<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
		>
<channel>
	<title>Safsata yazısına yapılan yorumlar</title>
	<atom:link href="http://layetezelzel.com/safsata/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://layetezelzel.com/safsata/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Sun, 04 Oct 2015 13:52:35 +0000</lastBuildDate>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.5.1</generator>
	<item>
		<title>Yazar: faruk arslan</title>
		<link>http://layetezelzel.com/safsata/#comment-19</link>
		<dc:creator>faruk arslan</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 Mar 2015 13:13:13 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.layetezelzel.com/?p=214#comment-19</guid>
		<description><![CDATA[Sekizinci Mes&#039;ele 
   İşaret: 
   Ehl-i zahiri hayse beyse vartalarına atanlardan birisi, belki en birincisi: İmkânatı, vukuata karıştırmak ve iltibas etmektir. Meselâ diyorlar: &quot;Böyle olsa, kudret-i İlahiyede mümkündür. Hem ukûlümüzce azametine daha ziyade delalet eder. Öyle ise bu vaki&#039; olmak gerektir...&quot; Heyhat!.. Ey miskinler! Nerede aklınız kâinata mühendis olmaya liyakat göstermiştir? Bu cüz&#039;î aklınız ile hüsn-ü küllîyi ihata edemezsiniz. Evet bir zira&#039; kadar bir burun altundan olsa, yalnız ona dikkat edilse, güzel gören bulunur.    Hem de onları hayrette bırakan tevehhümleridir ki: İmkân-ı zâtî, yakîn-i ilmîye münafîdir. O halde yakîniye olan ulûm-u âdiyede tereddüd ettiklerinden &quot;lâedrî&quot;lere yaklaşıyorlar. Hattâ utanmıyorlar ki; mesleklerinde lâzım gelir; Van Denizi, Sübhan Dağı gibi bedihî şeylerde tereddüd edilsin. Zira onların mesleğince mümkündür: Van Denizi düşab ve Sübhan Dağı da şeker ile örtülmüş bala inkılab etsin. Veyahut o ikisi bazı arkadaşımız gibi küreviyetten razı olmayarak sefere gittiklerinden ayakları sürçerek umman-ı ademe gitmeleri muhtemeldir. Öyle ise, deniz ve Sübhan, eski halleriyle bâki olduklarını tasdik etmemek gerektir. Elâ! Ey mantıksız miskin! Neredesiniz? Bakınız. Mantıkta mukarrerdir, mahsusattaki vehmiyat bedihiyattandır. Eğer bu bedaheti inkâr ederseniz, size nasihate bedel ta&#039;ziye edeceğim. Zira ulûm-u âdiye sizce ölmüş ve safsata dahi hayat bulmuş derecesindedir.
   Dördüncü bela ki, 
ehl-i zahiri teşviş eder: İmkân-ı vehmîyi, imkân-ı aklî ile iltibas ettikleridir. Halbuki imkân-ı vehmî, esassız olan ırk-ı taklidden tevellüd ile safsatayı tevlid ettiğinden, delilsiz olarak herbiri bedihiyatta bir &quot;belki&quot;, bir &quot;ihtimal&quot;, bir &quot;şekk&quot;e yol açar. Bu imkân-ı vehmî, galiben muhakemesizlikten, kalbin za&#039;f-ı a&#039;sabından ve aklın sinir hastalığından ve mevzu ve mahmulün adem-i tasavvurundan ileri gelir. Halbuki imkân-ı aklî ise: Vâcib ve mümteni&#039; olmayan bir maddede, vücud ve ademe bir delil-i kat&#039;iyye dest-res olmayan bir emirde tereddüd etmektir. Eğer delilden neş&#039;et etmiş ise makbuldür. Yoksa muteber değildir. Bu imkân-ı vehmînin ahkâmındandır ki: Bazı vehhamlar diyor: Muhtemeldir, bürhanın gösterdiği gibi olmasın. Zira akıl, her bir şeyi derkedemez. Aklımız da buna ihtimal verir. Evet, yok belki ihtimal veren vehminizdir. Aklın şe&#039;ni bürhan üzerine gitmektir. Evet akıl herbir şeyi tartamaz, fakat böyle maddiyatı ve en küçük hâdimi olan basarın kabzasından kurtulmayan bir emri tartar. Farazâ tartmaz ise, biz de o mes&#039;elede çocuk gibi mükellef değiliz.
   Tenbih: 
   Ben zahirperest ve nazar-ı sathî sahibi tabiriyle yâd ettiğim ve tevbih ve ta&#039;nif ile teşhir ettiğim muhatab-ı zihniyem; ağleb-i halde ehl-i tefrit olan ve cemal-i İslâmı görmeyen ve nazar-ı sathiyle uzaktan İslâmiyete bakan hasm-ı dindir. Fakat bazan, ehl-i ifrat olan, iyilik bilerek fenalık eden dinin cahil dostlarıdır.
   Beşinci Bela: 
   Ehl-i tefrit ve ifrat olan bîçarelerin ellerini tutarak zulümata atan birisi de; her mecazın her yerinde taharri-i hakikat etmektir. Evet mecazda bir dane-i hakikat bulunmak lâzımdır ki, mecaz ondan neşv ü nema bularak sünbüllensin. Veyahut hakikat, ışık veren fitildir; mecaz ise, ziyasını tezyid eden şişesidir. Evet, muhabbet kalbde ve akıl dimağdadır. Elde ve ayakta aramak abestir...
   Altıncı Bela: 
   Nazarı tams eden ve belâgatı setreden, zahire olan kasr-ı nazardır. Demek ne kadar akılda hakikat mümkün ise, mecaza tecavüz etmezler. Mecaza gidilse de meali tutulur. Bu sırra binaendir: Âyet ve hadîsin tefsir veya tercümesi, onlardaki hüsün ve belâgatı gösteremez. Güya onlarca karine-i mecaz, aklen hakikatın imtinaıdır. Halbuki karine-i mania, aklî olduğu gibi hissî ve âdi ve makamî.. daha başka çok şeyler ile de olabilir. Eğer istersen Cennet-ül Firdevs gibi olan Delail-ül İ&#039;caz&#039;ın iki yüz yirmi birinci kapısından gir. Göreceksin: O koca Abdülkahir gayet hiddetli olarak böyle müteassifleri yanına çekmiş, tevbih ve tekdir ediyor.
   Yedinci Bela: 
   Muarrefi münekker eden biri de: Hareke gibi bir arazı, zâtiye ve eyniyeye hasrettiklerinden, &quot;gayr-ı men hüve leh&quot; olan vasf-ı cariyi inkâr etmek lâzım geldiğinden, şems-i hakikat tarz-ı cereyanından çıkarılmıştır. Acaba böyleler Arabların üslûblarına hiç nazar etmemişlerdir ki: Nasıl diyorlar: Dağlar bize rast geldi. Sonra bizden ayrıldı. Başka bir dağ başını çıkardı. 
Muhakemat - 75]]></description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Sekizinci Mes&#8217;ele<br />
   İşaret:<br />
   Ehl-i zahiri hayse beyse vartalarına atanlardan birisi, belki en birincisi: İmkânatı, vukuata karıştırmak ve iltibas etmektir. Meselâ diyorlar: &#8220;Böyle olsa, kudret-i İlahiyede mümkündür. Hem ukûlümüzce azametine daha ziyade delalet eder. Öyle ise bu vaki&#8217; olmak gerektir&#8230;&#8221; Heyhat!.. Ey miskinler! Nerede aklınız kâinata mühendis olmaya liyakat göstermiştir? Bu cüz&#8217;î aklınız ile hüsn-ü küllîyi ihata edemezsiniz. Evet bir zira&#8217; kadar bir burun altundan olsa, yalnız ona dikkat edilse, güzel gören bulunur.    Hem de onları hayrette bırakan tevehhümleridir ki: İmkân-ı zâtî, yakîn-i ilmîye münafîdir. O halde yakîniye olan ulûm-u âdiyede tereddüd ettiklerinden &#8220;lâedrî&#8221;lere yaklaşıyorlar. Hattâ utanmıyorlar ki; mesleklerinde lâzım gelir; Van Denizi, Sübhan Dağı gibi bedihî şeylerde tereddüd edilsin. Zira onların mesleğince mümkündür: Van Denizi düşab ve Sübhan Dağı da şeker ile örtülmüş bala inkılab etsin. Veyahut o ikisi bazı arkadaşımız gibi küreviyetten razı olmayarak sefere gittiklerinden ayakları sürçerek umman-ı ademe gitmeleri muhtemeldir. Öyle ise, deniz ve Sübhan, eski halleriyle bâki olduklarını tasdik etmemek gerektir. Elâ! Ey mantıksız miskin! Neredesiniz? Bakınız. Mantıkta mukarrerdir, mahsusattaki vehmiyat bedihiyattandır. Eğer bu bedaheti inkâr ederseniz, size nasihate bedel ta&#8217;ziye edeceğim. Zira ulûm-u âdiye sizce ölmüş ve safsata dahi hayat bulmuş derecesindedir.<br />
   Dördüncü bela ki,<br />
ehl-i zahiri teşviş eder: İmkân-ı vehmîyi, imkân-ı aklî ile iltibas ettikleridir. Halbuki imkân-ı vehmî, esassız olan ırk-ı taklidden tevellüd ile safsatayı tevlid ettiğinden, delilsiz olarak herbiri bedihiyatta bir &#8220;belki&#8221;, bir &#8220;ihtimal&#8221;, bir &#8220;şekk&#8221;e yol açar. Bu imkân-ı vehmî, galiben muhakemesizlikten, kalbin za&#8217;f-ı a&#8217;sabından ve aklın sinir hastalığından ve mevzu ve mahmulün adem-i tasavvurundan ileri gelir. Halbuki imkân-ı aklî ise: Vâcib ve mümteni&#8217; olmayan bir maddede, vücud ve ademe bir delil-i kat&#8217;iyye dest-res olmayan bir emirde tereddüd etmektir. Eğer delilden neş&#8217;et etmiş ise makbuldür. Yoksa muteber değildir. Bu imkân-ı vehmînin ahkâmındandır ki: Bazı vehhamlar diyor: Muhtemeldir, bürhanın gösterdiği gibi olmasın. Zira akıl, her bir şeyi derkedemez. Aklımız da buna ihtimal verir. Evet, yok belki ihtimal veren vehminizdir. Aklın şe&#8217;ni bürhan üzerine gitmektir. Evet akıl herbir şeyi tartamaz, fakat böyle maddiyatı ve en küçük hâdimi olan basarın kabzasından kurtulmayan bir emri tartar. Farazâ tartmaz ise, biz de o mes&#8217;elede çocuk gibi mükellef değiliz.<br />
   Tenbih:<br />
   Ben zahirperest ve nazar-ı sathî sahibi tabiriyle yâd ettiğim ve tevbih ve ta&#8217;nif ile teşhir ettiğim muhatab-ı zihniyem; ağleb-i halde ehl-i tefrit olan ve cemal-i İslâmı görmeyen ve nazar-ı sathiyle uzaktan İslâmiyete bakan hasm-ı dindir. Fakat bazan, ehl-i ifrat olan, iyilik bilerek fenalık eden dinin cahil dostlarıdır.<br />
   Beşinci Bela:<br />
   Ehl-i tefrit ve ifrat olan bîçarelerin ellerini tutarak zulümata atan birisi de; her mecazın her yerinde taharri-i hakikat etmektir. Evet mecazda bir dane-i hakikat bulunmak lâzımdır ki, mecaz ondan neşv ü nema bularak sünbüllensin. Veyahut hakikat, ışık veren fitildir; mecaz ise, ziyasını tezyid eden şişesidir. Evet, muhabbet kalbde ve akıl dimağdadır. Elde ve ayakta aramak abestir&#8230;<br />
   Altıncı Bela:<br />
   Nazarı tams eden ve belâgatı setreden, zahire olan kasr-ı nazardır. Demek ne kadar akılda hakikat mümkün ise, mecaza tecavüz etmezler. Mecaza gidilse de meali tutulur. Bu sırra binaendir: Âyet ve hadîsin tefsir veya tercümesi, onlardaki hüsün ve belâgatı gösteremez. Güya onlarca karine-i mecaz, aklen hakikatın imtinaıdır. Halbuki karine-i mania, aklî olduğu gibi hissî ve âdi ve makamî.. daha başka çok şeyler ile de olabilir. Eğer istersen Cennet-ül Firdevs gibi olan Delail-ül İ&#8217;caz&#8217;ın iki yüz yirmi birinci kapısından gir. Göreceksin: O koca Abdülkahir gayet hiddetli olarak böyle müteassifleri yanına çekmiş, tevbih ve tekdir ediyor.<br />
   Yedinci Bela:<br />
   Muarrefi münekker eden biri de: Hareke gibi bir arazı, zâtiye ve eyniyeye hasrettiklerinden, &#8220;gayr-ı men hüve leh&#8221; olan vasf-ı cariyi inkâr etmek lâzım geldiğinden, şems-i hakikat tarz-ı cereyanından çıkarılmıştır. Acaba böyleler Arabların üslûblarına hiç nazar etmemişlerdir ki: Nasıl diyorlar: Dağlar bize rast geldi. Sonra bizden ayrıldı. Başka bir dağ başını çıkardı.<br />
Muhakemat &#8211; 75</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Yazar: GezGin</title>
		<link>http://layetezelzel.com/safsata/#comment-18</link>
		<dc:creator>GezGin</dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Mar 2015 15:39:34 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.layetezelzel.com/?p=214#comment-18</guid>
		<description><![CDATA[Bugün bir de &quot;paradigma&quot; denilen safsatalar var ki hocam, içinden çık çıkabilirsen. Elhasıl, vurduğun miheng de önemli, terazimiz yanlışsa herşeyi yanlış tartar, doğruluğumuzla övünür dururuz (Yani ölçüm/measurement tutarlıdır/consistent; ama geçerli/valid değildir). Allah yardımcımız olsun.]]></description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Bugün bir de &#8220;paradigma&#8221; denilen safsatalar var ki hocam, içinden çık çıkabilirsen. Elhasıl, vurduğun miheng de önemli, terazimiz yanlışsa herşeyi yanlış tartar, doğruluğumuzla övünür dururuz (Yani ölçüm/measurement tutarlıdır/consistent; ama geçerli/valid değildir). Allah yardımcımız olsun.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Yazar: Yunus Emre Orhan</title>
		<link>http://layetezelzel.com/safsata/#comment-17</link>
		<dc:creator>Yunus Emre Orhan</dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Mar 2015 10:34:52 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.layetezelzel.com/?p=214#comment-17</guid>
		<description><![CDATA[Bu denli önemli bir konuyu gündeme taşımanız çok istifadeli oldu. Şekle, forma dair mantıksızlık bir şekilde hissedilmesi kolay oluyor ama, içeriğe dair bir yanılgı, ele alınan metni ya da muhatabın dediklerini ciddi bir şekilde analizi gerektiriyor. 

Bu &quot;fallacy&quot; konusu çok tartışıldı, geniş bir literatür var. Safsata sayıları üzerine konsensüs olmasa da,epey bir tür örnekleriyle tespit edilmiş durumda. Bu tür sitelerin veya kitapların taranması, üzerlerine kafa yorulması, insanda bu hatalara düşmeme ve hataları tespit etme melekesine dönüşebiliyor - biiznillah. 

Bir de, bu metin bana ayrıca &quot;dediklerimi mihenge vurun&quot; ifadesini de hatırlattı. Belki de bu ifade: &quot;dediklerimde (şeklinde ya da içeriğinde) bir safsata gözlemleyebiliyor musunuz? Kontrol edin bakalım!&quot; şeklinde de okunabilir; veya dediklerimi &quot;içerik ve şekil bakımından tasdik edebiliyor musunuz?&quot; şeklinde de okunabilir.

Allah razı olsun.]]></description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Bu denli önemli bir konuyu gündeme taşımanız çok istifadeli oldu. Şekle, forma dair mantıksızlık bir şekilde hissedilmesi kolay oluyor ama, içeriğe dair bir yanılgı, ele alınan metni ya da muhatabın dediklerini ciddi bir şekilde analizi gerektiriyor. </p>
<p>Bu &#8220;fallacy&#8221; konusu çok tartışıldı, geniş bir literatür var. Safsata sayıları üzerine konsensüs olmasa da,epey bir tür örnekleriyle tespit edilmiş durumda. Bu tür sitelerin veya kitapların taranması, üzerlerine kafa yorulması, insanda bu hatalara düşmeme ve hataları tespit etme melekesine dönüşebiliyor &#8211; biiznillah. </p>
<p>Bir de, bu metin bana ayrıca &#8220;dediklerimi mihenge vurun&#8221; ifadesini de hatırlattı. Belki de bu ifade: &#8220;dediklerimde (şeklinde ya da içeriğinde) bir safsata gözlemleyebiliyor musunuz? Kontrol edin bakalım!&#8221; şeklinde de okunabilir; veya dediklerimi &#8220;içerik ve şekil bakımından tasdik edebiliyor musunuz?&#8221; şeklinde de okunabilir.</p>
<p>Allah razı olsun.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
</channel>
</rss>
