise bak. Yalnız söze bakıp durma.”</p>
<p>Şimdi gelelim talebime&#8230;</p>
<p>Risale-i Nur&#8217;ları tarif ederken genelde şöyle diyoruz: &#8221; Risale-i Nur konu veya ayet sırası takip etmeyen bir tefsirdir.&#8221; Niye ayet sırası takip etmediği ayrı bir çalışma olmakla beraber bu yazıda konu sırası takip etmemesi yada belki etmesi üzerine konuşmak istiyorum.</p>
<p>Bediüzzaman sıralamayı telif sırasına göre yapmıyor yani sanki kafasında çok önceden oluşmuş bir harita var ve risaleler telif edildikçe onları gerekli yerlere koyuyor. Bazen önemine binaen belli risalelerin sıralamasının değiştiğini görüyoruz demek ki Üstad bağlamına göre harita üzerine küçük değişikler yapıyor burdan ben risalelerin belli bir anlam dizimi sağlayacak şekilde dizildiğini düşünüyorum yani karmaşık bir sıra yok.</p>
<p>Bunun yanında aynı anlam kurgusunun müstakil risaleler içinde bölümlere ayırmada da olduğunu görebiliriz. Yani bir risale niye 3 bölüme ayrılıyor? Niye 3 bölüm bu şekilde sıralanıyor? Soruları kafamızda taşların yerine oturmasını sağlayacaktır diye düşünüyorum. Yani risaleleri bağlamında okumamız için böyle bir anlam haritası çıkarmamızın gerekliliğini hissediyorum.</p>
<p>Bağlamında ve ana mesajdan kopmadan okumayı Risale’nin bütünü içerisinde yer alan müstakil risalelerde yapmamız gerektiği gibi, bir müstakil risale içerisinde ayrılan bölümlerde dahi bunu yapmamız gerekiyor. Özellikle uzun risalelerde bölümlere ayrılmasında bölümler arasındaki ilişki ve bunun bütünle ilişkisi nedir diye sormamız gerekiyor.</p>
<p>Üstadın talebelerine fihrist hazırlatmasını ve bunu külliyata dahil etmesi da bu şekilde onların genel anlam haritasını anlamalarına ve yeni okuyacaklara bir yön vermesine hizmet ettiğini söyleyebiliriz. Yani Üstad talebelerinden, birkaç cümle ile dahi olsa herhangi bir risaledeki ana mesajı ifade etmelerini istiyor yine risalelerin onlardaki tesiratlarını mektup olarak istemesini de buna dahil edebiliriz.</p>
<p>Son olarak, Risalelerde bölümleri ayırmak için kullanılan kelimeler özelde bir şey ifade ediyor mu? İfade etmiyor olsa sanırsam hepsine bazen farklı bazen aynı tasnifler yapılmazdı diye düşünüyorum. Yani mebhas, makam, maksat, nokta, nükte, dal, şule, reşha, katre, nur&#8230; ayrımlarının işlenen konu ile bağlantısı nedir?</p>
<p>Bir meseleyi anlamada, onu bağlamı içerisinde okumanın ne kadar önemli olduğunu yazının birinci kısmında zaten ifade etmiştik. Bu ifade ettiğimiz hususların meydana gelmesinde de Risale-i Nurlar&#8217;ı bağlamı içerisinde anlamak duası vardır.</p>
<p>Evet, ben de talebeliğimin gereği olarak Risale-i Nur’un gerçek değerini anlamak, manayı ıskalamamak, parçalarda boğulmamak, ana mesajı yakalamak, hakikat ve iman ilmini onbeş seneye mukabil onbeş haftada almak ve zamanın mühim bir alimi olmak için diğer ifade ettiğimiz hususlarla birlikte bir anlam haritasının çıkarılmasını gerekli görüyor ve bunu Risale-i Nur’dan yetişmiş (veya yetişecek olan) sayısız muhakkik alimden talep ediyorum.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://layetezelzel.com/bir-talebim-var/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Varoluş Sorunsallığı: Bir Nursi Yaklaşımı Modelleştirme Çabası</title>
		<link>http://layetezelzel.com/varolus-sorunsalligi-bir-nursi-yaklasimi-modellestirme-cabasi/</link>
		<comments>http://layetezelzel.com/varolus-sorunsalligi-bir-nursi-yaklasimi-modellestirme-cabasi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 17 May 2015 20:30:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yunus Emre Orhan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bediüzzaman]]></category>
		<category><![CDATA[Kavram]]></category>
		<category><![CDATA[Layetezelzel]]></category>
		<category><![CDATA[Prensipler]]></category>
		<category><![CDATA[risale-i nur]]></category>
		<category><![CDATA[said nursi]]></category>
		<category><![CDATA[varoluş]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://layetezelzel.com/?p=408</guid>
		<description><![CDATA[(*) Bir fikrin sınanması, o fikrin anlaşılmasıyla mümkün olur. Eğer amacımız bir fikri anlamak, kavramak ve zihne yaklaştırmak ise, incelenen fikri, benzeri fikirlerden ayırabilmek, açıkça ortaya çıkarmak veya belirginleştirmek gerekir. Nitekim bu da bizi, bir bilgi yığınını, bir fikre dönüştüren .....]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>(*) Bir fikrin sınanması, o fikrin anlaşılmasıyla mümkün olur. Eğer amacımız bir fikri anlamak, kavramak ve zihne yaklaştırmak ise, incelenen fikri, benzeri fikirlerden ayırabilmek, açıkça ortaya çıkarmak veya belirginleştirmek gerekir. Nitekim bu da bizi, bir bilgi yığınını, bir fikre dönüştüren metodolojiyi tespit etmeye götürür. Bu çalışma, Said Nursi’nin “farklılık” iddiasıyla sunduğu (Nursi, 2009d:131) Risale-i Nur’ları ve içindeki fikriyatı anlama çabası içerisinde makale yazarının ilk adımları olarak değerlendirilebilir.</p>
<p>Sathi bir nazarla yapılacak Risale-i Nur incelemesinde dahi 20. ve 21.yüzyıl okurunun gözüne ilk çarpan husus, içeriğindeki sıklıkla yapılan kainat vurgusu olacaktır. Bu vurgu, eşya üzerindeki sanat, kudret, ilim ve kasıt analizlerini merkeze alması dolayısıyla, müellifin metodolojisi hakkında çok değerli ipuçları sunar. Bu küçük ipuçlarından hareketle, eğer amacımız Nursi’de cari olan metodu keşfetmekse, müellifin kainatı bir kitap, bir sergi olarak algılamasının tazammunları/içerimleri hakkında düşünmeye başlarız. Bu makalenin nihai hedefi, Nursi’nin kainata dair referanslarının başat sebebini “varoluşu anlamlandırmak” olduğu iddiasını kurmak ve tartışmaktır. Bu minval üzere, tebliğin araştırma sorusu, “varoluşu anlamlandırmada kainatı ve varoluştaki değişimi verili bir bilgi kaynağı olarak algılamanın ayrıştırıcı yönü nedir? Said Nursi, nasıl bir nazariyat ile kainatı incelemeye tabi tutmuştur?” olarak formülize edilmiştir.</p>
<p>Makaledeki temel tezimize göre, Said Nursi’yi metodik olarak farklılaştıran en mühim husus, eşyayı anlamlandırma ve “iman ilmi”(Yaratıcıya inancın temellerini irdeleyen ilim dalı) çerçevesinde “varoluşu” sorunsallaştırmasıdır. Yapılan incelememizde, Risale-i Nur’un metodolojisi üzerine yapılan araştırmaların ekserisinde, Nursi’yi ayrıştıran bu “sıklıkla yapılan kainat” vurgusu ve tebliğimizin iddia ettiği “varoluş sorunsallığı”nın, son üçyüzyılın popüler din-bilim problematiği içerisinde tartışıldığı gözlemlenmiştir. Makaledeki temel savunumuza göre, bu durum Nursi’nin metodik orjinalitesine çok güçlü bir perde çekmektedir.</p>
<p>Makalenin birinci bölümü, Nursi’deki sürekli kainat vurgusunun, son dönem Risale-i Nur araştırmalarında ne tür argümantasyonlarla din-bilim problematiği içinde savunulduğunu ve hangi kavramsal araçları kullandığını analiz etmektedir. Makalenin ikinci bölümü, Nursi’nin eserlerinde sadece din-bilim problematiğini değil, Kuran araştırmalarındaki birçok dualist problematiği, epistemik bir sıçrama ile aştığını iddia etmektedir. Üçüncü bölüm ise, bu epistemik sıçrayışın nasıl gerçekleştirildiğini ortaya koymaya, Nursi’nin yaklaşımını “varoluş sorunsallığı” kavramıyla açığa çıkartmaya, belirginleştirmeye çabalamaktadır.</p>
<p>Tebliğin temel argümanına göre, Nursi’deki kainat vurgunusu din-bilim problematiği içerisinde tartışmak, Nursi’nin eserlerinde cari olan epistemik sıçrayışın ıskalanmasından kaynaklanmaktadır. Makalenin ikinci bölümü, Makalenin üçüncü bölüm ise, tanımlanan epistemik sıçrayış kavramından ne kastedildiğini ve Nursi’nin yaklaşımını “varoluş sorunsallığı” kavramıyla tekrar ele almaya ve değerlendirmeye çabalamaktadır. (Metnin devamı için tıklayınız)</p>
<p>* Bu metin İİKV&#8217;nin organize ettiği &#8220;Din, Bilim ve Felsefe &#8211; Risale-i Nur Yaklaşımı (2015)&#8221; adlı sempozyumda sunulan tebliğdir.</p>
<p>** <a href="http://layetezelzel.com/wp-content/uploads/2015/05/Tebli%C4%9F-SON.pdf" target="_blank">Tebliğin tam metni için tıklayınız.</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://layetezelzel.com/varolus-sorunsalligi-bir-nursi-yaklasimi-modellestirme-cabasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
