<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Layetezelzel &#124; Düşünce Okulu &#187; TevhidLayetezelzel | Düşünce Okulu | </title>
	<atom:link href="http://layetezelzel.com/category/tumu/tevhid/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://layetezelzel.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Tue, 19 Mar 2019 03:47:02 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr-TR</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.5.1</generator>
		<item>
		<title>Mix itikad</title>
		<link>http://layetezelzel.com/mix-itikad/</link>
		<comments>http://layetezelzel.com/mix-itikad/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 18 Mar 2015 19:50:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yunus Emre Orhan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kavram]]></category>
		<category><![CDATA[Layetezelzel]]></category>
		<category><![CDATA[Nübüvvet]]></category>
		<category><![CDATA[Prensipler]]></category>
		<category><![CDATA[Tevhid]]></category>
		<category><![CDATA[İman]]></category>
		<category><![CDATA[itikad]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.layetezelzel.com/?p=225</guid>
		<description><![CDATA[Bilim ile din, el ele, kol kola mı?(*) Bilim ve din ilimleri karşılaştırması son 200 yılın başat tartışmalarından. Kimilerine göre bu artık bir sorun değil, bilimin evrenselliği ortada, her şey çok net! Kimilerine göre ise bilim hala içinde bütün kötülükleri .....]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>Bilim ile din, el ele, kol kola mı?<sup>(*)</sup> Bilim ve din ilimleri karşılaştırması son 200 yılın başat tartışmalarından. Kimilerine göre bu artık bir sorun değil, bilimin evrenselliği ortada, her şey çok net! Kimilerine göre ise bilim hala içinde bütün kötülükleri barındıran bir pandora kutusu, dolayısıyla uzak durmak lazım. Kimilerine göre ise din ve bilim, “el ele kol kola” beraber yürüyen iki arkadaş.</p>
<p>Risale-i Nur okuyucuları, bu son yaklaşım hattında yer alan grupların arasında belki de en meşhuru. Bu yaklaşımı temellendirdikleri metin ise, Eski Said’in şu meşhur pasajıdır: “<strong>Vicdanın ziyası, ulûm-u dîniyedir. Aklın nuru, fünun-u medeniyedir. İkisinin imtizacıyla hakikat tecellî eder</strong>.”</p>
<p>Bilim ile dinin beraberliği argümanı, çok tartışıldı, reddedildi, savunuldu. Fakat günümüzde –bazı akademik tartışmaları bir yana bırakırsam – cumhur tarafından bu artık o kadar da tartışmalı bir mevzu değil gibi görünüyor. Bilimin de önemli bir yerde durduğu kanaati cumhur tarafından, bir nebze de olsa kabul görmüş gibi. Bunu, bilimsel üretimin merkezi olan üniversitelere girme yolunda can atan genç arkadaşlarımızdave anne-babalarında gözlemlemek için, bilim adamı olmaya gerek yok!</p>
<p>Bu tablo, Risale-i Nur okuyucuları perspektifinden, çok da olumsuz bir tablo değil gibi. Savunulan, uğruna fedakarlıklar yapılan bir perspektif, cumhur tarafından kabul görmeye başladı. Ne âlâ! Çok güzel. Fakat, sıkı Risale-i Nur okuyucuları, bu bilime “hoş geldin” derken, bir yerlerde, bazı şeyleri ıskaladık mı acaba diye sorar oldular. Çünkü, bir yandan bilim ile dinin el eleliğini, kol kolalığını savunurken, diğer taraftan 12. Söz bize balyozla vuruyor, bilimin uğraşını yerin dibine sokuyor. Tabiat risalesi, felsefenin ve onun talebeleri olan bilim adamlarının tüm çıkmazlarını / açmazlarını / ayıplarını gözler önüne seriyor. 16. Mektup’ta Bediüzzaman o fenlerin muhkem kalelerini zir-ü zeber ettiğini söylüyor. Ve daha nicesi.</p>
<p>Bu gidişata bir dur demek adına, ilk elfi programında da, “nur” ve “ziya” arasındaki fark üzerinden yürüdük. Bu çok önemliydi bence. Biri doğrudan kaynaktan gelen ışık, yani ziya; diğeri dolaylı yoldan, gölge ile gelen ışık; yani nur.  Sonuç: vicdanın ziyası din ilimleri, aklın nuru fen bilimleri demek, 1) vicdan yolculuğunun hakikat arayışındaki önceliği, ve 2) din ilimlerinin modern bilimlerine üstünlüğüne bir işarettir olarak okunabilir. Bu yaklaşım, risaleler arasındaki fikri tutarlılığı ortaya koymak için bence müthiş önem arz ediyor. Nitekim yeni Said’de bu görüşün devam ettiğini, 30.Sözdeki şu ifadelerde buluruz: İki şecere-i azîme hükmünde, biri silsile-i nübüvvet ve diyânet, diğeri silsile-i felsefe ve hikmet; gelmiş, gidiyor. Her ne vakit o iki silsile imtizâc ve ittihad etmiş ise, yani silsile-i felsefe silsile-i diyânete dehâlet edip itaat ederek hizmet etmişse, âlem-i insaniyet parlak bir sûrette, bir saadet, bir hayat-ı içtimâiye geçirmiştir.</p>
<p>Yani, evet, bilim ile din beraber olacak. Ama el ele, kol kola değil. Bilakis, bir efendi-köle ilişkisi içerisinde olacak. Yani, ikisinin birlikteliği “eşitlik” bağlamında tanımlanmayacak. Ya? İkisin birlikteliği, “kim kime hizmet edecek” bağlamında bir hiyerarşikbağlama oturtulduğunda anlam kazanacak. Said Nursi’nin, hakikatin tecellisini temellendirdiği müsebbibi, sanırım burada arayabiliriz.</p>
<p>Bu birlikteliği, eşitlik bağlamında, el ele, kol kola bağlamında konumlandıran görüşün şöyle bir klişesi var: “Din “neden?” sorusu ile ilgilenir, bilim “nasıl”a yoğunlaşır?”. Bu klişe, masum bir klişe olmaktan öte, literatürün, dini ötekileştirme adına bize yutturmaya çalıştığı bir iksir olarak düşünüyorum. Çünkü, materyalist-pozitivist bir metodoloji ile varlığı açıklayan bilimi, Kurani bir metodoloji ile varlığı açıklayan din ile, aynı kefedeymiş gibi sunamazsın. Metodik ve paradigmatik bir ayrışma mevcut çünkü. Materyalist metodolojinin “ne, nasıl, neden” soruları vardır, bu soruları evrene sorar, ve kendi paradigmatik cevabına ulaşır. Kurani metodolojinin “ne, nasıl, neden” soruları vardır, bu soruları kainata sorar, ve kendi paradigmatik cevabına ulaşır. Bu ikisi bambaşka şeylerdir.Şöyle ki:</p>
<p><strong>Varlığı açıklarken Bilimsel İtikad</strong></p>
<p><strong>Burası neresi?: </strong>Evren</p>
<p><strong>Bu evren nasıl var?: </strong>İlgi alanımız değil. (kısmen)</p>
<p><strong>Bu evren neden var?: </strong>İlgi alanımız değil. (kısmen)</p>
<p><strong>Bu evrenin içindeki şu şey nedir?: </strong>Portakal.</p>
<p><strong>Bu portakal NEDEN var?:</strong> Bu portakal, sebeplerin mecburi bir sonucu olarak var.</p>
<p><strong>Bu portakal NASIL var?:</strong> Şu iklimde, şu mevsimde, şöyle bir toprakta, böyle bir ağaçta, şu minareller ve reaksiyonlar sonucu var.</p>
<p><strong>Varlığı Açıklarken Kurani İtikad</strong></p>
<p><strong>Burası neresi?: </strong>Kainat.</p>
<p><strong>Bu kainat nasıl var?: </strong>Yaratıcının ilim, irade, kudreti, kastı ile var.</p>
<p><strong>Bu kainat neden var?: </strong>Sahibinin kendini tanıtması ve sevdirmesi için var.</p>
<p><strong>Bu kainatın içindeki şu şey nedir?: </strong>Portakal.</p>
<p><strong>Bu portakal NEDEN var?:</strong> Bu portakal, Vacib’ül Vücud bir zatın esmasına tecelligah olmak, ve ahiretin tarlası olmak için var.</p>
<p><strong>Bu portakal NASIL var?: </strong>Bu portakal, irade/kasıt/ilim/kudret ile var.</p>
<p>Eee, napalım, eşit görsünler, bize ne? Diyebilir miyiz? Said Nursi diyemedi. Hatta, İslam alemine en büyük saldırının bu alanda yapıldığını, imanın erkanlarına bizzat fen ile saldırıldığını görmüştü. Saldırsınlar ne olacak? Diyemezdi, demedi. Çünkü bu tehlikeyi fark etmek, aynı zamanda sonuç vereceği insan tipolojisini de farketmek demekti. Peki, sonuç nasıl bir şeydi? <strong>Mix bir itikad barındıran tipoloji.</strong></p>
<p><strong>Varlığı Açıklarken Mix İtikad</strong></p>
<p><strong>Burası neresi?: </strong>Kainat ya da Evren.</p>
<p><strong>Bu kainat / evren nasıl var?: </strong>Allah yarattı.</p>
<p><strong>Bu kainat / evren neden var?: </strong>İmtihan için var.</p>
<p><strong>Bu kainat / evrenin içindeki şu şey nedir?: </strong>Portakal.</p>
<p><strong>Bu portakal NEDEN var?:</strong> Bu portakal, sebeplerin mecburi bir sonucu olarak var.</p>
<p><strong>Bu portakal NASIL var?:</strong> Şu iklimde, şu mevsimde, şöyle bir toprakta, böyle bir ağaçta, şu minareller ve reaksiyonlar sonucu var.</p>
<p>Bu mix itikadın ardında Allah’ın varlığını peşinen kabul etme, geleneksel kabüller, ve kainatın din eğitiminde verili olarak kullanılmaması var. Eskiden saldırı fenden gelmediği için, teslimin kavi olduğunu, ariflerin sözünün delilsiz de olsa makbul olduğunu belirtiyor Bediüzzaman.Fakat, bu gün işler değişti. Bir abd olmak, ubudiyet içerisinde var olmak, dinini yaşamak dediğimiz olguların önünde büyük bir engel var: Mix itikad. İksir tam da burada gibi geliyor bana, yani “din “neden” sorusuna, bilim “nasıl” sorusuna cevap verir ifadesini” müslümanların bile ağzında rahatlıkla dolaştıran iksir. Bu anlayış çerçevesindeki bilim itikadımızı bölmekte, daha doğrusu itikad da, yani tevhidde kendisine yeni bir yer açmakta, ortaya “mix” bir itikad çıkmakta. Bediüzzaman’ın 22.Sözde işaret ettiği gibi, bu tevhid-i aminin nezaretinde çok ama çok hırsızlıklar gerçekleşiyor. Az önceki örneğimizde kainatın yaratılışını Allah’a verip, portakalı topraktan bilmek gibi.</p>
<p>Bu portakalı ağaç mı yarattı dediğimizde müslüman bir kimsenin kabul edeceğini düşünmüyorum. Ama, bir portakal nasıl yetişir dediğimde aklımıza ilk önce “irade gerekir, kudret gerekir, ilim gerekir, kasıt gerekir ve tüm bunlar Vacibü’l vücudu gerektirir” sonucundan önce “iyi bir toprak gerekir, gübre gerekir, iklim gerekir” geliyorsa, üzerimizde iksirin tesiri var demektir. Nereden biliyorsun Allah’ın yarattığını diye kendimize sorduğumuzda çok net bir cevabımız da olmaz. Bediüzzaman bu yaklaşımı daha da derinleştirir, ve der ki: nimete bakıldığı zaman Mün’im, san’ata bakıldığı zaman Sâni, esbaba nazar edildiği vakit Müessir-i Hakikî zihne ve fikre gelmelidir. E tamam, o zaman bu günkü bilimi ne konuma yerleştireceğiz? Hizmet eden bir köle. E bu kadar ayrışık tanımın ardından, bu hiyerarşik beraberlikten kasıt nedir? O da Risale-i Nur okuyucularının diğer bir vazifesi. Çalışmaya devam vesselam&#8230;</p>
<p>&#8211;</p>
<p>(*) Bu yazı, TV111 – ELFİ programında gerçekleştirilen sunumun taslak metnidir.</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://layetezelzel.com/mix-itikad/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ümit hayattır</title>
		<link>http://layetezelzel.com/umit-hayattir/</link>
		<comments>http://layetezelzel.com/umit-hayattir/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 11 Mar 2015 15:49:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Şener Boztaş</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tevhid]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[ümit]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.layetezelzel.com/?p=206</guid>
		<description><![CDATA[“Ağacı yeşil tutmak” deyimini biliyoruz. “Yeşermek” tabirini de. Bunların canlı/hayattâr bitkilere atfen kullanıldığını da. Ama bu, yeşil olmayan bitkinin cansız olduğu anlamına gelmiyor elbette. N’oluyor mesela? Olgunlaşan başak, başka bir hayat mertebesine geçmek üzere sararıyor. Tanesi un oluyor, ekmek olup .....]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>“Ağacı yeşil tutmak” deyimini biliyoruz.</p>
<p>“Yeşermek” tabirini de.</p>
<p>Bunların canlı/hayattâr bitkilere atfen kullanıldığını da.</p>
<p>Ama bu, yeşil olmayan bitkinin cansız olduğu anlamına gelmiyor elbette.</p>
<p>N’oluyor mesela? Olgunlaşan başak, başka bir hayat mertebesine geçmek üzere sararıyor. Tanesi un oluyor, ekmek olup insaniyet boyutuna geçiyor; sapı saman olup hayvaniyet boyutuna yükseliyor.</p>
<p>Veya meyvesini verip vazifesini tamamladıktan sonra güzün “kuruyan” elma ağacı, baharda yeniden yeşeriyor. Kışın ölmüyor da, canını gizliyor belki.</p>
<p>Oluyor böyle şeyler hayatta.</p>
<p>İnişler, çıkışlar; bitişler, başlangıçlar vs.</p>
<p>Önemli olan, çıkışa geçemeyecek kadar düşmemek; başlayamayacak kadar bitmemektir.</p>
<p>Yani içinde hep bir acbüzzenebi barındırmaktır.</p>
<p>O acbüzzeneb ümittir.</p>
<p>Ümit hayattır. Candır. Ayakta tutandır. Diri tutandır. Yaşamanın motivasyonudur.</p>
<p>***</p>
<p>Burada bir parantez açalım:</p>
<p>Bu site (layetezelzel.com) İstanbul Düşünce Okulu’ndan önce kuruldu. Bir kaç genç Nur Talebesi, kendilerinin ve arkadaşlarının tefekkürlerini yazıya döküp paylaşmak istediler. Bir tohum ektiler. Yeşerdi.</p>
<p>Sonra bir rüzgâr esti, bir şeyler oldu, İstanbul Düşünce Okulu diye bir mecra açıldı. Layetezelzel oraya ekildi. Biraz meyve verdi. Fakat sonra herhalde güzü geldi ki, yapraklarını döktü.</p>
<p>Aradan bir zaman geçti. Şimdi yeniden yeşerme gayretinde.</p>
<p>Yeşerecek de inşallah. Çünkü ümidini kaybetmeyenlerin elinde.</p>
<p>Parantezi kapattık.</p>
<p>***</p>
<p>İrtibatlı olduğumuz pek çok daire var.</p>
<p>Hanemiz, milletimiz, ümmetimiz gibi. Bir de bunların içinde zaman, olgu ve olaylar düzleminde hem içiçe geçen hem kesişen pek çok daire var.</p>
<p>Muhtelif mecralardan bu dairelerle ilgili enformasyona, yoruma, kanaate muhatap oluyoruz.</p>
<p>Kabul edelim ki, çoğunlukla bu mecralardan yeis akıyor. O akıntıya kapılırsak boğuluyoruz.</p>
<p>Neden? Çünkü Hakiki Fail’i unutuyoruz.</p>
<p>Oluşu, işleyişi, tesiri birilerine, bir şeylere, bir yerlere hamlediyoruz.</p>
<p>Böyle yapınca hem Kadir-i Mutlak’ı görmüyoruz hem de kendi vazifemizden kaçıyoruz.</p>
<p>Ne de olsa olmakta olanın sebepleri hep dışarda/dışımızda.</p>
<p>Oysa ümit sayin, gayretin, şevkin bineği. Ümidimiz varsa cehd ederiz. Yoksa şikâyet ederiz.</p>
<p>Şu soruyu soralım kendimize:</p>
<p>Bugünden çok daha karanlık bir dönemde, 100 yıl önce, Bediüzzaman’a <em>Hutbe-i Şamiye</em>’yi, özellikle de “Birinci Kelime”yi (el-emel) yazdıran motivasyon kaynağı neydi?</p>
<p>“İstikbal, yalnız ve yalnız İslamiyetin olacak ve hâkim, hakaik-i Kur’aniye ve imaniye olacak” derken, fantastik bir gelecek kurgusu mu yapıyordu? Yoksa buna gerçekten inanıyor muydu?</p>
<p>İnanıyor idiyse, neye/nereye güveniyordu?</p>
<p>Sanırım cevabını sonraki 50 senede gayretiyle, mücadelesiyle, eserleriyle vermiş oldu.</p>
<p>Toparlayacak olursak; “Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyiniz” İlahi emrinin referansıyla, “Duanız olmasa ne ehemmiyetiniz var” ayetini pekala ümidiniz olmasa ne ehemmiyetiniz var mealinde de okuyabiliriz kanaatimce.</p>
<p>Ümitvar olunuz! (devamını herkes kendi meşrebine ve ihtiyacına göre tamamlayabilir.)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://layetezelzel.com/umit-hayattir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ulvi bir hizmetin tarihi bir mukaddimesi: Bir(inci) söz</title>
		<link>http://layetezelzel.com/ulvi-bir-hizmetin-tarihi-bir-mukaddimesi-birinci-soz/</link>
		<comments>http://layetezelzel.com/ulvi-bir-hizmetin-tarihi-bir-mukaddimesi-birinci-soz/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 29 Oct 2014 10:46:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kasım İkbal</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bediüzzaman]]></category>
		<category><![CDATA[Layetezelzel]]></category>
		<category><![CDATA[Risale-i Nur]]></category>
		<category><![CDATA[Tevhid]]></category>
		<category><![CDATA[Ubudiyet]]></category>
		<category><![CDATA[bediüzzaman]]></category>
		<category><![CDATA[bismillah]]></category>
		<category><![CDATA[cumhuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[featured]]></category>
		<category><![CDATA[okunak]]></category>
		<category><![CDATA[risale-i nur]]></category>
		<category><![CDATA[said nursi]]></category>
		<category><![CDATA[tevhid]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.layetezelzel.com/?p=155</guid>
		<description><![CDATA[Risale-i Nur okumalarımızı zamandan ve mekândan bağımsız bir ortamda yapıyor olmamız bir şeyleri daima eksik bırakacaktır. Hutbe-i Şamiye’yi okurken o atmosferi soluyabilmek ilgili eseri anlamak, açısından da büyük önem arz etmektedir. Münazarat’ı okurken dönemin şartlarını ruh halimizde yaşayabilmek, eseri idrak .....]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>Risale-i Nur okumalarımızı zamandan ve mekândan bağımsız bir ortamda yapıyor olmamız bir şeyleri daima eksik bırakacaktır. Hutbe-i Şamiye’yi okurken o atmosferi soluyabilmek ilgili eseri anlamak, açısından da büyük önem arz etmektedir. Münazarat’ı okurken dönemin şartlarını ruh halimizde yaşayabilmek, eseri idrak etmemizde büyük kolaylık sağlayacaktır. Örnekleri çoğaltmamız mümkün.</p>
<p>1918 yılında Bediüzzaman Said Nursi hazretleri, Darü&#8217;l-Hikmeti&#8217;l-İslamiye üyeliğine getirilmiştir. Bu yıllarda İstanbul’da olan Üstad hazretleri, 1920 yılında ise Yeşilay’ın kurucuları arasında yer almıştır. 1921 yılında Osmanlı İmparatorluğu’nun son Şeyhülislamlarından Dürrizade Abdullah Efendi’nin Kuvay-ı Milliye aleyhine vermiş olduğu fetvaya karşı Anadolu hareketini destekleyen bir fetva yayınlamıştır. Anadolu hareketini destekleyen bu tavrı nedeniyle de 19 Kasım 1922 tarihinde Büyük Millet Meclisi tarafından Ankara’ya davet edilmiş ve hoşamedi programıyla karşılanmıştır. Buraya kadar yaşananlar üzerinden çok şey konuşulabilir lakin konumuz olmadığı için şimdilik erteliyoruz.</p>
<p>Ankara’daki ahval üzerine, Kuvay-ı Milliye kahramanlarının hassaten namaz konusunda gösterdikleri lakaytlıktan ötürü 1 Şubat 1923 tarihinde 10 maddelik bir beyanname yayınlamıştır. Bununla ilgili detayları da Birinci Söz’ün yazıldığı atmosferi soluyabilmek adına okumak gerekir.<sup>1</sup> O tarihten sonra Üstad hazretleri, kendisine teklif edilen tüm rütbe ve makamları reddederek Ankara’dan ayrılır. Van’a gider. Şeyh Said hadisesi bahane edilerek Üstad hazretleri, 1925 yılı sonlarında Burdur’a sürgün edilir.</p>
<p>Bu tarihten sonra 25 Ocak 1926 tarihinde Üstad hazretleri, Isparta’ya sürgün edilir ve bundan tam bir ay sonra 20 Şubat 1926’da da o tarihte ıssız bir belde olan Barla’da daimi ikamete mecbur edilir. İşte tam da bu tarihte Risale-i Nur&#8217;un neşri başlamış olur. Burdur’da yazılan “Nurun İlk Kapısı” sonrasında Barla’da Sözler’in neşrine başlanır Bismillah denerek.</p>
<p>Yine 1926 yılının Mart aylarında Yeni Ceza kanunu yürürlüğe girer. Belki bu kanun da hukukçu arkadaşlar tarafından tarihsel süreci içerisinde yeniden okunup yorumlanmalıdır. Ki Haziran ayında Mustafa Kemal’e yönelik düzenlenen İzmir suikastinin ortaya çıkarılıp faillerinin idam edilmesi konusu da yine tarihsel süreç zarfında yeniden okunmalıdır. Çünkü failler yeni ceza kanununa göre yargılanmışlardır.</p>
<p>Yine asli konumuza dönecek olursak; Yeni Asya Neşriyat tarafından basılan Risale-i Nur Külliyatı&#8217;nın arka kısmındaki kronolojide 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 20, 21 ve 22. Sözlerin 1926 yılında yazıldığı ifade edilmektedir. Yani Üstad hazretleri, bu eserleri Barla’da daimi ikamete mecbur edildiği sıralarda kaleme almıştır. Peki nedir bu risalelerin içeriği?<sup>2</sup> Konularına ve sıralamalarına baktığımızda bu eserlerin Cumhuriyetin ilk yıllarında dine yapılan tecavüzlere karşı birer hakikat beyanı olduğu gözlemlenmektedir. Tüm bunların içerisinde ise Birinci Söz, bismillah diyerek dine karşı yapılan bu tecavüzlere ilişkin olarak tarihi bir mukaddimedir.</p>
<p>Dili oldukça sade olan bu eserin “Şu mübarek kelime İslam nişanı olduğu gibi, bütün mevcudatın lisan-ı haliyle vird-i zebanıdır” kısmına geldiğimizde vird-i zeban tamlamasının sözlük anlamı “dillerden düşmeyen dua” olarak yer almaktadır. Farsça olan bu kelime, Kur&#8217;an-ı Kerim’de Cehennem bekçisi olan “zebani” olarak yer almaktadır. Halbuki “zeban” bir çağa, bir gruba özgü söz dağarcığı anlamını da barındırmaktadır. Bu ifade yer alan şekliyle vird-i zeban, “dillerden düşmeyen dua” yerine daha çok kainattaki tüm varlıkların farklı lisanla dahi olsa aynı virdi yaptıklarını ifade etmektedir. Yine cümlenin başında belirtilen besmelenin İslam nişanı olduğunun ifadesi ise halifeliğin ilga edilmesi de dahil olmak üzere dine karşı yapılan tecavüzlere ilişkin bir atıf olarak okunabilir. Bismillah denilerek yazımına başlanan bu eserler de bu İslam nişanının, bu İslam davasının en büyük savunucusu hükmündedir.</p>
<p>İlerleyen satırlarda karşımıza çıkan “her hadisatın karşısında titremekten kurtul” ifadesi ise o dönemde yine dine karşı yapılan tecavüzler olarak okunabilir. Çünkü yaşanan hadiseler, dinini yaşamak isteyen insanlar açısından büyük hadiseler, büyük tecrübelerdir.</p>
<p>“Besmele çeken tohum ve çekirdekler başlarında ağaçları taşıyor” ifadesiyle Üstad hazretleri, bir muhalden söz ederken, muhalin mümkün hale gelmesinin sebebini de yine “bismillah” deyip Allah’a sırtını dayamaya bağlamış oluyor. Yani Müslümanları müjdeliyor, Müslümanlara ümit veriyor. Dine karşı yapılan onca tecavüze rağmen ümitlerin kırılmamasını haber veriyor.</p>
<p>Son olarak “Mal sahibi Allah ne fiyat istiyor?” sorusuna ilişkin olarak ise ücret ve fiyat ayrımına atıf yapmak gerekiyor. Ücret, bir emek karşılığında ödenen para iken fiyat ise alınan bir mal veya hizmet karşılığında ödenecek para miktarıdır. Mal sahibi olan Allah, ücret değil fiyat istiyorsa bizim farkında olarak veya olmayarak satın aldığımız nimetlere bir atıf yapmış oluyor. Ayrıca mal sahibi olan Allah ifadesiyle de vahdaniyette kuvvetli bir atıftan söz edebiliriz.</p>
<p>Öyle ise “Allah namına işlemeli, Allah namına başlamalı ve Allah hesabıyla vermeli ve almalı.”</p>
<p>Vesselam.</p>
<ol>
<li>Detaylar için bknz. <a href="http://www.risaleinurenstitusu.org/index.asp?Section=Home&amp;SubSection=BasinAciklamasi5">http://www.risaleinurenstitusu.org/index.asp?Section=Home&amp;SubSection=BasinAciklamasi5</a></li>
<li>Birinci Söz: Besmele<br />
İkinci Söz: İnanların ve inkar edenlerin bakış açılarındaki kıyas<br />
Üçüncü Söz: Tevekkül<br />
Dördüncü söz: Namaz<br />
Beşinci Söz: Dünya işleri namaza mani mi? Rızk için çalışmak ne zaman ibadet olur?<br />
Altıncı Söz: Yetenek ve organlarımızın Allah için nasıl kullanılacağı<br />
Yedinci Söz: Namaz kılmak ve kebairin terkiyle alakalı olup sabır, tevekkül, şükür ve kanaat kavramlarının izahı<br />
Sekizinci Söz: İnananların ve inanmayanların dünya hayatlarındaki kazanç ve kayıplarına ilişkin karşılaştırma<br />
Dokuzuncu Söz: Namazın beş vakte tahsisinin hikmeti<br />
Yirminci Söz: Kur&#8217;an ile ilgili bazı sorulara cevaplar ve Kur&#8217;an mucizelerinden örnekler<br />
Yirmi birinci söz: Namaz bahsi</li>
</ol>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://layetezelzel.com/ulvi-bir-hizmetin-tarihi-bir-mukaddimesi-birinci-soz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dua etmekten korkuyorum!</title>
		<link>http://layetezelzel.com/dua-etmekten-korkuyorum/</link>
		<comments>http://layetezelzel.com/dua-etmekten-korkuyorum/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 26 Aug 2013 15:41:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Muhammed Ceylan Morgül</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kavram]]></category>
		<category><![CDATA[Tevhid]]></category>
		<category><![CDATA[Ubudiyet]]></category>
		<category><![CDATA[Dua]]></category>
		<category><![CDATA[featured]]></category>
		<category><![CDATA[İbadet]]></category>
		<category><![CDATA[ihtiyarî kader]]></category>
		<category><![CDATA[İman]]></category>
		<category><![CDATA[ıztırarî kader]]></category>
		<category><![CDATA[Kader]]></category>
		<category><![CDATA[okunak]]></category>
		<category><![CDATA[seçik]]></category>
		<category><![CDATA[Zihnî Dua]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.layetezelzel.com/?p=68</guid>
		<description><![CDATA[Bizi dua etmeye yönelten müspet ve menfî kaynaklar vardır. Cehennemin azabının varlığı sonucu dua ederiz veya cennetin varlığı bize şevk veriyordur dua etmek için. Bu motivasyon kaynaklarını ya hayal ederiz veya bizzat yaşarız dünyada. Peki bu dünyada yaşadığımız sıkıntılar ve .....]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>Bizi dua etmeye yönelten müspet ve menfî kaynaklar vardır. Cehennemin azabının varlığı sonucu dua ederiz veya cennetin varlığı bize şevk veriyordur dua etmek için. Bu motivasyon kaynaklarını ya hayal ederiz veya bizzat yaşarız dünyada. Peki bu dünyada yaşadığımız sıkıntılar ve her türlü isteklerimizin olmasına, ahiret için emellerimiz olmasına ve imanımız olmasına rağmen neden dua etmemekteyiz? [1]</p>
<p>İşte bu motivasyon kaynaklarının tesirsiz olma sebeplerinden birisi yanlış kader inancımızdır. Özellikle kavlî dua etmeyişimizin ve fiilî dua ettiğimizin farkında olmayışımızın arkasında bu vardır. Fiilî duanın farkındalığı ve kavlî duanın icrasına zihnî dua diyebiliriz ve bu bilinç hali aslında tam anlamıyla dua ediştir.<br />
Dışarı çıkmak için ayakkabılarımızı giyip adım atışımızı dua bilinciyle yapmayız çoğunlukla. Bu oluyordur, olmuştur… deriz. Ümmî olmaktan çıkmış, pozitivizmle eğitilmiş(!) zihnimiz artık gerçeği fark edemiyor olmuştur. Bazen fark eder gibi olsak da bunu adetullah kanunları içinmiş gibi görüp (adetullah kavramını burada daralmaya uğratırız) “emek vermek sonucu hak etmek” gibi Mutezile kader anlayışına yakın ifadelerle meseleyi basitleştiririz. Nerdeyse “kul fiilinin halıkıdır” diyecek seviyeye gelme ihtiyacı bile hissederiz bazen yaptığımız işi devam ettirebilmek için. Duanın anlamından da tam olarak kopmuş oluruz bu noktada.<br />
Fiili duadaki farkındalığı anlamak için önce bizi duaya en çok yönelten acziyet anlarında bile dua etmemizi engelleyen yanlış kader algısını düzeltmemiz gerekir. Bu yanlış kader anlayışı bize sürekli kaderin varlığını hatırlatır ve bizim başımıza gelenler karşısında “sabır” etmemiz gerektiğini söyler. Biz önce bundaki yanlışı fark edemeyiz; çünkü sabretmek bize çok islamî gelir. İleriki boyutta dua etmeye kalkıştığımızda başımıza gelenin kader olduğunu dua etmenin isyan olduğunu söyler. Bu noktada Cebriye kader anlayışına yaklaşmış oluyoruz.<br />
Bu iki uç arasında hayat sürüp gider ve biz ifratı tefritle dengelemeye çalışırken hayatımızı “Allah’lı” yaşadığımızı düşünürüz. Fakat asıl ubudiyetimiz olan duayı hiç gerçekleştirmeden hayatımıza devam etmiş oluruz.<br />
Yapmamız gereken ihtiyarî kader ile ıztırarî kader ayrımını yapan vasat, sırat-ı müstakim, doğru kader anlayışını benimsememiz gerekir.<br />
Fiillerimizde(fiilî dualarımızda) her an yaratıcının biz olmadığının farkına vararak edeceğimiz kavli duanın ihtiyarî kadere baktığını bilerek zihnî duamızın âtâ kabilinden olup kabul olursa yaratıcı tarafından gerçekleşeceği bilincinde, umudunda olmalıyız.<br />
Fiillerimizin yaratıcısının biz olmadığımız gerçeğinin bizi Cebriye anlayışına götürmesinden korkmadan dua ettiğimiz gibi yalnızca ızdırarî kader olmadığı gerçeğinin bizi Mutezile anlayışına götürmesinden de korkmamalı ve dua etmeliyiz.<br />
Dua etmekten korkmamalıyız. Dua ettiğimizde imanımızın sıkıntıya düştüğünü hissedersek bunu ifratla/tefritle telafi etmemeli; vasatı bulup dua ettikçe; imanın ziyadeleştiğini ve ibadet görevinin yerine getirdiğimizin farkında olmalı, farkına varmalıyız.</p>
<p>[1] Lem&#8217;alar, On Üçüncü Lem’a, Beşinci İşaret</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://layetezelzel.com/dua-etmekten-korkuyorum/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sır ihlas</title>
		<link>http://layetezelzel.com/sir-ihlas/</link>
		<comments>http://layetezelzel.com/sir-ihlas/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 02 Apr 2011 09:27:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Şener Boztaş</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kavram]]></category>
		<category><![CDATA[Prensipler]]></category>
		<category><![CDATA[Tevhid]]></category>
		<category><![CDATA[featured]]></category>
		<category><![CDATA[ihlas]]></category>
		<category><![CDATA[okunak]]></category>
		<category><![CDATA[seçik]]></category>
		<category><![CDATA[sır]]></category>
		<category><![CDATA[tefekkür]]></category>
		<category><![CDATA[tezekkür]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.layetezelzel.com/?p=88</guid>
		<description><![CDATA[Kanaatimce “ihlâs” tezekkür edilebilecek bir mesele/konu/bahis değildir. Tezekkürden kastım iki veya daha fazla kişiye açık/kişiyle birlikte müzakere biçimidir. İhlâsın tabiatı gereği, kişi, kendi amelini, rıza-i ilahi karşısında muhasebe edebilir/etmelidir. Fakat ne kendi ihlâsını başkalarının terazisine koymalıdır ve ne de başkalarının ihlasını kendi .....]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>Kanaatimce “ihlâs” tezekkür edilebilecek bir mesele/konu/bahis değildir.</p>
<p>Tezekkürden kastım iki veya daha fazla kişiye açık/kişiyle birlikte müzakere biçimidir.</p>
<p>İhlâsın tabiatı gereği, kişi, kendi amelini, rıza-i ilahi karşısında muhasebe edebilir/etmelidir. Fakat <em>ne kendi ihlâsını başkalarının terazisine koymalıdır </em>ve <em>ne de başkalarının ihlasını kendi terazisinde tartabilir</em>.</p>
<p>Aksi halde ihlâsımız zarar görebilir…</p>
<p><strong>Not:</strong> <em>yukarıdaki metin bu sitede yayınlanan ihlas yazılarıdan ilhamen kaleme alınmakla birlikte cevap mahiyeti taşımamaktadır.</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://layetezelzel.com/sir-ihlas/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
