<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Layetezelzel &#124; Düşünce OkuluLayetezelzel | Düşünce Okulu | </title>
	<atom:link href="http://layetezelzel.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://layetezelzel.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Tue, 19 Mar 2019 03:47:02 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr-TR</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.5.1</generator>
		<item>
		<title>Tevhid boşluk kabul etmez</title>
		<link>http://layetezelzel.com/tevhid-bosluk-kabul-etmez/</link>
		<comments>http://layetezelzel.com/tevhid-bosluk-kabul-etmez/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 12 Nov 2015 22:02:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ali İhsan Memmi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Esma]]></category>
		<category><![CDATA[Kavram]]></category>
		<category><![CDATA[Layetezelzel]]></category>
		<category><![CDATA[Prensipler]]></category>
		<category><![CDATA[mümaselet]]></category>
		<category><![CDATA[müsavat]]></category>
		<category><![CDATA[Rab]]></category>
		<category><![CDATA[şems]]></category>
		<category><![CDATA[yıldızlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://layetezelzel.com/?p=482</guid>
		<description><![CDATA[Terbiye, “bir şeyin safhalar hâlinde kemâle erdirilmesi”, Rab ise bir şey için bunu gerçekleştiren zat olmuş oluyor. Rab ismine müteveccih, &#8220;rububiyet&#8221; kavramı da bu zatın karşılık beklemeden bütün ihtiyaçları karşılama özelliğidir. Rab anlayışı aynı zamanda bir kısım Hristiyan inancında olduğu .....]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>Terbiye, “bir şeyin safhalar hâlinde kemâle erdirilmesi”, Rab ise bir şey için bunu gerçekleştiren zat olmuş oluyor. Rab ismine müteveccih, &#8220;rububiyet&#8221; kavramı da bu zatın karşılık beklemeden bütün ihtiyaçları karşılama özelliğidir.</p>
<p>Rab anlayışı aynı zamanda bir kısım Hristiyan inancında olduğu gibi “yaratılmışların, yaratıldıktan sonra başıboş bırakılması” argümanının karşısına konulan bir argüman olarak, bizim her anımızın yaratıcı tarafından tasarruf altında olmasını ifade eder.</p>
<p>Otuz İkinci Sözde bahsi geçen müddei&#8217;nin yolculuğu bu bağlamda manidardır: Bütün tabiatperest, esbabperest ve müşrik gibi umum envâ-ı ehl-i şirkin ve küfrün namına bir şahıs farz ediyoruz ki, o şahs-ı farazî, mevcudat-ı âlemden birşeye rab olmak istiyor. Bu şekilde şahs-ı farazî zerreden başlayarak yıldızlara kadar &#8220;Rablık&#8221; davasını sürdürüyor. Rablık dava ettiği her nesnenin ona verdiği cevaplarda dikkatimizi çeken iki yön var:</p>
<p>Birincisi &#8220;Git benden yukarıdakini zaptedebilirsen, sonra gel benim zaptıma çalış.&#8221;</p>
<p>İkincisi ise &#8220;Ben yalnız değilim. Benim emsallerim var.&#8221;</p>
<p>Bu iki cevap yaratılmışların farklı sınıflarda olsa dahi tasarruf cihetiyle müsavi olduğunu gösteriyor.Çünkü Rablık iddiasında olan biri, hem nesnenin emsallerine de hakim olması gerektiği gibi hem de nesne ile müsavi olmayacak farklı türden birşey olması gerekir. Yani, Rab kainatta gördüğümüz yaratılmışların dışında birşey yada kainatta gördüğümüz bu nesnelerin nevinden herhangi biri rab olamaz.</p>
<p>Eşyanın birbirine yaratılış cihetinde müsavi olmasının yanında Ehadiyet hakikatini de akıldan çıkarmamak gerekiyor. Yaratılan herşey başkasına rablık taslayamayacak kadar müsavi olduğu kadar bize yaratıcıyı tanıttırması yönüyle de farklı ve sanatlı.</p>
<p>Müdde&#8217;inin serüveninde ilginç bir nokta daha var ve bu bize şirk psikolojisi ile ilgili bir ipucu veriyor. Zerreden &#8220;Sen bana Rab olamazsın&#8221; cevabını alan Müddei, &#8220;Öyle ise sen kendi kendine mâlik ol&#8221; diyor. Bu ifade belki de Rab olma arzusunun temelinde ne yattığını bize söylüyor, Müddei&#8217;nin amacı Rab olmaktan ziyade Rububiyet dairesi içinde bir gedik açılması. Çünkü böyle bir kaçamak Allah&#8217;ın &#8220;Alemlerin Rabbi&#8221; olma sıfatını yerle bir edecek ve Fatiha Süresi&#8217;nin başında işaret edilen &#8220;Hamd, Alemlerin Rabbi olan Allah&#8217;a mahsustur.&#8221; önermesini delecek ve ortada &#8220;Alemlerin Rabbi&#8221; kalmayacağı gibi hamd mükellefiyeti de ortadan kalkacak.</p>
<p>Tevhid hakikatinde açılacak ufacık bir gedik bütün bir tevhid hakikatini yerle bir ediyor. 32. Sözde geçen ifade ile &#8220;bütün yıldızlara sözünü geçiremeyen, bir tek zerreye rububiyetini dinletemez.&#8221;</p>
<p>Şemme risalesinin genelinde karşılaştığımız Allah&#8217;ın isim ve sıfatlarının &#8220;Muhit&#8221; -kapsayıcı olması- bu ilem&#8217;de de karşımıza çıkıyor ve zerrelerden yıldızlara kadar Tevhid boşluk kabul etmez hakikatini hatırlatıyor.</p>
<p>*Not: Bu yazı TV111&#8242;de yayınlanan, Düşünce Okulu Programı&#8217;nın 49. bölümünde ele alınan Şemme Risalesi&#8217;nin 13.ilem&#8217;inin müzakeresi sonucunda ortaya çıkmıştır.</p>
<p>Kaynak: http://www.tv111.com.tr/programlar/dusunce-okulu/dusunce-okulu-49-bolum-tevhid-bosluk-kabul-etmez-1044.html</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://layetezelzel.com/tevhid-bosluk-kabul-etmez/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bir  Hırs Göstergesi Olarak “Hayırlısı…” Duası</title>
		<link>http://layetezelzel.com/bir-hirs-gostergesi-olarak-hayirlisi-duasi/</link>
		<comments>http://layetezelzel.com/bir-hirs-gostergesi-olarak-hayirlisi-duasi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 25 Sep 2015 16:00:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Muhammed Ceylan Morgül</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kavram]]></category>
		<category><![CDATA[Ubudiyet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://layetezelzel.com/?p=477</guid>
		<description><![CDATA[“Ameller niyetlere göredir” düsturunun sırrınca bu yazıda “Hayırlısı” duasının kendi başına o kadar da masum olamayabileceği üzerine yaptığımız tefekkürü sizinle paylaşmaya çalışacağım. Her yapılan duanın/amelin olduğu gibi bu duanın da doğru nazar ve niyet ile şekillenmesi gerekmektedir. Peki bu dua .....]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p align="center">
<p>“Ameller niyetlere göredir” düsturunun sırrınca bu yazıda “Hayırlısı” duasının kendi başına o kadar da masum olamayabileceği üzerine yaptığımız tefekkürü sizinle paylaşmaya çalışacağım. Her yapılan duanın/amelin olduğu gibi bu duanın da doğru nazar ve niyet ile şekillenmesi gerekmektedir. Peki bu dua için sahip olunması gereken nazar ve bu duaya kaynak olan niyet ne tür hususiyetlere sahip olmalıdır? Başka bir deyişle; duamız hırs göstergesi olmadan nasıl tevekkül sınırları içinde kalabilecektir.</p>
<p>Nazarımızın sahip olması gereken asgari üç hususiyet:</p>
<p>1) Adem aleminde kalmayıp vucud alemine geçmiş her hadise hayırdır,</p>
<p>2) Müsebbib-ül Esbab dışında, cüzi irade sahibi insan dahil hiç bir zahiri sebep tesir sahibi değildir,</p>
<p>3) Dua ibadet içindir,</p>
<p>Niyetimizin sahip olması gereken asgari iki hususiyet:</p>
<p>1) Rıza-yı İlahi’yi kazanmak için gerekli ilmi istemek,</p>
<p>2) Rıza-yı İlahi’yi kazanmayı istemek.</p>
<p>Peki nasıl oluyor da “Hayırlısı” duası tevekkülü işmam etmesine rağmen hırs göstergesi olabiliyor?</p>
<p>**</p>
<p>Şöyle ki;</p>
<p>Eğer kişi kainata her vakıanın hayır olduğu nazarıyla bakmaz ise; “hayırlısı” ile kastettiği “arzusu”, kendi zannındaki “bizzat hayır”a dönüşür. Yahut kendisinde tesir olabileceği zannıyla şer bir hadiseye sebep olabileceğini vehmederek, kendisini fiili duadan beri tutar ve tembellik eder.</p>
<p>Diğer bir yandan dua etmekteki amaç belirli bir şeyi elde etmek olduğunda; “hayırlısı” duası sadece kavli kalsa da (fiili bir icraat yapılmasa da) veya her şey zahiren Rab’ın rızası üzerine olsa da, bu dua bir hırs göstergesi haline dönüşebilmektedir. Halbuki niyetin kendisi “Rıza’yı kazanmak” olmalıdır.</p>
<p>**</p>
<p>Ezberlerimizle “hırs” ile “çaba” arasında var olduğunu zannettiğimiz ilişki, 9. Söz’de ibadetin tanımı ile ilgili kısımda zikredilen [1] “&#8230;kendi ihtiyacını ve bütün mahlûkatın fakr ve ihtiyacâtını suâl ve duâ lisâniyle izhâr&#8230;” ifadesiyle rafa kalkmaktadır. ”Hırs” ile dua (çaba)”nın birbirinden bağımsız iki kavram olduğuna işaret etmektedir. Hatta bu izhar ve iştiyakın ibadet olduğunun vurgusuyla, bir şekilde hırstan uzaklaşmanın eczası verilmektedir.</p>
<p>İnsandaki hakikati arama meyli, insana bu meyli kullanma sorumluluğu da yükler; ancak hakikati bulma sorumluluğunu yüklemez. Yani insanın vazifesi “hayırlı”yı bulmak değildir veya “hayırlı”yı yapmak değildir. Zaten mutlak hayr kuşatılamaz. Ancak “hayırlı”yı aramak ve “hayırlı” bildiğini icra etmek vazifesi vardır. Mevcuda iktifa etme lüksü yoktur, her hareketin nasıl hayırlı olabileceğinin ilmini isteme vazifesi vardır *. Harekatınındaki (duasınındaki) sorumluluğu da ilmi kadardır. Bu da salt “hayırlısı..” duasıyla icra edilemez. Bu vazife “Hayırlısı nedir?” duası/arayışı ile yerine getirilebilir tevekkül de budur.</p>
<p>Nitekim insan kendi fiilinin hâlıkı değildir ve zaten olan her şey hayrdır.</p>
<p>&#8220;Mevla görelim ne etmiş, netmişse güzel etmiş&#8221;, İbrahim Hakkı Erzurumi</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>* İlim talep etmek / öğrenmek her Müslümana farzdır.”(İbn Mace, Mukaddime, 17).</p>
<p>[1] Said Nursi, Sözler, 9. söz</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://layetezelzel.com/bir-hirs-gostergesi-olarak-hayirlisi-duasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dijital veriden analog hakikate</title>
		<link>http://layetezelzel.com/dijital-veriden-analog-hakikate/</link>
		<comments>http://layetezelzel.com/dijital-veriden-analog-hakikate/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 22 Jun 2015 13:16:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Muhammed Ceylan Morgül</dc:creator>
				<category><![CDATA[Esma]]></category>
		<category><![CDATA[Kavram]]></category>
		<category><![CDATA[Ubudiyet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://layetezelzel.com/?p=465</guid>
		<description><![CDATA[Dijital:[1] ~ Fr/İng digital tamsayılara ilişkin, sayısal &#60; İng digit 1 ile 10 arası sayıların her biri, rakam ~ Lat dex, digitus parmak, özellikle işaret parmağı &#60;&#60; HAvr *dik-&#60; HAvr *deik- işaret etmek, belirtmek, göstermek Analog:[2] ~ Fr analogue 1. benzer, kıyaslanabilir, 2. (doğal hareketi taklit etme anlamında) dijital olmayan ~ EYun análogon ανάλογον  [n.] orantılı şey, benzeri &#60; EYun ana+légō, log- λέγω1, λογ- saymak, hesaplamak Daha çok teknolojiyle .....]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: right" align="center"><b><span style="text-decoration: underline">Dijital:</span></b><b><sup>[1]</sup></b></p>
<p style="text-align: right" align="right">~ <b><i>Fr/İng</i></b><b><i> </i></b><i>digital</i><i> </i>tamsayılara ilişkin, sayısal &lt; <b><i>İng</i></b><b><i> </i></b><i>digit</i><i> </i>1 ile 10 arası sayıların her biri, rakam<br />
~ <b><i>Lat</i></b><b><i> </i></b><i>dex, digitus</i><i> </i>parmak, özellikle işaret parmağı &lt;&lt; <b><i>HAvr</i></b><b><i> </i></b><i>*dik-</i>&lt; <b><i>HAvr</i></b><b><i> </i></b><i>*deik-</i><i> </i>işaret etmek, belirtmek, göstermek</p>
<p style="text-align: right"><b><span style="text-decoration: underline">Analog:</span></b><b><sup>[2]</sup></b></p>
<p style="text-align: right" align="right">~ <b><i>Fr</i></b><b><i> </i></b><i>analogue</i><i> </i>1. benzer, kıyaslanabilir, 2. (doğal hareketi taklit etme anlamında) dijital olmayan<br />
~ <b><i>EYun</i></b><b><i> </i></b><i>análogon</i><i> </i>ανάλογον  [n.] orantılı şey, benzeri &lt; <b><i>EYun</i></b><b><i> </i></b><a title="ana+ ekiyle yapılan tüm kelimeler" href="http://www.nisanyansozluk.com/?s=structures&amp;ttype=p&amp;ww=ana%2B">ana+</a><i>légō, log-</i><i> </i>λέγω1, λογ- saymak, hesaplamak</p>
<p><img class="size-medium wp-image-468 alignleft" alt="analog dijital" src="http://layetezelzel.com/wp-content/uploads/2015/06/analog-dijital-300x146.png" width="300" height="146" /></p>
<p>Daha çok teknolojiyle  ilgili konularda karşımıza çıkan analog ve dijital kavramları, aslında günlük yaşantımızdan çok da uzak değillerdir. Analog kavramını  genel hatlarıyla “doğal olana benzeyen, doğadaki hal” olarak; dijital kavramını ise “anlamlı ayrık, parçalı,  hal” olarak tanımlayabiliriz.</p>
<p>En özet ifadesidiyle dijital kavramı temelde, bilgiyi daha az yer kaplayacak şekilde saklayabilmek ve daha hızlı işlem yapabilmek için geliştirilmiştir. Örneğin; “Sabah evden çıkmadan önce yatağını toplaman gereklidir.” cümlesini analog bir bilgi olarak alırsak; bu cümleyi “Sabah yatak topla” şeklinde dijitalize edebiliriz. Analog olarak varsaydığımız veriden “Sabah”, “yatak” ve “topla” şeklinde örnekler alarak, veriyi dijitalleştirmiş olduk. Bu şekilde bilgi (hakikat) muhatabımıza daha çabuk ulaşmış ve akılda kalıcılığı artmış oldu.</p>
<p>Diğer taraftan, yapılan her dijitalleştirme işlemi, bazı anlamların/bilgilerin kaybolmasına sebep olmaktadır. Dijital bilgiyi anlamlandırabilmek için analog hale getiren muhatap/alıcı, kaybolan bilgileri elindeki bilgileri kullanarak saptamaya çalışmaktadır. Dijitalleştirme işleminde kaybolan bilgilerin hepsi önemli olmasa da, muhatabın doğru bilgiyi tamamen elde etmesini zorlaştırmaktadır.</p>
<p>Örneğin; analog bir veri olan “kurşun kalem” kelime gurubunun “krşn klm” olarak dijitalleştirildiğini düşünelim. Bu dijital veriyi, alıcı doğru metne/veriye (kurşun kalem) dönüştürülebileceği gibi yanlış olan “karışan kelam” olarak da dönüştürebilir. Bu tür yanlışlık/eksiklik problemini çözebilmek için, hakikati sunan kaynak, alıcıya daha çok veriyi ulaştırmayı hedefleyebilir; mesela “kurşun kalem” manasını resimle ifade etmek gibi (çünkü kurşun kelimesi mermi manasına da gelebilmektedir). Ancak bu yöntem alıcının yapacağı işlemleri (öğrenme, hafızaya alma gibi) güçleştirebilmektedir. Bazı durumlarda bu detaylı betimlemeler manadan uzaklaşmaya bile sebep olabilmektedir. Vasat/uygun dijitalleştirmeyi yapmak alıcının sorumluluğundadır.</p>
<p>Son olarak, insanın daha hızlı ve verimli iletişim sağlamak için kullandığı dijitalleştirme işlemi bir kaçınılmazın sonucudur. Limitli bir anlayışa sahip olan insanoğlu, bilgiyi/hakikati ancak bu şekilde işleyip pratikleştirebilmektedir.</p>
<p>***</p>
<p>Rahim olan yaratıcı da, insanın bu fıtratına uygun bir şekilde kainatı yaratmıştır. Mutlak olan (mutlak analog, mutlak gerçeklik, Hak, Samed) yaratıcı kendini- beşerin anlayabileceği şekilde- tarif için kâinat kitabını dijital bir şekilde yaratmıştır.</p>
<p>Analog kavramı “doğal” olana benzeyen şeklinde tanımlamıştık. Tanımdaki “benzeme” ifadesinden de anlaşıldığı gibi bir verinin analog veya dijital olması göreceli/bağıl bir bilgidir. (Not: Kainatın mutlak sürekliliği kuantum teorisiyle de yanlışlanmış durumdadır.) Yani analog olan bir bilgi aynı zamanda dijital de olabilmektedir. Ancak sabit bir kaynak olarak mutlak analog bir hakikatin/bilginin/verinin varlığına ihtiyaç duyulmaktadır. Kayyum, Samed, Hak, Ezeli gibi sıfatlar yaratıcının bu mutlak analog oluşuna işaret etmektedir.</p>
<p>Bizim imtihanımız da dijital olan bu şehadet aleminde şahit olduğumuz parçaları birleştirip bütünü anlamak ve anlamlandırmak olmakta. “kurşun kalem” ile “karışan kelam” arasında yaptığımız karar tam da bu imtihanı ifade etmekte. Ancak mutlak olan bir bilginin tamamını kapsamamız mümkün olamayacağından; sadece şu görünen kainatın ifade ettiği bir üst analog bilgiye/sırra erişebiliriz. Bu anlamlandırma serüvenini de, iman eğitimi olarak adlandırabiliriz.</p>
<p>Said Nursi kâinatın bir sırra, bir tılsıma işaret ettiğini ve o hakikatin (sırrın) keşfi için gösterdiği çabayı 28. Mektup 7.Mesele’de şu şekilde zikretmektedir:</p>
<p>“Bütün ukûlü hayrette bırakan ve hiçbir felsefenin eliyle keşfedilemeyen ve sırr-ı hilkat-ı âlem ve tılsım-ı kâinat denilen ve Kur&#8217;an-ı Azîmüşşan&#8217;ın i&#8217;cazıyla keşfedilen o tılsım-ı müşkil-küşa ve o muamma-yıhayret-nüma, Yirmidördüncü Mektub ve Yirmidokuzuncu Söz&#8217;ün âhirindeki remizli nüktede ve Otuzuncu Söz&#8217;ün tahavvülât-ı zerratın altı aded hikmetinde keşfedilmiştir. Kâinattaki faaliyet-i hayret-nümanın tılsımını ve hilkat-i kâinatın ve akibetinin muammasını ve tahavvülât-ı zerrattaki harekâtın sırr-ı hikmetini keşf ve beyan etmişlerdir, meydandadır, bakılabilir.&#8221;</p>
<p>Aslında Risale-i Nur’un bütünüyle bu çabanın bir ürünü olduğunu görmekteyiz. Said Nursi bu çabayı “Küçük Sözler”de ve benzeri bölümlerde, dijitalleştirme yöntemini kullanarak gerçekleştirmekte. Yani tüm uzay-zamandan sadece bir anı alıp, o anı tefekkür ederek tüm uzay-zamanı anlama/algılama gayreti.</p>
<p>Bu hususta 1. Söz’ü örnek olarak inceleyebiliriz. 1. Söz’de tercih edilen örnekte, dünya “çöl” metaforuyla ifade edilmekte. Çöl metaforu acziyet, fakriyet, belirsizlik gibi birçok manaya işaret ettiği gibi aynı zamanda boşluk ve yokluk gibi durağanlık ifade eden manalara da işaret etmekte. Yani çöl olan dünyada iki çadır arasında aslında bir şey yaşanmamakta, ya da yaşansa da gaflet halinde geçirilmekte. Burada bahsettiğim iki çadır arası idealde iki “an” arası kadar olmalı. Çadırlar dijital dünyadaki örnekleme noktalarını ifade etmekte. Gaflet/ülfet perdesini yırtarak örnekleme noktaları ne kadar çoğaltılırsa, o kadar analog mana doğru bir şekilde kavranabilir.  İdeal olan her an bir çadıra girildiğini fark ederek, o çadırda sultanın ismini almak olmalı.</p>
<p>Yazıyı burada nihayete erdirirken; besmelenin her “hayr”ın başı olması, her anın bir “mahluk” olması ve her “halk”ın (yaratılışın) bir “hayr” olması tefekkürünü bir başka zamana havale ediyorum.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-<br />
<a href="http://www.nisanyansozluk.com/?k=analog&amp;lnk=1" target="_blank">1. http://www.nisanyansozluk.com/?k=analog&amp;lnk=1</a></p>
<p><a href="http://www.nisanyansozluk.com/?k=dijital&amp;lnk=1" target="_blank">2. http://www.nisanyansozluk.com/?k=dijital&amp;lnk=1</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://layetezelzel.com/dijital-veriden-analog-hakikate/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sağlığımız ne durumda?</title>
		<link>http://layetezelzel.com/sagligimiz-ne-durumda/</link>
		<comments>http://layetezelzel.com/sagligimiz-ne-durumda/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 19 Jun 2015 06:45:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ali İhsan Memmi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Nübüvvet]]></category>
		<category><![CDATA[Prensipler]]></category>
		<category><![CDATA[Ubudiyet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://layetezelzel.com/?p=462</guid>
		<description><![CDATA[Tıbb-ı Nebevi ile ilgili bir kitap okuyordum. Hatırladığım kadarıyla kitapta eski tıp kitaplarından nakille şöyle bir cümle geçiyordu: &#8220;Bir insanin ne kadar sağlıklı olduğunu tahiyyat oturuşunu ne kadar doğru ve uzun yaptığıyla ölçebilirsiniz.&#8221; Bu cümlenin üzerine düşünmeye başladım mesela vücut .....]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>Tıbb-ı Nebevi ile ilgili bir kitap okuyordum. Hatırladığım kadarıyla kitapta eski tıp kitaplarından nakille şöyle bir cümle geçiyordu: &#8220;Bir insanin ne kadar sağlıklı olduğunu tahiyyat oturuşunu ne kadar doğru ve uzun yaptığıyla ölçebilirsiniz.&#8221;</p>
<p>Bu cümlenin üzerine düşünmeye başladım mesela vücut kitle indeksi olarak sıhhi hudutların dışına çıkanların bu oturuşu düzgün bir şekilde sürdürmesi pek mümkün gözükmüyordu. Yine kardiyovasküler yetmezliği olan biri bu oturuşta bacakların katlanmasından doğacak basınca karşı venöz dolaşımı yetersiz kalabilir ve bu oturuşta fazla dayanamazdı. Bu akıl yürütmeler o zaman için o cümleyi bir şekilde makul olarak algılamamı sağlamıştı.</p>
<p>Bundan hayli zaman sonra yine tahiyyat üzerine düşünürken o cümle yine aklıma geldi ve manasını biraz maddiyattan sıyırmaya çalıştım. Şöyle ki: teşehhüd, bir yönden benim zihin dünyamda kainatın ibadetini Allah&#8217;a arz etmek olarak kodlanmıştı. Yani kainatın tesbihatını fark edemiyorsak ve bunu sahibine takdim ederken sıkıntı yaşıyorsak namazdaki oturuşumuzu düzgün bir şekilde ifa edemiyoruz ve bir nevi hastalığa yakalanıyoruz.</p>
<p>Evet, o cümle işaret ediyordu ki insan, kainatı fark edip okudukça , onu hissedip anladıkça cüzziyet kazanır ve ona bir misal olur. sağlıklı olmanın tanımı belki de buydu. Madde manaya hizmet ettikçe sağlıklıydı. Bizi hayatta tutan kainattı velakin hastalık varsa reçetesi yine kainattı. Kainatı, halimizi bize anlatsın diye yaratan Allah&#8217;a layık bir mevcut olabilme duasıyla&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://layetezelzel.com/sagligimiz-ne-durumda/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Nurcular koalisyon oluşturabilir mi?</title>
		<link>http://layetezelzel.com/nurcular-koalisyon-olusturabilir-mi/</link>
		<comments>http://layetezelzel.com/nurcular-koalisyon-olusturabilir-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 12 Jun 2015 06:57:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Şener Boztaş</dc:creator>
				<category><![CDATA[Prensipler]]></category>
		<category><![CDATA[Risale-i Nur]]></category>
		<category><![CDATA[AYM]]></category>
		<category><![CDATA[risale-i nur]]></category>
		<category><![CDATA[yasak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://layetezelzel.com/?p=455</guid>
		<description><![CDATA[Seçimlerden çıktığımız şu günlerde hükümeti hangi partilerin kuracağı, koalisyon denkleminin ne olacağı merak konusu ve bir o kadar da gerilim üretiyor. Zira dört parti de birbirine çok uzak noktalarda duruyorlar. Fakat anlaşılan o ki, bütün bu mesafeye rağmen bir uzlaşı .....]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>Seçimlerden çıktığımız şu günlerde hükümeti hangi partilerin kuracağı, koalisyon denkleminin ne olacağı merak konusu ve bir o kadar da gerilim üretiyor. Zira dört parti de birbirine çok uzak noktalarda duruyorlar. Fakat anlaşılan o ki, bütün bu mesafeye rağmen bir uzlaşı olacak.</p>
<p>Bu yazdığımın başlıkla da konumuzla da doğrudan bir alakası yok ama bize bir mihenk olacak. Onu aşağıda ifade etmeye çalışacağım.</p>
<p>Asıl mevzumuz şu:</p>
<p>Bildiğiniz üzere Risale-i Nur Külliyatı’nın telif haklarıyla ilgili Nurcular arasında ciddi bir ihtilaf yaşandı. Düğümü kendi aralarında çözmeyi beceremeyen naşirlerden bir kısmının yönlendirmesiyle Ak Parti hükümeti bir tasarrufta bulundu. Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nda yaptığı düzenlemeyle Külliyat’ın telif hakları Kültür Bakanlığı’na verildi, o da Diyanet İşleri Başkanlığını yetkilendirdi.</p>
<p>Bu arada bazı naşirlerin de yönlendirmesiyle CHP ilgili maddeleri Anayasa Mahkemesi’ne taşıdı, iptal istemiyle. Ve henüz yeni düzenlemeye göre hiçbir yayınevi Risale basamadan, AYM kanun maddelerini iptal etti.[1]</p>
<p>Bu kararla Külliyat’ın telif hakları önceden olduğu gibi müellifin yasal varislerine iade edilmiş oldu. Yeniden başa dönüldü; Kültür Bakanlığı bandrol verebilmek için yayınevlerinden telif sözleşmesi/vekaletname isteyecektir.</p>
<p>“Ağabeylerin” veraset iddiası daha evvel mahkeme kararıyla düştüğüne göre[2], yayınevlerinin neşriyat yapabilmelerinin yolu, Bediüzzaman’ın yasal varisleri olan akrabalarından ilgili belgeleri alabilmelerinden geçiyor.</p>
<p>Fakat her yayınevi/cemaat kendi adına gittiği için varislerin tamamı buna “evet” demiyor.</p>
<p>O zaman şu yolun denenmesi gerekiyor: mevcut bütün yayınevleri/cemaatler bir “koalisyon” oluşturarak varislerin kapısını çalabilir ve “Hiçkimse Külliyat’ı inhisar altına almayacak” sözü verebilir. Ve hatta tüm tarafların iştirakiyle yeni bir hükmi şahsiyet oluşturularak telif hakları oraya devredilebilir.</p>
<p>Peki siyaseten birbirinin anti-tezi olan partiler bile koalisyon hükümeti kurabiliyorken, “Haliliye mesleği”nin mensubu olan Nurcular böyle bir “koalisyon” oluşturabilirler mi?</p>
<p>Bence “Nurcular” oluşturamazlar.</p>
<p>Fakat “Nur Talebeleri” oluşturabilir.</p>
<p>İhlas ve uhuvvet risalelerinin emri de bu yönde zaten, değil mi?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Not: Bağımsız genç Nur Talebeleri inisiyatif alıp örgütlenerek, çözüm için girişimde bulunabilirler.</p>
<div><br clear="all" /></p>
<hr align="left" size="1" width="33%" />
<div>
<p><a href="http://www.risalehaber.com/aym-risale-i-nur-kanununu-iptal-etti-236984h.htm">[1] http://www.risalehaber.com/aym-risale-i-nur-kanununu-iptal-etti-236984h.htm</a></p>
</div>
<div>
<p><a href="http://layetezelzel.com/wp-content/uploads/2015/06/aym.pdf" target="_blank">[2] bkz. Yargıtay Onbirinci Hukuk Dairesi kararı.</a></p>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://layetezelzel.com/nurcular-koalisyon-olusturabilir-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gaflet ihtarı</title>
		<link>http://layetezelzel.com/gaflet-ihtari/</link>
		<comments>http://layetezelzel.com/gaflet-ihtari/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 08 Jun 2015 09:58:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yunus Emre Orhan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Esma]]></category>
		<category><![CDATA[Prensipler]]></category>
		<category><![CDATA[Ubudiyet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://layetezelzel.com/?p=452</guid>
		<description><![CDATA[(Bir gün, içim çok sıkılmış, dünyanın dibine kadar dalmış bir halde iken, Yunus suresinden imdat istedim. İlk yirmi ayeti, bende manevi bir cerrahi ameliyata vesile oldu. Benimle aynı derdi paylaşanlar olabilir duasıyla kaleme aldım. Dert benim, derman Kur’an’ındır&#8230; NOT: Bu .....]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p><i>(Bir gün, içim çok sıkılmış, dünyanın dibine kadar dalmış bir halde iken, Yunus suresinden imdat istedim. İlk yirmi ayeti, bende manevi bir cerrahi ameliyata vesile oldu. Benimle aynı derdi paylaşanlar olabilir duasıyla kaleme aldım. Dert benim, derman Kur’an’ındır&#8230; NOT: Bu ders, akıldan ziyade kalbe bakar!)</i></p>
<p>Ey gafil, aciz, zayıf, fakir, Yunus!</p>
<p>Dünya seni kör etmiş! Kuran ve kainattaki ayetlerin hikmet üzere olduklarından şüphen mi vardır? Sana müjdelerle gelen ve önündeki zararları bildiren vahyin ulaşması, sana tuhaf mı geldi? Sanki sana ulaşan bu haberin, ilmin ve hidayetin, hakikat olduğuna dair şüphe eder gibisin! Bilmez misin ki tüm gökleri ve yerleri, her şeyi, bir bir, yaratan O’dur! O’nun izni olmaksızın sana herhangi bir şeyin şefaat edebileceğini düşünüyorsan yanılıyorsun! Tüm bu ibret dolu haberler sana ulaştığı halde, sen hala nasıl olur da bu ayetlerden gaflet edip, dünyaya bu denli dalarsın?</p>
<p>Şunu bil ki, istesen de istemesen de O’na döneceksin! Bu O’nun hak olan vaadidir! Ubudiyet halinde olduğun her an O’na döndürülmen, gaflet halindeki her an azabın içinde olman bu hakikatin pek parlak bir delilidir. O Allah, sana ayetlerini ayrıntılı bir şekilde açıklamadı mı? Sana ulaşan, sana yol gösteren, sana rehberlik eden ziya ve nur, O’ndan değil midir? Eğer burada söylenenleri dinler, anlar, tefekkür eder ve sakınırsan, alem-i şehadette her bir şeyin bu hakikate dellallık yaptığını ayan beyan göreceksin! O’na kavuşacağından gaflet edip, “bu dünya hayatı bana yeter!”  deyip, onunla tatmin olacağını zannedersen, insaniyetini kendi isteğiyle terkedenlerden olursun! Yok, bu gafletin farkında olup, istiğfar ile, Subhanallah, Elhamdülillah, Allahuekber diyerek, kusurlarını, aczini, fakrını ilan edersen, insaniyetini kullanan bir abd olursun.</p>
<p>Şu an bu azgınlıkların içerisinde hala nefes alabiliyorsan, bil ki bu da Rabb-ül Alemin’in delillerindendir. Çok iyi biliyorsun ki, ne zaman zarar sana dokunsa, O’na sığınıp dua edersin. O sıkıntıları senden arındıran Rabbini unutup da, sanki o yerlere yatıp yalvaran sen değilmişsin gibi, nedir seni dünyaya bu derece daldıran?</p>
<p>Kainata bak! İzle! Gaflet içinde olduğun geçmiş anlarını, hidayetin, vahyin sana ulaşmadığı cahillik dönemini hatırla. Kainatı var edendir sana bu hidayeti ve vahyi ulaştıran; şimdi tekrar endişe edip, tüm bu beyanat yetmezmiş gibi, dünyaya dalarak, lisan-ı hal ile, “yeni ayetler gelsin veya bundan öncekiler değişsin” diye haykırıyor gibisin!</p>
<p>Vallahi, “Mâ yûhâ ileyy, innî ehâfü inasaytürabbî azabê yevmin azim”! Bilmezsin ki Allah dileMEseydi o vahiy ve hidayet sana zaten ulaşmazdı! Sen doğduğundan beri Kuran ve peygamber kainatta değil miydi? Sen hala aklını başına toplamayacak mısın? Allah’ı bırakıp da, O’ndan gaflet edip, sana ne faydası ne de zararı dokunacak şeylerin seni kurtaracağına mı inanıyorsun? Acaba sen Allah’a, yerlerde ve göklerde O’nun bilmediği bir şefaatçiden mi haber veriyorsun?</p>
<p>İLAÇ: Sen, sabırlı ol! O’nun ayetlerini küçük dünya menfaatlerine rüşvet verme! Bekle! Şüphesiz gaybı bilen yalnız O’dur. Işık mutlaka gelecektir! Bekleyenlerden ol!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://layetezelzel.com/gaflet-ihtari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Oy vermenin vebali</title>
		<link>http://layetezelzel.com/oy-vermenin-vebali/</link>
		<comments>http://layetezelzel.com/oy-vermenin-vebali/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 05 Jun 2015 12:52:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Faruk Saim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[İçtimaî]]></category>
		<category><![CDATA[Kavram]]></category>
		<category><![CDATA[Layetezelzel]]></category>
		<category><![CDATA[Prensipler]]></category>
		<category><![CDATA[İslamcılık]]></category>
		<category><![CDATA[oy vermek]]></category>
		<category><![CDATA[said nursi]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[vebal]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://layetezelzel.com/?p=443</guid>
		<description><![CDATA[مَّن يَشْفَعْ شَفَاعَةً حَسَنَةً يَكُن لَّهُ نَصِيبٌ مِّنْهَا وَمَن يَشْفَعْ شَفَاعَةً سَيِّئَةً يَكُن لَّهُ كِفْلٌ مِّنْهَا وَكَانَ اللّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ مُّقِيتًا(1) Kim iyi bir işte aracılık ederse, ona onun sevabından bir pay vardır; kim de kötü bir şeyde aracılık .....]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p dir="rtl" style="text-align: right;" align="center">مَّن يَشْفَعْ شَفَاعَةً حَسَنَةً يَكُن لَّهُ نَصِيبٌ مِّنْهَا وَمَن يَشْفَعْ شَفَاعَةً سَيِّئَةً يَكُن لَّهُ كِفْلٌ مِّنْهَا وَكَانَ اللّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ مُّقِيتًا(1)</p>
<p>Kim iyi bir işte aracılık ederse, ona onun sevabından bir pay vardır; kim de kötü bir şeyde aracılık yaparsa, ona o kötülükten bir hisse vardır. Allah, her şeyin karşılığını verir. &#8220;Sebep olan yapan gibidir&#8221; tevili yerleşmiş hakim yorumla okunduğunda, kestirme olmakla birlikte kulun elinde olmayanı kula nispet ettiğinden kulun haddi olmayan sorumluluğu da yükler.</p>
<p>Öncelikle ameller niyetlere göredir. (2) Denebilir ki kulun amelindeki sorumluluğu niyetine nispetle vebal teşkil eder. Örneğin bir kul hayır niyetiyle bir duvar inşa etse, sonra bir başkası o duvardan düşüp şer&#8217;i bulsa duvarı yapan kulun sorumluluğu niyetiyle bilinir. Zira amelinin neticesini tam manasıyla ihata etmek kulun zamana mukayyet oluşundan dolayı namümkündür.</p>
<p>Bunun yanında kul aklıyla erişebileceği sonuçları ölçmekle mükelleftir. Ayetlerde tekrarla (وَبِاللَّيْلِ أَفَلَا تَعْقِلُونَ (3 denilmektedir. Demek ki insan amelinde aklının yettiği yere kadar sorumludur.</p>
<p>Kulun yaptığı tercihte reyini ehil olandan yana kullanmasını salık veren de yine İslamdır. (4) (Nisa, 58) Yukarıdaki esas ile birleştiğinde kulun tercihinde sorumluluğu aklını kullanması ve işi ehline vermesidir.</p>
<p>Siyasette ehil olanın belirlenmesi sanılandan karmaşıktır. Demokrasi de oy eşitliği genel oy yöntemi ile &#8220;kolektif bilinç&#8221;in doğru kararda buluşacağı öngörüsü üzerine temellenir. Zira temsili demokraside her bireyin tek tek doğru tercih yapması gerekmez. Bireylerin kişisel tercihlerinin toplamı ülkeyi kimin yöneteceğini doğru belirler. Siyasetin yapısal sorunlarından dolayı yapılan tercihin %100 doğru olması da düşünülemez. Tercihlerin menfi yönde sonuç vermemesi için demokratik kurumlarla genel oyla seçilen iktidarın seçmenler üzerinde hak gasbı yapması engellenmeye çalışılır.</p>
<p>&#8220;Onların işleri şura iledir.&#8221; (5) ayetindeki meşveret, demokrasi ile tam manasıyla uyuşmaz. Esasında genel ve eşit oy prensibiyle çatıştığı da söylenebilir. Ancak yine ilkesel olarak İslami kaynakların demokrasiyi yöntem olarak caiz bulduğu söylenebilir. Said Nursi&#8217;nin 2. Meşrutiyet ilanı ve akabindeki tavrı delil gösterilebilir.</p>
<p>En nihayetinde devleti kimin yöneteceğine dair elimizde demokrasi var. Ehl-i sünnet de reddetmemiş. Başa dönecek olursak bu yöntem her bir vatandaşın bir tercih yapmasını zorunlu kılıyor. Müslüman için yaptığı tercihin sorumluluğu oy kullanma durumunda da geçerlidir.</p>
<p>Ancak yukarıda da belirttiğim üzere yapılan tercihin sonuçlarından mesul olma durumu, ancak bu sonuçlara akıl ile ulaşılabiliyorsa (niyet okuma değil), geçerlidir. Devleti kimin yöneteceğine dair tercihte bulunmak, yönetenlerin zulmetleri halinde bu zulme ortak olmayı peşinen getirmez. Ancak aleni bir zulüm beyanı var ise akıl bunu ölçebilmelidir.</p>
<p>Devlet yapısı itibariyle vatandaşlarına zulmeder. Adaleti tam tesis edebilen devletin varlığından bahsetmek hayalciliktir. Olsa olsa Peygamberin (SAV) fiilen yönettiği yapı denebilir, o da sadece Peygamber&#8217;in (SAV) şahsına, İsmet sıfatından dolayı, özeldir. O dönemde de zulmeden valilerin varlığını, görevden alınmaları vs. biliyoruz.</p>
<p>Bugün devletin geldiği form müspet menfi birçok özelliği barındırıyor. Devleti yönetmesi için seçtiğimiz insanlar &#8220;insan&#8221; oldukları için tüm zulümleri öngöremezler. Sorumlulukları niyet ve akıllarına göre olmakla birlikte devletin yapısından kaynaklanan zulümleri tam engelleyemezler. Bu noktada seçmen olduğu için kula vebal oluşması adalete aykırıdır.</p>
<p>[EKLEME]*</p>
<p>Burada devleti vatandaşın ihtiyaçlarını gören kurumsal yapı olarak betimledik. Zira devlete İslami misyonlar biçmek, fikrimce İslamcı hastalığıdır. Devlet olsa olsa gölge etmez. Yolunu açar. Bu halde İslami hedefler Müslümanlarca gerçekleştirilebilir. Ancak İslamcı zihin, konformistliğinden ve siyaseti araç bildiğinden devletten kendi ajandasını dayatmak için faydalanmak ister. (Burası ayrı bir yazının konusu.)</p>
<p>Sonuç olarak seçmen olmak durumunda olan Müslüman verdiği oy sebebiyle niyet okumalarla şekillendirilmiş sonuçlardan mesul değildir. Aklıyla görebildiği adetullah emarelerini okuması ve ehil olanda karar kılması, kendisini olası veballerden vareste kılar.</p>
<p>Oy tercihlerine kutsi kaynak arayan zihinlerin takvimi &#8220;patates dini&#8221;nde kalmıştır. Kutsi kaynakla oy verilecek olsa Kırtas Hadisesi&#8217;nde (6) Hz. Ömer&#8217;in tavrını ehli sünnet reddetmeliydi. Bildiğimiz en kutsi kaynak Peygamber&#8217;dir (SAV).</p>
<p>Siyaset topuzuyla Hizmet-i İslamiye yapılmaz. Elinde topuz, İslam diye bağıran, mazlumu İslamdan korkutur. İslamcı siyasetinin cezbesinden çıkmak Nur&#8217;a sarılmakla mümkündür. Nursi&#8217;den öğrendiğimiz usül, reyini vermek hatta belki beyan etmekle birlikte mesafeyi korumaktır. Topuza methiye dizmemektir.</p>
<p>Oy vermek ne farz ne vaciptir. Devleti kimin yöneteceğini seçmeye dair bir tercihi ahiretle irtibatlandırmak siyaset topuzuna kutsiyet atfetmektir vesselam.</p>
<p>*<em> Meşveret yapılması sünnet, uymak farzdır. Meşveret -var ise- tercihteki vebali kendisine uyan mümin üzerinden kaldırır. Zira yanlışsa da bir sevabı vardır.</em></p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;<br />
<a href="http://www.kuranmeali.org/4/nisa_suresi/85.ayet/kurani_kerim_mealleri.aspx" target="_blank">1. http://www.kuranmeali.org/4/nisa_suresi/85.ayet/kurani_kerim_mealleri.aspx</a><br />
2. (Buhârî, Bedü’l-Vahy, 1; Müslim, İmare, 155; Ebu Davud, Talak, 11)<br />
3. Akletmez misiniz?<br />
<a href="http://www.kuranmeali.org/4/nisa_suresi/58.ayet/kurani_kerim_mealleri.aspx" target="_blank">4. http://www.kuranmeali.org/4/nisa_suresi/58.ayet/kurani_kerim_mealleri.aspx</a><br />
<a href="http://www.kuranmeali.org/42/sura_suresi/38.ayet/kurani_kerim_mealleri.aspx" target="_blank">5. http://www.kuranmeali.org/42/sura_suresi/38.ayet/kurani_kerim_mealleri.aspx</a><br />
<a href="http://www.hikmet.net/soru/1491/kirtas-hadisesini-aciklar-misiniz" target="_blank">6. http://www.hikmet.net/soru/1491/kirtas-hadisesini-aciklar-misiniz</a></p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://layetezelzel.com/oy-vermenin-vebali/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yatsı namazı kaç rekat?</title>
		<link>http://layetezelzel.com/yatsi-namazi-kac-rekat/</link>
		<comments>http://layetezelzel.com/yatsi-namazi-kac-rekat/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 02 Jun 2015 08:07:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Faruk Saim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Kavram]]></category>
		<category><![CDATA[Prensipler]]></category>
		<category><![CDATA[Ubudiyet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://layetezelzel.com/?p=433</guid>
		<description><![CDATA[13 değil.&#160; Sonda s&#246;yleyeceğimi başta s&#246;yleyeyim. Yatsı namazı 4 rekattır. &#214;ncesinde 4 rekat s&#252;nnet-i gayrım&#252;ekked1 sonrasında da 4 rekat s&#252;nnet-i m&#252;ekked2 vardır. 3 rekatlık vitr-i vacip ise usulen yatsının sonunda kılınmaktadır. Oysa bu namazın vakti ayrıdır. Hakk&#39;a rağmen halk i&#231;in .....]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>
	13 değil.&nbsp;
</p>
<p>
	Sonda s&ouml;yleyeceğimi başta s&ouml;yleyeyim.<br />
	Yatsı namazı 4 rekattır. &Ouml;ncesinde 4 rekat s&uuml;nnet-i gayrım&uuml;ekked<sup>1</sup> sonrasında da 4 rekat s&uuml;nnet-i m&uuml;ekked<sup>2</sup> vardır. 3 rekatlık vitr-i vacip ise usulen yatsının sonunda kılınmaktadır. Oysa bu namazın vakti ayrıdır.
</p>
<p>
	<strong>Hakk&#39;a rağmen halk i&ccedil;in mi?</strong><br />
	İlim her m&uuml;mine farzdır. Avam ilme mesafeli diye durumdan vazife &ccedil;ıkarıp ilmi b&uuml;kmek ulemanın dahi haddi değildir. Yanlış ilimle doğru amel olmaz. Hanefi&#39;ye g&ouml;re niyet farzdır. İlmini yanlış bilirken m&uuml;min namaza nasıl doğru niyet etsin?
</p>
<p>
	Namazla sınırlı bir hal değil &uuml;stelik bu. Cuma namazı da aynı hastalıklı halden mustarip. Cemaate &quot;Z&uuml;hri ahir&quot; diye niyet ettiren ulema, o cemaat neye niyet ettiğini bilmeden niyetlerin sahih olacağından nasıl emin olabiliyor? Cuma namazının bir par&ccedil;ası gibi kıldırılan &ouml;ğle namazının niyetinin salahiyetinin vebali kimin &uuml;zerine?
</p>
<p>
	Hakk&#39;ın s&ouml;z&uuml;n&uuml; doğrultmak ulemanın vazifesi midir?
</p>
<p>
	Kolaylaştırmayı salık veren Peygamber (SAV) bilmez miydi namazları paket halinde anlatmayı? S&uuml;nnetleri kendi evinde kılmasının hikmeti yok muydu ki ulema &quot;paket namaz&quot; bilgisi hazırlıyor?
</p>
<p>
	Vacip-farz tartışmasına girmiyorum bile. Ancak m&uuml;minin aklındaki ilim manip&uuml;le edilerek kalbindeki iman tahkim edilmez. Olsa olsa ş&uuml;pheye akıldan kalbe giden bir yol a&ccedil;ılır. Kıymeti kendinden menkul ulemalık bu yola ruhsat &ccedil;ıkaramaz. Vebal sarık dinlemez.&nbsp;
</p>
<p>
	<strong>M&uuml;slim &quot;arif&quot; olsa gerek</strong><br />
	Ulemanın illa bir vazifesi varsa her m&uuml;mine ilmin kapısını a&ccedil;mak değil midir? Tamam, avam ilme vakit ayıramayabilir. Ancak farzları (Allahın emirlerini) anlayacak kapasitede yaratılmış olması imtihan sırrının gereği değil&nbsp;midir? Allah Adil değil midir ki kuluna verdiği emirleri, ulemanın paketleyip kolaylaştırması gereksin?
</p>
<p>
	<strong>İlk emir &quot;Oku&quot; değil de &quot;Dinle&quot; mi?</strong><br />
	İkra. Kitabı oku, kainatı oku, kendini oku. İslamda kulla Allah arasında aracı yoktur. Namazla miraca &ccedil;ıkabilen kul, aklıyla arif, ameliyle insan-ı kamil olabilir. Bilenin zekatı ilmini bilmeyenle paylaşmaktır. İlk emre y&ouml;nlendirmeyen ulemanın vebali ilminden fazladır vesselam.
</p>
<p>
	&nbsp;
</p>
<p>
	&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;<br />
	<a href="http://samil.ihya.org/ansiklopedi/sunnet-i-muekkede.html">1.&nbsp;http://samil.ihya.org/ansiklopedi/sunnet-i-muekkede.html</a><br />
	<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/qna/6415/gayri-muekked-sunnet.html">2.&nbsp;http://www.sorularlaislamiyet.com/qna/6415/gayri-muekked-sunnet.html</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://layetezelzel.com/yatsi-namazi-kac-rekat/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Beklenen sonuç neden gelmiyor?</title>
		<link>http://layetezelzel.com/beklenen-sonuc-neden-gelmiyor/</link>
		<comments>http://layetezelzel.com/beklenen-sonuc-neden-gelmiyor/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 01 Jun 2015 14:00:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yunus Emre Orhan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kader]]></category>
		<category><![CDATA[Ubudiyet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://layetezelzel.com/?p=430</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Risale-i Nur okumalarımda, bana nasihat veren bir h&#226;limi paylaşma niyetiyle yazdığım bir yazıdır. Bazen bir ila&#231;, başka hastalıklara zehir olur sırrıyla, bana hisse &#231;ıkartan bir şey, başkasına zarar bile verebilir. Fakat, ben &#231;ok istifade ettim. Benimle aynı marazı bulunanlar olabilir .....]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>
	<em>&ldquo;Risale-i Nur okumalarımda, bana nasihat veren bir h&acirc;limi paylaşma niyetiyle yazdığım bir yazıdır. Bazen bir ila&ccedil;, başka hastalıklara zehir olur sırrıyla, bana hisse &ccedil;ıkartan bir şey, başkasına zarar bile verebilir. Fakat, ben &ccedil;ok istifade ettim. Benimle aynı marazı bulunanlar olabilir ihtimaliyle paylaşıyorum.&rdquo;</em>
</p>
<p>
	Bir g&uuml;n ş&ouml;yle bir i&ccedil; muhasebe hasıl oldu: &ldquo;Beklenen sonu&ccedil; neden gelmiyor?&rdquo;. Soru şuna işaret ediyordu: namazlarımı kılıyorum, oru&ccedil;larımı tutuyorum, Kur&rsquo;an&rsquo;ımı okuyorum, risalemi okuyorum, cevşenimi okuyorum&#8230; Tamam ama, beklenen sonu&ccedil; neden gelmiyor? Risale-i Nur, benim i&ccedil;in, Kur&rsquo;andan m&uuml;lhem, garip vaadler taşıyordu&#8230;
</p>
<p>
	&ldquo;<em>Hakiki imanı elde eden adam, kainata meydan okuyabilir!&rdquo;</em> (23.S&ouml;z) Halbuki ben, kainatla ilişki kurduğum s&uuml;rece, s&uuml;rekli <strong>&ldquo;benim istediğim gibi ol&rdquo;</strong> dercesine ilişki kuruyordum&#8230; Akabinde ise, <strong>&ldquo;ya istediğim gibi olmazsa?&rdquo;</strong> endişesi daima benimle beraberdi<em>&#8230; &ldquo;K&uuml;re-i arz bomba olup patlasa&#8230;onu korkutmaz&rdquo;</em> (3.S&ouml;z) diyordu, ben ise nice <strong>endişeler</strong>, <strong>korkular</strong> i&ccedil;erisindeydim. Adına iman dediğim şey, bana &ldquo;<strong>emniyet-i tamme</strong>&rdquo; değil de, &ldquo;<strong>emniyet-i kısm&icirc;</strong>&rdquo; suretinde g&ouml;r&uuml;n&uuml;yordu.
</p>
<p>
	Korku meselesi b&ouml;yle iken, bir de <strong>huzur</strong> meselesi vardı. Huzuru hayırda, hayrı da d&uuml;nyadaki faaliyetin menfaatime olması olarak yorumlayan nefsim, ger&ccedil;ek huzurdan da uzak g&ouml;r&uuml;nd&uuml;. &ldquo;Huzur-u ilahi: <strong>daima huzurda ve huzurlu olmak</strong>&rdquo;&#8230; Halbuki Risale-i Nur, &ldquo;<em>mana-i harfi nazarını, huzur-u daimiye vesile</em>&rdquo; (26.S&ouml;z) olarak tarif ve vaad ediyordu; fakat bu sonu&ccedil; ben de hasıl olmuyordu.
</p>
<p>
	Ve bunun gibi hakeza&#8230; Namazda engin huşu; ibadetlerin benim i&ccedil;in en fıtri haller olduğu hususunda mutmain bir kalp, kardeşini nefsine tercih etme, hakperest olma&#8230; vs&#8230;vs&#8230; Daha nice sorular ve zıtlıklar bir anda &ouml;n&uuml;me a&ccedil;ılıverdi. Nefsime baktım ki, beni şuraya &ccedil;ekiyor: &ldquo;Vesvese bunlar&#8230;. &Uuml;st&uuml;ne d&uuml;şme&#8230; Sen okumana, namazına devam et&#8230; Daha &ccedil;ok oku, daha &ccedil;ok namaz kıl&#8230;Gelir!&rdquo; Dedim: &ldquo;İki-&uuml;&ccedil; senede gelmeyen şey, bana bir ihtar değil midir?&rdquo; Dedi ki: &ldquo;&uuml;st&uuml;ne d&uuml;şme bu t&uuml;r konuların, boğulursun!&rdquo;
</p>
<p>
	Nefsimi dinlemedim, hatta dinleyemedim. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, hayat pratiğinden ş&ouml;yle bir kıyas aklıma d&uuml;ş&uuml;verdi. &ldquo;Bre Yunus&#8230; Ailen t&uuml;ccardır, hatırla. Ticarette bir usul&uuml; denediniz, ve getirisi olmadı. Ne yaparsınız? Biz bir yerde yanlış yaptık der, usul&uuml;n&uuml;zdeki eksiklik/yanlışın bulunduğu hususu aramaya y&ouml;nelirsin. Sen de bilirsin ki, aynı hatada daim ısrar, beyhudedir.&rdquo; Veya &ouml;ğrenciliğini hatırla. Sana diyorlar ki, &ldquo;Bu kitap alanında en iyi kitaptır.&rdquo; Sen, kitabı okuyorsun, okuyorsun, beklenen ilim sana hasıl olmuyorsa, ne yaparsın? Ya kitabı değiştirirsin, ya da usul&uuml;n&uuml;. Zira, ya kitap doğru kitap değildir, ya usul doğru usul değildir.
</p>
<p>
	Şimd, konu şuraya geldi: d&uuml;nyaya dair en ufak işine bile bu hassasiyetle yaklaşıyorsun&#8230; Tutmuyorsa ya değişiyorsun, ya uğraşını değiştiriyorsun. Fakat, iş maneviyata gelince, neden b&ouml;yle bir sorgulama i&ccedil;ine girmiyorsun ve insaniyetine ters d&uuml;ş&uuml;yorsun?
</p>
<p>
	Bu i&ccedil; muhasebe farklı bir noktaya işaret etmişti. Risale-i Nur&rsquo;un, Kuran hakikatleri hakkında d&uuml;nyama sunduğu donelere baktığımda, hayran olmaktan kendimi alamıyordum. &ldquo;Hayret&rdquo; mertebesi bende cariydi. Yani, başvuru kaynağımda bir sıkıntı yoktu; hissediyordum. O zaman, us&uuml;l&uuml;m hatalıydı.
</p>
<p>
	Bu i&ccedil; tefekk&uuml;r&uuml;n akabinde, Peygamber a.s.m.&rsquo;ın şu hadisi imdadıma yetişti. Diyordu ki Hz.Ali&rsquo;ye (r.a.): &ldquo;Ben Kur&rsquo;an&rsquo;ın n&uuml;zulu i&ccedil;in savaştım; sen tevili i&ccedil;in savaşacaksın.&rdquo; Allah&rsquo;ım bu ne muhteşem bir hadistir! Hz.Ali&rsquo;nin, literalist g&ouml;r&uuml;şle yaptığı &ldquo;mana, batın, adalet-i mahza&rdquo; m&uuml;cadeleleri aklıma d&uuml;şt&uuml;. Literalistten kasıt, &ldquo;metin neyse o işte kardeşim&rdquo; olarak form&uuml;lize edilebilecek &ndash;bu yaptığım biraz basitleşmiş bir tanımdır&ndash; Haricilerdir. O zaman, Hz.Ali&rsquo;nin &ldquo;O kitap konuşmaz, onunla konuşulmaz&rdquo; ifadesini &ccedil;ok iyi anlamak gerekiyordu. Ben bunu, bu i&ccedil; muhasebemin ardından, ş&ouml;yle anladım: &ldquo;Kur&rsquo;an-ı Kerim, gayb&rsquo;tan haber verir. Gayb&icirc; meseleler, somut (concrete) meseleler değildir &ndash; ki bu imtihan hakikatine karşıdır. Elbette yorum gerekir. Yoksa, vahiy senle konuşmaz!&rdquo; Ehl-i S&uuml;nnet&rsquo;in, Hariciler ve bu g&uuml;n en b&uuml;y&uuml;k temsilcisi olan &ldquo;Vehhabi&rdquo;lerle m&uuml;cadelesi de bu değil miydi? Kur&rsquo;an Hakk kitapsa, Yaratıcı kelamıysa, yoruma a&ccedil;ık olmalıdır anlayışı, ehl-i s&uuml;nnet&rsquo;in bel kemiği bir anlayışıdır.
</p>
<p>
	O zaman, taşlar biraz daha yerine oturdu. Bedi&uuml;zzaman&rsquo;ın &ldquo;Gazete gibi okuma&rdquo; demesi, metne sadakat d&uuml;sturunu &ldquo;Hariciler&rdquo; gibi yorumlama, ehl-i s&uuml;nnet gibi yorumla olarak g&ouml;r&uuml;nmeye başladı. Yani, &ldquo;metne dal&rdquo; demekti; &ldquo;metin sana konuşsun&rdquo; demekti&#8230; Kendi nefsine oku demekti. Mevl&uuml;t gibi okuma diyordu adeta. &ldquo;Metin ne diyorsa o işte&rdquo; demek, ne bana bir şey katıyordu, ne de &ldquo;beklediğim sonu&ccedil;lar&rdquo; hayatıma d&uuml;ş&uuml;yordu. Ardından, her namaz kıldığım, Kuran okuduğum, risale okuduğum zaman i&ccedil;imde meydana gelen &ldquo;pozitif, mutluluk, lezzet&rdquo; gibi duyguları, &ldquo;imanın getirdiği&rdquo; lezzet zannettiğimi, veya o şekilde kodladığımı farkettim! Bu benim temel bir ezberimdi. Halbuki, imandan, sadece bir hakikatin kalbe d&uuml;şmesi ile gelen lezzet, beklenen sonu&ccedil;ların gelmeye başlamasına vesiledir diye tecr&uuml;be ettim.
</p>
<p>
	Bu yolda, benim imtihanımı en &ccedil;ok kolaylaştıran ise, benimle aynı derdi paylaşan insanlar olduğunu farketmek, ve onlarla beraber bir kafa değil, on kafa bir araya gelerek, &ldquo;metin bize ne diyor&rdquo; adına m&uuml;zakereler ger&ccedil;ekleştirmek oldu. Allah onlardan ebeden razı olsun. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; onlarla beraber y&uuml;r&uuml;d&uuml;ğ&uuml;m yolda, hakikaten &ldquo;imanıma, namazıma, sair ibadetlerime, d&uuml;nyama&rdquo; bazı sonu&ccedil;ların d&uuml;şmeye başladığını hakka&rsquo;l yak&icirc;n tasdik ettim. O zaman anladım ki, iman&icirc; bir hakikati, tek bir muhatap bile olsa &ndash; &ccedil;&uuml;nk&uuml; sayıların bu meslekte hi&ccedil; kıymet-i harbiyesi yok &ndash;, o muhatabın kalbine d&uuml;ş&uuml;rtmek adına yapılan, iyi d&uuml;ş&uuml;n&uuml;lm&uuml;ş, s&uuml;nnetullaha uygun, insaniyete uygun her &ccedil;aba, benim d&uuml;nyamda &ldquo;en g&uuml;zel hizmet&rdquo;, &ldquo;d&uuml;nyalara değişilmeyecek bir hizmet&rdquo; makamını aldı &ndash; vesselam&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://layetezelzel.com/beklenen-sonuc-neden-gelmiyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Siyasal Nurcular</title>
		<link>http://layetezelzel.com/siyasal-nurcular/</link>
		<comments>http://layetezelzel.com/siyasal-nurcular/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 29 May 2015 07:14:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kasım İkbal</dc:creator>
				<category><![CDATA[İçtimaî]]></category>
		<category><![CDATA[Prensipler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://layetezelzel.com/?p=423</guid>
		<description><![CDATA[Risale-i Nur Talebelerinin, her se&#231;im d&#246;neminin yanı sıra her siyasi olay akabinde biraz daha b&#246;l&#252;nd&#252;ğ&#252;n&#252; g&#246;zlemliyoruz. Halbuki Said Nursi, talebelerine siyasetten uzak durmalarını tavsiye etmiş kendisi de &#8220;Yeni Said&#8221; d&#246;neminde siyasetten uzak durmuştur. &#8220;Yeni Said&#8221; d&#246;neminde rey verme ve se&#231;ilmişlere .....]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>
	Risale-i Nur Talebelerinin, her se&ccedil;im d&ouml;neminin yanı sıra her siyasi olay akabinde biraz daha b&ouml;l&uuml;nd&uuml;ğ&uuml;n&uuml; g&ouml;zlemliyoruz. Halbuki Said Nursi, talebelerine siyasetten uzak durmalarını tavsiye etmiş kendisi de &ldquo;Yeni Said&rdquo; d&ouml;neminde siyasetten uzak durmuştur. &ldquo;Yeni Said&rdquo; d&ouml;neminde rey verme ve se&ccedil;ilmişlere g&ouml;ndermiş olduğu mektup ile telgraflar dışında siyasi bir etkinliği olmayan Said Nursi&rsquo;nin vefatı sonrasında Nur Talebeleri arasında siyasi cereyan baş g&ouml;stermiştir. Herkes kitabın bir tarafından tutmuş ve farklı farklı siyasi g&ouml;r&uuml;şlere g&ouml;n&uuml;l vermiş &ldquo;Siyasal Nurcular&rdquo; ortaya &ccedil;ıkmıştır. &ldquo;Siyasal Nurcular&rdquo;ın s&uuml;rekli atıf yaptığı bir mektup var. Said Nursi&rsquo;nin Emirdağ Lahikası adlı eserinde yer alan bu mektup, &ldquo;bu vatanda şimdilik d&ouml;rt parti var. Biri Halk Partisi, biri Demokrat Parti, biri Millet, diğeri de İttihad-ı İslamdır.&rdquo; diye başlıyor. (Mektup i&ccedil;in bkz<sup>1</sup>.)
</p>
<p>
	Bu mektup okununca burada zikredilen akımlara bug&uuml;nk&uuml; partilerden bir h&uuml;lle bi&ccedil;ilip giydiriliyor. Akabinde ise ayrışmalar baş g&ouml;steriyor. Lakin bizim bu yazıdaki gayemiz, bu mektuptan m&uuml;lhem olarak bazı partilere h&uuml;lle bi&ccedil;ip giydirmek değil. Sadece ge&ccedil;tiğimiz hafta Mısır&rsquo;da idamına h&uuml;kmedilen Mursi&rsquo;nin bağlı olduğu M&uuml;sl&uuml;man Kardeşler grubuna karşı &ldquo;Siyasal Nurcular&rdquo;ın fazlasıyla ithamda bulunması ve s&ouml;z konusu grubu dışlamasıdır. Peki birileri dışlanarak bu zamanın en m&uuml;him farz vazifesi olan ittihad nasıl sağlanacaktır? Kim bu &ldquo;siyasal İslamcılar&rdquo;? Said Nursi d&ouml;neminde yoklar mıydı? Bu sorular kafamı kurcalarken elime bir Zafer Dergisi ge&ccedil;ti. Dergide, Said Nursi&rsquo;nin talebelerinden H&uuml;sn&uuml; Bayram&rsquo;ın 1949 yılının Şubat ayında bir hatırası anlatılıyordu: &ldquo;Afyon mahkemesi sonrası Emirdağ&rsquo;da ikamete mecbur tutulan &uuml;stadımız, ciddi şekilde rahatsızlanmıştı. Bir g&uuml;n bana dedi ki: &lsquo;H&uuml;sn&uuml;, evladım, bu rahatsızlığım başka bir şey. Sen bir git bak bakalım alem-i İslam&rsquo;da yahut memlekette başka bir hadise mi var?&rsquo; &Ccedil;alışkan ağabeyin d&uuml;kkanına gittim. &lsquo;Ağabey, &uuml;stadımız hasta. Ka&ccedil; g&uuml;nd&uuml;r rahatsız, bug&uuml;n rahatsızlığı şiddetlendi. Gazetelerde bir mesele var mı diye sormamı istedi. Cerideler bir havadis naklediyor mu?&rsquo; diye sordum. &Ccedil;alışkan ağabey, baktı: &lsquo;Bir şey yok kardeşim&rsquo; dedi. Ertesi g&uuml;n bir vesileyle tekrar &Ccedil;alışkan ağabeyin d&uuml;kkanına gittim. &lsquo;H&uuml;sn&uuml; kardeşim, d&uuml;n bir havadis var mı diye sormuştun. Meğer d&uuml;n Mısır&rsquo;da Hasan El-Benna şehid edilmiş ve devrimciler, ihvan mensuplarını hapislere koymuşlar.&rdquo;dedi. Bunun &uuml;zerine bu havadisi &uuml;stadımıza ilettim. &Uuml;stadımız da: &lsquo;Tamam kardeşim, demekki Mısır&rsquo;daki kardeşlerimizin ahvalinden m&uuml;teessir olup hastalanmışım.&rsquo; dedi.&rdquo; Bu hatıra akabinde Risale-i Nur&rsquo;da Mısır&rsquo;daki &ldquo;ihvan-ı M&uuml;slimin&rdquo; ile ilgili pasajları tekrar okuma ihtiyacı hissettim. Emirdağ Lahikası&rsquo;nda Said Nursi, Seyyid Salih&rsquo;in Halep ve havalisindeki &ccedil;ok ehemmiyetli İhvan-ı M&uuml;slimin cemiyeti i&ccedil;in talep ettiği Nur mecmualarına istinaden kendisine ait on tane mecmuayı g&ouml;nderdiğini ifade ediyordu.<sup>2</sup>&nbsp;
</p>
<p>
	Yine aynı eserde Said Nursi, Halep&rsquo;te bulunan İhvan-ı M&uuml;slimin azasının tebriğine mukabil İhvan-ı M&uuml;slimini tebrik ediyor. Anadolu&rsquo;daki Nurcular ile Arabistan&rsquo;daki İhvan-ı M&uuml;sliminin hakiki kardeş olduğunu, Hizb&uuml;l Kurani ve İttihad-ı İslam cemiyet-i kudsiyesi dairesindeki &ccedil;ok saflardan iki m&uuml;tevafık ve m&uuml;terafık saf teşkil etmeleriyle, Risale-i Nur ile ciddi alakadar olup risalelerin Arap&ccedil;aya terc&uuml;me etme niyetlerinden duyduğu memnuniyeti dile getiriyordu. Hatta talebelerine kendisi yerine İhvan-ı M&uuml;slimin &uuml;yelerine cevap yazmalarını ve o taraftaki Nur şakirtleri ile de himayetkarane alakadar olmalarını istemelerini s&ouml;yl&uuml;yordu.<sup>3</sup>
</p>
<p>
	<em id="__mceDel">T&uuml;m bu okumalar sonrasında d&ouml;n&uuml;p bakıyorum. Birbirimizi anlamadan birbirimizden ne kadar da uzak d&uuml;şm&uuml;ş&uuml;z? Bir taraf &ldquo;Siyasal Nurcular&rdquo; &uuml;zerinden Said Nursi&rsquo;nin g&ouml;r&uuml;şlerini yorumlayarak bir hataya d&uuml;ş&uuml;yor, diğer taraf da eksik okumaları &uuml;zerinden &ldquo;sadece benim mesleğim hak&rdquo; anlayışıyla t&uuml;m&uuml;yle diğer g&ouml;r&uuml;şleri dışlıyordu. Sonra da herkes meydanlara inip &ldquo;ittihad-ı İslam&rdquo; diye bağırıyordu. Şapkayı &ouml;n&uuml;m&uuml;ze koymanın vakti geldi de ge&ccedil;iyor. &ldquo;Siyasal Nurculuk&rdquo; ile de m&uuml;fritane irtibat bir t&uuml;rl&uuml; sağlanamıyor. Birbirimizin ardında art niyet aramadan h&uuml;sn-&uuml; zan ile mukabele etmek suretinde ittihad yolunda buluşmamız duasıyla.</em>
</p>
<p>
	&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;<br />
	1.&nbsp;www.koprudergisi.com/index.asp?Bolum=EskiSayilar&amp;Goster=Yazi&amp;YaziNo=1169<br />
	2.&nbsp;www.risaleinurenstitusu.org/index.asp?Section=Kulliyat&amp;Book=EmirdagLahikasi&amp;Page=291<br />
	3.&nbsp;www.risaleinurenstitusu.org/index.asp?Section=Kulliyat&amp;Book=EmirdagLahikasi&amp;Page=279</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://layetezelzel.com/siyasal-nurcular/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
