<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Layetezelzel &#124; Düşünce Okulu &#187; KaderLayetezelzel | Düşünce Okulu | </title>
	<atom:link href="http://layetezelzel.com/category/tumu/kader/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://layetezelzel.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Tue, 19 Mar 2019 03:47:02 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr-TR</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.5.1</generator>
		<item>
		<title>Beklenen sonuç neden gelmiyor?</title>
		<link>http://layetezelzel.com/beklenen-sonuc-neden-gelmiyor/</link>
		<comments>http://layetezelzel.com/beklenen-sonuc-neden-gelmiyor/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 01 Jun 2015 14:00:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yunus Emre Orhan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kader]]></category>
		<category><![CDATA[Ubudiyet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://layetezelzel.com/?p=430</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Risale-i Nur okumalarımda, bana nasihat veren bir h&#226;limi paylaşma niyetiyle yazdığım bir yazıdır. Bazen bir ila&#231;, başka hastalıklara zehir olur sırrıyla, bana hisse &#231;ıkartan bir şey, başkasına zarar bile verebilir. Fakat, ben &#231;ok istifade ettim. Benimle aynı marazı bulunanlar olabilir .....]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>
	<em>&ldquo;Risale-i Nur okumalarımda, bana nasihat veren bir h&acirc;limi paylaşma niyetiyle yazdığım bir yazıdır. Bazen bir ila&ccedil;, başka hastalıklara zehir olur sırrıyla, bana hisse &ccedil;ıkartan bir şey, başkasına zarar bile verebilir. Fakat, ben &ccedil;ok istifade ettim. Benimle aynı marazı bulunanlar olabilir ihtimaliyle paylaşıyorum.&rdquo;</em>
</p>
<p>
	Bir g&uuml;n ş&ouml;yle bir i&ccedil; muhasebe hasıl oldu: &ldquo;Beklenen sonu&ccedil; neden gelmiyor?&rdquo;. Soru şuna işaret ediyordu: namazlarımı kılıyorum, oru&ccedil;larımı tutuyorum, Kur&rsquo;an&rsquo;ımı okuyorum, risalemi okuyorum, cevşenimi okuyorum&#8230; Tamam ama, beklenen sonu&ccedil; neden gelmiyor? Risale-i Nur, benim i&ccedil;in, Kur&rsquo;andan m&uuml;lhem, garip vaadler taşıyordu&#8230;
</p>
<p>
	&ldquo;<em>Hakiki imanı elde eden adam, kainata meydan okuyabilir!&rdquo;</em> (23.S&ouml;z) Halbuki ben, kainatla ilişki kurduğum s&uuml;rece, s&uuml;rekli <strong>&ldquo;benim istediğim gibi ol&rdquo;</strong> dercesine ilişki kuruyordum&#8230; Akabinde ise, <strong>&ldquo;ya istediğim gibi olmazsa?&rdquo;</strong> endişesi daima benimle beraberdi<em>&#8230; &ldquo;K&uuml;re-i arz bomba olup patlasa&#8230;onu korkutmaz&rdquo;</em> (3.S&ouml;z) diyordu, ben ise nice <strong>endişeler</strong>, <strong>korkular</strong> i&ccedil;erisindeydim. Adına iman dediğim şey, bana &ldquo;<strong>emniyet-i tamme</strong>&rdquo; değil de, &ldquo;<strong>emniyet-i kısm&icirc;</strong>&rdquo; suretinde g&ouml;r&uuml;n&uuml;yordu.
</p>
<p>
	Korku meselesi b&ouml;yle iken, bir de <strong>huzur</strong> meselesi vardı. Huzuru hayırda, hayrı da d&uuml;nyadaki faaliyetin menfaatime olması olarak yorumlayan nefsim, ger&ccedil;ek huzurdan da uzak g&ouml;r&uuml;nd&uuml;. &ldquo;Huzur-u ilahi: <strong>daima huzurda ve huzurlu olmak</strong>&rdquo;&#8230; Halbuki Risale-i Nur, &ldquo;<em>mana-i harfi nazarını, huzur-u daimiye vesile</em>&rdquo; (26.S&ouml;z) olarak tarif ve vaad ediyordu; fakat bu sonu&ccedil; ben de hasıl olmuyordu.
</p>
<p>
	Ve bunun gibi hakeza&#8230; Namazda engin huşu; ibadetlerin benim i&ccedil;in en fıtri haller olduğu hususunda mutmain bir kalp, kardeşini nefsine tercih etme, hakperest olma&#8230; vs&#8230;vs&#8230; Daha nice sorular ve zıtlıklar bir anda &ouml;n&uuml;me a&ccedil;ılıverdi. Nefsime baktım ki, beni şuraya &ccedil;ekiyor: &ldquo;Vesvese bunlar&#8230;. &Uuml;st&uuml;ne d&uuml;şme&#8230; Sen okumana, namazına devam et&#8230; Daha &ccedil;ok oku, daha &ccedil;ok namaz kıl&#8230;Gelir!&rdquo; Dedim: &ldquo;İki-&uuml;&ccedil; senede gelmeyen şey, bana bir ihtar değil midir?&rdquo; Dedi ki: &ldquo;&uuml;st&uuml;ne d&uuml;şme bu t&uuml;r konuların, boğulursun!&rdquo;
</p>
<p>
	Nefsimi dinlemedim, hatta dinleyemedim. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, hayat pratiğinden ş&ouml;yle bir kıyas aklıma d&uuml;ş&uuml;verdi. &ldquo;Bre Yunus&#8230; Ailen t&uuml;ccardır, hatırla. Ticarette bir usul&uuml; denediniz, ve getirisi olmadı. Ne yaparsınız? Biz bir yerde yanlış yaptık der, usul&uuml;n&uuml;zdeki eksiklik/yanlışın bulunduğu hususu aramaya y&ouml;nelirsin. Sen de bilirsin ki, aynı hatada daim ısrar, beyhudedir.&rdquo; Veya &ouml;ğrenciliğini hatırla. Sana diyorlar ki, &ldquo;Bu kitap alanında en iyi kitaptır.&rdquo; Sen, kitabı okuyorsun, okuyorsun, beklenen ilim sana hasıl olmuyorsa, ne yaparsın? Ya kitabı değiştirirsin, ya da usul&uuml;n&uuml;. Zira, ya kitap doğru kitap değildir, ya usul doğru usul değildir.
</p>
<p>
	Şimd, konu şuraya geldi: d&uuml;nyaya dair en ufak işine bile bu hassasiyetle yaklaşıyorsun&#8230; Tutmuyorsa ya değişiyorsun, ya uğraşını değiştiriyorsun. Fakat, iş maneviyata gelince, neden b&ouml;yle bir sorgulama i&ccedil;ine girmiyorsun ve insaniyetine ters d&uuml;ş&uuml;yorsun?
</p>
<p>
	Bu i&ccedil; muhasebe farklı bir noktaya işaret etmişti. Risale-i Nur&rsquo;un, Kuran hakikatleri hakkında d&uuml;nyama sunduğu donelere baktığımda, hayran olmaktan kendimi alamıyordum. &ldquo;Hayret&rdquo; mertebesi bende cariydi. Yani, başvuru kaynağımda bir sıkıntı yoktu; hissediyordum. O zaman, us&uuml;l&uuml;m hatalıydı.
</p>
<p>
	Bu i&ccedil; tefekk&uuml;r&uuml;n akabinde, Peygamber a.s.m.&rsquo;ın şu hadisi imdadıma yetişti. Diyordu ki Hz.Ali&rsquo;ye (r.a.): &ldquo;Ben Kur&rsquo;an&rsquo;ın n&uuml;zulu i&ccedil;in savaştım; sen tevili i&ccedil;in savaşacaksın.&rdquo; Allah&rsquo;ım bu ne muhteşem bir hadistir! Hz.Ali&rsquo;nin, literalist g&ouml;r&uuml;şle yaptığı &ldquo;mana, batın, adalet-i mahza&rdquo; m&uuml;cadeleleri aklıma d&uuml;şt&uuml;. Literalistten kasıt, &ldquo;metin neyse o işte kardeşim&rdquo; olarak form&uuml;lize edilebilecek &ndash;bu yaptığım biraz basitleşmiş bir tanımdır&ndash; Haricilerdir. O zaman, Hz.Ali&rsquo;nin &ldquo;O kitap konuşmaz, onunla konuşulmaz&rdquo; ifadesini &ccedil;ok iyi anlamak gerekiyordu. Ben bunu, bu i&ccedil; muhasebemin ardından, ş&ouml;yle anladım: &ldquo;Kur&rsquo;an-ı Kerim, gayb&rsquo;tan haber verir. Gayb&icirc; meseleler, somut (concrete) meseleler değildir &ndash; ki bu imtihan hakikatine karşıdır. Elbette yorum gerekir. Yoksa, vahiy senle konuşmaz!&rdquo; Ehl-i S&uuml;nnet&rsquo;in, Hariciler ve bu g&uuml;n en b&uuml;y&uuml;k temsilcisi olan &ldquo;Vehhabi&rdquo;lerle m&uuml;cadelesi de bu değil miydi? Kur&rsquo;an Hakk kitapsa, Yaratıcı kelamıysa, yoruma a&ccedil;ık olmalıdır anlayışı, ehl-i s&uuml;nnet&rsquo;in bel kemiği bir anlayışıdır.
</p>
<p>
	O zaman, taşlar biraz daha yerine oturdu. Bedi&uuml;zzaman&rsquo;ın &ldquo;Gazete gibi okuma&rdquo; demesi, metne sadakat d&uuml;sturunu &ldquo;Hariciler&rdquo; gibi yorumlama, ehl-i s&uuml;nnet gibi yorumla olarak g&ouml;r&uuml;nmeye başladı. Yani, &ldquo;metne dal&rdquo; demekti; &ldquo;metin sana konuşsun&rdquo; demekti&#8230; Kendi nefsine oku demekti. Mevl&uuml;t gibi okuma diyordu adeta. &ldquo;Metin ne diyorsa o işte&rdquo; demek, ne bana bir şey katıyordu, ne de &ldquo;beklediğim sonu&ccedil;lar&rdquo; hayatıma d&uuml;ş&uuml;yordu. Ardından, her namaz kıldığım, Kuran okuduğum, risale okuduğum zaman i&ccedil;imde meydana gelen &ldquo;pozitif, mutluluk, lezzet&rdquo; gibi duyguları, &ldquo;imanın getirdiği&rdquo; lezzet zannettiğimi, veya o şekilde kodladığımı farkettim! Bu benim temel bir ezberimdi. Halbuki, imandan, sadece bir hakikatin kalbe d&uuml;şmesi ile gelen lezzet, beklenen sonu&ccedil;ların gelmeye başlamasına vesiledir diye tecr&uuml;be ettim.
</p>
<p>
	Bu yolda, benim imtihanımı en &ccedil;ok kolaylaştıran ise, benimle aynı derdi paylaşan insanlar olduğunu farketmek, ve onlarla beraber bir kafa değil, on kafa bir araya gelerek, &ldquo;metin bize ne diyor&rdquo; adına m&uuml;zakereler ger&ccedil;ekleştirmek oldu. Allah onlardan ebeden razı olsun. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; onlarla beraber y&uuml;r&uuml;d&uuml;ğ&uuml;m yolda, hakikaten &ldquo;imanıma, namazıma, sair ibadetlerime, d&uuml;nyama&rdquo; bazı sonu&ccedil;ların d&uuml;şmeye başladığını hakka&rsquo;l yak&icirc;n tasdik ettim. O zaman anladım ki, iman&icirc; bir hakikati, tek bir muhatap bile olsa &ndash; &ccedil;&uuml;nk&uuml; sayıların bu meslekte hi&ccedil; kıymet-i harbiyesi yok &ndash;, o muhatabın kalbine d&uuml;ş&uuml;rtmek adına yapılan, iyi d&uuml;ş&uuml;n&uuml;lm&uuml;ş, s&uuml;nnetullaha uygun, insaniyete uygun her &ccedil;aba, benim d&uuml;nyamda &ldquo;en g&uuml;zel hizmet&rdquo;, &ldquo;d&uuml;nyalara değişilmeyecek bir hizmet&rdquo; makamını aldı &ndash; vesselam&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://layetezelzel.com/beklenen-sonuc-neden-gelmiyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Natamam Hayrın Vebali         </title>
		<link>http://layetezelzel.com/natamam-hayrin-vebali/</link>
		<comments>http://layetezelzel.com/natamam-hayrin-vebali/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 21 Jan 2015 15:56:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Faruk Saim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haşir]]></category>
		<category><![CDATA[Kader]]></category>
		<category><![CDATA[Kavram]]></category>
		<category><![CDATA[Layetezelzel]]></category>
		<category><![CDATA[Nübüvvet]]></category>
		<category><![CDATA[Prensipler]]></category>
		<category><![CDATA[Ubudiyet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.layetezelzel.com/?p=192</guid>
		<description><![CDATA[“Kim güzel bir şefâatle şefâatte bulunursa (faydalı bir işe aracı olursa), ona bundan bir nasib vardır. Kim de kötü bir himâye ile şefâatte bulunursa, ona da bundan bir hisse vardır. Zîrâ Allah, her şeye gücü yeten (ve her şeyi gören)dir.” .....]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: right;">“Kim güzel bir şefâatle şefâatte bulunursa (faydalı bir işe aracı olursa), ona bundan bir nasib vardır. Kim de kötü bir himâye ile şefâatte bulunursa, ona da bundan bir hisse vardır. Zîrâ Allah, her şeye gücü yeten (ve her şeyi gören)dir.” (Nisa, 85)</p>
<p style="text-align: right;">“Ameller (başka değil) ancak niyetlere göredir; herkesin niyeti ne ise eline geçecek odur. Kimin hicreti, Allah ve Resûlü (rızası ve hoşnutlukları) için ise, onun hicreti Allah ve Resûlü’ne müteveccih sayılır. Kim de nâil olacağı bir dünya veya nikahlanacağı bir kadından ötürü hicret etmişse, onun hicreti de hedeflediği şeye göredir.” (Buhârî, Bedü’l-Vahy, 1; Müslim, İmare, 155)</p>
<p style="text-align: right;">“Hilkatte hayır asıl, şer ise tebeîdir.” (Muhâkemat, 9. Mukaddeme)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kainat hayır üzere çalışan bir devasa makine ise, her amelin yaratılışında bir hayır var ise, sebep olan yapan gibiyse ve dahi hizmet-i Kur’aniye hayr-ı külli ise bu hizmette yarım bırakılan hayrın vebali vardır.</p>
<p>İnsan, abdullah; yaptıkları gibi yapmadıklarından da mes’ul. Hayra niyetin sevabını yüklendiyse natamam bırakılan hayrın vebalini de yüklenmiştir. “Cennetteki köşkümden bir tuğla eksik olsun” düşünen kul, nefsinden emin midir ki cennette olacağından emindir? Cennete şefaat-ı nebevi olmasa layık olacağından emin olmak nefsine kanmak değil midir? Allah müminlerden, mallarını ve canlarını, kendilerine (verilecek) cennet karşılığında satın almamış mıdır?</p>
<p>Hayra vesile olma gayesiyle girişilen hizmette geri adım atmak, dünyevi kaygılarla hayrı natamam bırakmak hayrın akametine vesile olmak değil midir?</p>
<p>Hizmet-i Kur’aniyenin bir ucundan tutmuş da mazeretle bırakmış kulun vebalinden Allah’a sığınırım. O mazeret dünyada rahat vermeyeceği gibi ahirete de tevarüs edecektir.</p>
<p>***</p>
<p>İlim maluma tâbidir.</p>
<p>Hayır amel’e tâbidir.</p>
<p>Amel niyete tâbidir.</p>
<p>Niyet sebâta, sebat tasdike, tasdik ikrara, ikrar imana tâbidir.</p>
<p>Kezalik, bir kulda iman varsa ikrar, tasdik, sebat, niyet, amel ve hayır o kulun imtihanına tâbidir.</p>
<p>Hayra niyet imanın lafzen ikrarı ise hayırda sebat  kalb ile tasdikidir.</p>
<p>Hizmet-i Kur’aniye ile iştigal eden kalb dünyayı yese doymaz. Ancak o kutsi hizmetin feyziyle itminan bulur.</p>
<p>Nefsine güvenip sebep olduğu hayrı akamete bırakan kul kalbini dünyaya gebe bırakır.  Kim de kötü bir himâye ile şefâatte bulunursa, ona da bundan bir hisse vardır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://layetezelzel.com/natamam-hayrin-vebali/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bir tevekkül emaresi olarak çay</title>
		<link>http://layetezelzel.com/bir-tevekkul-emaresi-olarak-cay/</link>
		<comments>http://layetezelzel.com/bir-tevekkul-emaresi-olarak-cay/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 03 Nov 2014 09:26:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Faruk Saim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bediüzzaman]]></category>
		<category><![CDATA[Kader]]></category>
		<category><![CDATA[Lahikalar]]></category>
		<category><![CDATA[Prensipler]]></category>
		<category><![CDATA[çay]]></category>
		<category><![CDATA[tevekkül]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.layetezelzel.com/?p=176</guid>
		<description><![CDATA[Musibetler çalışmadığımız yerden geldiğinde, sabır stoğumuz dört koldan gelen musibetler karşısında yetmediğinde ve dahi Mekkeli ilk sahabelere imanlarını lafzen red ruhsatı verilene kadar sabretmelerini hatıra getirdiğimizde sabırdan anladığımızda bir sıkıntı olduğunu görmek gerekir Tevekkül sabrın yakıtıdır. Tevekkülsüz sabır yolda kalır. .....]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>Musibetler çalışmadığımız yerden geldiğinde, sabır stoğumuz dört koldan gelen musibetler karşısında yetmediğinde ve dahi Mekkeli ilk sahabelere imanlarını lafzen red ruhsatı verilene kadar sabretmelerini hatıra getirdiğimizde sabırdan anladığımızda bir sıkıntı olduğunu görmek gerekir</p>
<p>Tevekkül sabrın yakıtıdır. Tevekkülsüz sabır yolda kalır. Onu içindir ki sabrederken &#8220;Tevekkeltü alAllah&#8221;demek adettendir.</p>
<p>Sabretmek, kadere razı olmak&#8230; bu hasletler ancak tahkiki iman ile mümkündür.</p>
<p>Kaderden razı olan tevekkül eder, tevekkül eden sabır bulur. Sabrı bulan huzurdadır.</p>
<p>İnsan hizmet için yola çıktığında bile musibetlerden muaf olmaz. Hatta tekamülü için musibetler daha sık ziyaret edebilir bir mümini. En kudsi bir hizmet için ömrünü vakfetse insan, yine de musibetten şekva etmeye hakkı yoktur. Çünkü musibet onun dostudur, tekamülü için yardımına koşmuştur. Tahkiki iman ile tevekkülü çağırır, tevekkül ile sabrı, sabır ile huzuru.</p>
<p>Huzurların en yücesine, Ru&#8217;yetullaha ulaşmak için yardıma gelen musibete ancak şükredilir.</p>
<p>Onun içindir ki yıllarca iğneyle kuyu kazar gibi didinip biriktirdiğiniz her şey bir musibetle elinizde gitse  ve bir talebeniz gelip:</p>
<p>&#8220;Üstadım, her şeyi kaybettik, şimdi ne yapacağız?&#8221; dese, ancak &#8220;Çay koy keçeli, yeniden başlayacağız.&#8221; dersiniz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://layetezelzel.com/bir-tevekkul-emaresi-olarak-cay/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Arap mehdinin Acem mehdiye üstünlüğü</title>
		<link>http://layetezelzel.com/arap-mehdinin-acem-mehdiye-ustunlugu/</link>
		<comments>http://layetezelzel.com/arap-mehdinin-acem-mehdiye-ustunlugu/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 27 Oct 2014 10:16:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Faruk Saim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haşir]]></category>
		<category><![CDATA[İçtimaî]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Kader]]></category>
		<category><![CDATA[Lahikalar]]></category>
		<category><![CDATA[Mucizat-ı Kur'an]]></category>
		<category><![CDATA[Nübüvvet]]></category>
		<category><![CDATA[Prensipler]]></category>
		<category><![CDATA[Ubudiyet]]></category>
		<category><![CDATA[mehdiyet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.layetezelzel.com/?p=143</guid>
		<description><![CDATA[“Arabın Aceme, Acemin Araba üstünlüğü olmadığı gibi, kırmızının karaya, karanın kırmızıya üstünlüğü yoktur.” (Veda Hutbesi)  ”Âhirzamanda gelen Mehdî gibi herbir asır, Âl-i Beytten bir nevi mehdî, belki mehdîler bulmuş. Hattâ, Âl-i Beytten mâdud olan Abbasiye hulefasından, Büyük Mehdînin çok evsâfına .....]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: right;"><em>“Arabın Aceme, Acemin Araba üstünlüğü olmadığı gibi, kırmızının karaya, karanın kırmızıya üstünlüğü yoktur.”</em> (Veda Hutbesi)</p>
<p style="text-align: right;"><em> ”Âhirzamanda gelen Mehdî gibi herbir asır, Âl-i Beytten bir nevi mehdî, belki mehdîler bulmuş. Hattâ, Âl-i Beytten mâdud olan Abbasiye hulefasından, Büyük Mehdînin çok evsâfına câmi bir mehdî bulmuş.”</em> <strong>(Mektubat, s. 96)</strong></p>
<p style="text-align: right;"><em>“Hazret-i Hasan’ın neslinden gelen aktablar, hususan Aktâb-ı Erbaa ve bilhassa Gavs-ı Âzam olan Şeyh Abdülkadir-i Geylânî ve Hazret-i Hüseyin’in neslinden gelen imamlar, hususan Zeynelâbidin ve Cafer-i Sadık ki, herbiri birer mânevî mehdî hükmüne geçmiş, mânevî zulmü ve zulümatı dağıtıp envâr-ı Kur’âniyeyi ve hakaik-i imaniyeyi neşretmişler, cedd-i emcedlerinin birer vârisi olduklarını göstermişler.”</em>(Mektubat, s. 100)</p>
<p style="text-align: right;"><em>“Hem ben müteaddit insanları gördüm ki, bir nevi mehdî kendilerini biliyorlardı ve “Mehdî olacağım” diyorlardı. Bu zatlar yalancı ve aldatıcı değiller; belki aldanıyorlar. Gördüklerini hakikat zannediyorlar.”</em> <strong>(Mektubat, s. 431)</strong></p>
<p><a href="https://web.archive.org/web/20130911192236/http://layetezelzel.dusunceokulu.org/mehdiyet-i-sugra/" target="_blank">Mehdiyet-i suğra</a> meselesine zeyl olarak mehdiyet manasının -kimi iddialara göre- zayıf hadislere dayanan burhanlarına rağmen neden bu denli ümmetin nazarında ehemmiyetli olageldiğini anlamaya çalışmalı. Toplum harekete geçmek için kitleleri harekete geçirecek bir “kahraman”a ihtiyaç duyar. Özellikle Orta Doğuda toplumun sivil inisiyatif geliştirmesi geleneklerde yer bulamamıştır. Devletin hayatın her alanında olması, toplumun bahsi geçen kahramanları politikacılar arasından bulmasına, hatta zihinlerin devlete angaje olmasıyla ortaya çıkan her “kahraman”a politik amaçlar, hatta politik kişilikler giydirilmiştir.</p>
<p>Şüphesiz mehdiyet manası içinde siyasi bazı vazifeleri de barındırır. Ama ”Şeriatta yüzde <em>99 ahlâk</em>, ibadet, ahiret ve fazilete aittir. Yüzde <em>1</em> nispetinde <em>siyasete </em>mütealliktir.” kaidesi perspektifinden yaklaşıldığında neden mehdiyete siyasi vazife ön koşul olarak biçilir, anlamak zor.  Kaldı ki II. Said’den III. Said’e geçme merhalesinde <em>“Evet, büyük kusurlarımdan birtek suçum, vatan ve millet ve din nâmına mükellef olduğum büyük bir vazifeyi dünyaya bakmadığım için yapmadığımdan, hakîkat noktasında affolunmaz bir suç olduğuna ve bilmemek bana bir özür teşkil edemediğine şimdi bu Afyon hapsinde kanaatim geldi.”</em> <strong>(Tarihçe-i Hayat) </strong>sebeb-i musibetini böyle açıklayan bir Üstad’ın mehdiyetine kalben ve aklen mütmainim.</p>
<p>Nasıl ki mehdiyet-i suğra her müminin nefsine bakan vazifesi ise mehdiyet-i kübra da her zamanın müminlerinden birine farz-ı kifaye nevinden emirdir.</p>
<p>Mehdiyet gömleği dikilmiştir, kim giyebilecek hale gelirse giyer, vakti dolduğunda çıkarır, yeni zamanın yeni mehdisine devreder. Her devir insanı sosyal bir varlık olduğundan mehdiyet vazifesi bitmez. Tunus’ta Bin Ali deccalini kovan da Mısır’da Mübarek deccalını yıkan da mehdiyet vazifesini görmüştür.</p>
<p>Müslüman topraklarını kafir zulmünden kurtaran her mücahit zamanının mehdisidir. Zalimin zulmüne ses çıkaran, belki şehadeti tadan her mümin zamanının mehdisidir.</p>
<p>Derdim mehdiliği sıradanlaştırmak değil. Manasını kavramadan mehdi peşinde ömür tüketmek israftır. Mehdiyi bilmeden iman kurtulabilir ama imansız mehdi bilinmez. İmani meseleleri es geçip mehdi Kürt müydü Arap mıydı yok Acem miydi tartışmak Müslümanlara kötülük yapmaktır. Kaldı ki mehdiyet manasını taşıyan Eskimo da olsa tabi olunmalı.</p>
<p>Tüm bunların yanında Üstadın talebesi olma iddiasındaki zatlar Üstadın milliyet tanımından bihaber milliyet testi derdindeler. “Din, dil birse milliyet birdir” diyen Üstadın milliyetini Araplığa dayandırma gayesinin, bunun üzerinden tartışmanın hizmete ne faydası var? Haydi kabul edelim Said Nursi Arap. Ne değişecek? Üstada muhabbetiniz mi artacak? Şayet artıyorsa muhabbetiniz neye?</p>
<p>Halbuki mukayese akil olana kolaydır. Mehdiyeti deccaliyet karşısında ararız. Deccal her zaman ümmetin imanına saldırır. İman kalesini muhafaza etmek mehdiyet manasının birinci işaretidir. Mehdiyet manasını hizmet eden  ya mehdi-yi azamdır ya da zamanın bir mehdisidir.</p>
<p>“Benim mehdim mehdi-yi azamdır” iddiası imani değil nefsani bir inattır.</p>
<p>Mehdi peşinde ömür tüketenlere cevabı Said Nursi verir: <em>“Mehdi geldiğinde seni vazife başında bulsun!”</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://layetezelzel.com/arap-mehdinin-acem-mehdiye-ustunlugu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Profesyonel peygamber</title>
		<link>http://layetezelzel.com/profesyonel-peygamber/</link>
		<comments>http://layetezelzel.com/profesyonel-peygamber/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 12 Oct 2012 14:19:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Faruk Saim</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslam Medeniyeti]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Kader]]></category>
		<category><![CDATA[Nübüvvet]]></category>
		<category><![CDATA[Prensipler]]></category>
		<category><![CDATA[nübüvvet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.layetezelzel.com/?p=92</guid>
		<description><![CDATA[“Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir. Fakat o, Allah’ın Resûlü ve peygamberlerin (nebilerin) sonuncusudur. Allah her şeyi hakkıyla bilendir. (Ahzab Suresi 40. ayet) “Allah, malı sevdiği kimseye de sevmediği kimseye de verir. Fakat imanı yalnız sevdiği kimselere verir. Allah kime imanı .....]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: right;"><em>“Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir. Fakat o, Allah’ın Resûlü ve peygamberlerin (nebilerin) sonuncusudur. Allah her şeyi hakkıyla bilendir. </em><strong>(Ahzab Suresi 40. ayet)<br />
</strong><em>“Allah, malı sevdiği kimseye de sevmediği kimseye de verir. Fakat imanı yalnız sevdiği kimselere verir. Allah kime imanı vermişse mutlaka onu sevmiştir.” </em><strong>(Kenzu’l-Ummal, 2032)</strong><br />
<em>“…Mucizât-ı enbiyâyı zikretmesiyle fen ve san’ât-ı beşeriyenin nihâyet hududunu çiziyor. En ileri gâyâtına parmak basıyor. En nihâyet hedeflerini tâyin ediyor: Beşerin eline dest-i teşviki vurup o gâyeye sevk ediyor” </em><strong>(Sözler, s. 254)</strong></p>
<p>Temsilin önündeki perdeyi yırtmak havasın vazifesi olmadığı gibi avamın imanını sarsabileceğinden mekruhtur, denilebilir. Ancak havasın özelliğindendir ki imanda inkişaf ettikçe temsil önündeki perde incelir evliyalarda ise perde varla yok arasındadır. Hakkelyakin imana ulaşmış abd için temsildeki perde, Rabbbinin esmasını görmesini zorlaştıran bir manidir, ondan kurtulmak ister.</p>
<p>Denilebilir ki “İlmin kapısı” Hz. Ali’ye “Perde-yi gayb açılsa yakinim ziyadeleşmeyecek” dedirten de ilimde ilerleyen abdin perdeleri aşmasıdır. Kalb duvarlarıyla birlikte yükselmeyen akıl, taşar sahibini vartaya düşürür. Ancak imani inkişafla paralel ilerleyen bir ilim duası insana hayırlı bir sonuç sağlayabilir. İmanla birlikte inkişaf eden ilim temsil perdelerini kaldırdığı gibi insana Rabbinin sesini perdesiz duyurabilir, hatta <em>Rüyeti Cemal’i </em>perdesiz gösterebilir.</p>
<p>Hz. Muhammed’in insan olduğu konusunda bir ihtilaf yok. Fakat algılarda sıkıntılar da yok değil (bkz. <a style="color: #cc3333;" href="https://web.archive.org/web/20121028151551/http://layetezelzel.dusunceokulu.org/ululardan-ulu-musun/">http://layetezelzel.dusunceokulu.org/ululardan-ulu-musun/</a>)  ”De ki: Ben de sizin gibi bir insanım. Farklılık yalnızca, ‘ilahınız tek bir ilahtır’ şeklinde bana vahiy gelmesidir.” (Kehf Suresi, 110) ayeti tüm şüpheleri izale edecek düzeyde açıktır. Bunun yanında Hz. Peygamberin nübüvveti insanlığıyla iç içedir ve peygamberliğe layık olacak bir fıtratta yaratılmış olması, peygamberliği kainatta en çok hak eden olmasıyla “ancak ve ancak” ilişkisine dahildir. “İlim maluma tabidir” ilkesini de göz önüne aldığımızda peygamberlik bir meslek olup çıkar.</p>
<p>Bu cümleden muradımız peygamberin menfaat kazanmak üzere peygamberlik iddia ettiği değil, peygamberlik mesleğinin ilmine ulaşmak için -Kader-i İlahinin takdiri ile- dua etmiş olduğudur. Buradan şöyle bir genelleme çıkabilir. Her dua eden peygamber olabilir mi? Bu noktada cümlenin ilk kısmını hatırlamak gerekir. Yani nübüvvet vazifesini taşıyabilecek bir fıtratta yaratılmış olmak da zaruridir. Bu kısım külli iradenin kudretine tabiidir.</p>
<p>İnsanın duayla çıkabileceği seviyeyi ilerletmeden önce temsil meselesine değinmek gerekir. (<a style="color: #cc3333;" href="https://web.archive.org/web/20121028151551/http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&amp;ArticleID=1020354&amp;CategoryID=79">http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&amp;ArticleID=1020354&amp;CategoryID=79</a>) Haberinde ifade edildiği gibi yüzyıllarca insan aklının algılayamadığı bir hadise olan Hz. Musa’nın mucizesi bugün gayet akla yatkın açıklamalarla anlaşılabiliyor. Şüphesiz mucizeyi hiçbir doğa yasasına ihtiyaç duymadan yaratmak Allahın kudretine zor gelmez. Ancak peygamberinin duasıyla “Adetullah dışına” çıkmaktansa bu mucizenin ilmini peygamberine vermiş olması Adetullaha daha uygun düşmektedir. Keza Hz. Süleyman ve Hz. Davut peygamberlere de yine dualarına karşılık talep ettikleri ilmi vermiş olması Adetullaha uygundur. Aksi halde bir algı gelenekte peygamberleri ululamakta, insan oluşlarını mucizelerin ardına saklamakla dini insanın dışına çıkarıp toplumda saklamaktadır.</p>
<p>Tüm peygamberler Allahın kelamına muhatap olabilme ilmini bidayet-i nübüvvetlerindeki dualarıyla kazanmakla birlikte nübüvvetleri süresince ilimlerini genişletmekle mucizeleri gerkçekleştirebilmişlerdir. Daha basitçe anlatmak gerekirse Hz. İsa’nın  ölülere can vermesi illaki parçalanmış bedenleri bir dokunuşla tekrar bir araya getirip can vermesi demek olması gerekmez. Basit bir kalp masajı 2000 yıl önce “mucize”ydi. Ölümüş bir insana dokunarak hayata döndürmek ilmini duasıyla kazanan  Hz. İsa Rabbinin “İlmi isteyene veririm” vaadini tutmasıyla tevhid davasından mucizesini kendine şahit eylemiştir.</p>
<p>Peygamberlik bir imtiyaz değil bir meslektir. Duayla kazanılabilecek ilmin en nihayet hedefini tayin eder. Öyle ki Hz. Muhammed (SAV) duasıyla ilimde öyle yükselmiştir ki Hz. Cebraili geride bırakıp <em>Rüyeti Cemal’i perdesiz görmüştür. </em>Tüm insanlık adını Rabbiyle görüşmüş ilm-i insani de en üst noktaya çıkmıştır. Hiçbir dua bu ilmi aşamayacağından insaniyet Hz. Muhammed şahsında kemalatını tamamlamıştır. İşbu sebepten Hz. Muhammed, Hatem-ül Enbiyadır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://layetezelzel.com/profesyonel-peygamber/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
