<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Layetezelzel &#124; Düşünce Okulu &#187; İslam MedeniyetiLayetezelzel | Düşünce Okulu | </title>
	<atom:link href="http://layetezelzel.com/category/tumu/islam-medeniyeti/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://layetezelzel.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Tue, 19 Mar 2019 03:47:02 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr-TR</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.5.1</generator>
		<item>
		<title>Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız!(*)</title>
		<link>http://layetezelzel.com/kolaylastiriniz-zorlastirmayiniz/</link>
		<comments>http://layetezelzel.com/kolaylastiriniz-zorlastirmayiniz/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 01 Mar 2015 18:11:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yunus Emre Orhan</dc:creator>
				<category><![CDATA[İçtimaî]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Medeniyeti]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Nübüvvet]]></category>
		<category><![CDATA[Ubudiyet]]></category>
		<category><![CDATA[elfi]]></category>
		<category><![CDATA[featured]]></category>
		<category><![CDATA[hikmet]]></category>
		<category><![CDATA[illet]]></category>
		<category><![CDATA[peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[Resul]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.layetezelzel.com/?p=202</guid>
		<description><![CDATA[Her sabah uyanışımla din arasındaki ilişkiyi nasıl kurabilirim? Yaratıcımın benden istediklerini hayata nasıl aktarabilirim? Din eğitiminde nasıl bir metot takip etmeli? Ya da hayatı anlamlandıran dini nasıl öğrenmeli? Akabinde, dini nasıl aktarmalı? Bu sorular bu gün benim burada olma nedenim&#8230; .....]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>Her sabah uyanışımla din arasındaki ilişkiyi nasıl kurabilirim? Yaratıcımın benden istediklerini hayata nasıl aktarabilirim? Din eğitiminde nasıl bir metot takip etmeli? Ya da hayatı anlamlandıran dini nasıl öğrenmeli? Akabinde, dini nasıl aktarmalı? Bu sorular bu gün benim burada olma nedenim&#8230; Hatta her gün uyanma nedenim diyebilirim.</p>
<p>Bilirsiniz ki, toplum içinde yanlış öğrenilmiş bir kabulü, veya yerleşmiş bir adeti, velev küçük olsun büyük olsun, tüm toplumdan daimi olarak kaldırmak çok zor bir hadise. Sigara gibi küçük bir adet bile, günümüzde bunun en güzel örneği. Risalet-i Ahmediye olarak anılan 19.Söz’ün 8.Reşhasında Bediüzzaman bize bu durumdan ders çıkarmamız için “garip” bir şey söyler. Kendi terkibimle Said Nursi bu metinde şunu sorar: Peygamber a.s.v. Arap yarım adasındaki yanlış adetleri bir senede ortadan kaldırmışken, sizin yüzer feylosoflarınız yüz sene çalışsalar, o zatın yaptığı değişimin yüzde birini yapabilir mi?”Bu metin, “Vay be Peygamber efendimiz işte böyle büyük bir adamdı.” Diye sonuçlandırılarak geçilebilir. Fakat ben bu gün, analizimize devam edelim, metne yeni sorular soralım diyorum.Öncelikle, Filozof, burada “varoluşu açıklamada” yaratıcıya referans vermeyenleri temsil ediyor ve buradaki mukayesede resulun karşısına feylosof kavramını oturtulması tesadüf değil. Yani anlıyoruz ki, onlar da hakikaten bir iyilik yapma söylemiyle gidiyorlar, ve bazı adetleri kaldırmak istiyorlar. Ve bu amaçla gidip insanlara bir şeyler anlatıyorlar. Ve yine metinden anlıyorum ki, bu zatın kendisine “öyle bir eğitimle topluma yaklaşması öğretilmiş ki”, o da muvaffak olmuş. Acaba neden? Neden feylosoflar muvaffak olamıyor da resuller muvaffak oluyorlar? Özellikle Muhammed (SAV) biliyoruz ki bu zat, kanlarına damarlarına işlemiş adetleri kaldırmış ve vurguluyorum devamlı kaldırmış&#8230; Hem de muazzam derecede mutaassıp bir toplumda. Ve Zorlayarak değil&#8230; Şunu yap, becerirsen sana şu ödülü vereceğim diyerek de değil.</p>
<p>Aslında burada söylemek istediğim şey şu: vahyin takipçileri de bir “medine-i fazıla” hedefliyor, filozflar da. Yani, “Nitelikli insanlardan oluşan toplum” inşa etmek hedefliyorlar. Bu bağlamda metne bir daha baktığımızda, yeni bir soru beliriyor: “Dinin getirdiği medine-i fazıla nedir ki, felsefenin getirdiği medine-i fazıla modelinden farklı oluyor. Birisi muvakkaten bazı şeyleri görece değiştirmeye muvaffak oluyor, ama resullerin getirdikleri ile kurulan toplumlarda, ahlak-ı seyyieler ne kadar damarlara işlerse işlesin kökünden temizleniyor. Ve çok büyük bir alana yayılıyor bu medeniyet&#8230; Hem de öyle çok enerji harcamadan, maddi teşvikler de sunmadan.</p>
<p>Bir hadis aktarmak istiyorum burada. Resul-i Ekrem Efendimiz, Yemen’in Cened valiliğine tayin ettiği Hz.Muaz ve beraberinde gönderdiği Ebu Musa el-Eşari’yi uğurlarken son nasihati şu meşhur sözü olur: “Kolaylaştırınız! Zorlaştırmayınız! Müjdeleyiniz! Nefret Ettirmeyiniz!Asıl yoğunlaşmak istediğim soru ise tam da burada: Ne demek istemişti Peygamber? Ya da nasıl kolaylaştıracağız? Mesela şunu mu kastetti acaba5 vakit namaz değil de, 3 vakit kılsınlar.” Veya, 40’ta bir zekat vermesinler de, 80’de 1 versinler.Günlük hayattaki tecrübemizden de bildiğiniz üzere, eğer yaptığımız işin gerekliliğine inanmışsak, onu seviyorsak, o işi yapmak bize kolay gelir. Zevkle de yaparız. Eğer başka birinden de bir iş yapmasını istiyorsanız, onu angarya gibi yapmaması için o kişiyi, yaptığı işin gerekliliğine ikna etmeniz gerekir. Eğer bu süreç başarıyla gerçekleşirse, o iş, o kişiye artık “kolay gelir”. Resulullahın “Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız” nasihatını bu bağlamda ele almak gerekir diye düşünüyorum. Yani Resulun nasihatını “namazı azaltın, zekatı az versinler” olarak değil de, yapılması gerekenin illetini o kişiye öyle bir izah edin ki, onu yapacak kişiye o iş “kolay” gelsin olarak anlıyorum.</p>
<p>Sunumun başındaki sorunsala artık daha rahat cevap verebilirim diye düşünüyorum. Soru şu: Nedir feylosoftan resulu metod açısından farklı kılan? Cevap: Kolaylaştırması.Peki bu kolaylaştırmayı nasıl gerçekleştirdi Resulullah? Bu sorunun cevabı sanırım “illet” ve “hikmet” kavramlarında yatıyor. Sunumun sonucunu şimdiden vermek istiyorum: Resuller ve dolayısıyla Muhammed a.s.v., insanlara “illeti” ile muhatap olur. Feylosoflar ise “hikmeti” ile muhatap olur. Sigara gibi bir kötü alışkanlığın iptali için Resul muhatabına “illet”ini anlattı. Filozolar ise hikmetini. İllet çok basıt tarif ile, irade-i ilahiyedir. Yani yaratıcının murad ettiğidir.Burada hikmetten kastım ise arkasındaki fayda. Filozof metodu, sigarayı bıraktırmak için “Bırak, çünkü sana şöyle zararları var” der. Sigaranın kanser yapma ihtimalini açıklar, her yıl ölenlerin istatistiklerini açıklar. Yani,senin kendi menfaatinle olan ilişkisi açısından çözüm getirir. Risalet metodu ise: “ Seni yoktan var eden Kerim rabbinin emanetine nasıl ihanet edersin? Beden senin değil ki&#8230; Davranışlarını da ona göre ayarlayacaksın.” Diyerek muhatap olur. Yani, Peygamber, meseleyi insanlara “abd” olduklarına ikna ederek çözüyor.Filozoflar hikmetle yaklaşırken aynı anda illetle yanaşamazlar. Tanım gereği illetle ilişkileri yoktur. Peki illette hikmet yok mudur? Kesinlikle vardır. Mesela, orucun sıhhate faydası yok mudur? Kesinlikle vardır. Fakat oruç sıhhat için tutulmaz, ki ihlası bozar. Veya negatif manasıyla, içki içmemek vücuda faydalı değil midir? Tabii ki de hikmetlidir. Fakat, içki içmemenin neden irade-i ilahiyedir, zararı değil. Demek istediğim, Peygamberin getirdiği vahiyde yapılması gereken de yapılmaması gereken de emreden zatın otoritesinden kaynaklanır.</p>
<p>Yani filozofların metodunda ulaşamadıkları, varamadıkları, varamadıkları için kendilerine filozof dediğimiz bir nokta var: illet yok!Neden namaz kılıyorsun? Çünkü ben yaratığım.Dolayısıyla feylosofların sloganı şudur: “Ben eşyanın bizzat kendisinde iyilik var diye onu tercih ederim. Ve yine bizzat kendisinde kötülük var diye ondan kaçarım.” Resulun dediği ise şudur: “Kerim ve Rahim olan Yaratıcımın benim için tercih ettiği şey benim için en güzeldir. Ve Ben ona uyarım.”O zaman tüm bu anlatılanlardan sonra temel soru şu: “Bizim dünyamızda medine-i fazılanın kurallarını kim koyuyor?” İnsanın kendisine “Ben kimim?” sorusuna ikna edici bir cevap bulmadan, vazifelerini “kolayca” yapması mümkün değil. İlletin illetliğini tahkik etmeyen bir metot ile değişimi hedeflemek, daimi bir sonuç vermez, muvakkattır, geçicidir.Amelde hikmet aranmaz. Ameller yerine getirilmeli, çünkü illeti Allah’ın emretmesidir. Ama iman, tamamen hikmet odaklıdır. Diyeceğim o ki, din eğitiminde metodumuzu ters yüz etmek gerekir kanaatindeyim.İmanda tahkik yolunu tercih edersek, İslamda teslim çok kolaylaşacaktır. Vesselam.</p>
<p>&#8212;<br />
(*) Bu yazı, TV111 – ELFİ programında gerçekleştirilen sunumun taslak metnidir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://layetezelzel.com/kolaylastiriniz-zorlastirmayiniz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Profesyonel peygamber</title>
		<link>http://layetezelzel.com/profesyonel-peygamber/</link>
		<comments>http://layetezelzel.com/profesyonel-peygamber/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 12 Oct 2012 14:19:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Faruk Saim</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslam Medeniyeti]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Kader]]></category>
		<category><![CDATA[Nübüvvet]]></category>
		<category><![CDATA[Prensipler]]></category>
		<category><![CDATA[nübüvvet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.layetezelzel.com/?p=92</guid>
		<description><![CDATA[“Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir. Fakat o, Allah’ın Resûlü ve peygamberlerin (nebilerin) sonuncusudur. Allah her şeyi hakkıyla bilendir. (Ahzab Suresi 40. ayet) “Allah, malı sevdiği kimseye de sevmediği kimseye de verir. Fakat imanı yalnız sevdiği kimselere verir. Allah kime imanı .....]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: right;"><em>“Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir. Fakat o, Allah’ın Resûlü ve peygamberlerin (nebilerin) sonuncusudur. Allah her şeyi hakkıyla bilendir. </em><strong>(Ahzab Suresi 40. ayet)<br />
</strong><em>“Allah, malı sevdiği kimseye de sevmediği kimseye de verir. Fakat imanı yalnız sevdiği kimselere verir. Allah kime imanı vermişse mutlaka onu sevmiştir.” </em><strong>(Kenzu’l-Ummal, 2032)</strong><br />
<em>“…Mucizât-ı enbiyâyı zikretmesiyle fen ve san’ât-ı beşeriyenin nihâyet hududunu çiziyor. En ileri gâyâtına parmak basıyor. En nihâyet hedeflerini tâyin ediyor: Beşerin eline dest-i teşviki vurup o gâyeye sevk ediyor” </em><strong>(Sözler, s. 254)</strong></p>
<p>Temsilin önündeki perdeyi yırtmak havasın vazifesi olmadığı gibi avamın imanını sarsabileceğinden mekruhtur, denilebilir. Ancak havasın özelliğindendir ki imanda inkişaf ettikçe temsil önündeki perde incelir evliyalarda ise perde varla yok arasındadır. Hakkelyakin imana ulaşmış abd için temsildeki perde, Rabbbinin esmasını görmesini zorlaştıran bir manidir, ondan kurtulmak ister.</p>
<p>Denilebilir ki “İlmin kapısı” Hz. Ali’ye “Perde-yi gayb açılsa yakinim ziyadeleşmeyecek” dedirten de ilimde ilerleyen abdin perdeleri aşmasıdır. Kalb duvarlarıyla birlikte yükselmeyen akıl, taşar sahibini vartaya düşürür. Ancak imani inkişafla paralel ilerleyen bir ilim duası insana hayırlı bir sonuç sağlayabilir. İmanla birlikte inkişaf eden ilim temsil perdelerini kaldırdığı gibi insana Rabbinin sesini perdesiz duyurabilir, hatta <em>Rüyeti Cemal’i </em>perdesiz gösterebilir.</p>
<p>Hz. Muhammed’in insan olduğu konusunda bir ihtilaf yok. Fakat algılarda sıkıntılar da yok değil (bkz. <a style="color: #cc3333;" href="https://web.archive.org/web/20121028151551/http://layetezelzel.dusunceokulu.org/ululardan-ulu-musun/">http://layetezelzel.dusunceokulu.org/ululardan-ulu-musun/</a>)  ”De ki: Ben de sizin gibi bir insanım. Farklılık yalnızca, ‘ilahınız tek bir ilahtır’ şeklinde bana vahiy gelmesidir.” (Kehf Suresi, 110) ayeti tüm şüpheleri izale edecek düzeyde açıktır. Bunun yanında Hz. Peygamberin nübüvveti insanlığıyla iç içedir ve peygamberliğe layık olacak bir fıtratta yaratılmış olması, peygamberliği kainatta en çok hak eden olmasıyla “ancak ve ancak” ilişkisine dahildir. “İlim maluma tabidir” ilkesini de göz önüne aldığımızda peygamberlik bir meslek olup çıkar.</p>
<p>Bu cümleden muradımız peygamberin menfaat kazanmak üzere peygamberlik iddia ettiği değil, peygamberlik mesleğinin ilmine ulaşmak için -Kader-i İlahinin takdiri ile- dua etmiş olduğudur. Buradan şöyle bir genelleme çıkabilir. Her dua eden peygamber olabilir mi? Bu noktada cümlenin ilk kısmını hatırlamak gerekir. Yani nübüvvet vazifesini taşıyabilecek bir fıtratta yaratılmış olmak da zaruridir. Bu kısım külli iradenin kudretine tabiidir.</p>
<p>İnsanın duayla çıkabileceği seviyeyi ilerletmeden önce temsil meselesine değinmek gerekir. (<a style="color: #cc3333;" href="https://web.archive.org/web/20121028151551/http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&amp;ArticleID=1020354&amp;CategoryID=79">http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&amp;ArticleID=1020354&amp;CategoryID=79</a>) Haberinde ifade edildiği gibi yüzyıllarca insan aklının algılayamadığı bir hadise olan Hz. Musa’nın mucizesi bugün gayet akla yatkın açıklamalarla anlaşılabiliyor. Şüphesiz mucizeyi hiçbir doğa yasasına ihtiyaç duymadan yaratmak Allahın kudretine zor gelmez. Ancak peygamberinin duasıyla “Adetullah dışına” çıkmaktansa bu mucizenin ilmini peygamberine vermiş olması Adetullaha daha uygun düşmektedir. Keza Hz. Süleyman ve Hz. Davut peygamberlere de yine dualarına karşılık talep ettikleri ilmi vermiş olması Adetullaha uygundur. Aksi halde bir algı gelenekte peygamberleri ululamakta, insan oluşlarını mucizelerin ardına saklamakla dini insanın dışına çıkarıp toplumda saklamaktadır.</p>
<p>Tüm peygamberler Allahın kelamına muhatap olabilme ilmini bidayet-i nübüvvetlerindeki dualarıyla kazanmakla birlikte nübüvvetleri süresince ilimlerini genişletmekle mucizeleri gerkçekleştirebilmişlerdir. Daha basitçe anlatmak gerekirse Hz. İsa’nın  ölülere can vermesi illaki parçalanmış bedenleri bir dokunuşla tekrar bir araya getirip can vermesi demek olması gerekmez. Basit bir kalp masajı 2000 yıl önce “mucize”ydi. Ölümüş bir insana dokunarak hayata döndürmek ilmini duasıyla kazanan  Hz. İsa Rabbinin “İlmi isteyene veririm” vaadini tutmasıyla tevhid davasından mucizesini kendine şahit eylemiştir.</p>
<p>Peygamberlik bir imtiyaz değil bir meslektir. Duayla kazanılabilecek ilmin en nihayet hedefini tayin eder. Öyle ki Hz. Muhammed (SAV) duasıyla ilimde öyle yükselmiştir ki Hz. Cebraili geride bırakıp <em>Rüyeti Cemal’i perdesiz görmüştür. </em>Tüm insanlık adını Rabbiyle görüşmüş ilm-i insani de en üst noktaya çıkmıştır. Hiçbir dua bu ilmi aşamayacağından insaniyet Hz. Muhammed şahsında kemalatını tamamlamıştır. İşbu sebepten Hz. Muhammed, Hatem-ül Enbiyadır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://layetezelzel.com/profesyonel-peygamber/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>e-medresetüzzehra</title>
		<link>http://layetezelzel.com/e-medresetuzzehra/</link>
		<comments>http://layetezelzel.com/e-medresetuzzehra/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 31 May 2011 13:46:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Şener Boztaş</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bediüzzaman]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Medeniyeti]]></category>
		<category><![CDATA[Kavram]]></category>
		<category><![CDATA[Prensipler]]></category>
		<category><![CDATA[Risale-i Nur]]></category>
		<category><![CDATA[bediüzzaman]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[medrese]]></category>
		<category><![CDATA[medresetüzzehra]]></category>
		<category><![CDATA[risale-i nur]]></category>
		<category><![CDATA[said nursi]]></category>
		<category><![CDATA[üniversite]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.layetezelzel.com/?p=59</guid>
		<description><![CDATA[Medresetüzzehra, Said Nursi’nin, talebelerine bıraktığı hem bir miras hem de bir vasiyettir. Nur Talebeleri bu mirasa sahip çıkmışlar ve onu “Medrese-i Nuriye=dershane” formunda hayata geçirmişlerdir. Fakat vasiyet yerine getirilememiştir. Bugüne kadar uygulanan “dershane” metodu “çift kanatlı talebe” yetiştirmek konusunda yetersiz .....]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>Medresetüzzehra, Said Nursi’nin, talebelerine bıraktığı hem bir miras hem de bir vasiyettir.</p>
<p>Nur Talebeleri bu mirasa sahip çıkmışlar ve onu “Medrese-i Nuriye=dershane” formunda hayata geçirmişlerdir. Fakat vasiyet yerine getirilememiştir.</p>
<p>Bugüne kadar uygulanan “dershane” metodu “çift kanatlı talebe” yetiştirmek konusunda yetersiz kalmıştır. Hatta Nurculuk tarihi, dershane içinde uygulanan “okuma yasakları”yla epey maluldür.</p>
<p>Said Nursi’nin Münazarat’ta çerçevesini çizdiği “proje” ise hâlâ gerçekleştirilmeyi beklemektedir.</p>
<p>Bunun ne derece somut bir proje olduğunun en açık delili şudur ki; Bediüzzaman, medresenin insan kaynağını ve finans kaynağını bile tanımlamıştır.</p>
<p>Nur Talebelerinin, “dershaneler vasıtasıyla Medresetüzzehra’dan beklenen maksat hâsıl olmuştur” gerekçesinin arkasından çıkıp, somut olarak bu projenin gerçekleşmesi için ellerini taşın altına koymaları gerekmektedir.</p>
<p>Peki, mevcut YÖK düzeni devam ederken bu nasıl olacak?</p>
<p>Kabul etmek lazım ki, bugünkü mevzuata ve müfredata rağmen Türkiye coğrafyası içinde, toprak üzerinde bir üniversite/medrese kurmak maksada hizmet etmeyecektir.</p>
<p>Bu durumda karşımıza iki seçenek çıkmaktadır.</p>
<p>1. Medresetüzzehra’yı yurtdışında, demokratik bir ülkede açmak; Avrupa’da herhangi bir ülkede. Bu mümkün olmakla birlikte, hem maliyet hem de insan kaynağı (öğrenci ve öğretim üyesi) temini konularında kendine özgü zorluklar ve kısıtlar taşımaktadır.</p>
<p>2. e-Medresetüzzehra: Başlıktan da anlaşılacağı gibi buraya kadar yapılan israf-ı kelam bu maddenin altını doldurmak içindi. Bugün insanlığın ulaştığı BT imkânları, bilgiyi kitap, defter, bina, matbaa gibi zeminlerden kurtarmış ve elektronik ortamda özgürlüğe kavuşturmuştur.</p>
<p>Bediüzzaman’ın Medresetüzzehra’sı bu özgürlüğe hem liyakatlidir hem de muhtaçtır.</p>
<p>Esasında Medresetüzzehra her şeyden önce bir “program”dır. Bu programın hayata geçirilmesi için en doğru zemin ise internet ortamıdır.</p>
<p>Bu imkânlar, Türkiye üniversiteleri tarafından bile kullanılıyorken Nur Talebelerinin bu programı internet üzerinden elektronik ortamda hayata geçirmemeleri için hiçbir neden yoktur.</p>
<p>Şüphesiz e-Medresetüzzehra projesi tartışılabilir, olgunlaştırılabilir, geliştirilebilir ancak biz şimdilik teklifimizi yapmış olarak geleceğin hayalini kuralım:</p>
<p>Risale-i Nur Enstitüsü tarafından hayata geçirilen e-Medresetüzzehra’nın talebeleri, kendilerine hediye edilen iPad vasıtasıyla İspanya’dan, Kazakistan’dan, Nijerya’dan, Van’dan kendi dillerinde derslerini takip ediyorlar… Öğretim üyeleri ise İstanbul’da, Kahire’de, Londra’da, Washington’da…</p>
<p>Not: Ezoterik merakları olan arkadaşlar “Medresetüzzehra” kelimesindeki “e”nin çokluğundan da buna bir işaret çıkarabilirler tabi <img src='http://layetezelzel.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://layetezelzel.com/e-medresetuzzehra/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
