<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Layetezelzel &#124; Düşünce Okulu &#187; İslam TarihiLayetezelzel | Düşünce Okulu | </title>
	<atom:link href="http://layetezelzel.com/category/tumu/islam-tarihi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://layetezelzel.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Tue, 19 Mar 2019 03:47:02 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr-TR</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.5.1</generator>
		<item>
		<title>Herkese lazım</title>
		<link>http://layetezelzel.com/herkese-lazim/</link>
		<comments>http://layetezelzel.com/herkese-lazim/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 27 Apr 2015 06:21:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kasım İkbal</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslam Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Kavram]]></category>
		<category><![CDATA[Layetezelzel]]></category>
		<category><![CDATA[gündelik dil]]></category>
		<category><![CDATA[peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[risale-i nur]]></category>
		<category><![CDATA[said nursi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.layetezelzel.com/?p=267</guid>
		<description><![CDATA[Kendi halinde sosyal medyada vakit geçiriyorken uzun yıllardır ibadetlerini aksatmadığını bildiğim, dini hassasiyeti bulunan bir arkadaşım sosyal medyada şu mesajı paylaşmıştı: “Hayallerimiz hedeflerimizken, hedeflerimiz hayallerimiz oldu.” Kendince bir manifestoydu hayata dair ama zihnin karmaşıklığını fazlasıyla ifade eden bir durumdu. Bu .....]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>Kendi halinde sosyal medyada vakit geçiriyorken uzun yıllardır ibadetlerini aksatmadığını bildiğim, dini hassasiyeti bulunan bir arkadaşım sosyal medyada şu mesajı paylaşmıştı: “Hayallerimiz hedeflerimizken, hedeflerimiz hayallerimiz oldu.” Kendince bir manifestoydu hayata dair ama zihnin karmaşıklığını fazlasıyla ifade eden bir durumdu. Bu burada bir dursun.</p>
<p>Peygamber Efendimiz (sav) vefat ettiğinde dadısı Ümmü Eymen ağlar. Sahabeler neden ağladığını sorduklarında ise şu cevabı verir: “Ben onun vefatına ağlamıyorum. Onun vefatıyla birlikte vahyin kesilmiş olmasına ağlıyorum.” Artık Peygamberimiz yoktu. Halbuki sahabe, aklına takılan her soruyu hiç çekinmeden gidip cevabını alıyordu. İhtilafa düştüklerinde yeni bir vahiy geliyor ve tam ittifak sağlanıyordu. Lakin bundan sonra böyle bir şey olmayacaktır. Ki Efendimizin, sağlığındayken ümmetini çıkacak olan ihtilaflara ve fitnelere karşı sıkı sıkı uyarmasının sebebi de bu olsa gerektir.</p>
<p>İslam Tarihi serüvenine baktığımızda Hz. Osman’ın katledilmesine kadar her şey normal yolunda seyretmiş olup kırk kadar sahabenin Hz. Osman’ın evini basıp öldürmesi suretiyle sahabeler arasında bir ihtilaf çıkmıştı. Çünkü kısasa kısas hükmünde Hz. Osman’ı öldüren kişi de öldürülmeliydi. Ancak kırk kişiden kimse bu olayı üstlenmiyordu. Hz. Ali burada Şeyheyn zamanındaki gibi adalet-i mahza’yı esas kabul etmeyi tercih etmiştir. Öldüren belli değilse kimse kimsenin suçunu yüklenemez diyordu Hz. Ali. Hz. Zübeyir, Hz. Talha ve Hz. Aişe ise dönemin artık Şeyheyn zamanı gibi olmadığını ve bu nedenle yeni cinayetlere davetiye çıkarmaması için evi basan kırk kişinin de katlini talep etmişlerdi. Biz meseleye burada nokta koyalım.</p>
<p>Bugüne geldiğimizde ise “birinin hatasıyla başkası mes’ul olamaz” gibi Kurani bir ölçü ortadayken, Efendimiz(sav) zamanındaki savaşlarda da sadece harp meydanındaki insanların öldürüldüğü ve şehirdekilere, kadınlara, çocuklara dokunulmadığı ortadayken tüm bu değerleri yok saymak suretiyle İslam adına İslami kaidelerden uzak davranışlar sergilenebiliyor. İslami kaidelerden uzak bu hareketlerle Müslümanlar, birbirlerini katledebiliyor. Bunu yaparken de masum, kadın, çoluk çocuk dinlemiyor. İşte burada da karşılaştığımız problem, mimsiz medeniyetin bize dayatmış olduğu öğretiler oluyor. Zihin dünyamızın karmaşıklığının sebebi de bu oluyor.</p>
<p>Buradan nereye geleceğim. Yazının girişinde zikrettiğim arkadaş, Türkiye merkezli ve dünyanın birçok yerinde bağlantısı olan bir cemaate mensup. Hedefleri neydi bilmiyorum ama hedeflerinin hayal olmasının sebebinin devlet düzenine karışmak suretiyle devlet erkanı ile girdiği mücadeleden almış olduğu zarar olduğunu biliyorum. Lakin mesele bununla sınırlı değil. Ülkemiz içerisinde Nurcu, Süleymancı, İsmail Ağacı, İskenderpaşacı vb diye sıra sıra yazabildiğimiz cemaat ve tarikat mensupları, “yalnız benim mesleğim hak” sarhoşluğu içerisinde birbirlerinin aleyhine çok rahat konuşabilirken, siyaset ve saltanattan çok daha mühim vazifelere layıklarken siyaset girdabında kendilerini harcayabiliyorlar. Bu mesele bununla da sınırlı kalmayıp İslam dünyasında mezhep çatışmalarına dönüyor. Suudi Arabistan, Yemen’i vururken, Suudi Arabistanlı askerler Yemen halkının tamamını göz kırpmadan vururken İslam dünyası bu durumda ortak bir tavır alamayıp, Şii-Sünni kavgasında olayları tartışmaya devam ediyor.</p>
<p>Artık İslam alemi silkinip kendine gelmelidir. “Bu zamanın en büyük farz vazifesi İttihad-ı İslam” inancıyla fert bazında kendimize gelmemiz ve ortak bir dilde buluşmamız gerekmektedir. “Suriyeliler hırsız, dilenci. Memleketine geri gitsin” diyene kadar “Hırsız Suriyeli de vardır. Hırsız olmayan Suriyeli de vardır. Hırsızlık yapan cezalandırılmalı. Suçu olmayan masuma dokunulmamalı” diyebilecek iradeyi ortaya koyabilmemiz gerekmektedir. Hasılı kelam, Müslümanlar olarak Hz. Ali duruşunu yakalamaya, adalet ve ittihad üzerinden yeni bir dil inşa etmeye çok ihtiyacımız var. Aksi takdirde hacdan dönen hacılarımızdan, “İranlılar Şii ya. Namazları da bir değişik. Bir de o zenciler var. Bana mısın demeden ezip geçiyorlar insanları. Sözde Müslüman olacaklar.” gibi lafları daha çok duyarız. Halbuki bizim bu laflardan çok adalet temelinde kardeşlik, birlik ve beraberlik sözlerine daha çok ihtiyacımız var. Vesselam.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://layetezelzel.com/herkese-lazim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız!(*)</title>
		<link>http://layetezelzel.com/kolaylastiriniz-zorlastirmayiniz/</link>
		<comments>http://layetezelzel.com/kolaylastiriniz-zorlastirmayiniz/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 01 Mar 2015 18:11:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yunus Emre Orhan</dc:creator>
				<category><![CDATA[İçtimaî]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Medeniyeti]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Nübüvvet]]></category>
		<category><![CDATA[Ubudiyet]]></category>
		<category><![CDATA[elfi]]></category>
		<category><![CDATA[featured]]></category>
		<category><![CDATA[hikmet]]></category>
		<category><![CDATA[illet]]></category>
		<category><![CDATA[peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[Resul]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.layetezelzel.com/?p=202</guid>
		<description><![CDATA[Her sabah uyanışımla din arasındaki ilişkiyi nasıl kurabilirim? Yaratıcımın benden istediklerini hayata nasıl aktarabilirim? Din eğitiminde nasıl bir metot takip etmeli? Ya da hayatı anlamlandıran dini nasıl öğrenmeli? Akabinde, dini nasıl aktarmalı? Bu sorular bu gün benim burada olma nedenim&#8230; .....]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>Her sabah uyanışımla din arasındaki ilişkiyi nasıl kurabilirim? Yaratıcımın benden istediklerini hayata nasıl aktarabilirim? Din eğitiminde nasıl bir metot takip etmeli? Ya da hayatı anlamlandıran dini nasıl öğrenmeli? Akabinde, dini nasıl aktarmalı? Bu sorular bu gün benim burada olma nedenim&#8230; Hatta her gün uyanma nedenim diyebilirim.</p>
<p>Bilirsiniz ki, toplum içinde yanlış öğrenilmiş bir kabulü, veya yerleşmiş bir adeti, velev küçük olsun büyük olsun, tüm toplumdan daimi olarak kaldırmak çok zor bir hadise. Sigara gibi küçük bir adet bile, günümüzde bunun en güzel örneği. Risalet-i Ahmediye olarak anılan 19.Söz’ün 8.Reşhasında Bediüzzaman bize bu durumdan ders çıkarmamız için “garip” bir şey söyler. Kendi terkibimle Said Nursi bu metinde şunu sorar: Peygamber a.s.v. Arap yarım adasındaki yanlış adetleri bir senede ortadan kaldırmışken, sizin yüzer feylosoflarınız yüz sene çalışsalar, o zatın yaptığı değişimin yüzde birini yapabilir mi?”Bu metin, “Vay be Peygamber efendimiz işte böyle büyük bir adamdı.” Diye sonuçlandırılarak geçilebilir. Fakat ben bu gün, analizimize devam edelim, metne yeni sorular soralım diyorum.Öncelikle, Filozof, burada “varoluşu açıklamada” yaratıcıya referans vermeyenleri temsil ediyor ve buradaki mukayesede resulun karşısına feylosof kavramını oturtulması tesadüf değil. Yani anlıyoruz ki, onlar da hakikaten bir iyilik yapma söylemiyle gidiyorlar, ve bazı adetleri kaldırmak istiyorlar. Ve bu amaçla gidip insanlara bir şeyler anlatıyorlar. Ve yine metinden anlıyorum ki, bu zatın kendisine “öyle bir eğitimle topluma yaklaşması öğretilmiş ki”, o da muvaffak olmuş. Acaba neden? Neden feylosoflar muvaffak olamıyor da resuller muvaffak oluyorlar? Özellikle Muhammed (SAV) biliyoruz ki bu zat, kanlarına damarlarına işlemiş adetleri kaldırmış ve vurguluyorum devamlı kaldırmış&#8230; Hem de muazzam derecede mutaassıp bir toplumda. Ve Zorlayarak değil&#8230; Şunu yap, becerirsen sana şu ödülü vereceğim diyerek de değil.</p>
<p>Aslında burada söylemek istediğim şey şu: vahyin takipçileri de bir “medine-i fazıla” hedefliyor, filozflar da. Yani, “Nitelikli insanlardan oluşan toplum” inşa etmek hedefliyorlar. Bu bağlamda metne bir daha baktığımızda, yeni bir soru beliriyor: “Dinin getirdiği medine-i fazıla nedir ki, felsefenin getirdiği medine-i fazıla modelinden farklı oluyor. Birisi muvakkaten bazı şeyleri görece değiştirmeye muvaffak oluyor, ama resullerin getirdikleri ile kurulan toplumlarda, ahlak-ı seyyieler ne kadar damarlara işlerse işlesin kökünden temizleniyor. Ve çok büyük bir alana yayılıyor bu medeniyet&#8230; Hem de öyle çok enerji harcamadan, maddi teşvikler de sunmadan.</p>
<p>Bir hadis aktarmak istiyorum burada. Resul-i Ekrem Efendimiz, Yemen’in Cened valiliğine tayin ettiği Hz.Muaz ve beraberinde gönderdiği Ebu Musa el-Eşari’yi uğurlarken son nasihati şu meşhur sözü olur: “Kolaylaştırınız! Zorlaştırmayınız! Müjdeleyiniz! Nefret Ettirmeyiniz!Asıl yoğunlaşmak istediğim soru ise tam da burada: Ne demek istemişti Peygamber? Ya da nasıl kolaylaştıracağız? Mesela şunu mu kastetti acaba5 vakit namaz değil de, 3 vakit kılsınlar.” Veya, 40’ta bir zekat vermesinler de, 80’de 1 versinler.Günlük hayattaki tecrübemizden de bildiğiniz üzere, eğer yaptığımız işin gerekliliğine inanmışsak, onu seviyorsak, o işi yapmak bize kolay gelir. Zevkle de yaparız. Eğer başka birinden de bir iş yapmasını istiyorsanız, onu angarya gibi yapmaması için o kişiyi, yaptığı işin gerekliliğine ikna etmeniz gerekir. Eğer bu süreç başarıyla gerçekleşirse, o iş, o kişiye artık “kolay gelir”. Resulullahın “Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız” nasihatını bu bağlamda ele almak gerekir diye düşünüyorum. Yani Resulun nasihatını “namazı azaltın, zekatı az versinler” olarak değil de, yapılması gerekenin illetini o kişiye öyle bir izah edin ki, onu yapacak kişiye o iş “kolay” gelsin olarak anlıyorum.</p>
<p>Sunumun başındaki sorunsala artık daha rahat cevap verebilirim diye düşünüyorum. Soru şu: Nedir feylosoftan resulu metod açısından farklı kılan? Cevap: Kolaylaştırması.Peki bu kolaylaştırmayı nasıl gerçekleştirdi Resulullah? Bu sorunun cevabı sanırım “illet” ve “hikmet” kavramlarında yatıyor. Sunumun sonucunu şimdiden vermek istiyorum: Resuller ve dolayısıyla Muhammed a.s.v., insanlara “illeti” ile muhatap olur. Feylosoflar ise “hikmeti” ile muhatap olur. Sigara gibi bir kötü alışkanlığın iptali için Resul muhatabına “illet”ini anlattı. Filozolar ise hikmetini. İllet çok basıt tarif ile, irade-i ilahiyedir. Yani yaratıcının murad ettiğidir.Burada hikmetten kastım ise arkasındaki fayda. Filozof metodu, sigarayı bıraktırmak için “Bırak, çünkü sana şöyle zararları var” der. Sigaranın kanser yapma ihtimalini açıklar, her yıl ölenlerin istatistiklerini açıklar. Yani,senin kendi menfaatinle olan ilişkisi açısından çözüm getirir. Risalet metodu ise: “ Seni yoktan var eden Kerim rabbinin emanetine nasıl ihanet edersin? Beden senin değil ki&#8230; Davranışlarını da ona göre ayarlayacaksın.” Diyerek muhatap olur. Yani, Peygamber, meseleyi insanlara “abd” olduklarına ikna ederek çözüyor.Filozoflar hikmetle yaklaşırken aynı anda illetle yanaşamazlar. Tanım gereği illetle ilişkileri yoktur. Peki illette hikmet yok mudur? Kesinlikle vardır. Mesela, orucun sıhhate faydası yok mudur? Kesinlikle vardır. Fakat oruç sıhhat için tutulmaz, ki ihlası bozar. Veya negatif manasıyla, içki içmemek vücuda faydalı değil midir? Tabii ki de hikmetlidir. Fakat, içki içmemenin neden irade-i ilahiyedir, zararı değil. Demek istediğim, Peygamberin getirdiği vahiyde yapılması gereken de yapılmaması gereken de emreden zatın otoritesinden kaynaklanır.</p>
<p>Yani filozofların metodunda ulaşamadıkları, varamadıkları, varamadıkları için kendilerine filozof dediğimiz bir nokta var: illet yok!Neden namaz kılıyorsun? Çünkü ben yaratığım.Dolayısıyla feylosofların sloganı şudur: “Ben eşyanın bizzat kendisinde iyilik var diye onu tercih ederim. Ve yine bizzat kendisinde kötülük var diye ondan kaçarım.” Resulun dediği ise şudur: “Kerim ve Rahim olan Yaratıcımın benim için tercih ettiği şey benim için en güzeldir. Ve Ben ona uyarım.”O zaman tüm bu anlatılanlardan sonra temel soru şu: “Bizim dünyamızda medine-i fazılanın kurallarını kim koyuyor?” İnsanın kendisine “Ben kimim?” sorusuna ikna edici bir cevap bulmadan, vazifelerini “kolayca” yapması mümkün değil. İlletin illetliğini tahkik etmeyen bir metot ile değişimi hedeflemek, daimi bir sonuç vermez, muvakkattır, geçicidir.Amelde hikmet aranmaz. Ameller yerine getirilmeli, çünkü illeti Allah’ın emretmesidir. Ama iman, tamamen hikmet odaklıdır. Diyeceğim o ki, din eğitiminde metodumuzu ters yüz etmek gerekir kanaatindeyim.İmanda tahkik yolunu tercih edersek, İslamda teslim çok kolaylaşacaktır. Vesselam.</p>
<p>&#8212;<br />
(*) Bu yazı, TV111 – ELFİ programında gerçekleştirilen sunumun taslak metnidir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://layetezelzel.com/kolaylastiriniz-zorlastirmayiniz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dilimize hakim olmanın zararları</title>
		<link>http://layetezelzel.com/dilimize-hakim-olmanin-zararlari/</link>
		<comments>http://layetezelzel.com/dilimize-hakim-olmanin-zararlari/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 27 Oct 2014 10:29:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Faruk Saim</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslam Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Kavram]]></category>
		<category><![CDATA[Layetezelzel]]></category>
		<category><![CDATA[Prensipler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.layetezelzel.com/?p=146</guid>
		<description><![CDATA[İyi bir lugat bilgisi astigmat bir hastanın görüşünü berraklaştıran gözlük gibidir. Gözlük olmaksızın idare edecek kadar gördüğünü iddia edebilir, ancak gözlüğü denedikten sonra onsuz yaşayamayacak, daha önce keşfedemediği, üstelik bu duruma alıştığı haline dönmek istemeyecektir. Bugün lugta bilgisi olmaksızın okur-yazar .....]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>İyi bir lugat bilgisi astigmat bir hastanın görüşünü berraklaştıran gözlük gibidir. Gözlük olmaksızın idare edecek kadar gördüğünü iddia edebilir, ancak gözlüğü denedikten sonra onsuz yaşayamayacak, daha önce keşfedemediği, üstelik bu duruma alıştığı haline dönmek istemeyecektir. Bugün lugta bilgisi olmaksızın okur-yazar olan kitle düşünce dünyasından ancak astigmat bir insanın görüş kalitesi kadar nasiplenebilir.</p>
<p>Başlık nefisle konuşmayı andıran bir çağrışım yapıyor olabilir. Kaldı ki olmalıdır da. Dilimize hakim olmak, en başta kem sözden sakınmaktır. Bunun yanında yine edeptendir, konuştuğu kelamın vardığı yeri bilmeli insan. Bilsin ki mana bineğinden ineceği durağı seçebilsin. Kelimeye biçtiği elbisesi “şık” olsun, zihninde biriken manalar elbiselerinden utanmasın.</p>
<p>Yıllar önce elime bir Osmanlıca-İngilizce sözlük geçmişti. Çat pat İngilizce bilgimle bile Türkçe-İngilizce sözlükle arasındaki muazzam farkı anlayabilmiştim. Meşhur platik cilti sarı sözlükler 5-6 İngilizce kelimeye tek türkçe karşılık verirken mezkur lugat her sözcüğün karşısında Osmanlıca farklı bir kelimeyi veriyordu. Önceki cümle mesela… “Muazzam” alışıldık bir kelime değil ya da “mamafih”… Mamafih alışıldık olmamaları kelimenin günahı değil. 100 yıldır kültürünü yeniden üretmeyen bir toplumun günah keçileri olmuş kelimeler. Günlük dilde 300 kelimeyle konuşmak nasıl bir yüzeyselliktir? Onu geçtim 500 kelimeyle fikir belirten yazılar yazma iddiasında olmak nasıl bir gaflettir? O gaflet ki astigmat adamın gördüğünden emin bir şekilde değerli bir resmi yorumlamasıdır. Üstelik görüşündeki kusuru sanat eserine atma ihanetidir.</p>
<p>Şayet yeni bir düşünce üretmekten bahsediyorsak önce lugatımızı hatırlamak durumundayız. Eğer gözlerimiz bozuksa gözlük takınmaktan gocunmayacağız. Önceki yüzyılımızın münevverleri mazimize bakışımızda gözlüğümüz olacak, önce rahatsızlığı kabul edip aklımızı eğiteceğiz. Akıl rasyonelliğin himayesine bırakıldığında varacağı yer ilahlık iddiasıdır. Zira rasyonel akıl ampirizmi kendine yol bilir, insanın aklını gözüne indirir, vicdanını köreltir.</p>
<p>Düşünce üretme iddiasındaki bir zihin önce 100 yıllık kopukluğu gidermek zorundadır. Sonra 100 yıl ve öncesinin duvarlarını yıkmalı, tevhid dışında merkezi kalmamalıdır.</p>
<p>Düşüncenin ekol (okul) olması ise o yıkılan duvarın harfiyatından temel dikilmesiyle mümkün olabilir. Temele lazım olan demir son yüzyılın münevverlerinden kazanılacak materyaller, suyu ise dünya entelijansiyasından edinilen düşünce derinliği olabilir.</p>
<p>Henüz temeli kazmamışken duvarların rengini tartışmak romantizmdir. Müslüman romantik değildir, akla tapmaz ama aklını kullanır. Akıl bu inşaatın mühendisidir. İşçileri olan hisler olmadan kifayetsiz ve biçaredir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://layetezelzel.com/dilimize-hakim-olmanin-zararlari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Arap mehdinin Acem mehdiye üstünlüğü</title>
		<link>http://layetezelzel.com/arap-mehdinin-acem-mehdiye-ustunlugu/</link>
		<comments>http://layetezelzel.com/arap-mehdinin-acem-mehdiye-ustunlugu/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 27 Oct 2014 10:16:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Faruk Saim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haşir]]></category>
		<category><![CDATA[İçtimaî]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Kader]]></category>
		<category><![CDATA[Lahikalar]]></category>
		<category><![CDATA[Mucizat-ı Kur'an]]></category>
		<category><![CDATA[Nübüvvet]]></category>
		<category><![CDATA[Prensipler]]></category>
		<category><![CDATA[Ubudiyet]]></category>
		<category><![CDATA[mehdiyet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.layetezelzel.com/?p=143</guid>
		<description><![CDATA[“Arabın Aceme, Acemin Araba üstünlüğü olmadığı gibi, kırmızının karaya, karanın kırmızıya üstünlüğü yoktur.” (Veda Hutbesi)  ”Âhirzamanda gelen Mehdî gibi herbir asır, Âl-i Beytten bir nevi mehdî, belki mehdîler bulmuş. Hattâ, Âl-i Beytten mâdud olan Abbasiye hulefasından, Büyük Mehdînin çok evsâfına .....]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: right;"><em>“Arabın Aceme, Acemin Araba üstünlüğü olmadığı gibi, kırmızının karaya, karanın kırmızıya üstünlüğü yoktur.”</em> (Veda Hutbesi)</p>
<p style="text-align: right;"><em> ”Âhirzamanda gelen Mehdî gibi herbir asır, Âl-i Beytten bir nevi mehdî, belki mehdîler bulmuş. Hattâ, Âl-i Beytten mâdud olan Abbasiye hulefasından, Büyük Mehdînin çok evsâfına câmi bir mehdî bulmuş.”</em> <strong>(Mektubat, s. 96)</strong></p>
<p style="text-align: right;"><em>“Hazret-i Hasan’ın neslinden gelen aktablar, hususan Aktâb-ı Erbaa ve bilhassa Gavs-ı Âzam olan Şeyh Abdülkadir-i Geylânî ve Hazret-i Hüseyin’in neslinden gelen imamlar, hususan Zeynelâbidin ve Cafer-i Sadık ki, herbiri birer mânevî mehdî hükmüne geçmiş, mânevî zulmü ve zulümatı dağıtıp envâr-ı Kur’âniyeyi ve hakaik-i imaniyeyi neşretmişler, cedd-i emcedlerinin birer vârisi olduklarını göstermişler.”</em>(Mektubat, s. 100)</p>
<p style="text-align: right;"><em>“Hem ben müteaddit insanları gördüm ki, bir nevi mehdî kendilerini biliyorlardı ve “Mehdî olacağım” diyorlardı. Bu zatlar yalancı ve aldatıcı değiller; belki aldanıyorlar. Gördüklerini hakikat zannediyorlar.”</em> <strong>(Mektubat, s. 431)</strong></p>
<p><a href="https://web.archive.org/web/20130911192236/http://layetezelzel.dusunceokulu.org/mehdiyet-i-sugra/" target="_blank">Mehdiyet-i suğra</a> meselesine zeyl olarak mehdiyet manasının -kimi iddialara göre- zayıf hadislere dayanan burhanlarına rağmen neden bu denli ümmetin nazarında ehemmiyetli olageldiğini anlamaya çalışmalı. Toplum harekete geçmek için kitleleri harekete geçirecek bir “kahraman”a ihtiyaç duyar. Özellikle Orta Doğuda toplumun sivil inisiyatif geliştirmesi geleneklerde yer bulamamıştır. Devletin hayatın her alanında olması, toplumun bahsi geçen kahramanları politikacılar arasından bulmasına, hatta zihinlerin devlete angaje olmasıyla ortaya çıkan her “kahraman”a politik amaçlar, hatta politik kişilikler giydirilmiştir.</p>
<p>Şüphesiz mehdiyet manası içinde siyasi bazı vazifeleri de barındırır. Ama ”Şeriatta yüzde <em>99 ahlâk</em>, ibadet, ahiret ve fazilete aittir. Yüzde <em>1</em> nispetinde <em>siyasete </em>mütealliktir.” kaidesi perspektifinden yaklaşıldığında neden mehdiyete siyasi vazife ön koşul olarak biçilir, anlamak zor.  Kaldı ki II. Said’den III. Said’e geçme merhalesinde <em>“Evet, büyük kusurlarımdan birtek suçum, vatan ve millet ve din nâmına mükellef olduğum büyük bir vazifeyi dünyaya bakmadığım için yapmadığımdan, hakîkat noktasında affolunmaz bir suç olduğuna ve bilmemek bana bir özür teşkil edemediğine şimdi bu Afyon hapsinde kanaatim geldi.”</em> <strong>(Tarihçe-i Hayat) </strong>sebeb-i musibetini böyle açıklayan bir Üstad’ın mehdiyetine kalben ve aklen mütmainim.</p>
<p>Nasıl ki mehdiyet-i suğra her müminin nefsine bakan vazifesi ise mehdiyet-i kübra da her zamanın müminlerinden birine farz-ı kifaye nevinden emirdir.</p>
<p>Mehdiyet gömleği dikilmiştir, kim giyebilecek hale gelirse giyer, vakti dolduğunda çıkarır, yeni zamanın yeni mehdisine devreder. Her devir insanı sosyal bir varlık olduğundan mehdiyet vazifesi bitmez. Tunus’ta Bin Ali deccalini kovan da Mısır’da Mübarek deccalını yıkan da mehdiyet vazifesini görmüştür.</p>
<p>Müslüman topraklarını kafir zulmünden kurtaran her mücahit zamanının mehdisidir. Zalimin zulmüne ses çıkaran, belki şehadeti tadan her mümin zamanının mehdisidir.</p>
<p>Derdim mehdiliği sıradanlaştırmak değil. Manasını kavramadan mehdi peşinde ömür tüketmek israftır. Mehdiyi bilmeden iman kurtulabilir ama imansız mehdi bilinmez. İmani meseleleri es geçip mehdi Kürt müydü Arap mıydı yok Acem miydi tartışmak Müslümanlara kötülük yapmaktır. Kaldı ki mehdiyet manasını taşıyan Eskimo da olsa tabi olunmalı.</p>
<p>Tüm bunların yanında Üstadın talebesi olma iddiasındaki zatlar Üstadın milliyet tanımından bihaber milliyet testi derdindeler. “Din, dil birse milliyet birdir” diyen Üstadın milliyetini Araplığa dayandırma gayesinin, bunun üzerinden tartışmanın hizmete ne faydası var? Haydi kabul edelim Said Nursi Arap. Ne değişecek? Üstada muhabbetiniz mi artacak? Şayet artıyorsa muhabbetiniz neye?</p>
<p>Halbuki mukayese akil olana kolaydır. Mehdiyeti deccaliyet karşısında ararız. Deccal her zaman ümmetin imanına saldırır. İman kalesini muhafaza etmek mehdiyet manasının birinci işaretidir. Mehdiyet manasını hizmet eden  ya mehdi-yi azamdır ya da zamanın bir mehdisidir.</p>
<p>“Benim mehdim mehdi-yi azamdır” iddiası imani değil nefsani bir inattır.</p>
<p>Mehdi peşinde ömür tüketenlere cevabı Said Nursi verir: <em>“Mehdi geldiğinde seni vazife başında bulsun!”</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://layetezelzel.com/arap-mehdinin-acem-mehdiye-ustunlugu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Profesyonel peygamber</title>
		<link>http://layetezelzel.com/profesyonel-peygamber/</link>
		<comments>http://layetezelzel.com/profesyonel-peygamber/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 12 Oct 2012 14:19:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Faruk Saim</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslam Medeniyeti]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Kader]]></category>
		<category><![CDATA[Nübüvvet]]></category>
		<category><![CDATA[Prensipler]]></category>
		<category><![CDATA[nübüvvet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.layetezelzel.com/?p=92</guid>
		<description><![CDATA[“Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir. Fakat o, Allah’ın Resûlü ve peygamberlerin (nebilerin) sonuncusudur. Allah her şeyi hakkıyla bilendir. (Ahzab Suresi 40. ayet) “Allah, malı sevdiği kimseye de sevmediği kimseye de verir. Fakat imanı yalnız sevdiği kimselere verir. Allah kime imanı .....]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: right;"><em>“Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir. Fakat o, Allah’ın Resûlü ve peygamberlerin (nebilerin) sonuncusudur. Allah her şeyi hakkıyla bilendir. </em><strong>(Ahzab Suresi 40. ayet)<br />
</strong><em>“Allah, malı sevdiği kimseye de sevmediği kimseye de verir. Fakat imanı yalnız sevdiği kimselere verir. Allah kime imanı vermişse mutlaka onu sevmiştir.” </em><strong>(Kenzu’l-Ummal, 2032)</strong><br />
<em>“…Mucizât-ı enbiyâyı zikretmesiyle fen ve san’ât-ı beşeriyenin nihâyet hududunu çiziyor. En ileri gâyâtına parmak basıyor. En nihâyet hedeflerini tâyin ediyor: Beşerin eline dest-i teşviki vurup o gâyeye sevk ediyor” </em><strong>(Sözler, s. 254)</strong></p>
<p>Temsilin önündeki perdeyi yırtmak havasın vazifesi olmadığı gibi avamın imanını sarsabileceğinden mekruhtur, denilebilir. Ancak havasın özelliğindendir ki imanda inkişaf ettikçe temsil önündeki perde incelir evliyalarda ise perde varla yok arasındadır. Hakkelyakin imana ulaşmış abd için temsildeki perde, Rabbbinin esmasını görmesini zorlaştıran bir manidir, ondan kurtulmak ister.</p>
<p>Denilebilir ki “İlmin kapısı” Hz. Ali’ye “Perde-yi gayb açılsa yakinim ziyadeleşmeyecek” dedirten de ilimde ilerleyen abdin perdeleri aşmasıdır. Kalb duvarlarıyla birlikte yükselmeyen akıl, taşar sahibini vartaya düşürür. Ancak imani inkişafla paralel ilerleyen bir ilim duası insana hayırlı bir sonuç sağlayabilir. İmanla birlikte inkişaf eden ilim temsil perdelerini kaldırdığı gibi insana Rabbinin sesini perdesiz duyurabilir, hatta <em>Rüyeti Cemal’i </em>perdesiz gösterebilir.</p>
<p>Hz. Muhammed’in insan olduğu konusunda bir ihtilaf yok. Fakat algılarda sıkıntılar da yok değil (bkz. <a style="color: #cc3333;" href="https://web.archive.org/web/20121028151551/http://layetezelzel.dusunceokulu.org/ululardan-ulu-musun/">http://layetezelzel.dusunceokulu.org/ululardan-ulu-musun/</a>)  ”De ki: Ben de sizin gibi bir insanım. Farklılık yalnızca, ‘ilahınız tek bir ilahtır’ şeklinde bana vahiy gelmesidir.” (Kehf Suresi, 110) ayeti tüm şüpheleri izale edecek düzeyde açıktır. Bunun yanında Hz. Peygamberin nübüvveti insanlığıyla iç içedir ve peygamberliğe layık olacak bir fıtratta yaratılmış olması, peygamberliği kainatta en çok hak eden olmasıyla “ancak ve ancak” ilişkisine dahildir. “İlim maluma tabidir” ilkesini de göz önüne aldığımızda peygamberlik bir meslek olup çıkar.</p>
<p>Bu cümleden muradımız peygamberin menfaat kazanmak üzere peygamberlik iddia ettiği değil, peygamberlik mesleğinin ilmine ulaşmak için -Kader-i İlahinin takdiri ile- dua etmiş olduğudur. Buradan şöyle bir genelleme çıkabilir. Her dua eden peygamber olabilir mi? Bu noktada cümlenin ilk kısmını hatırlamak gerekir. Yani nübüvvet vazifesini taşıyabilecek bir fıtratta yaratılmış olmak da zaruridir. Bu kısım külli iradenin kudretine tabiidir.</p>
<p>İnsanın duayla çıkabileceği seviyeyi ilerletmeden önce temsil meselesine değinmek gerekir. (<a style="color: #cc3333;" href="https://web.archive.org/web/20121028151551/http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&amp;ArticleID=1020354&amp;CategoryID=79">http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&amp;ArticleID=1020354&amp;CategoryID=79</a>) Haberinde ifade edildiği gibi yüzyıllarca insan aklının algılayamadığı bir hadise olan Hz. Musa’nın mucizesi bugün gayet akla yatkın açıklamalarla anlaşılabiliyor. Şüphesiz mucizeyi hiçbir doğa yasasına ihtiyaç duymadan yaratmak Allahın kudretine zor gelmez. Ancak peygamberinin duasıyla “Adetullah dışına” çıkmaktansa bu mucizenin ilmini peygamberine vermiş olması Adetullaha daha uygun düşmektedir. Keza Hz. Süleyman ve Hz. Davut peygamberlere de yine dualarına karşılık talep ettikleri ilmi vermiş olması Adetullaha uygundur. Aksi halde bir algı gelenekte peygamberleri ululamakta, insan oluşlarını mucizelerin ardına saklamakla dini insanın dışına çıkarıp toplumda saklamaktadır.</p>
<p>Tüm peygamberler Allahın kelamına muhatap olabilme ilmini bidayet-i nübüvvetlerindeki dualarıyla kazanmakla birlikte nübüvvetleri süresince ilimlerini genişletmekle mucizeleri gerkçekleştirebilmişlerdir. Daha basitçe anlatmak gerekirse Hz. İsa’nın  ölülere can vermesi illaki parçalanmış bedenleri bir dokunuşla tekrar bir araya getirip can vermesi demek olması gerekmez. Basit bir kalp masajı 2000 yıl önce “mucize”ydi. Ölümüş bir insana dokunarak hayata döndürmek ilmini duasıyla kazanan  Hz. İsa Rabbinin “İlmi isteyene veririm” vaadini tutmasıyla tevhid davasından mucizesini kendine şahit eylemiştir.</p>
<p>Peygamberlik bir imtiyaz değil bir meslektir. Duayla kazanılabilecek ilmin en nihayet hedefini tayin eder. Öyle ki Hz. Muhammed (SAV) duasıyla ilimde öyle yükselmiştir ki Hz. Cebraili geride bırakıp <em>Rüyeti Cemal’i perdesiz görmüştür. </em>Tüm insanlık adını Rabbiyle görüşmüş ilm-i insani de en üst noktaya çıkmıştır. Hiçbir dua bu ilmi aşamayacağından insaniyet Hz. Muhammed şahsında kemalatını tamamlamıştır. İşbu sebepten Hz. Muhammed, Hatem-ül Enbiyadır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://layetezelzel.com/profesyonel-peygamber/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
