<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Layetezelzel &#124; Düşünce Okulu &#187; İbadetLayetezelzel | Düşünce Okulu | </title>
	<atom:link href="http://layetezelzel.com/tag/ibadet/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://layetezelzel.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Tue, 19 Mar 2019 03:47:02 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr-TR</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.5.1</generator>
		<item>
		<title>Dua etmekten korkuyorum!</title>
		<link>http://layetezelzel.com/dua-etmekten-korkuyorum/</link>
		<comments>http://layetezelzel.com/dua-etmekten-korkuyorum/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 26 Aug 2013 15:41:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Muhammed Ceylan Morgül</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kavram]]></category>
		<category><![CDATA[Tevhid]]></category>
		<category><![CDATA[Ubudiyet]]></category>
		<category><![CDATA[Dua]]></category>
		<category><![CDATA[featured]]></category>
		<category><![CDATA[İbadet]]></category>
		<category><![CDATA[ihtiyarî kader]]></category>
		<category><![CDATA[İman]]></category>
		<category><![CDATA[ıztırarî kader]]></category>
		<category><![CDATA[Kader]]></category>
		<category><![CDATA[okunak]]></category>
		<category><![CDATA[seçik]]></category>
		<category><![CDATA[Zihnî Dua]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.layetezelzel.com/?p=68</guid>
		<description><![CDATA[Bizi dua etmeye yönelten müspet ve menfî kaynaklar vardır. Cehennemin azabının varlığı sonucu dua ederiz veya cennetin varlığı bize şevk veriyordur dua etmek için. Bu motivasyon kaynaklarını ya hayal ederiz veya bizzat yaşarız dünyada. Peki bu dünyada yaşadığımız sıkıntılar ve .....]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>Bizi dua etmeye yönelten müspet ve menfî kaynaklar vardır. Cehennemin azabının varlığı sonucu dua ederiz veya cennetin varlığı bize şevk veriyordur dua etmek için. Bu motivasyon kaynaklarını ya hayal ederiz veya bizzat yaşarız dünyada. Peki bu dünyada yaşadığımız sıkıntılar ve her türlü isteklerimizin olmasına, ahiret için emellerimiz olmasına ve imanımız olmasına rağmen neden dua etmemekteyiz? [1]</p>
<p>İşte bu motivasyon kaynaklarının tesirsiz olma sebeplerinden birisi yanlış kader inancımızdır. Özellikle kavlî dua etmeyişimizin ve fiilî dua ettiğimizin farkında olmayışımızın arkasında bu vardır. Fiilî duanın farkındalığı ve kavlî duanın icrasına zihnî dua diyebiliriz ve bu bilinç hali aslında tam anlamıyla dua ediştir.<br />
Dışarı çıkmak için ayakkabılarımızı giyip adım atışımızı dua bilinciyle yapmayız çoğunlukla. Bu oluyordur, olmuştur… deriz. Ümmî olmaktan çıkmış, pozitivizmle eğitilmiş(!) zihnimiz artık gerçeği fark edemiyor olmuştur. Bazen fark eder gibi olsak da bunu adetullah kanunları içinmiş gibi görüp (adetullah kavramını burada daralmaya uğratırız) “emek vermek sonucu hak etmek” gibi Mutezile kader anlayışına yakın ifadelerle meseleyi basitleştiririz. Nerdeyse “kul fiilinin halıkıdır” diyecek seviyeye gelme ihtiyacı bile hissederiz bazen yaptığımız işi devam ettirebilmek için. Duanın anlamından da tam olarak kopmuş oluruz bu noktada.<br />
Fiili duadaki farkındalığı anlamak için önce bizi duaya en çok yönelten acziyet anlarında bile dua etmemizi engelleyen yanlış kader algısını düzeltmemiz gerekir. Bu yanlış kader anlayışı bize sürekli kaderin varlığını hatırlatır ve bizim başımıza gelenler karşısında “sabır” etmemiz gerektiğini söyler. Biz önce bundaki yanlışı fark edemeyiz; çünkü sabretmek bize çok islamî gelir. İleriki boyutta dua etmeye kalkıştığımızda başımıza gelenin kader olduğunu dua etmenin isyan olduğunu söyler. Bu noktada Cebriye kader anlayışına yaklaşmış oluyoruz.<br />
Bu iki uç arasında hayat sürüp gider ve biz ifratı tefritle dengelemeye çalışırken hayatımızı “Allah’lı” yaşadığımızı düşünürüz. Fakat asıl ubudiyetimiz olan duayı hiç gerçekleştirmeden hayatımıza devam etmiş oluruz.<br />
Yapmamız gereken ihtiyarî kader ile ıztırarî kader ayrımını yapan vasat, sırat-ı müstakim, doğru kader anlayışını benimsememiz gerekir.<br />
Fiillerimizde(fiilî dualarımızda) her an yaratıcının biz olmadığının farkına vararak edeceğimiz kavli duanın ihtiyarî kadere baktığını bilerek zihnî duamızın âtâ kabilinden olup kabul olursa yaratıcı tarafından gerçekleşeceği bilincinde, umudunda olmalıyız.<br />
Fiillerimizin yaratıcısının biz olmadığımız gerçeğinin bizi Cebriye anlayışına götürmesinden korkmadan dua ettiğimiz gibi yalnızca ızdırarî kader olmadığı gerçeğinin bizi Mutezile anlayışına götürmesinden de korkmamalı ve dua etmeliyiz.<br />
Dua etmekten korkmamalıyız. Dua ettiğimizde imanımızın sıkıntıya düştüğünü hissedersek bunu ifratla/tefritle telafi etmemeli; vasatı bulup dua ettikçe; imanın ziyadeleştiğini ve ibadet görevinin yerine getirdiğimizin farkında olmalı, farkına varmalıyız.</p>
<p>[1] Lem&#8217;alar, On Üçüncü Lem’a, Beşinci İşaret</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://layetezelzel.com/dua-etmekten-korkuyorum/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tatlı bir tefekkür</title>
		<link>http://layetezelzel.com/tatli-bir-tefekkur/</link>
		<comments>http://layetezelzel.com/tatli-bir-tefekkur/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 24 Nov 2010 13:22:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Şamil Gür</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ubudiyet]]></category>
		<category><![CDATA[9.söz]]></category>
		<category><![CDATA[İbadet]]></category>
		<category><![CDATA[islam]]></category>
		<category><![CDATA[kainat]]></category>
		<category><![CDATA[namaz]]></category>
		<category><![CDATA[said nursi]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://layetezelzel.com/?p=375</guid>
		<description><![CDATA[Bir kardeşim ile 9. Söz üzerine olan mütâlaamızın bir kısmıdır. Samimi havasını bozmamak kaygısıyla kendisinin ismi yerine vasfı olan “kardeşim” lafzını koymaktan başka müdahale etmiyorum. Hakkınızı helal edin. (…) Aleykümselam kardeşim, Allah razı olsun, bu paylaşım işini hayata geçirdiğin için .....]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>Bir kardeşim ile 9. Söz üzerine olan mütâlaamızın bir kısmıdır. Samimi havasını bozmamak kaygısıyla kendisinin ismi yerine vasfı olan “kardeşim” lafzını koymaktan başka müdahale etmiyorum. Hakkınızı helal edin.</p>
<p>(…)<br />
Aleykümselam kardeşim, Allah razı olsun, bu paylaşım işini hayata geçirdiğin için inan çok sevindim.<br />
Senin bu girişiminden cesaretle ben de önceden farketmediğim, belki de çok aşikar olan bir durumu paylaşmak isterim…<br />
İfadede şimdiden zorluk yaşıyorum, kalpler bir, umarım dilim döner:</p>
<p>Namaz vakitleri mevsimler, insan ömrü ve kainatın ömrü ile iç içe ya, ben az önce sabah namazını kılarken başka biri öğle, başkası ikindi, başkası akşam ve başkası yatsı kılıyor idi ya… Yani her vakit namazı, her an dünyanın heryerinde kılınıyor, sabah kılınırken akşam beklemiyor. Biz sıramızın gelmesini bekliyoruz saflara katılmak için. Yani birisi sabah namazını kılarken kainatın yaratılışını, baharı, ana rahmine düşmeyi nasıl Elhamdülillah SübhanallahAllahuekber diyerek Allah’ın fiili olduğunu tasdikle ibadetini sunuyor ise, bir başkası aynı anda kışı ve kıyameti sunuyor. Sanki hepsi aynı anda oluyormuş gibi. Güz de şimdi bahar da, doğum da ölüm de…<br />
Hem, saltanat-ı Rubûbiyetindellâlı ve mübelliğ-i marziyâtı ve kitâb-ı kâinatın tercüman-ı âyâtı olan Muhammed-i Arabî AleyhissalâtüVesselâmınrisâletineşehâdet etmek demek olan mağrib namazını kılmak ne kadar latîf, nazîf bir vazife, ne kadar azîz, leziz bir hizmet, ne kadar hoş ve güzel bir ubûdiyet, ne kadar ciddî bir hakikat ve bu fânîmisafirhânedebâkiyâne bir sohbet ve dâimâne bir saadet olduğunu anlamayan adam, nasıl adam olabilir? <a href="http://web.archive.org/web/20130901081828/http:/layetezelzel.dusunceokulu.org/tatli-bir-tefekkur/#f1">[1]</a></p>
<p>Aynı anda doğuyor, aynı anda ölüyor gibi dedim ya, hakikatte de öyle değil mi? Allah katında zaman yok ise, kainatı yarattı ve bitti, şimdi haşa bizimle mi ilgileniyor? E hayır… Resulü aleyhisselatuvesselamı gönderdi de şimdi ahirzaman olaylarını mı yaratıyor? Yani Allah’ın ezeli nazarında hz Muhammed aleyhisselatu vesselam halen namaz kılıyor, hala doğuyor, hala tebliğ ediyor, hala vefat ediyor. Sen de doğuyorsun sen de namaz kılıyorsun sen de ölüyorsun kardeşim. Aynı anda, hzAdem’le beraber, hz Musa ile, üstadla. Kader ilmi bu değil mi zaten?</p>
<p>Demek istediğim şu ki;<br />
Üstadın bahsettiği ilişkiyi kavrayabilirsek sabah namazını kainat yaratıldı çoktan diyerek değil, kainat yaratılıyor diyerek kılıp ibadeti öyle sunabiliriz belki, (belki de böyle düşünmek yanlış, belki de tatlı bir tefekkürden öteye gitmemeli, bilmiyorum açıkcası…) şimdi doğuyorum, şimdi ölüyorum gibi. Ben sabahı kılarken başkasının akşamı kıldığı gibi, arka arkaya saflarda hatta yanında kılıyor gibi, Resulullah (asm) ile yanyana kılıyor gibi, ama gerçekten yanyana…<br />
Talebeleri üstad için “kainatı Allaha sunuyor gibi kılardı” diyorlar ya, benim inancım tüm zamanları, tüm ibadetleri, tüm yaratılışları, deveranları sunuyordu üstad. Maddeyle beraber zamanın ibadetini.<br />
selamlar…</p>
<p>[1]<a href="http://web.archive.org/web/20130901081828/http:/risaleinurenstitusu.org/index.asp?Section=Kulliyat&amp;Book=Sozler&amp;Page=48">Sözler s.48</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://layetezelzel.com/tatli-bir-tefekkur/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
