soz

Ulvi bir hizmetin tarihi bir mukaddimesi: Bir(inci) söz

Risale-i Nur okumalarımızı zamandan ve mekândan bağımsız bir ortamda yapıyor olmamız bir şeyleri daima eksik bırakacaktır. Hutbe-i Şamiye’yi okurken o atmosferi soluyabilmek ilgili eseri anlamak, açısından da büyük önem arz etmektedir. Münazarat’ı okurken dönemin şartlarını ruh halimizde yaşayabilmek, eseri idrak etmemizde büyük kolaylık sağlayacaktır. Örnekleri çoğaltmamız mümkün.

1918 yılında Bediüzzaman Said Nursi hazretleri, Darü’l-Hikmeti’l-İslamiye üyeliğine getirilmiştir. Bu yıllarda İstanbul’da olan Üstad hazretleri, 1920 yılında ise Yeşilay’ın kurucuları arasında yer almıştır. 1921 yılında Osmanlı İmparatorluğu’nun son Şeyhülislamlarından Dürrizade Abdullah Efendi’nin Kuvay-ı Milliye aleyhine vermiş olduğu fetvaya karşı Anadolu hareketini destekleyen bir fetva yayınlamıştır. Anadolu hareketini destekleyen bu tavrı nedeniyle de 19 Kasım 1922 tarihinde Büyük Millet Meclisi tarafından Ankara’ya davet edilmiş ve hoşamedi programıyla karşılanmıştır. Buraya kadar yaşananlar üzerinden çok şey konuşulabilir lakin konumuz olmadığı için şimdilik erteliyoruz.

Ankara’daki ahval üzerine, Kuvay-ı Milliye kahramanlarının hassaten namaz konusunda gösterdikleri lakaytlıktan ötürü 1 Şubat 1923 tarihinde 10 maddelik bir beyanname yayınlamıştır. Bununla ilgili detayları da Birinci Söz’ün yazıldığı atmosferi soluyabilmek adına okumak gerekir.1 O tarihten sonra Üstad hazretleri, kendisine teklif edilen tüm rütbe ve makamları reddederek Ankara’dan ayrılır. Van’a gider. Şeyh Said hadisesi bahane edilerek Üstad hazretleri, 1925 yılı sonlarında Burdur’a sürgün edilir.

Bu tarihten sonra 25 Ocak 1926 tarihinde Üstad hazretleri, Isparta’ya sürgün edilir ve bundan tam bir ay sonra 20 Şubat 1926’da da o tarihte ıssız bir belde olan Barla’da daimi ikamete mecbur edilir. İşte tam da bu tarihte Risale-i Nur’un neşri başlamış olur. Burdur’da yazılan “Nurun İlk Kapısı” sonrasında Barla’da Sözler’in neşrine başlanır Bismillah denerek.

Yine 1926 yılının Mart aylarında Yeni Ceza kanunu yürürlüğe girer. Belki bu kanun da hukukçu arkadaşlar tarafından tarihsel süreci içerisinde yeniden okunup yorumlanmalıdır. Ki Haziran ayında Mustafa Kemal’e yönelik düzenlenen İzmir suikastinin ortaya çıkarılıp faillerinin idam edilmesi konusu da yine tarihsel süreç zarfında yeniden okunmalıdır. Çünkü failler yeni ceza kanununa göre yargılanmışlardır.

Yine asli konumuza dönecek olursak; Yeni Asya Neşriyat tarafından basılan Risale-i Nur Külliyatı’nın arka kısmındaki kronolojide 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 20, 21 ve 22. Sözlerin 1926 yılında yazıldığı ifade edilmektedir. Yani Üstad hazretleri, bu eserleri Barla’da daimi ikamete mecbur edildiği sıralarda kaleme almıştır. Peki nedir bu risalelerin içeriği?2 Konularına ve sıralamalarına baktığımızda bu eserlerin Cumhuriyetin ilk yıllarında dine yapılan tecavüzlere karşı birer hakikat beyanı olduğu gözlemlenmektedir. Tüm bunların içerisinde ise Birinci Söz, bismillah diyerek dine karşı yapılan bu tecavüzlere ilişkin olarak tarihi bir mukaddimedir.

Dili oldukça sade olan bu eserin “Şu mübarek kelime İslam nişanı olduğu gibi, bütün mevcudatın lisan-ı haliyle vird-i zebanıdır” kısmına geldiğimizde vird-i zeban tamlamasının sözlük anlamı “dillerden düşmeyen dua” olarak yer almaktadır. Farsça olan bu kelime, Kur’an-ı Kerim’de Cehennem bekçisi olan “zebani” olarak yer almaktadır. Halbuki “zeban” bir çağa, bir gruba özgü söz dağarcığı anlamını da barındırmaktadır. Bu ifade yer alan şekliyle vird-i zeban, “dillerden düşmeyen dua” yerine daha çok kainattaki tüm varlıkların farklı lisanla dahi olsa aynı virdi yaptıklarını ifade etmektedir. Yine cümlenin başında belirtilen besmelenin İslam nişanı olduğunun ifadesi ise halifeliğin ilga edilmesi de dahil olmak üzere dine karşı yapılan tecavüzlere ilişkin bir atıf olarak okunabilir. Bismillah denilerek yazımına başlanan bu eserler de bu İslam nişanının, bu İslam davasının en büyük savunucusu hükmündedir.

İlerleyen satırlarda karşımıza çıkan “her hadisatın karşısında titremekten kurtul” ifadesi ise o dönemde yine dine karşı yapılan tecavüzler olarak okunabilir. Çünkü yaşanan hadiseler, dinini yaşamak isteyen insanlar açısından büyük hadiseler, büyük tecrübelerdir.

“Besmele çeken tohum ve çekirdekler başlarında ağaçları taşıyor” ifadesiyle Üstad hazretleri, bir muhalden söz ederken, muhalin mümkün hale gelmesinin sebebini de yine “bismillah” deyip Allah’a sırtını dayamaya bağlamış oluyor. Yani Müslümanları müjdeliyor, Müslümanlara ümit veriyor. Dine karşı yapılan onca tecavüze rağmen ümitlerin kırılmamasını haber veriyor.

Son olarak “Mal sahibi Allah ne fiyat istiyor?” sorusuna ilişkin olarak ise ücret ve fiyat ayrımına atıf yapmak gerekiyor. Ücret, bir emek karşılığında ödenen para iken fiyat ise alınan bir mal veya hizmet karşılığında ödenecek para miktarıdır. Mal sahibi olan Allah, ücret değil fiyat istiyorsa bizim farkında olarak veya olmayarak satın aldığımız nimetlere bir atıf yapmış oluyor. Ayrıca mal sahibi olan Allah ifadesiyle de vahdaniyette kuvvetli bir atıftan söz edebiliriz.

Öyle ise “Allah namına işlemeli, Allah namına başlamalı ve Allah hesabıyla vermeli ve almalı.”

Vesselam.

  1. Detaylar için bknz. http://www.risaleinurenstitusu.org/index.asp?Section=Home&SubSection=BasinAciklamasi5
  2. Birinci Söz: Besmele
    İkinci Söz: İnanların ve inkar edenlerin bakış açılarındaki kıyas
    Üçüncü Söz: Tevekkül
    Dördüncü söz: Namaz
    Beşinci Söz: Dünya işleri namaza mani mi? Rızk için çalışmak ne zaman ibadet olur?
    Altıncı Söz: Yetenek ve organlarımızın Allah için nasıl kullanılacağı
    Yedinci Söz: Namaz kılmak ve kebairin terkiyle alakalı olup sabır, tevekkül, şükür ve kanaat kavramlarının izahı
    Sekizinci Söz: İnananların ve inanmayanların dünya hayatlarındaki kazanç ve kayıplarına ilişkin karşılaştırma
    Dokuzuncu Söz: Namazın beş vakte tahsisinin hikmeti
    Yirminci Söz: Kur’an ile ilgili bazı sorulara cevaplar ve Kur’an mucizelerinden örnekler
    Yirmi birinci söz: Namaz bahsi
Yazıyı Paylaş

Tags :

Yorum ( 1 )

  • Kasım İkbal diyor ki:

    Dün gece yine yeniden Birinci Söz okurken ilgili metinde geçen Enbiya ve Bakara suresinin ayetlerine kaynağından bakmak istedim. Bu ayetlerin öncesinde hangi ayetler vardı? Bakara suresindeki ayetin hemen öncesinde Musa(as) peygamberin ümmeti anlatılıyordu. Allah’a şirk koşup buzağıyı ilah edinen topluluktan. Enbiya suresinde de İbrahim(as) peygamberin ümmetinden bahsediyordu.Putlara tapan ve putlardan medet uman kavmi…Sonra günümüz dünyasına yolculuk yaptım. Para, makam ve şehveti ilah edinen topluluğa…”Biz dahi başta ona” başlayamayan bize…Daha okunacak çok metin,çok olay,çok kavram var…Mevla yardım eyleye…Bu da burada bir dursun…

Bir Cevap Yazın

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>