<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Layetezelzel &#124; Düşünce Okulu &#187; LayetezelzelLayetezelzel | Düşünce Okulu | </title>
	<atom:link href="http://layetezelzel.com/category/tumu/layetezelzel/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://layetezelzel.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Tue, 19 Mar 2019 03:47:02 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr-TR</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.5.1</generator>
		<item>
		<title>Tevhid boşluk kabul etmez</title>
		<link>http://layetezelzel.com/tevhid-bosluk-kabul-etmez/</link>
		<comments>http://layetezelzel.com/tevhid-bosluk-kabul-etmez/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 12 Nov 2015 22:02:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ali İhsan Memmi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Esma]]></category>
		<category><![CDATA[Kavram]]></category>
		<category><![CDATA[Layetezelzel]]></category>
		<category><![CDATA[Prensipler]]></category>
		<category><![CDATA[mümaselet]]></category>
		<category><![CDATA[müsavat]]></category>
		<category><![CDATA[Rab]]></category>
		<category><![CDATA[şems]]></category>
		<category><![CDATA[yıldızlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://layetezelzel.com/?p=482</guid>
		<description><![CDATA[Terbiye, “bir şeyin safhalar hâlinde kemâle erdirilmesi”, Rab ise bir şey için bunu gerçekleştiren zat olmuş oluyor. Rab ismine müteveccih, &#8220;rububiyet&#8221; kavramı da bu zatın karşılık beklemeden bütün ihtiyaçları karşılama özelliğidir. Rab anlayışı aynı zamanda bir kısım Hristiyan inancında olduğu .....]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>Terbiye, “bir şeyin safhalar hâlinde kemâle erdirilmesi”, Rab ise bir şey için bunu gerçekleştiren zat olmuş oluyor. Rab ismine müteveccih, &#8220;rububiyet&#8221; kavramı da bu zatın karşılık beklemeden bütün ihtiyaçları karşılama özelliğidir.</p>
<p>Rab anlayışı aynı zamanda bir kısım Hristiyan inancında olduğu gibi “yaratılmışların, yaratıldıktan sonra başıboş bırakılması” argümanının karşısına konulan bir argüman olarak, bizim her anımızın yaratıcı tarafından tasarruf altında olmasını ifade eder.</p>
<p>Otuz İkinci Sözde bahsi geçen müddei&#8217;nin yolculuğu bu bağlamda manidardır: Bütün tabiatperest, esbabperest ve müşrik gibi umum envâ-ı ehl-i şirkin ve küfrün namına bir şahıs farz ediyoruz ki, o şahs-ı farazî, mevcudat-ı âlemden birşeye rab olmak istiyor. Bu şekilde şahs-ı farazî zerreden başlayarak yıldızlara kadar &#8220;Rablık&#8221; davasını sürdürüyor. Rablık dava ettiği her nesnenin ona verdiği cevaplarda dikkatimizi çeken iki yön var:</p>
<p>Birincisi &#8220;Git benden yukarıdakini zaptedebilirsen, sonra gel benim zaptıma çalış.&#8221;</p>
<p>İkincisi ise &#8220;Ben yalnız değilim. Benim emsallerim var.&#8221;</p>
<p>Bu iki cevap yaratılmışların farklı sınıflarda olsa dahi tasarruf cihetiyle müsavi olduğunu gösteriyor.Çünkü Rablık iddiasında olan biri, hem nesnenin emsallerine de hakim olması gerektiği gibi hem de nesne ile müsavi olmayacak farklı türden birşey olması gerekir. Yani, Rab kainatta gördüğümüz yaratılmışların dışında birşey yada kainatta gördüğümüz bu nesnelerin nevinden herhangi biri rab olamaz.</p>
<p>Eşyanın birbirine yaratılış cihetinde müsavi olmasının yanında Ehadiyet hakikatini de akıldan çıkarmamak gerekiyor. Yaratılan herşey başkasına rablık taslayamayacak kadar müsavi olduğu kadar bize yaratıcıyı tanıttırması yönüyle de farklı ve sanatlı.</p>
<p>Müdde&#8217;inin serüveninde ilginç bir nokta daha var ve bu bize şirk psikolojisi ile ilgili bir ipucu veriyor. Zerreden &#8220;Sen bana Rab olamazsın&#8221; cevabını alan Müddei, &#8220;Öyle ise sen kendi kendine mâlik ol&#8221; diyor. Bu ifade belki de Rab olma arzusunun temelinde ne yattığını bize söylüyor, Müddei&#8217;nin amacı Rab olmaktan ziyade Rububiyet dairesi içinde bir gedik açılması. Çünkü böyle bir kaçamak Allah&#8217;ın &#8220;Alemlerin Rabbi&#8221; olma sıfatını yerle bir edecek ve Fatiha Süresi&#8217;nin başında işaret edilen &#8220;Hamd, Alemlerin Rabbi olan Allah&#8217;a mahsustur.&#8221; önermesini delecek ve ortada &#8220;Alemlerin Rabbi&#8221; kalmayacağı gibi hamd mükellefiyeti de ortadan kalkacak.</p>
<p>Tevhid hakikatinde açılacak ufacık bir gedik bütün bir tevhid hakikatini yerle bir ediyor. 32. Sözde geçen ifade ile &#8220;bütün yıldızlara sözünü geçiremeyen, bir tek zerreye rububiyetini dinletemez.&#8221;</p>
<p>Şemme risalesinin genelinde karşılaştığımız Allah&#8217;ın isim ve sıfatlarının &#8220;Muhit&#8221; -kapsayıcı olması- bu ilem&#8217;de de karşımıza çıkıyor ve zerrelerden yıldızlara kadar Tevhid boşluk kabul etmez hakikatini hatırlatıyor.</p>
<p>*Not: Bu yazı TV111&#8242;de yayınlanan, Düşünce Okulu Programı&#8217;nın 49. bölümünde ele alınan Şemme Risalesi&#8217;nin 13.ilem&#8217;inin müzakeresi sonucunda ortaya çıkmıştır.</p>
<p>Kaynak: http://www.tv111.com.tr/programlar/dusunce-okulu/dusunce-okulu-49-bolum-tevhid-bosluk-kabul-etmez-1044.html</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://layetezelzel.com/tevhid-bosluk-kabul-etmez/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Oy vermenin vebali</title>
		<link>http://layetezelzel.com/oy-vermenin-vebali/</link>
		<comments>http://layetezelzel.com/oy-vermenin-vebali/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 05 Jun 2015 12:52:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Faruk Saim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[İçtimaî]]></category>
		<category><![CDATA[Kavram]]></category>
		<category><![CDATA[Layetezelzel]]></category>
		<category><![CDATA[Prensipler]]></category>
		<category><![CDATA[İslamcılık]]></category>
		<category><![CDATA[oy vermek]]></category>
		<category><![CDATA[said nursi]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[vebal]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://layetezelzel.com/?p=443</guid>
		<description><![CDATA[مَّن يَشْفَعْ شَفَاعَةً حَسَنَةً يَكُن لَّهُ نَصِيبٌ مِّنْهَا وَمَن يَشْفَعْ شَفَاعَةً سَيِّئَةً يَكُن لَّهُ كِفْلٌ مِّنْهَا وَكَانَ اللّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ مُّقِيتًا(1) Kim iyi bir işte aracılık ederse, ona onun sevabından bir pay vardır; kim de kötü bir şeyde aracılık .....]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p dir="rtl" style="text-align: right;" align="center">مَّن يَشْفَعْ شَفَاعَةً حَسَنَةً يَكُن لَّهُ نَصِيبٌ مِّنْهَا وَمَن يَشْفَعْ شَفَاعَةً سَيِّئَةً يَكُن لَّهُ كِفْلٌ مِّنْهَا وَكَانَ اللّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ مُّقِيتًا(1)</p>
<p>Kim iyi bir işte aracılık ederse, ona onun sevabından bir pay vardır; kim de kötü bir şeyde aracılık yaparsa, ona o kötülükten bir hisse vardır. Allah, her şeyin karşılığını verir. &#8220;Sebep olan yapan gibidir&#8221; tevili yerleşmiş hakim yorumla okunduğunda, kestirme olmakla birlikte kulun elinde olmayanı kula nispet ettiğinden kulun haddi olmayan sorumluluğu da yükler.</p>
<p>Öncelikle ameller niyetlere göredir. (2) Denebilir ki kulun amelindeki sorumluluğu niyetine nispetle vebal teşkil eder. Örneğin bir kul hayır niyetiyle bir duvar inşa etse, sonra bir başkası o duvardan düşüp şer&#8217;i bulsa duvarı yapan kulun sorumluluğu niyetiyle bilinir. Zira amelinin neticesini tam manasıyla ihata etmek kulun zamana mukayyet oluşundan dolayı namümkündür.</p>
<p>Bunun yanında kul aklıyla erişebileceği sonuçları ölçmekle mükelleftir. Ayetlerde tekrarla (وَبِاللَّيْلِ أَفَلَا تَعْقِلُونَ (3 denilmektedir. Demek ki insan amelinde aklının yettiği yere kadar sorumludur.</p>
<p>Kulun yaptığı tercihte reyini ehil olandan yana kullanmasını salık veren de yine İslamdır. (4) (Nisa, 58) Yukarıdaki esas ile birleştiğinde kulun tercihinde sorumluluğu aklını kullanması ve işi ehline vermesidir.</p>
<p>Siyasette ehil olanın belirlenmesi sanılandan karmaşıktır. Demokrasi de oy eşitliği genel oy yöntemi ile &#8220;kolektif bilinç&#8221;in doğru kararda buluşacağı öngörüsü üzerine temellenir. Zira temsili demokraside her bireyin tek tek doğru tercih yapması gerekmez. Bireylerin kişisel tercihlerinin toplamı ülkeyi kimin yöneteceğini doğru belirler. Siyasetin yapısal sorunlarından dolayı yapılan tercihin %100 doğru olması da düşünülemez. Tercihlerin menfi yönde sonuç vermemesi için demokratik kurumlarla genel oyla seçilen iktidarın seçmenler üzerinde hak gasbı yapması engellenmeye çalışılır.</p>
<p>&#8220;Onların işleri şura iledir.&#8221; (5) ayetindeki meşveret, demokrasi ile tam manasıyla uyuşmaz. Esasında genel ve eşit oy prensibiyle çatıştığı da söylenebilir. Ancak yine ilkesel olarak İslami kaynakların demokrasiyi yöntem olarak caiz bulduğu söylenebilir. Said Nursi&#8217;nin 2. Meşrutiyet ilanı ve akabindeki tavrı delil gösterilebilir.</p>
<p>En nihayetinde devleti kimin yöneteceğine dair elimizde demokrasi var. Ehl-i sünnet de reddetmemiş. Başa dönecek olursak bu yöntem her bir vatandaşın bir tercih yapmasını zorunlu kılıyor. Müslüman için yaptığı tercihin sorumluluğu oy kullanma durumunda da geçerlidir.</p>
<p>Ancak yukarıda da belirttiğim üzere yapılan tercihin sonuçlarından mesul olma durumu, ancak bu sonuçlara akıl ile ulaşılabiliyorsa (niyet okuma değil), geçerlidir. Devleti kimin yöneteceğine dair tercihte bulunmak, yönetenlerin zulmetleri halinde bu zulme ortak olmayı peşinen getirmez. Ancak aleni bir zulüm beyanı var ise akıl bunu ölçebilmelidir.</p>
<p>Devlet yapısı itibariyle vatandaşlarına zulmeder. Adaleti tam tesis edebilen devletin varlığından bahsetmek hayalciliktir. Olsa olsa Peygamberin (SAV) fiilen yönettiği yapı denebilir, o da sadece Peygamber&#8217;in (SAV) şahsına, İsmet sıfatından dolayı, özeldir. O dönemde de zulmeden valilerin varlığını, görevden alınmaları vs. biliyoruz.</p>
<p>Bugün devletin geldiği form müspet menfi birçok özelliği barındırıyor. Devleti yönetmesi için seçtiğimiz insanlar &#8220;insan&#8221; oldukları için tüm zulümleri öngöremezler. Sorumlulukları niyet ve akıllarına göre olmakla birlikte devletin yapısından kaynaklanan zulümleri tam engelleyemezler. Bu noktada seçmen olduğu için kula vebal oluşması adalete aykırıdır.</p>
<p>[EKLEME]*</p>
<p>Burada devleti vatandaşın ihtiyaçlarını gören kurumsal yapı olarak betimledik. Zira devlete İslami misyonlar biçmek, fikrimce İslamcı hastalığıdır. Devlet olsa olsa gölge etmez. Yolunu açar. Bu halde İslami hedefler Müslümanlarca gerçekleştirilebilir. Ancak İslamcı zihin, konformistliğinden ve siyaseti araç bildiğinden devletten kendi ajandasını dayatmak için faydalanmak ister. (Burası ayrı bir yazının konusu.)</p>
<p>Sonuç olarak seçmen olmak durumunda olan Müslüman verdiği oy sebebiyle niyet okumalarla şekillendirilmiş sonuçlardan mesul değildir. Aklıyla görebildiği adetullah emarelerini okuması ve ehil olanda karar kılması, kendisini olası veballerden vareste kılar.</p>
<p>Oy tercihlerine kutsi kaynak arayan zihinlerin takvimi &#8220;patates dini&#8221;nde kalmıştır. Kutsi kaynakla oy verilecek olsa Kırtas Hadisesi&#8217;nde (6) Hz. Ömer&#8217;in tavrını ehli sünnet reddetmeliydi. Bildiğimiz en kutsi kaynak Peygamber&#8217;dir (SAV).</p>
<p>Siyaset topuzuyla Hizmet-i İslamiye yapılmaz. Elinde topuz, İslam diye bağıran, mazlumu İslamdan korkutur. İslamcı siyasetinin cezbesinden çıkmak Nur&#8217;a sarılmakla mümkündür. Nursi&#8217;den öğrendiğimiz usül, reyini vermek hatta belki beyan etmekle birlikte mesafeyi korumaktır. Topuza methiye dizmemektir.</p>
<p>Oy vermek ne farz ne vaciptir. Devleti kimin yöneteceğini seçmeye dair bir tercihi ahiretle irtibatlandırmak siyaset topuzuna kutsiyet atfetmektir vesselam.</p>
<p>*<em> Meşveret yapılması sünnet, uymak farzdır. Meşveret -var ise- tercihteki vebali kendisine uyan mümin üzerinden kaldırır. Zira yanlışsa da bir sevabı vardır.</em></p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;<br />
<a href="http://www.kuranmeali.org/4/nisa_suresi/85.ayet/kurani_kerim_mealleri.aspx" target="_blank">1. http://www.kuranmeali.org/4/nisa_suresi/85.ayet/kurani_kerim_mealleri.aspx</a><br />
2. (Buhârî, Bedü’l-Vahy, 1; Müslim, İmare, 155; Ebu Davud, Talak, 11)<br />
3. Akletmez misiniz?<br />
<a href="http://www.kuranmeali.org/4/nisa_suresi/58.ayet/kurani_kerim_mealleri.aspx" target="_blank">4. http://www.kuranmeali.org/4/nisa_suresi/58.ayet/kurani_kerim_mealleri.aspx</a><br />
<a href="http://www.kuranmeali.org/42/sura_suresi/38.ayet/kurani_kerim_mealleri.aspx" target="_blank">5. http://www.kuranmeali.org/42/sura_suresi/38.ayet/kurani_kerim_mealleri.aspx</a><br />
<a href="http://www.hikmet.net/soru/1491/kirtas-hadisesini-aciklar-misiniz" target="_blank">6. http://www.hikmet.net/soru/1491/kirtas-hadisesini-aciklar-misiniz</a></p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://layetezelzel.com/oy-vermenin-vebali/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Varoluş Sorunsallığı: Bir Nursi Yaklaşımı Modelleştirme Çabası</title>
		<link>http://layetezelzel.com/varolus-sorunsalligi-bir-nursi-yaklasimi-modellestirme-cabasi/</link>
		<comments>http://layetezelzel.com/varolus-sorunsalligi-bir-nursi-yaklasimi-modellestirme-cabasi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 17 May 2015 20:30:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yunus Emre Orhan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bediüzzaman]]></category>
		<category><![CDATA[Kavram]]></category>
		<category><![CDATA[Layetezelzel]]></category>
		<category><![CDATA[Prensipler]]></category>
		<category><![CDATA[risale-i nur]]></category>
		<category><![CDATA[said nursi]]></category>
		<category><![CDATA[varoluş]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://layetezelzel.com/?p=408</guid>
		<description><![CDATA[(*) Bir fikrin sınanması, o fikrin anlaşılmasıyla mümkün olur. Eğer amacımız bir fikri anlamak, kavramak ve zihne yaklaştırmak ise, incelenen fikri, benzeri fikirlerden ayırabilmek, açıkça ortaya çıkarmak veya belirginleştirmek gerekir. Nitekim bu da bizi, bir bilgi yığınını, bir fikre dönüştüren .....]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>(*) Bir fikrin sınanması, o fikrin anlaşılmasıyla mümkün olur. Eğer amacımız bir fikri anlamak, kavramak ve zihne yaklaştırmak ise, incelenen fikri, benzeri fikirlerden ayırabilmek, açıkça ortaya çıkarmak veya belirginleştirmek gerekir. Nitekim bu da bizi, bir bilgi yığınını, bir fikre dönüştüren metodolojiyi tespit etmeye götürür. Bu çalışma, Said Nursi’nin “farklılık” iddiasıyla sunduğu (Nursi, 2009d:131) Risale-i Nur’ları ve içindeki fikriyatı anlama çabası içerisinde makale yazarının ilk adımları olarak değerlendirilebilir.</p>
<p>Sathi bir nazarla yapılacak Risale-i Nur incelemesinde dahi 20. ve 21.yüzyıl okurunun gözüne ilk çarpan husus, içeriğindeki sıklıkla yapılan kainat vurgusu olacaktır. Bu vurgu, eşya üzerindeki sanat, kudret, ilim ve kasıt analizlerini merkeze alması dolayısıyla, müellifin metodolojisi hakkında çok değerli ipuçları sunar. Bu küçük ipuçlarından hareketle, eğer amacımız Nursi’de cari olan metodu keşfetmekse, müellifin kainatı bir kitap, bir sergi olarak algılamasının tazammunları/içerimleri hakkında düşünmeye başlarız. Bu makalenin nihai hedefi, Nursi’nin kainata dair referanslarının başat sebebini “varoluşu anlamlandırmak” olduğu iddiasını kurmak ve tartışmaktır. Bu minval üzere, tebliğin araştırma sorusu, “varoluşu anlamlandırmada kainatı ve varoluştaki değişimi verili bir bilgi kaynağı olarak algılamanın ayrıştırıcı yönü nedir? Said Nursi, nasıl bir nazariyat ile kainatı incelemeye tabi tutmuştur?” olarak formülize edilmiştir.</p>
<p>Makaledeki temel tezimize göre, Said Nursi’yi metodik olarak farklılaştıran en mühim husus, eşyayı anlamlandırma ve “iman ilmi”(Yaratıcıya inancın temellerini irdeleyen ilim dalı) çerçevesinde “varoluşu” sorunsallaştırmasıdır. Yapılan incelememizde, Risale-i Nur’un metodolojisi üzerine yapılan araştırmaların ekserisinde, Nursi’yi ayrıştıran bu “sıklıkla yapılan kainat” vurgusu ve tebliğimizin iddia ettiği “varoluş sorunsallığı”nın, son üçyüzyılın popüler din-bilim problematiği içerisinde tartışıldığı gözlemlenmiştir. Makaledeki temel savunumuza göre, bu durum Nursi’nin metodik orjinalitesine çok güçlü bir perde çekmektedir.</p>
<p>Makalenin birinci bölümü, Nursi’deki sürekli kainat vurgusunun, son dönem Risale-i Nur araştırmalarında ne tür argümantasyonlarla din-bilim problematiği içinde savunulduğunu ve hangi kavramsal araçları kullandığını analiz etmektedir. Makalenin ikinci bölümü, Nursi’nin eserlerinde sadece din-bilim problematiğini değil, Kuran araştırmalarındaki birçok dualist problematiği, epistemik bir sıçrama ile aştığını iddia etmektedir. Üçüncü bölüm ise, bu epistemik sıçrayışın nasıl gerçekleştirildiğini ortaya koymaya, Nursi’nin yaklaşımını “varoluş sorunsallığı” kavramıyla açığa çıkartmaya, belirginleştirmeye çabalamaktadır.</p>
<p>Tebliğin temel argümanına göre, Nursi’deki kainat vurgunusu din-bilim problematiği içerisinde tartışmak, Nursi’nin eserlerinde cari olan epistemik sıçrayışın ıskalanmasından kaynaklanmaktadır. Makalenin ikinci bölümü, Makalenin üçüncü bölüm ise, tanımlanan epistemik sıçrayış kavramından ne kastedildiğini ve Nursi’nin yaklaşımını “varoluş sorunsallığı” kavramıyla tekrar ele almaya ve değerlendirmeye çabalamaktadır. (Metnin devamı için tıklayınız)</p>
<p>* Bu metin İİKV&#8217;nin organize ettiği &#8220;Din, Bilim ve Felsefe &#8211; Risale-i Nur Yaklaşımı (2015)&#8221; adlı sempozyumda sunulan tebliğdir.</p>
<p>** <a href="http://layetezelzel.com/wp-content/uploads/2015/05/Tebli%C4%9F-SON.pdf" target="_blank">Tebliğin tam metni için tıklayınız.</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://layetezelzel.com/varolus-sorunsalligi-bir-nursi-yaklasimi-modellestirme-cabasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8220;New age&#8221; hizmet grupları</title>
		<link>http://layetezelzel.com/new-age-hizmet-gruplari/</link>
		<comments>http://layetezelzel.com/new-age-hizmet-gruplari/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 12 May 2015 14:38:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Şener Boztaş</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kavram]]></category>
		<category><![CDATA[Lahikalar]]></category>
		<category><![CDATA[Layetezelzel]]></category>
		<category><![CDATA[Prensipler]]></category>
		<category><![CDATA[hizmet grupları]]></category>
		<category><![CDATA[nurculuk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://layetezelzel.com/?p=398</guid>
		<description><![CDATA[Bu defa, bir önceki yazıda kısaca değindiğim “New Age Hizmet Grupları” üzerine bir kaç kelam edeceğim. Risale-i Nur Talebeliğinin önce Nurculuk adıyla, daha sonra ise bölünerek başka isimlerle “cemaat”leşmesi, Bediüzzaman’ın vefatından sonra gerçekleşti. Bediüzzaman’ın hizmetinde bulunan talebeleri özellikle Zübeyir Gündüzalp’in .....]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>Bu defa, bir önceki yazıda kısaca değindiğim “New Age Hizmet Grupları” üzerine bir kaç kelam edeceğim.</p>
<p>Risale-i Nur Talebeliğinin önce Nurculuk adıyla, daha sonra ise bölünerek başka isimlerle “cemaat”leşmesi, Bediüzzaman’ın vefatından sonra gerçekleşti. Bediüzzaman’ın hizmetinde bulunan talebeleri özellikle Zübeyir Gündüzalp’in öncülüğünde bu süreci ihdas ettiler.</p>
<p>Bu süreç zarfında bir yandan Risale-i Nur Külliyatı’nın neşri için çalışılırken, öte yandan Kur’an hakikatlerini geniş toplum kesimlerine ulaştıracak yayıncılık faaliyetlerine girişildi.</p>
<p>Mihrab, Sözler, Yeni Asya Yayınları; Tasvir, Hür Adam, Zülfikar, Yeni Asya gazeteleri bu girişimin ürünlerinden bazıları. Yine bu amaç doğrultusunda dergiler yayınlandı, vakıflar kuruldu.</p>
<p>Bu zaman zarfında, sebeplerini burada tartışmayacağımız çatışmalar yaşandı. Bu çatışmalar sırasında karizmatik liderlerin etrafında kümelenen cemaat mensupları, yeni müesseseler kurarak, Nur dairesi içinde ve fakat başka bir cemaat olarak yollarına devam ettiler.<strong>[1]</strong><a title="" href="#_ftn1"><br />
</a></p>
<p>Tam burada bir tespitimi paylaşmak isterim. Şöyle ki: yukarıda bahsettiğim bölünmelerin sonuncusu 1990 yılında Yeni Asya-Yeni Nesil hadisesiyle gerçekleşti. O tarihten bu yana Nur Talebeleri arasında çatışmalar devam etti, kopuşlar yaşandı, yeni müesseseler kuruldu ama hiç biri gerçek anlamda bir bölünme olmadı. Bu durumu açıklayacak pek çok nedenden biri karizmatik liderlerin tükenmesi ise, diğeri de özgürlük bilincinin gelişmesidir.</p>
<p>Zamanın ruhu, her alanda olduğu gibi Nurculuk içinde de geleneksel olanı—en azından—sarsmaya başladı kaçınılmaz olarak.</p>
<p>Risale-i Nur ile muhatap olan nisbeten eğitimli ve genç yeni kuşaklar, cemaatin merkezi otoritesinin propaganda ettiği resmi görüşü dış ortamlarda çek etme imkânına sahip oldular. Özellikle iletişim imkânlarının gelişmesi, farklı bilgi ve yorumlara kolayca ulaşılabilir olması zihinlerde yeni pencereler açtı. Bu durumun beslediği farklı yorum ve itirazlar sözünü ettiğimiz kitleyi ait olduğu cemaatin çeperine doğru itti. İçeride mutlu ve mutmain olamayan ama Risale-i Nur’dan da kopmak istemeyen fertler, kendilerine dışarıda başka bir dünya kurma yoluna gittiler. Aynı ideali paylaşan, ortak vizyona sahip, birbirinin dilinden anlayan Nur Talebeleri küçük gruplar halinde ders halkaları oluşturmaya başladılar. Fakat bunu yaparken yeni bir cemaat kurmadılar.</p>
<p>Peki ne yaptılar?</p>
<p>Vicahen bir araya gelebilecekleri bir dershanenin<strong>[2] </strong>yanında asıl hizmet mecrası olarak interneti kullanmaya başladılar. Bloglar, haber ve video siteleri, sosyal medya mecraları ile internet muazzam bir hizmet alanı haline geldi.</p>
<p>Bu hizmet grupları akademik yoğunluklu çalışmalar yapanlardan tutun da gayet popüler bir dil kullananına kadar geniş bir yelpaze oluşturuyor.</p>
<p>Başlarken hiç hesapta olmayan bu uzun girişten sonra asıl konuya dönüp,  son yıllarda sayıları artan ve hızla büyüyen hizmet grupları hakkında bir kaç hususu paylaşmak istiyorum.</p>
<p>Ben bunlara &#8220;New Age Hizmet Grupları&#8221; diyorum. Gençlere hitap ediyorlar. Sosyal medya hesapları yüzbinlerce kişi tarafından takip ediliyor. Paylaşımları binlerce beğeni ve paylaşım alıyor. Yaptıkları seminerlerde salonlar dolup taşıyor.</p>
<p>Bu grupların geleneksel Nur cemaatleriyle görünen bir irtibatları yok. Kurucuları geleneksel cemaatlerde yetişmiş olsa da yeni bir dil, üslup ve yöntem kullanıyorlar.</p>
<p>Şu sıralar bu &#8220;New Age hizmet grupları&#8221; geleneksel Nurcular tarafından şiddetle eleştiriliyorlar. Dil, üslup ve yöntemleri &#8220;Nurcuca&#8221; bulunmuyor.</p>
<p>Eleştirildikleri bir başka husus ise &#8220;cemaatsiz&#8221; oluşları. Oysa yukarıda da ifade ettiğimiz gibi, bu gruplar cemaat kalıplarına sığmadıkları için dışardalar.</p>
<p>&#8220;New Age hizmet grupları&#8221;nı eleştiren Nur cemaatleri, öncelikle o genç kitlelere neden ulaşamadıklarını sorgulamalılar.</p>
<p>Sonra da ihlas ve uhuvvet düsturları çerçevesinde onlarda yanlış bulduklarını müsbet bir dille ifade etmeliler.</p>
<p>Aşağılayıcı, şeytanlaştırıcı, ötekileştirici bir dil ve üslubun faydası olmayacağı gibi genç kitleyle aralarındaki mesafeyi iyice açacaktır.</p>
<p>Bu kardeşlerimizin de kardeşlik hukuku içinde yapılan eleştirileri dikkate almalı faydalarına olacaktır.</p>
<p>Özellikle sosyal medyanın ve geniş kitlelerin teveccühünün ayartıcılığı karşısında teyakkuzda olmak gerekir.</p>
<p>Söylem ve eylemlerinin bir müminin vakarına ve şeametine uygun olmasına dikkat edilmelidir.</p>
<p>Vesselam.</p>
<div>
<p>&nbsp;</p>
<hr align="left" size="1" width="33%" />
<div>
<p>[1] Bu cemaatlerin cemiyete dönüşmesi başka bir tartışmanın konusu.</p>
</div>
<div>
<p>[2] Nurculuk literatüründe hem öğrencilerin kaldığı hem de topluca Risale-i Nur okunan evlere verilen ad.</p>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://layetezelzel.com/new-age-hizmet-gruplari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>RNK 102: Risale-i Nur’un dünya görüşünü anlamaya giriş</title>
		<link>http://layetezelzel.com/rnk-102-risale-nurun-dunya-gorusunu-anlamaya-giris/</link>
		<comments>http://layetezelzel.com/rnk-102-risale-nurun-dunya-gorusunu-anlamaya-giris/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 02 May 2015 17:32:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yunus Emre Orhan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kavram]]></category>
		<category><![CDATA[Layetezelzel]]></category>
		<category><![CDATA[Prensipler]]></category>
		<category><![CDATA[Risale-i Nur]]></category>
		<category><![CDATA[dünya görüşü]]></category>
		<category><![CDATA[risale-i nur]]></category>
		<category><![CDATA[said nursi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.layetezelzel.com/?p=270</guid>
		<description><![CDATA[&#160; Bir fikre, bir görüşe hakiki teslimiyet, inanış ya da reddediş, ancak ve ancak o fikrin tahkikî bir analizi, eski tabirle mihenge vurulması neticesinde gerçekleşebilir. Fikrin tahkikî analizi ise, incelenen düşünce sisteminde, malumatı marifete inkilab ettiren metodolojinin/usûlün tespit edilmesi ile .....]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>Bir fikre, bir görüşe hakiki teslimiyet, inanış ya da reddediş, ancak ve ancak o fikrin tahkikî bir analizi, eski tabirle mihenge vurulması neticesinde gerçekleşebilir. Fikrin tahkikî analizi ise, incelenen düşünce sisteminde, malumatı marifete inkilab ettiren metodolojinin/usûlün tespit edilmesi ile mümkün olur. Fakat, hiçbir zaman bir düşünce sistemi salt bir usûl veya metodoloji olarak kalmaz. Metodik farklılaşma gerçekleştiği nispette, eş zamanlı olarak, diğer düşünce sistemlerinden farklılaşan bir dünya görüşü de sunar. Düşünce sistemlerinde dünya görüşü, çeşitli kavram ve tasavvurlar tarafından ince ince dokunur. Bu dokuma işleminin sınırları ve çerçevesi, düşünce sistemine hâkim olan epistemolojik otorite tarafından belirlenir. Dünya görüşünü gözlemleyebileceğimiz en önemli doneler ise, o fikriyat içerisinde epistemolojik otorite tarafından konumlandırılan ve tanımlanan Yaratıcı-insan-alem ilişkisidir.</p>
<p>Risale-i Nurlarimandır, içinde bir fikriyat barındırır; ve bir usûldür – ki bu benim terkibimde RNK 101 dersine tekabül eder. “<em>RNK 101: Risale-i Nur’un Usulünü Anlamaya Giriş</em>”. Fakat, aynı zamanda bir dünya görüşüdür de. Ve bu dünya görüşünün anlaşılması, eserlerin anlaşılmasına ziyadesiyle katkıda bulunacaktır kanaatindeyim. Mamafih, bu türlü derinlemesine çalışmalarda, henüz başlangıç seviyesinde olduğumuzu her şeyden önce bir kabul edelim. Giriş mahiyetinde değerlendirilebilecek bu yazı, bir derdin, bir sancının, bir arayışın dışavurumundan öte bir şey değildir.</p>
<p>Önce epistemik otoriteden başlayalım. Risale-i Nur’un dünya görüşünün sınırlarını ve çerçevesini belirleyen epistemolojik otorite, kanaatimce,<em>mana-yı ismî </em>ve <em>mana-yı harfî </em>kavram çiftinin otoritesidir. Nursi’nin Yaratıcı-insan-âlem ilişkileri hususundaki tasavvurları, bu epistemik otoritenin sınırları içinde inşa edilir. Fakat müellifinin söyleminden de çıkarsanacağı üzere, Risale-i Nur’un dünya görüşü, müstakil bir dünya görüşü değildir. Bilakis o, Kur’andan istifade ederek, Yaratıcı, âlem ve insan ilişkileri hususundaki anladığı ve belirttiği tasvirler üzerine inşa edilir. Başka bir deyişle Risale-i Nur’lar, Kur’an’ın sunduğu görüş manzumesinin hizmetinde olan eserlerdir.</p>
<p>Arayışımıza devam edersek, Risale-i Nur’daki dünya görüşü incelemesi, Nursi’deki kainat algısının incelikli bir şekilde anlaşılması ihtiyacını ortaya koyar. Uzun süreler üzerinde tefekkür ettiğim ve hala devam eden tefekkürlerimi zorlayan “kitab-ı kebir-i kainat” kavramsallaştırması, bu ihtiyacın karşılanması için mühim ipuçları barındırır. Bu kavramsal terkipteki kozmik algının ve insanın ilişkiler ağındaki konumlandırılışının tespiti, Nursi’nin dünya görüşünü anlama yolunda büyük ehemmiyet arz ediyor kanaatindeyim.</p>
<p>Peki bu terkip içerisindeki kozmik algı ve insanın konumlandırılışı, ne tür analiz araçlarıyla ortaya çıkartılabilir? Yoğunlaşmamız gereken diğer kavramlar nelerdir?</p>
<p>Risale-i Nur’un sunduğu ve işlediği dünya görüşünün, yani kainat alemi ve insan alemi ilişkisinin en önemli unsurlarına temas etmek için, bu unsurları birbirine bağlayan bağlantıları netleştirilmesi lazım. Bu minval üzere, Nursi’nin dünya görüşünü dile getiren bir bütün ortaya koyabilmek için, bu konudaki analizlerimizi iki temel eksen üzerine oturtmamızın faydalı olabileceğini düşünüyorum. Birinci eksende, Risale-i Nur’da zaman, mekan, hareket, tahavvülat, iktiran, fiil ve tesir konularını ele almak; bu kavramlar ışığında nitelikli bir tevhid, vahdet, vahidiyet, vahdaniyet ve ehadiyet okuması gerçekleştirmek.  İkinci eksende ise, Risale-i Nur’da tasdik edici makama oturtulan <em>ene/ben(lik) </em>ile tefekkür aleti <em>akıl </em>ile <em>masnuat </em>arasındaki ilişkinin karakterini tahlil etmek. Birinci eksen bizi kainat alemi ve Yaratıcı ilişkisindeki muammaların analizine, ikinci eksen ise insan muammasının analizine değerli doneler sağlayacak. Tabiidir ki, bu iki eksen üzerinde araştırmalarımızı götürürken, yine Risale-i Nur’un bu ilişkilerdeki girift yönleri analiz etmek için geliştirdiği kavramlar üzerine yoğunlaşmak gerekecektir (ör:cüz-küll, cüzî-küllî, nazar-niyet gibi.)</p>
<p>Beklenen sonuç nedir? Araştırmadaki gaye nedir?</p>
<p>Öncelikle bu araştırmalar, Risale-i Nur’daki Allah, kainat âlemi ve insan âlemi arasındaki ilişkinin yönünü ve mahiyetini açığa çıkacaktır. Bu mahiyetin belirginleşmesi, Nursi’nin düşünsel olarak içinde yaşadığı âlem tasavvuru ve boyutları hakkında yeni yaklaşımlar tespit etmemize vesile olacaktır. Bu tespitler ise, bu tasavvur içinde inşa edilmekte olan şeyin (yani külliyatın hedefi/metodu v.b.)ne idüğünü anlaşılır kılacaktır.</p>
<p>Diyorum ki, tüm dikkatlerimizi ve mesaimizi, yukarıda belirtilen iki ana ekseni ve diğer tartışmaları da içinde barındıran <em>mana-yı ismi</em> ve <em>mana-yı harfi</em> teorilerini anlamaya harcayalım. İşe en baştan, daha dikkatli, daha sabırlı bir şekilde başlayalım. Adım adım, tembellik yapmadan, ihlasla, taleple dua edelim. Eminim ki bu iki kapsamlı teori üzerine kapsamlı yapılacak her çalışma,tüm boyutları ve dinamikleriyle hala bilgi üretimine zemin sağlayan Risale-i Nur’u “hâlâ anlaşılamamış” olandan, “henüz anlaşılmaya başlanan” bir eser statüsüne çıkartmaya vesile olacaktır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://layetezelzel.com/rnk-102-risale-nurun-dunya-gorusunu-anlamaya-giris/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Herkese lazım</title>
		<link>http://layetezelzel.com/herkese-lazim/</link>
		<comments>http://layetezelzel.com/herkese-lazim/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 27 Apr 2015 06:21:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kasım İkbal</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslam Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Kavram]]></category>
		<category><![CDATA[Layetezelzel]]></category>
		<category><![CDATA[gündelik dil]]></category>
		<category><![CDATA[peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[risale-i nur]]></category>
		<category><![CDATA[said nursi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.layetezelzel.com/?p=267</guid>
		<description><![CDATA[Kendi halinde sosyal medyada vakit geçiriyorken uzun yıllardır ibadetlerini aksatmadığını bildiğim, dini hassasiyeti bulunan bir arkadaşım sosyal medyada şu mesajı paylaşmıştı: “Hayallerimiz hedeflerimizken, hedeflerimiz hayallerimiz oldu.” Kendince bir manifestoydu hayata dair ama zihnin karmaşıklığını fazlasıyla ifade eden bir durumdu. Bu .....]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>Kendi halinde sosyal medyada vakit geçiriyorken uzun yıllardır ibadetlerini aksatmadığını bildiğim, dini hassasiyeti bulunan bir arkadaşım sosyal medyada şu mesajı paylaşmıştı: “Hayallerimiz hedeflerimizken, hedeflerimiz hayallerimiz oldu.” Kendince bir manifestoydu hayata dair ama zihnin karmaşıklığını fazlasıyla ifade eden bir durumdu. Bu burada bir dursun.</p>
<p>Peygamber Efendimiz (sav) vefat ettiğinde dadısı Ümmü Eymen ağlar. Sahabeler neden ağladığını sorduklarında ise şu cevabı verir: “Ben onun vefatına ağlamıyorum. Onun vefatıyla birlikte vahyin kesilmiş olmasına ağlıyorum.” Artık Peygamberimiz yoktu. Halbuki sahabe, aklına takılan her soruyu hiç çekinmeden gidip cevabını alıyordu. İhtilafa düştüklerinde yeni bir vahiy geliyor ve tam ittifak sağlanıyordu. Lakin bundan sonra böyle bir şey olmayacaktır. Ki Efendimizin, sağlığındayken ümmetini çıkacak olan ihtilaflara ve fitnelere karşı sıkı sıkı uyarmasının sebebi de bu olsa gerektir.</p>
<p>İslam Tarihi serüvenine baktığımızda Hz. Osman’ın katledilmesine kadar her şey normal yolunda seyretmiş olup kırk kadar sahabenin Hz. Osman’ın evini basıp öldürmesi suretiyle sahabeler arasında bir ihtilaf çıkmıştı. Çünkü kısasa kısas hükmünde Hz. Osman’ı öldüren kişi de öldürülmeliydi. Ancak kırk kişiden kimse bu olayı üstlenmiyordu. Hz. Ali burada Şeyheyn zamanındaki gibi adalet-i mahza’yı esas kabul etmeyi tercih etmiştir. Öldüren belli değilse kimse kimsenin suçunu yüklenemez diyordu Hz. Ali. Hz. Zübeyir, Hz. Talha ve Hz. Aişe ise dönemin artık Şeyheyn zamanı gibi olmadığını ve bu nedenle yeni cinayetlere davetiye çıkarmaması için evi basan kırk kişinin de katlini talep etmişlerdi. Biz meseleye burada nokta koyalım.</p>
<p>Bugüne geldiğimizde ise “birinin hatasıyla başkası mes’ul olamaz” gibi Kurani bir ölçü ortadayken, Efendimiz(sav) zamanındaki savaşlarda da sadece harp meydanındaki insanların öldürüldüğü ve şehirdekilere, kadınlara, çocuklara dokunulmadığı ortadayken tüm bu değerleri yok saymak suretiyle İslam adına İslami kaidelerden uzak davranışlar sergilenebiliyor. İslami kaidelerden uzak bu hareketlerle Müslümanlar, birbirlerini katledebiliyor. Bunu yaparken de masum, kadın, çoluk çocuk dinlemiyor. İşte burada da karşılaştığımız problem, mimsiz medeniyetin bize dayatmış olduğu öğretiler oluyor. Zihin dünyamızın karmaşıklığının sebebi de bu oluyor.</p>
<p>Buradan nereye geleceğim. Yazının girişinde zikrettiğim arkadaş, Türkiye merkezli ve dünyanın birçok yerinde bağlantısı olan bir cemaate mensup. Hedefleri neydi bilmiyorum ama hedeflerinin hayal olmasının sebebinin devlet düzenine karışmak suretiyle devlet erkanı ile girdiği mücadeleden almış olduğu zarar olduğunu biliyorum. Lakin mesele bununla sınırlı değil. Ülkemiz içerisinde Nurcu, Süleymancı, İsmail Ağacı, İskenderpaşacı vb diye sıra sıra yazabildiğimiz cemaat ve tarikat mensupları, “yalnız benim mesleğim hak” sarhoşluğu içerisinde birbirlerinin aleyhine çok rahat konuşabilirken, siyaset ve saltanattan çok daha mühim vazifelere layıklarken siyaset girdabında kendilerini harcayabiliyorlar. Bu mesele bununla da sınırlı kalmayıp İslam dünyasında mezhep çatışmalarına dönüyor. Suudi Arabistan, Yemen’i vururken, Suudi Arabistanlı askerler Yemen halkının tamamını göz kırpmadan vururken İslam dünyası bu durumda ortak bir tavır alamayıp, Şii-Sünni kavgasında olayları tartışmaya devam ediyor.</p>
<p>Artık İslam alemi silkinip kendine gelmelidir. “Bu zamanın en büyük farz vazifesi İttihad-ı İslam” inancıyla fert bazında kendimize gelmemiz ve ortak bir dilde buluşmamız gerekmektedir. “Suriyeliler hırsız, dilenci. Memleketine geri gitsin” diyene kadar “Hırsız Suriyeli de vardır. Hırsız olmayan Suriyeli de vardır. Hırsızlık yapan cezalandırılmalı. Suçu olmayan masuma dokunulmamalı” diyebilecek iradeyi ortaya koyabilmemiz gerekmektedir. Hasılı kelam, Müslümanlar olarak Hz. Ali duruşunu yakalamaya, adalet ve ittihad üzerinden yeni bir dil inşa etmeye çok ihtiyacımız var. Aksi takdirde hacdan dönen hacılarımızdan, “İranlılar Şii ya. Namazları da bir değişik. Bir de o zenciler var. Bana mısın demeden ezip geçiyorlar insanları. Sözde Müslüman olacaklar.” gibi lafları daha çok duyarız. Halbuki bizim bu laflardan çok adalet temelinde kardeşlik, birlik ve beraberlik sözlerine daha çok ihtiyacımız var. Vesselam.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://layetezelzel.com/herkese-lazim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Görünmeyen ayet</title>
		<link>http://layetezelzel.com/gorunmeyen-ayet/</link>
		<comments>http://layetezelzel.com/gorunmeyen-ayet/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 19 Apr 2015 08:01:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ali İhsan Memmi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Layetezelzel]]></category>
		<category><![CDATA[Mucizat-ı Kur'an]]></category>
		<category><![CDATA[Prensipler]]></category>
		<category><![CDATA[featured]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.layetezelzel.com/?p=256</guid>
		<description><![CDATA[Zaman, saatin yürüyüşü. Farkındalık genişletiyor anımı. Beni yolcu yapan yol değil, zaman. Yürüyüşüm zamanda Ve ben şimdi, az evvelin ahiretindeyim. Bilmek isterim akıbetimi, Bilmek isterim beni ben yapan hakikati. Elime aldığım kainat İstedim ki açılsın tüm sayfalar, tüm zamanlar&#8230; Elle .....]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>Zaman, saatin yürüyüşü.</p>
<p>Farkındalık genişletiyor anımı.</p>
<p>Beni yolcu yapan yol değil, zaman.</p>
<p>Yürüyüşüm zamanda</p>
<p>Ve ben şimdi, az evvelin ahiretindeyim.</p>
<p>Bilmek isterim akıbetimi,</p>
<p>Bilmek isterim beni ben yapan hakikati.</p>
<p>Elime aldığım kainat</p>
<p>İstedim ki açılsın tüm sayfalar, tüm zamanlar&#8230;</p>
<p>Elle tutacaktım, kavrayıp ana düşürecektim kaydını.</p>
<p>Fakat tereddüt eliyle tutmaya çalışırken,</p>
<p>Kayırdı hakikati tenkit parmaklarım.</p>
<p>Tutunamadım düştüm yıldızların arasından.</p>
<p>Bir yılıdızım olmalıydı bana yol gösterecek,</p>
<p>Ama karanlıktı.</p>
<p>Belki bir ayetim olsaydı, o bana anlatırdı diğer ayetleri</p>
<p>Aydınlatırdı diğer alemleri&#8230;</p>
<p>Kainat denklemini onun parantezine alıp çözebileceğim bir ayetim olmalıydı.</p>
<p>Aslında elimin altında bir sürü ayet vardı ama hiçbiri inmemişti benim alemime.</p>
<p>Okumuştum ama altında kalmıştım sebebi nüzülün, zamanın, mekanın, şahsın&#8230;</p>
<p>Manalar zihnimin korkuluklarında kalmıştı.</p>
<p>Oysa bir ayet yaşanmalıydı, bir ayet anımı doldurmalıydı.</p>
<p>Zira biliyordum bir ayete binip zerreden yıldıza yolculuk edenleri,</p>
<p>Bir ayetin rehberliğinde haşrin sokaklarında gezenleri..</p>
<p>&#8220;Oku&#8221; bir emirdi.</p>
<p>Ama ben “Oku” emrini yanlış okumuştum.</p>
<p>Meğersem okumak için önce ümmi olmak lazımmış.</p>
<p>Alfabeler duvarlarmış gözlerimin ördüğü.</p>
<p>Nedir peygamberin okuduğu o karanlık mağarada?</p>
<p>Nerededir gözle görünmeyen harfler?</p>
<p>Hakikat bu ki okumak gözle olmazmış.</p>
<p>Karanlık terkettirdi bana alemleri ve teşhis etti “ben”i.</p>
<p>Ve bildim ki</p>
<p>Ben bir ayetim. Alemlere parantezim.</p>
<p>Ve bildim, dağların altına girmekten çekindiğini.</p>
<p>Madem ben gizli hazinelere anahtardım.</p>
<p>Ve madem hazinesiz anahtarın manası, anahtarsız hazinenin kıymeti yok.</p>
<p>Öyleyse “Bismillah”, hazineye bir fatiha</p>
<p>Zira ben “Fatiha”daki bismillahım</p>
<p>Ve “Bismillah” daki fatihayım.</p>
<p>Okunmayı bekliyorum&#8230;.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://layetezelzel.com/gorunmeyen-ayet/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kavramlar 2 – Malumat ve marifet</title>
		<link>http://layetezelzel.com/kavramlar-2-malumat-ve-marifet/</link>
		<comments>http://layetezelzel.com/kavramlar-2-malumat-ve-marifet/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 17 Apr 2015 09:00:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yunus Emre Orhan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kavram]]></category>
		<category><![CDATA[Layetezelzel]]></category>
		<category><![CDATA[Prensipler]]></category>
		<category><![CDATA[malumat]]></category>
		<category><![CDATA[marifet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.layetezelzel.com/?p=252</guid>
		<description><![CDATA[Kadim malumat ve marifet kavramlarımızın ikisi de, günümüz kurbağa Türkçe’sinde “bilgi” kavramında karşılık bulur; ya da karşılık bulamaz diyelim. Bu iki kavramın arasındaki farklılığın tespit edilmesi, ilm-i imana dair gayret edenlere, yolun ve yolculuğun mahiyeti hakkında mühim ipuçları sunuyor kanaatindeyim. .....]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>Kadim malumat ve marifet kavramlarımızın ikisi de, günümüz kurbağa Türkçe’sinde “bilgi” kavramında karşılık bulur; ya da karşılık bulamaz diyelim. Bu iki kavramın arasındaki farklılığın tespit edilmesi, ilm-i imana dair gayret edenlere, yolun ve yolculuğun mahiyeti hakkında mühim ipuçları sunuyor kanaatindeyim. Hatta, Risale-i Nur’ları derinlemesine tetkik amacıyla yazılarımızı yayınladığımız bu sitede, bu yazının var oluş amacını, sonu gelmeden şimdi söyleyeyim: “Risaleler bir malumat kitabı değildir!”</p>
<p>Malumat (<em>information</em>), en basit ifadesiyle birinden ya da birşeyden öğrenilen, eşyanın niteliğine, niceliğine, ilişkilerine dair, gözlem yoluyla edinilen tümel düşünce ürünlerine işaret eder. (Biz bu gün, “bilgi” dediğimizde tam da bunu kastederiz aslında) Marifet (<em>knowledge)</em> ise, doğruluğu tasdik edilmiş malumat, ya da tahkik edilmiş inanç demektir. İleri tarifler için bakalım diyanet ansiklopedisinde marifet için ne demişler? Tanımdan seçtiğim bazı pasajlar:</p>
<ul>
<li>“ma‘rifet (irfân) kelimesi ilimle eş anlamlı gibi kullanılmakla birlikte aralarında bazı farklar vardır&#8230;.İlim <strong>tümel</strong> ve genel nitelikteki bilgileri, mârifet <strong>tikel</strong>, özel ve ayrıntılı bilgileri ifade eder. İlmin karşıtı cehil, mârifetin karşıtı inkârdır&#8230;”</li>
<li>“Mârifetin mukaddimesinin ilim<strong>, ilimsiz mârifetin muhal</strong>, <strong>mârifetsiz ilmin vebal</strong> olduğuna inanan sûfîler mârifetin ledünnî bir ilim sayıldığı görüşündedir.”</li>
<li>“herkesin <strong>mârifeti aynı seviyede</strong> olmadığından mârifetin çeşitli derecelerinden bahsedilmiştir.”</li>
<li>“Cüneyd-i Bağdâdî sadece <strong>Kur’an ve Sünnet çerçevesindeki mârifetin</strong> geçerli olduğunu vurgulamıştır(Ansiklopedideki detaylı inceleme için: <a href="http://www.tdvia.org/">http://www.tdvia.org/</a>)</li>
</ul>
<p>&nbsp;</p>
<p>**</p>
<p>İnsanlık, modern bilimle beraber şöyle bir mantık yürüttü: “Din dediğimiz şey, hakkında malumat sahibi olmadığımız alanı doldurduğumuz şeyin adıdır. Dolayısıyla, malumatımız arttığı nisbette, dine olan ihtiyacımız da azalacaktır!” Yürütülen mantık, bir açıdan doğru aslında. “Malumat” şeklinde servis edilen dine karşı alınacak en akılcı tutum, bu olsa gerek diyorum.</p>
<p>Başladılar, malumat avcılığına&#8230; Net hatırlamıyorum ama, insanlığın 1950 yılından bu güne ürettiği ve sistematikleştirdiği malumat, nicel açıdan, 1950 öncesi insanlığın ürettiği malumatın 200 bin katı mı neydi. Fakat, beklenen sonuç hala gelmedi? Artık daha çok malumata sahibiz; mamafih, “boşluğu dolduran din” dediğimiz şeyin doldurduğu boşluk küçüleceğine, bilakis daha da artarak derinleşti, genişledi.</p>
<p>**</p>
<p>Önce bazı kelime gruplarını kategorize etmek istiyorum.</p>
<ul>
<li>Alim – İlim – Muallim – Malumat – Talim</li>
<li>Arif – İrfan – Muarrif – Marifet – Tarif</li>
</ul>
<p>Eşyaya dair malumata sahip olana Alim, malumatı aktarma işine Talim, talim edene ise Muallim denir. Eşyaya dair malumat sahibi olma sıfatına ise ilim denir.</p>
<p>Marifet sahibi olana Arif, marifeti aktarma işine Tarif, tarif edene ise Muarrif denir. Eşyaya dair marifet sahibi olma sıfatına ise irfan denir.</p>
<p>Bizler, Allah katından değil, insan katından meselelere bakmamız hasebiyle, böyle bir ayrıma ihtiyaç duyduğumuzu düşünüyorum. Burada malumat, tümel/evrensel olanı temsil ediyor: “elma ağacı” gibi. Bu, herkesin gözlemleyebileceği ve kişiye göre değişmeyen bir data üzerine bina edilir. Marifet ise, tikel olanı, “senin doğrun”u temsil ediyor: “tabiatın ağacı”, “Allah’ın ağacı”, “Allah’ın kitabı olan ağaç”, “Esmanın aynası olan ağaç”, “Yaratıcının tekellümü olan ağaç” gibi.</p>
<p><em> “</em><em>Kur’ân gibi bir üstad-ı ezeliyem varken (<strong>ben bunu muarrifim varken diye okuyorum</strong>), dalâletâlûd felsefenin ve evhamâlûd aklın şâkirdleri olan o kartallara hakikat ve mârifet yolunda sinek kanadı kadar da kıymet vermeye mecbur değilim. Ben onlardan ne kadar aşağı isem, onların üstadı dahi, benim üstadımdan bin defa daha aşağıdır. Üstadımın himmetiyle, onları gark eden madde ayağımı da ıslatamadı.”(SÖZLER)</em></p>
<p>Buradaki “hakikat ve marifet” yolu vurgusuna dikkat edelim. Said Nursi’nin eleştirisi, onların (felsefenin) eşyaya dair malumata dair sahip olduklarına değil&#8230; Eğer konu tahkik edilmiş bir malumat ise, yani marifet ise, muarrif Kur’an’ın marifet eğitim metoduna dahil olmak, onların marifet adına dedikleri ile kıyas dahi götürmez. Ve yine çok önemli bir vurgu ki, Nursi’yi madde bataklığında boğdurmayan Kur’an’dan edindiği malumat değil, marifettir diye okuyorum ben burayı. Yukarıda Bağdadi’den alıntıladığım “Kuran ve Sünnet çerçevesindeki marifet” tanımından da ben bunu anlıyorum.</p>
<p>**</p>
<p>Şimdi, burada birçok soru sorulabilir: “Said Nursi, neden “üç külli muallim” demiyor da “muarrif” diyor? Ben bu yaptığım tanımlar üzerinden, marifeti, <em>justified belief, </em>veya tasdik edilmiş tikel bilinen olarak ele alıyorum. Bu marifet, akli yol ile de elde edilebilir, hissi yol ile de, kalp ile de. Ama, önce Üstadın dünyasında bir yolculuk yapalım.</p>
<p>Üstadın kavramsal dünyasında, Kuran’dan aldığı derse göre insanın vazifesi tekemmül ve terakki etmektir. Bu kainat insan içindir, fakat insan da salt malumat için değil, marifet için yaratılmıştır. İnsan ilim ile manen tekemmül eder, marifet ile terakki eder.</p>
<p>Birinci mesele, bu hayatta her şey ilme bağlıdır. Başka deyişle, malumatı içermeyen bir marifet tanımı yapılamaz. Çünkü “insan datasız düşünemez”. Kainatın şahitliği altında iman eğitimi derken de sürekli buna vurgu yapıyoruz aslında Risale-i Nur okurken. Misal, 1.Söz’de, inek-deve-koyunun süt çeşmesi malumatı üzerine marifet inşa edilir. Yukarıdaki ansiklopedik bilgideki “ilimsiz marifetin muhal” oluşu da buraya bakar.</p>
<p>İkinci mesele, kavramların hiyerarşik pozisyonu hakkında. Hakiki ilmin esası ve madeni ve ruhu marifetullahtır. Risalelerde, kainattaki hilkatın en yüce neticesi iman-ı billah iken, insaniyetin en büyük makamını marifetullah içindeki iman-ı billah olarak tanımlıyor. Marifetullah, gayetül gayattır; ulaşılmak istenen hedeftir. Marifetullahın en temel kaidesi ise iman-ı billahtır. Başka deyişle, bu gayelerin gayesi marifetullaha, ancak iman-ı billah ile ulaşılır. Yani, manevi terakkiyat, ancak manevi kemalat üzerine bina edilebilir. Üstadın kavramsal dünyasında, aklın insana verilmiş olması, manen marifetullahın emredildiğinin emaresidir olarak okunuyor. Yani, “gayetül gayat marifetullahtır” ifadesiyle kastettiğimiz, zihnin gayetül gayatı marifetullahtır manasındadır.</p>
<p>Üçüncü mesele, ikinci meseleye gelebilecek muhtemel eleştirinin cevabı hakkında. <strong>Sual</strong>: “İyi de kardeşim, Üstad başka yerde de diyor ki: “<em>Bütün ilimlerin ve marifetlerin ve kemalat-ı insaniyenin en büyüğü imandır&#8230;”. </em>Bu tanıma göre, iman-ı billah marifetin üstündedir, sen ise onu marifetullaha ulaşmaya basamak mesabesine oturttun?” <strong>Cevap</strong>:Buradaki üstadın ifadesindeki <em>marifet, </em>tasavvufi bir ıstılaha bakar. Tasavvufi ıstılahtaki marifet kavramı, Risale-i Nur’un değerlendirmesine göre, salt zevk ve keşfe dayanan marifettir. Sual kısmında alıntılanan cümlenin hemen devamında şöyle denir: “i<em>mandır ve iman-ı tahkikiden gelen tafsilli ve bürhanlı marifet-i kudsiyedir.” </em>Yani, aslolan, yine marifettir, fakat, salt zevk ve keşf ile takip edilen yoldaki marifet değil. Bu konuya az sonra bir daha değineceğim.</p>
<p>Dördüncü mesele, bu marifeti kazanma adına, Risale-i Nur’ların gördüğü fonksiyon üzeredir. Risalelerde şu dil çok hakim “zerrat adedince marifetullaha pencere açan risale..bir marifet yolunu daha bulan risale&#8230;marifetullaha geniş ve her yerde yol açan risale&#8230;her şeyde pencere-i marifet açan risale&#8230;Kur’andaki marifet-i kudsiyenin geniş caddesinin tefsiri olan risale&#8230;” Yani, belki de “usul” vurgumuzu tam da bu noktaya oturtmak gerekiyor. Risale-i Nur, eşyaya dair malumatın, marifet-i ilahiyeye nasıl dönüştürüleceğine yol gösterir, o yolu bize tarif eder.</p>
<p>Beşinci ve uzun mesele, bu marifetin yolunu tefsir etme yolunda, daha önceki marifet yolu göstericelerinden ne hususta ayrıştığı hakkındadır. Üstad, meşaiyyun hükemasını ve ilm-i kelam ulemasını,  marifetullaha veya marifet-i imaniyeye yalnız akıl ile yol açanlar olarak ele alır. Ehl-i hakikat ve ehl-i tasavvuf ise, marifet-i imaniyeye keşf ve zevk ve tasavvur ile yol açanlar olarak ele alır. (İlm-i kelam ve meşaiyyun hükemasını dahi, marifet kavramı etrafında değerlendirmesi bile, bize çok önemli ipuçları verir. Zira günümüzde marifet, neredeyse tamamen tasavvufa ait bir ıstılah olarak okunur) Fakat, der ki Üstad, Kuran ve Kuran’daki marifet-i kudsiye ve veraset-i nübüvvetteki cadde, bütün marifetlerin en yükseğidir. İşte Risale-i Nur, bu külli marifet caddesini tefsir etmektedir. Bunu der ama, ara ara, bazı yerlere uyarıcı ifadeler koymaktan da çekinmez. Zira, Risale-i Nur’un bu en yüksek marifete olan hizmeti, “marifet” kavramı ile tanımlandığında yanlış genellemelere sebep olabilirdi. Mesela en meşhuru şu pasajda: “<em>Sözler tasavvur değil, tasdiktir. Teslim değil, imandır. Marifet değil, şehadettir, şuhuddur. Taklit değil, tahkiktir. İltizam değil, iz’andır. Tasavvuf değil, hakikattir. Dâvâ değil, dâvâ içinde bürhandır.”</em>  Ben bunu, marifet kavramının tasavvufi bir ıstılah olarak kabul görülmesine bağlıyorum. En nihayetinde, en geniş kabul gören tanıma göre tasavvufun gaye-i maksadı marifettir. Başka yerde de, şu vurgu yine aynı hassasiyeti gösteriyor: “<em>Risale-i Nur, sair ilimler ve kitaplar gibi okunmamalı. Çünkü, ondaki îman-ı tahkîkî ilimleri, başka ilimlere ve marifetlere benzemez. Akıldan başka çok letaif-i insaniyenin de kuvvet ve nurlarıdır.”</em> Şöyle bir kıyas var Üstadda: “<em>bir zerre kuvvet-i imaniyenin ziyadeleşmesi, bir batman marifet ve kemalattan daha kıymetlidir&#8230;.herşeyden evvel imanımızı taklitten tahkike çevirip kuvvetlendirmeliyiz</em>” Burada yine, tasavvufun tasavvurdan ibaret marifetine dair bir gönderme sezinliyorum. Başka bir yerde de, Hakiki tevhid, Risale-i Nur’da tanımı yalnız tasavvurdan ibaret bir marifet (ki bu da tasavvuftaki ıstılaha bir gönderme olarak okunabilir) değildir. Ya? Hakiki tevhid, “bürhanın neticesi olan ve ilim denilen tasdiktir” diye tanımlanıyor. Fakat, zinciri tekrar kurarsak, iki-üç paragraf yukarı da alıntılamıştım ki, bu tasdikin neticesi ise marifet-i kudsiyedir. Bu metinlerden anlaşılacağı üzere, sıkıntı, marifet kavramının ağızlara sakız olmasında, dar anlamlara hapsedilmesinde. Bu tür sapmış genellemelere mahal vermemek üzere konulmuş uyarıcılar okuyorum ben bu iki pasajı. Aksi takdirde, marifeti merkeze alan diğer örneklendirdiğim yerlerin izahı içinden çıkılmaz bir hal alıyor. Risale-i Nur’un ortaya koyduğu tecdidin ayrışması için, bence bu nevi ifadelere ihtiyaç vardı; ve hala var. Fakat, gel gelelim başka bir yerde de <em>“Risale-i Nur, İmân hakikatlerinin izahı olduğu için, hem ilim, hem Mârifetullah, hem huzur, hem ibâdettir.”</em>demekten hiç çekinmiyor. Hatta, altıncı meselede ele alacağım konularda, marifet kavramının merkeziliğini ortaya koymak için çok büyük ehemmiyet arz ediyor.</p>
<p>Altıncı mesele, üstadın marifet kavramına yüklediği diğer anlamlar hakkında. Başat bir örnek olarak, iman ve hakikat ilmi, Cenab-ı Hakk’ın marifeti olmaksızın kazanılamaz Nursi’ye göre. Cenab-ı Hakkın sıfat ve esmasına dair marifeti insana sağlayan şey ise <em>ene</em>dir; Kişi binler fünunu da bilse, yani milyonlarca malumatı da bilse, <em>ene</em>yi Kur’anın sunduğu marifete göre kullanmaz ise cehalet içindedir. Duyguları, fikriyatı, ona kainattaki nurlu marifetleri sunsa bile, onu tasdik edecek ve idame edecek bir madde bulmadığı için söner.</p>
<p>**</p>
<p>“Risale-i Nur’lar malumat kitabı değildir!” demiştim en başta. Yani, diyorum ki Risalelerin salt yeni malumat öğrenme niyetiyle okunması, muhatabına marifet katmaz. Risale-i Nur’un merkeze aldığı başat konulardan bir tanesi, belki de en mühimi, hangi malumat olursan olsun, o malumat üzerinden marifete bir pencere açmaktır. Yani her bir risale, tümel malumat üzerinden, tikel marifetlere taşıma amacını içinde barındırır.</p>
<ul>
<li><em>“Evet, Onun <strong>marifeti</strong> olmazsa, ulûm evhama tahavvül eder. Hikmetler illet ve belâlara tebeddül eder&#8230;Akıl ikab olur&#8230; </em>(mesnevi-i nuriye)”</li>
<li><em>“Risale-i Nur, hükema ve ulemanın mesleğinde gitmeyip, Kur’ân’ın bir i’câz-ı mânevîsiyle, herşeyde bir pencere-i<strong>marifet</strong> açmış, bir senelik işi bir saatte görür gibi Kur’ân’a mahsus bir sırrı anlamıştır ki, bu dehşetli zamanda hadsiz ehl-i inadın hücumlarına karşı mağlûp olmayıp galebe etmiş&#8230;(mesnevi-i nuriye)”</em></li>
</ul>
<p>Diyorum ki, ben, Risale-i Nur’u anlama yolculuğunda merkeze bu “marifet” kavramını da dahil edelim. Kainatın kendisi muarriftir. Kuran-ı Kerim, muarriftir. Peygamber (a.s.m) muarriftir; muallim değil. Ve ben, bu tefekkürümde anladım ki, Said Nursi’de bir muarriftir, marifet eğitimcisidir.</p>
<p>Kainat ile olan ilişkimizde, Kuran-ı Kerim ile olan ilişkimizde, Peygamber (a.s.m.) ile olan ilişkimizde yeni bir bilgi öğrenme değil, bilinenden bilinmeyene, şehadet aleminden gayb alemine yolculuğun usulü üzere ilişki kurmayı öğretme niyetindedir Risaleler. Said Nursi’de bize yeni malumat sunmaz derken kastettiğimiz de budur.</p>
<p>Ve hakikaten Risale-i Nur’daki bu muarrif misyon anlaşılmaması, bence bu eserlerin derinlemesine anlaşılması yolculuğunda perde vazifesi görebiliyor. Risale-i Nur bir usul kitabıdır; fakat malumatın nasıl elde edileceğine dair değil, marifetin nasıl elde edileceğine dair bir usul kitabıdır. Ama bu usul neyin nesidir? Risaleler bunu nasıl yapıyor? İstanbul Düşünce Okulu olarak ortaya koyduğumuz dua tam da buraya bakıyor işte&#8230; Risale-i Nur’daki cari olan usulü anlama gayretine devam vesselam&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://layetezelzel.com/kavramlar-2-malumat-ve-marifet/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gini katsayısı ve zekat</title>
		<link>http://layetezelzel.com/gini-katsayisi-ve-zekat/</link>
		<comments>http://layetezelzel.com/gini-katsayisi-ve-zekat/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 06 Apr 2015 18:19:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kasım İkbal</dc:creator>
				<category><![CDATA[İçtimaî]]></category>
		<category><![CDATA[Kavram]]></category>
		<category><![CDATA[Layetezelzel]]></category>
		<category><![CDATA[Prensipler]]></category>
		<category><![CDATA[gini katsayısı]]></category>
		<category><![CDATA[zekat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.layetezelzel.com/?p=247</guid>
		<description><![CDATA[TÜİK her yıl gelir ve yaşam koşulları araştırmasının sonuçlarını yayınlar. Ülkemizdeki gelir dağılımını göstermesi açısından söz konusu rakamlar bize önemli bilgiler vermektedir. Bu araştırmalarda benim en çok önemsediğim alt başlık ise Gini katsayısıdır. Gini katsayısı, gelir dağılımındaki eşitsizliği ölçmede en .....]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>TÜİK her yıl gelir ve yaşam koşulları araştırmasının sonuçlarını yayınlar. Ülkemizdeki gelir dağılımını göstermesi açısından söz konusu rakamlar bize önemli bilgiler vermektedir. Bu araştırmalarda benim en çok önemsediğim alt başlık ise Gini katsayısıdır.</p>
<p>Gini katsayısı, gelir dağılımındaki eşitsizliği ölçmede en çok kullanılan katsayıdır. Gini katsayısı, 0 ile 1 aralığında bir değer alır. 0 mutlak eşitlik, 1 ise mutlak eşitsizliktir. Eğer gelir dağılımında eşitsizlik artarsa değer 1’e yaklaşır, tersi durumda ise 0’a yaklaşır.</p>
<p>İslamiyeti temel referans olarak aldığımızda gelirin eşit dağılımı büyük önem arz etmektedir. Ki zekat ibadetinin en büyük işlevi de sosyal hayatın bu yönüne vurgudur. Bununla ilgili olarak Said Nursi’nin Eski Said Dönemi Eserleri’nden Rumuz’da yer alan bölüm, tezimize delil olarak gösterilebilir:</p>
<ul>
<li>“Şu alemin ihtilali nedir?</li>
<li>Sa’yin sermaye ile mücadelesidir.</li>
<li>Acaba ikisini barıştırmak çaresi yok mudur?</li>
<li>Evet, vücub-i zekat ve hurmet-i riba, karz-ı hasen şerait-i sulhiyedir. Şu riba taşını altından çeksek, şu zalim medeniyet kasrı çökecektir.”</li>
</ul>
<p>Tabi bu konuda çeşitli fikir akımlarının farklı görüşleri elbette mevcuttur. Mesela liberaller, tam serbest piyasa ekonomisinde fakir kalan insanın fakir kalma olayını kendisiyle alakalı görmektedir. Onlara göre fakirler, çalışsaydı zengin olabilirdi. Yada sosyalistlere göre ise devleti kutsallaştırıp devlete çalışıp devlet eliyle bu dağıtımın adil olarak gerçekleşmesi beklenmektedir. Yada son dönemde sosyal liberalist görüşler ortaya atılmaktadır. Bu tartışmaları bir başka yazıya bırakarak Türkiye’nin son gini katsayısı rakamlarına dönmek istiyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<table width="700">
<tbody>
<tr>
<td rowspan="2" width="192"></td>
<td colspan="8" width="500"><strong>Gini katsayısı-</strong>Gini coefficient</td>
</tr>
<tr>
<td width="69"><strong>2006</strong></td>
<td width="69"><strong>2007</strong></td>
<td width="69"><strong>2008</strong></td>
<td width="69"><strong>2009</strong></td>
<td width="69"><strong>2010</strong></td>
<td width="69"><strong>2011</strong></td>
<td width="69"><strong>2012</strong></td>
<td width="69"><strong>2013</strong></td>
</tr>
<tr>
<td width="192">Türkiye</td>
<td width="69">0,428</td>
<td width="69">0,406</td>
<td width="69">0,405</td>
<td width="69">0,415</td>
<td width="69">0,402</td>
<td width="69">0,404</td>
<td width="69">0,402</td>
<td width="69">0,400</td>
</tr>
<tr>
<td width="192">Kent</td>
<td width="69">0,415</td>
<td width="69">0,394</td>
<td width="69">0,395</td>
<td width="69">0,405</td>
<td width="69">0,389</td>
<td width="69">0,394</td>
<td width="69">0,391</td>
<td width="69">0,392</td>
</tr>
<tr>
<td width="192">Kır</td>
<td width="69">0,406</td>
<td width="69">0,375</td>
<td width="69">0,378</td>
<td width="69">0,380</td>
<td width="69">0,379</td>
<td width="69">0,385</td>
<td width="69">0,377</td>
<td width="69">0,365</td>
</tr>
<tr>
<td width="192"></td>
<td width="69"><strong> </strong></td>
<td width="69"><strong> </strong></td>
<td width="69"></td>
<td width="69"></td>
<td width="69"></td>
<td width="69"></td>
<td width="69"></td>
<td width="69"></td>
</tr>
<tr>
<td width="192"><strong>TR1 İstanbul</strong></td>
<td width="69">0,375</td>
<td width="69">0,346</td>
<td width="69">0,362</td>
<td width="69">0,363</td>
<td width="69">0,373</td>
<td width="69">0,371</td>
<td width="69">0,384</td>
<td width="69">0,392</td>
</tr>
<tr>
<td width="192"><strong>TR2 Batı Marmara</strong></td>
<td width="69">0,350</td>
<td width="69">0,321</td>
<td width="69">0,331</td>
<td width="69">0,361</td>
<td width="69">0,360</td>
<td width="69">0,365</td>
<td width="69">0,356</td>
<td width="69">0,337</td>
</tr>
<tr>
<td width="192"><strong>TR3 Ege</strong></td>
<td width="69">0,426</td>
<td width="69">0,376</td>
<td width="69">0,387</td>
<td width="69">0,381</td>
<td width="69">0,387</td>
<td width="69">0,397</td>
<td width="69">0,382</td>
<td width="69">0,370</td>
</tr>
<tr>
<td width="192"><strong>TR4 Doğu Marmara</strong></td>
<td width="69">0,392</td>
<td width="69">0,393</td>
<td width="69">0,335</td>
<td width="69">0,368</td>
<td width="69">0,341</td>
<td width="69">0,326</td>
<td width="69">0,344</td>
<td width="69">0,322</td>
</tr>
<tr>
<td width="192"><strong>TR5 Batı Anadolu</strong></td>
<td width="69">0,413</td>
<td width="69">0,379</td>
<td width="69">0,402</td>
<td width="69">0,408</td>
<td width="69">0,367</td>
<td width="69">0,374</td>
<td width="69">0,369</td>
<td width="69">0,396</td>
</tr>
<tr>
<td width="192"><strong>TR6 Akdeniz</strong></td>
<td width="69">0,421</td>
<td width="69">0,418</td>
<td width="69">0,387</td>
<td width="69">0,403</td>
<td width="69">0,397</td>
<td width="69">0,404</td>
<td width="69">0,407</td>
<td width="69">0,399</td>
</tr>
<tr>
<td width="192"><strong>TR7 Orta Anadolu</strong></td>
<td width="69">0,342</td>
<td width="69">0,328</td>
<td width="69">0,339</td>
<td width="69">0,395</td>
<td width="69">0,362</td>
<td width="69">0,366</td>
<td width="69">0,360</td>
<td width="69">0,342</td>
</tr>
<tr>
<td width="192"><strong>TR8 Batı Karadeniz</strong></td>
<td width="69">0,372</td>
<td width="69">0,360</td>
<td width="69">0,366</td>
<td width="69">0,382</td>
<td width="69">0,348</td>
<td width="69">0,335</td>
<td width="69">0,338</td>
<td width="69">0,331</td>
</tr>
<tr>
<td width="192"><strong>TR9 Doğu Karadeniz</strong></td>
<td width="69">0,378</td>
<td width="69">0,346</td>
<td width="69">0,365</td>
<td width="69">0,359</td>
<td width="69">0,327</td>
<td width="69">0,327</td>
<td width="69">0,309</td>
<td width="69">0,315</td>
</tr>
<tr>
<td width="192"><strong>TRA Kuzeydoğu Anadolu</strong></td>
<td width="69">0,381</td>
<td width="69">0,405</td>
<td width="69">0,436</td>
<td width="69">0,407</td>
<td width="69">0,404</td>
<td width="69">0,390</td>
<td width="69">0,393</td>
<td width="69">0,398</td>
</tr>
<tr>
<td width="192"><strong>TRB Ortadoğu Anadolu</strong></td>
<td width="69">0,404</td>
<td width="69">0,397</td>
<td width="69">0,405</td>
<td width="69">0,415</td>
<td width="69">0,417</td>
<td width="69">0,427</td>
<td width="69">0,386</td>
<td width="69">0,373</td>
</tr>
<tr>
<td width="192"><strong>TRC Güneydoğu Anadolu</strong></td>
<td width="69">0,396</td>
<td width="69">0,366</td>
<td width="69">0,395</td>
<td width="69">0,411</td>
<td width="69">0,404</td>
<td width="69">0,396</td>
<td width="69">0,375</td>
<td width="69">0,380</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Türkiye’nin Gini katsayısında son 8 yıldır olağanüstü dalgalanmaların olmadığını görüyoruz. Ancak Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD) verilerine baktığımızda rakamlarımızın yukarıda olduğunu gözlemleyebiliyoruz. OECD gini katsayısı ortalamalası 0,32 olup ülkeler bazındaki dağılımı da aşağıdaki gibidir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<table width="536">
<tbody>
<tr>
<td width="199">Ülkeler</td>
<td width="161">Gini Katsayısı</td>
<td width="204">Ülkeler</td>
<td width="151">Gini Katsayısı</td>
</tr>
<tr>
<td width="199">ABD</td>
<td width="161">0.380</td>
<td width="204">İrlanda</td>
<td width="151">0.331</td>
</tr>
<tr>
<td width="199">Almanya</td>
<td width="161">0.286</td>
<td width="204">İtalya</td>
<td width="151">0.319</td>
</tr>
<tr>
<td width="199">Avustralya</td>
<td width="161">0.334</td>
<td width="204">Japonya</td>
<td width="151">0.336</td>
</tr>
<tr>
<td width="199">Avusturya</td>
<td width="161">0.267</td>
<td width="204">Kanada</td>
<td width="151">0.320</td>
</tr>
<tr>
<td width="199">Belçika</td>
<td width="161">0.262</td>
<td width="204">Kore</td>
<td width="151">0.311</td>
</tr>
<tr>
<td width="199">Çek Cumhuriyeti</td>
<td width="161">0.256</td>
<td width="204">Meksika</td>
<td width="151">0.466</td>
</tr>
<tr>
<td width="199">Danimarka</td>
<td width="161">0.252</td>
<td width="204">Macaristan</td>
<td width="151">0.272</td>
</tr>
<tr>
<td width="199">Finlandiya</td>
<td width="161">0.260</td>
<td width="204">Norveç</td>
<td width="151">0.249</td>
</tr>
<tr>
<td width="199">Fransa</td>
<td width="161">0.303</td>
<td width="204">Portekiz</td>
<td width="151">0.344</td>
</tr>
<tr>
<td width="199">Hollanda</td>
<td width="161">0.288</td>
<td width="204">OECD Ortalaması</td>
<td width="151">0.316</td>
</tr>
<tr>
<td width="199">İngiltere</td>
<td width="161">0.341</td>
<td width="204">Şili</td>
<td width="151">0.501</td>
</tr>
<tr>
<td width="199">İspanya</td>
<td width="161">0.338</td>
<td width="204">Türkiye</td>
<td width="151">0.411</td>
</tr>
<tr>
<td width="199">İsrail</td>
<td width="161">0.376</td>
<td width="204">Yeni Zelanda</td>
<td width="151">0.317</td>
</tr>
<tr>
<td width="199">İsveç</td>
<td width="161">0.269</td>
<td width="204">Yunanistan</td>
<td>0,337</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Rakamlara baktığımızda Türkiye’nin gelir adaletsizliğinde 3. Sırada olduğunu gözlemliyoruz. Türkiye ile birlikte gelir adaletsizliğinin en yüksek olduğu ülkeler, Şili, Meksika, Türkiye, ABD ve İsrail. Son dönemde Avrupa’da yaşanan krizden oldukça etkilenen İspanya, Yunanistan gibi ülkelerin gelir dağılımında bizden daha adil olduklarını söyleyebiliriz. İskandinav ülkelerinin ise gelir dağılımında en adil ülkelerin başında geldiğini söyleyebiliriz.</p>
<p>Bu tablolara bakınca elbetteki çok umutlu bir tablo ortaya çıkmıyor. Ancak Kalkınma Bakanlığı “Gelir Dağılımı Adaleti ve Yoksullukla Mücadelede 2014 yılı hedefleri” başlığı altında değinilen konular bize ümit aşılıyor:</p>
<ul>
<li>Gelir dağılımının iyileştirilmesi</li>
<li>Yoksulluğun azaltılması</li>
<li>Yoksulluk ve sosyal dışlanma riski altında bulunan kesimlerin fırsatlara erişimlerinin kolaylaştırılması yoluyla ekonomik ve sosyal hayata katılımlarının artması ve yaşam kalitelerinin yükseltilmesi…</li>
</ul>
<p>Tüm bu veriler eşliğinde Müslüman bir ülke olarak gelir dağılımındaki orantısızlığımızı 0 noktasına yaklaştırmak için Müslümanca bir duruş sergilememiz kaçınılmazdır. Aksi takdirde toplumu bir arada tutan manevi değerlerimiz her geçen gün artarak değerini kaybedecektir. Toplumda doğacak olan çatışma, tamiri zor belki de imkansız olayları netice verecektir. Bununla alakalı olarak Said Nursi, Mektubat eserinin 22. Mektub kısmında şu satırlara yer vermektedir:</p>
<p>“Çünki beşerde, havas ve avam iki tabaka var. Havastan avama merhamet ve ihsan ve avamdan havassa karşı hürmet ve itaatı temin edecek, zekattır. Yoksa yukarıdan avamın başına zulüm ve tahakküm iner, avamdan zenginlere karşı kin ve isyan çıkar. İki tabaka-i beşer daimî bir mücadele-i maneviyede, bir keşmekeş-i ihtilafta bulunur. Gele gele tâ Rusya&#8217;da olduğu gibi, sa&#8217;y ve sermaye mücadelesi suretinde boğuşmaya başlar.”</p>
<p>Bu satırlar çerçevesinden baktığımızda İslam ülkelerinde yaşanan problemin temelinde de bu konu olduğunu gözlemleyebiliyoruz. Arap baharı bu nedenle başlamıştı. Suudi Arabistan’da olası Arap Baharı söylentileri, memurlara yapılan %100’den fazla yapılan zam oranıyla engellenmiştir. Öyleyse İttihad-ı İslam’a da kapı açacak bu mesele hakkında biraz olsun mümince bir duruşa sahip olmamız duasıyla&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://layetezelzel.com/gini-katsayisi-ve-zekat/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Helak edilen kavmin şükrü</title>
		<link>http://layetezelzel.com/helak-edilen-kavmin-sukru/</link>
		<comments>http://layetezelzel.com/helak-edilen-kavmin-sukru/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 02 Apr 2015 11:10:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Faruk Saim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Layetezelzel]]></category>
		<category><![CDATA[Ubudiyet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.layetezelzel.com/?p=240</guid>
		<description><![CDATA[Lut kavminden bir masum sitem etmiş midir? Helak edilen o kavim içinde bir tane bile olsa dünya pisliğinde kalıp debelenmeyi helak olup masumiyetiyle cennete girmeye tercih eden olmuş mudur? Kahhar ismi rahmet ve hikmetiyle yüzüne güldüğünde çocuksu bir eda ile .....]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>Lut kavminden bir masum sitem etmiş midir?</p>
<p>Helak edilen o kavim içinde bir tane bile olsa dünya pisliğinde kalıp debelenmeyi helak olup masumiyetiyle cennete girmeye tercih eden olmuş mudur? Kahhar ismi rahmet ve hikmetiyle yüzüne güldüğünde çocuksu bir eda ile omuz silken olmuş mudur?</p>
<p>Helak olunmayı bekleyen masumların duası mı kabul olmuştur yoksa füccarın azgınlığı mı sebep olmuştur? Beşer zulmeder, kader adalet ederken, masumun duası cevap almamış mıdır?</p>
<p>Küfür devam eder, zulüm devam etmez ise, zulmün Müslim elinde çekice döndüğü bugün, masumun duası yükselmiyor mudur?</p>
<p>Müslüman aldanır, aldatmaz değil miydi? Müslüman zulme uğrasa da zulmetmez, değil miydi?</p>
<p>Siyaset müslümanın en geniş dairede en son vazifesi iken devletperestlik bugün Müslümanların iptilası değil mi? Din adına siyaset yapan dini lekeler değil miydi? Çamur için debelenip miskiamber zanneden küffar değil miydi? Bugün o çamura güzellik banyosu niyetiyle girip dostlarını, yarenini çamura bulayanlar Müslüman değil mi? İslam adına her pisliğe bulaşanlar o pisliği İslama bulaştırmıyorlar mı?</p>
<p>Müslümanları temsil edenlerin içinde debelendikleri pislik helak edilen kavimdeki masumun sırt çevirdiğinden daha mı temiz?</p>
<p>Halk edenden helakı dilemek masumun hakkı değil mi?</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://layetezelzel.com/helak-edilen-kavmin-sukru/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
