<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Layetezelzel &#124; Düşünce Okulu &#187; İçtimaîLayetezelzel | Düşünce Okulu | </title>
	<atom:link href="http://layetezelzel.com/category/tumu/ictimai/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://layetezelzel.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Tue, 19 Mar 2019 03:47:02 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr-TR</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.5.1</generator>
		<item>
		<title>Oy vermenin vebali</title>
		<link>http://layetezelzel.com/oy-vermenin-vebali/</link>
		<comments>http://layetezelzel.com/oy-vermenin-vebali/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 05 Jun 2015 12:52:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Faruk Saim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[İçtimaî]]></category>
		<category><![CDATA[Kavram]]></category>
		<category><![CDATA[Layetezelzel]]></category>
		<category><![CDATA[Prensipler]]></category>
		<category><![CDATA[İslamcılık]]></category>
		<category><![CDATA[oy vermek]]></category>
		<category><![CDATA[said nursi]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[vebal]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://layetezelzel.com/?p=443</guid>
		<description><![CDATA[مَّن يَشْفَعْ شَفَاعَةً حَسَنَةً يَكُن لَّهُ نَصِيبٌ مِّنْهَا وَمَن يَشْفَعْ شَفَاعَةً سَيِّئَةً يَكُن لَّهُ كِفْلٌ مِّنْهَا وَكَانَ اللّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ مُّقِيتًا(1) Kim iyi bir işte aracılık ederse, ona onun sevabından bir pay vardır; kim de kötü bir şeyde aracılık .....]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p dir="rtl" style="text-align: right;" align="center">مَّن يَشْفَعْ شَفَاعَةً حَسَنَةً يَكُن لَّهُ نَصِيبٌ مِّنْهَا وَمَن يَشْفَعْ شَفَاعَةً سَيِّئَةً يَكُن لَّهُ كِفْلٌ مِّنْهَا وَكَانَ اللّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ مُّقِيتًا(1)</p>
<p>Kim iyi bir işte aracılık ederse, ona onun sevabından bir pay vardır; kim de kötü bir şeyde aracılık yaparsa, ona o kötülükten bir hisse vardır. Allah, her şeyin karşılığını verir. &#8220;Sebep olan yapan gibidir&#8221; tevili yerleşmiş hakim yorumla okunduğunda, kestirme olmakla birlikte kulun elinde olmayanı kula nispet ettiğinden kulun haddi olmayan sorumluluğu da yükler.</p>
<p>Öncelikle ameller niyetlere göredir. (2) Denebilir ki kulun amelindeki sorumluluğu niyetine nispetle vebal teşkil eder. Örneğin bir kul hayır niyetiyle bir duvar inşa etse, sonra bir başkası o duvardan düşüp şer&#8217;i bulsa duvarı yapan kulun sorumluluğu niyetiyle bilinir. Zira amelinin neticesini tam manasıyla ihata etmek kulun zamana mukayyet oluşundan dolayı namümkündür.</p>
<p>Bunun yanında kul aklıyla erişebileceği sonuçları ölçmekle mükelleftir. Ayetlerde tekrarla (وَبِاللَّيْلِ أَفَلَا تَعْقِلُونَ (3 denilmektedir. Demek ki insan amelinde aklının yettiği yere kadar sorumludur.</p>
<p>Kulun yaptığı tercihte reyini ehil olandan yana kullanmasını salık veren de yine İslamdır. (4) (Nisa, 58) Yukarıdaki esas ile birleştiğinde kulun tercihinde sorumluluğu aklını kullanması ve işi ehline vermesidir.</p>
<p>Siyasette ehil olanın belirlenmesi sanılandan karmaşıktır. Demokrasi de oy eşitliği genel oy yöntemi ile &#8220;kolektif bilinç&#8221;in doğru kararda buluşacağı öngörüsü üzerine temellenir. Zira temsili demokraside her bireyin tek tek doğru tercih yapması gerekmez. Bireylerin kişisel tercihlerinin toplamı ülkeyi kimin yöneteceğini doğru belirler. Siyasetin yapısal sorunlarından dolayı yapılan tercihin %100 doğru olması da düşünülemez. Tercihlerin menfi yönde sonuç vermemesi için demokratik kurumlarla genel oyla seçilen iktidarın seçmenler üzerinde hak gasbı yapması engellenmeye çalışılır.</p>
<p>&#8220;Onların işleri şura iledir.&#8221; (5) ayetindeki meşveret, demokrasi ile tam manasıyla uyuşmaz. Esasında genel ve eşit oy prensibiyle çatıştığı da söylenebilir. Ancak yine ilkesel olarak İslami kaynakların demokrasiyi yöntem olarak caiz bulduğu söylenebilir. Said Nursi&#8217;nin 2. Meşrutiyet ilanı ve akabindeki tavrı delil gösterilebilir.</p>
<p>En nihayetinde devleti kimin yöneteceğine dair elimizde demokrasi var. Ehl-i sünnet de reddetmemiş. Başa dönecek olursak bu yöntem her bir vatandaşın bir tercih yapmasını zorunlu kılıyor. Müslüman için yaptığı tercihin sorumluluğu oy kullanma durumunda da geçerlidir.</p>
<p>Ancak yukarıda da belirttiğim üzere yapılan tercihin sonuçlarından mesul olma durumu, ancak bu sonuçlara akıl ile ulaşılabiliyorsa (niyet okuma değil), geçerlidir. Devleti kimin yöneteceğine dair tercihte bulunmak, yönetenlerin zulmetleri halinde bu zulme ortak olmayı peşinen getirmez. Ancak aleni bir zulüm beyanı var ise akıl bunu ölçebilmelidir.</p>
<p>Devlet yapısı itibariyle vatandaşlarına zulmeder. Adaleti tam tesis edebilen devletin varlığından bahsetmek hayalciliktir. Olsa olsa Peygamberin (SAV) fiilen yönettiği yapı denebilir, o da sadece Peygamber&#8217;in (SAV) şahsına, İsmet sıfatından dolayı, özeldir. O dönemde de zulmeden valilerin varlığını, görevden alınmaları vs. biliyoruz.</p>
<p>Bugün devletin geldiği form müspet menfi birçok özelliği barındırıyor. Devleti yönetmesi için seçtiğimiz insanlar &#8220;insan&#8221; oldukları için tüm zulümleri öngöremezler. Sorumlulukları niyet ve akıllarına göre olmakla birlikte devletin yapısından kaynaklanan zulümleri tam engelleyemezler. Bu noktada seçmen olduğu için kula vebal oluşması adalete aykırıdır.</p>
<p>[EKLEME]*</p>
<p>Burada devleti vatandaşın ihtiyaçlarını gören kurumsal yapı olarak betimledik. Zira devlete İslami misyonlar biçmek, fikrimce İslamcı hastalığıdır. Devlet olsa olsa gölge etmez. Yolunu açar. Bu halde İslami hedefler Müslümanlarca gerçekleştirilebilir. Ancak İslamcı zihin, konformistliğinden ve siyaseti araç bildiğinden devletten kendi ajandasını dayatmak için faydalanmak ister. (Burası ayrı bir yazının konusu.)</p>
<p>Sonuç olarak seçmen olmak durumunda olan Müslüman verdiği oy sebebiyle niyet okumalarla şekillendirilmiş sonuçlardan mesul değildir. Aklıyla görebildiği adetullah emarelerini okuması ve ehil olanda karar kılması, kendisini olası veballerden vareste kılar.</p>
<p>Oy tercihlerine kutsi kaynak arayan zihinlerin takvimi &#8220;patates dini&#8221;nde kalmıştır. Kutsi kaynakla oy verilecek olsa Kırtas Hadisesi&#8217;nde (6) Hz. Ömer&#8217;in tavrını ehli sünnet reddetmeliydi. Bildiğimiz en kutsi kaynak Peygamber&#8217;dir (SAV).</p>
<p>Siyaset topuzuyla Hizmet-i İslamiye yapılmaz. Elinde topuz, İslam diye bağıran, mazlumu İslamdan korkutur. İslamcı siyasetinin cezbesinden çıkmak Nur&#8217;a sarılmakla mümkündür. Nursi&#8217;den öğrendiğimiz usül, reyini vermek hatta belki beyan etmekle birlikte mesafeyi korumaktır. Topuza methiye dizmemektir.</p>
<p>Oy vermek ne farz ne vaciptir. Devleti kimin yöneteceğini seçmeye dair bir tercihi ahiretle irtibatlandırmak siyaset topuzuna kutsiyet atfetmektir vesselam.</p>
<p>*<em> Meşveret yapılması sünnet, uymak farzdır. Meşveret -var ise- tercihteki vebali kendisine uyan mümin üzerinden kaldırır. Zira yanlışsa da bir sevabı vardır.</em></p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;<br />
<a href="http://www.kuranmeali.org/4/nisa_suresi/85.ayet/kurani_kerim_mealleri.aspx" target="_blank">1. http://www.kuranmeali.org/4/nisa_suresi/85.ayet/kurani_kerim_mealleri.aspx</a><br />
2. (Buhârî, Bedü’l-Vahy, 1; Müslim, İmare, 155; Ebu Davud, Talak, 11)<br />
3. Akletmez misiniz?<br />
<a href="http://www.kuranmeali.org/4/nisa_suresi/58.ayet/kurani_kerim_mealleri.aspx" target="_blank">4. http://www.kuranmeali.org/4/nisa_suresi/58.ayet/kurani_kerim_mealleri.aspx</a><br />
<a href="http://www.kuranmeali.org/42/sura_suresi/38.ayet/kurani_kerim_mealleri.aspx" target="_blank">5. http://www.kuranmeali.org/42/sura_suresi/38.ayet/kurani_kerim_mealleri.aspx</a><br />
<a href="http://www.hikmet.net/soru/1491/kirtas-hadisesini-aciklar-misiniz" target="_blank">6. http://www.hikmet.net/soru/1491/kirtas-hadisesini-aciklar-misiniz</a></p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://layetezelzel.com/oy-vermenin-vebali/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Siyasal Nurcular</title>
		<link>http://layetezelzel.com/siyasal-nurcular/</link>
		<comments>http://layetezelzel.com/siyasal-nurcular/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 29 May 2015 07:14:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kasım İkbal</dc:creator>
				<category><![CDATA[İçtimaî]]></category>
		<category><![CDATA[Prensipler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://layetezelzel.com/?p=423</guid>
		<description><![CDATA[Risale-i Nur Talebelerinin, her se&#231;im d&#246;neminin yanı sıra her siyasi olay akabinde biraz daha b&#246;l&#252;nd&#252;ğ&#252;n&#252; g&#246;zlemliyoruz. Halbuki Said Nursi, talebelerine siyasetten uzak durmalarını tavsiye etmiş kendisi de &#8220;Yeni Said&#8221; d&#246;neminde siyasetten uzak durmuştur. &#8220;Yeni Said&#8221; d&#246;neminde rey verme ve se&#231;ilmişlere .....]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>
	Risale-i Nur Talebelerinin, her se&ccedil;im d&ouml;neminin yanı sıra her siyasi olay akabinde biraz daha b&ouml;l&uuml;nd&uuml;ğ&uuml;n&uuml; g&ouml;zlemliyoruz. Halbuki Said Nursi, talebelerine siyasetten uzak durmalarını tavsiye etmiş kendisi de &ldquo;Yeni Said&rdquo; d&ouml;neminde siyasetten uzak durmuştur. &ldquo;Yeni Said&rdquo; d&ouml;neminde rey verme ve se&ccedil;ilmişlere g&ouml;ndermiş olduğu mektup ile telgraflar dışında siyasi bir etkinliği olmayan Said Nursi&rsquo;nin vefatı sonrasında Nur Talebeleri arasında siyasi cereyan baş g&ouml;stermiştir. Herkes kitabın bir tarafından tutmuş ve farklı farklı siyasi g&ouml;r&uuml;şlere g&ouml;n&uuml;l vermiş &ldquo;Siyasal Nurcular&rdquo; ortaya &ccedil;ıkmıştır. &ldquo;Siyasal Nurcular&rdquo;ın s&uuml;rekli atıf yaptığı bir mektup var. Said Nursi&rsquo;nin Emirdağ Lahikası adlı eserinde yer alan bu mektup, &ldquo;bu vatanda şimdilik d&ouml;rt parti var. Biri Halk Partisi, biri Demokrat Parti, biri Millet, diğeri de İttihad-ı İslamdır.&rdquo; diye başlıyor. (Mektup i&ccedil;in bkz<sup>1</sup>.)
</p>
<p>
	Bu mektup okununca burada zikredilen akımlara bug&uuml;nk&uuml; partilerden bir h&uuml;lle bi&ccedil;ilip giydiriliyor. Akabinde ise ayrışmalar baş g&ouml;steriyor. Lakin bizim bu yazıdaki gayemiz, bu mektuptan m&uuml;lhem olarak bazı partilere h&uuml;lle bi&ccedil;ip giydirmek değil. Sadece ge&ccedil;tiğimiz hafta Mısır&rsquo;da idamına h&uuml;kmedilen Mursi&rsquo;nin bağlı olduğu M&uuml;sl&uuml;man Kardeşler grubuna karşı &ldquo;Siyasal Nurcular&rdquo;ın fazlasıyla ithamda bulunması ve s&ouml;z konusu grubu dışlamasıdır. Peki birileri dışlanarak bu zamanın en m&uuml;him farz vazifesi olan ittihad nasıl sağlanacaktır? Kim bu &ldquo;siyasal İslamcılar&rdquo;? Said Nursi d&ouml;neminde yoklar mıydı? Bu sorular kafamı kurcalarken elime bir Zafer Dergisi ge&ccedil;ti. Dergide, Said Nursi&rsquo;nin talebelerinden H&uuml;sn&uuml; Bayram&rsquo;ın 1949 yılının Şubat ayında bir hatırası anlatılıyordu: &ldquo;Afyon mahkemesi sonrası Emirdağ&rsquo;da ikamete mecbur tutulan &uuml;stadımız, ciddi şekilde rahatsızlanmıştı. Bir g&uuml;n bana dedi ki: &lsquo;H&uuml;sn&uuml;, evladım, bu rahatsızlığım başka bir şey. Sen bir git bak bakalım alem-i İslam&rsquo;da yahut memlekette başka bir hadise mi var?&rsquo; &Ccedil;alışkan ağabeyin d&uuml;kkanına gittim. &lsquo;Ağabey, &uuml;stadımız hasta. Ka&ccedil; g&uuml;nd&uuml;r rahatsız, bug&uuml;n rahatsızlığı şiddetlendi. Gazetelerde bir mesele var mı diye sormamı istedi. Cerideler bir havadis naklediyor mu?&rsquo; diye sordum. &Ccedil;alışkan ağabey, baktı: &lsquo;Bir şey yok kardeşim&rsquo; dedi. Ertesi g&uuml;n bir vesileyle tekrar &Ccedil;alışkan ağabeyin d&uuml;kkanına gittim. &lsquo;H&uuml;sn&uuml; kardeşim, d&uuml;n bir havadis var mı diye sormuştun. Meğer d&uuml;n Mısır&rsquo;da Hasan El-Benna şehid edilmiş ve devrimciler, ihvan mensuplarını hapislere koymuşlar.&rdquo;dedi. Bunun &uuml;zerine bu havadisi &uuml;stadımıza ilettim. &Uuml;stadımız da: &lsquo;Tamam kardeşim, demekki Mısır&rsquo;daki kardeşlerimizin ahvalinden m&uuml;teessir olup hastalanmışım.&rsquo; dedi.&rdquo; Bu hatıra akabinde Risale-i Nur&rsquo;da Mısır&rsquo;daki &ldquo;ihvan-ı M&uuml;slimin&rdquo; ile ilgili pasajları tekrar okuma ihtiyacı hissettim. Emirdağ Lahikası&rsquo;nda Said Nursi, Seyyid Salih&rsquo;in Halep ve havalisindeki &ccedil;ok ehemmiyetli İhvan-ı M&uuml;slimin cemiyeti i&ccedil;in talep ettiği Nur mecmualarına istinaden kendisine ait on tane mecmuayı g&ouml;nderdiğini ifade ediyordu.<sup>2</sup>&nbsp;
</p>
<p>
	Yine aynı eserde Said Nursi, Halep&rsquo;te bulunan İhvan-ı M&uuml;slimin azasının tebriğine mukabil İhvan-ı M&uuml;slimini tebrik ediyor. Anadolu&rsquo;daki Nurcular ile Arabistan&rsquo;daki İhvan-ı M&uuml;sliminin hakiki kardeş olduğunu, Hizb&uuml;l Kurani ve İttihad-ı İslam cemiyet-i kudsiyesi dairesindeki &ccedil;ok saflardan iki m&uuml;tevafık ve m&uuml;terafık saf teşkil etmeleriyle, Risale-i Nur ile ciddi alakadar olup risalelerin Arap&ccedil;aya terc&uuml;me etme niyetlerinden duyduğu memnuniyeti dile getiriyordu. Hatta talebelerine kendisi yerine İhvan-ı M&uuml;slimin &uuml;yelerine cevap yazmalarını ve o taraftaki Nur şakirtleri ile de himayetkarane alakadar olmalarını istemelerini s&ouml;yl&uuml;yordu.<sup>3</sup>
</p>
<p>
	<em id="__mceDel">T&uuml;m bu okumalar sonrasında d&ouml;n&uuml;p bakıyorum. Birbirimizi anlamadan birbirimizden ne kadar da uzak d&uuml;şm&uuml;ş&uuml;z? Bir taraf &ldquo;Siyasal Nurcular&rdquo; &uuml;zerinden Said Nursi&rsquo;nin g&ouml;r&uuml;şlerini yorumlayarak bir hataya d&uuml;ş&uuml;yor, diğer taraf da eksik okumaları &uuml;zerinden &ldquo;sadece benim mesleğim hak&rdquo; anlayışıyla t&uuml;m&uuml;yle diğer g&ouml;r&uuml;şleri dışlıyordu. Sonra da herkes meydanlara inip &ldquo;ittihad-ı İslam&rdquo; diye bağırıyordu. Şapkayı &ouml;n&uuml;m&uuml;ze koymanın vakti geldi de ge&ccedil;iyor. &ldquo;Siyasal Nurculuk&rdquo; ile de m&uuml;fritane irtibat bir t&uuml;rl&uuml; sağlanamıyor. Birbirimizin ardında art niyet aramadan h&uuml;sn-&uuml; zan ile mukabele etmek suretinde ittihad yolunda buluşmamız duasıyla.</em>
</p>
<p>
	&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;<br />
	1.&nbsp;www.koprudergisi.com/index.asp?Bolum=EskiSayilar&amp;Goster=Yazi&amp;YaziNo=1169<br />
	2.&nbsp;www.risaleinurenstitusu.org/index.asp?Section=Kulliyat&amp;Book=EmirdagLahikasi&amp;Page=291<br />
	3.&nbsp;www.risaleinurenstitusu.org/index.asp?Section=Kulliyat&amp;Book=EmirdagLahikasi&amp;Page=279</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://layetezelzel.com/siyasal-nurcular/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İslam ülkelerinden Senegal</title>
		<link>http://layetezelzel.com/islam-ulkelerinden-senegal/</link>
		<comments>http://layetezelzel.com/islam-ulkelerinden-senegal/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 07 May 2015 13:22:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kasım İkbal</dc:creator>
				<category><![CDATA[İçtimaî]]></category>
		<category><![CDATA[Kavram]]></category>
		<category><![CDATA[Senegal]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://layetezelzel.com/?p=355</guid>
		<description><![CDATA[Yüksek lisans dersleri sırasında sunum sırası ona gelmişti. Adı, Omar. Kendisi Gambiyalı ama “Biz Senegal’le aynı toplumuz. Yerel dilimiz aynı ama İngiliz ve Fransızlar geldikten sonra onların resmi dili Fransızca bizim resmi dilimiz İngilizce oldu. Aramıza sınır koydular.” diyor. Omar, .....]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>Yüksek lisans dersleri sırasında sunum sırası ona gelmişti. Adı, Omar. Kendisi Gambiyalı ama “Biz Senegal’le aynı toplumuz. Yerel dilimiz aynı ama İngiliz ve Fransızlar geldikten sonra onların resmi dili Fransızca bizim resmi dilimiz İngilizce oldu. Aramıza sınır koydular.” diyor.</p>
<p>Omar, bize Senegal’da “talibe” diye adlandırılan dilenci çocukları anlatacaktı. Türkçe olarak başladı anlatmaya. Gambiya’da çocuklar 5 ile 7 yaş arasında Senegal’de bulunan kuran okulu dedikleri medreselere gönderiliyormuş. Kuran okulunun ihtiyaçlarının karşılanması için de çocuklar kuran okulu hocaları tarafından günde en az 7-8 saat dilendiriliyormuş. Eğer gün sonunda beklenen verime ulaşılamamışsa çocuklara ciddi anlamda şiddet uygulanıyormuş. Burada devreye girip soruyoruz: “Omar, kimse bu durumdan rahatsız değil mi? Gösterdiğin fotoğraflarda çocukların derisi soyulacak cinste şiddete maruz kalmışlar. Bu nasıl iş?” Cevap bizdeki “eti senin, kemiği benim” anlayışından farklı değildi: “Böyle olmasını aileleri de istiyor. Çünkü böyle olunca çocuğun hayatın zorluklarını öğrenip Kuran öğrenmeye sıkı sıkı sarılacağını düşünüyor.” Biz şaşkınlıkla sunumu dinlemeye devam ediyoruz.</p>
<p>Çocuklar dilenmek üzere şehre gönderiliyor. Yemek, para, kıyafet ne bulursa toplayıp geliyormuş. Herhalde talep eden manasında olan “talebe” kelimesini Senegalliler yanlış anlamış olacak ki çocuk yaştaki talibeleri sokaklara dilenmek üzere gönderiyor. Sonra Kuran okulu şartlarını anlatıyor Omar; “En az 50 kişi aynı odada üst üste yatıyoruz. Yatak yok.” diyor ve bize bir de fotoğraf gösteriyor. Bu sağlıksız ortamlar nedeniyle çocukların çoğunda ciddi deri hastalıkları ve sair hastalıklar ortaya çıkıyormuş.  Kuran eğitimi de ahşap levhalar üzerine kömürle yazı yazmak suretiyle gerçekleşiyormuş.</p>
<p>Omar’a Türkiye’ye nasıl geldiğini soruyoruz. “7 yaşında ailem beni kuran okulunda okumam için Senegal’e gönderdi. Ben de dilendim, ben de dövüldüm. Bir arayışa girdim ve 11 yaşında kuran okulundan kaçarak ailemin yanına döndüm. Ailem başta buna çok tepki gösterdi. Geri dönmemi istediler. Ama ben kabul etmedim. Normal okula devam ettim. Sonra da Türkiye’ye geldim. Şimdi şimdi kabullenebiliyorlar bu durumu.”</p>
<p>Hükümet, Kuran okullarındaki bu duruma mevzuat anlamında el atmış ama uygulamada hiç biri uygulanmıyor diyor Omar. Çocukları dövmemeleri için kuran okulu hocalarına maaş bağlanmış, dayak yasaklanmış vb ama  hepsi kağıt üzerinde kalmış. Sunum sonunda önerileri oluyor Omar’ın: “Kuran okulları şehirlerden köylere kaydırılmalı. Çünkü kuran okulu mezunları şehir hayatıyla adapte olamıyorlar. Bir de köylerde olursa toprak çok, herkes tarlada insan gibi çalışıp kuran okuluna yardım edebilir. Böylece çocuklar, dilenmekten kurtulurlar. Kuran okullarında dayak azaltılmalı. Fransızca eğitimi verilmeli.” “Dayak kalksa olmaz mı?” diye soruyoruz. “Kesinlikle hayır. Dayak kalkarsa kimse kuran öğrenmez!” diyor Omar. Kuran okulu mezunlarının şehirle adapte olamaması tezi beni Medresetüzzehra projesine götürdü hayal aleminde. Halbuki İslam toplumları olarak da ne kadar da muhtaçmışız. Tabi en can alıcı durum ise Fransızca öğretilmesi hususundaydı. Biz de nasıl ingilizce olmadan bir şey olmuyordu orada da Fransızca olmazsa olmazdı. Hala kendi dilimizde, Kuran dilinde buluşamıyorduk. Bu da işin en garip tarafıydı.</p>
<p>Mutluluk endeksinde dünyanın önde gelen ülkelerinden olan Omar’a bu şartlarda nasıl mutlu olduklarına dair bir soru yükseliyor devrimci bir ruhla, cevap ise çok enteresan: “Karnımız doyuyor, üstümüz başımız var, kafamızı da sokacak bir evimiz var. Elhamdulillah!”</p>
<p>NOT: 2008 yılında Dünya Çalışma Örgütü, UNICEF, Dünya Bankası tarafından yapılan araştırmaya göre Senegal’de kuran okuluna gönderilip dilendirilen çocuklar günde ortalama 72 cent kazanıyorlarmış. O tarihte 8 bine yakın “talibe”nin var olduğunu söylüyor rakamlar. Talibelerin ise bir yılda toplam 2 milyon USD kadar bir para toplayabildiğini ifade ediyor. Raporda çocukların 2 saat Kuran eğitimi aldığını, 9 saat ise dilendirildiğini ifade ediyor. Gün sonu bakiye memnun etmezse de çocukların kablolarla dövüldüğü raporda yer alıyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://layetezelzel.com/islam-ulkelerinden-senegal/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gini katsayısı ve zekat</title>
		<link>http://layetezelzel.com/gini-katsayisi-ve-zekat/</link>
		<comments>http://layetezelzel.com/gini-katsayisi-ve-zekat/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 06 Apr 2015 18:19:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kasım İkbal</dc:creator>
				<category><![CDATA[İçtimaî]]></category>
		<category><![CDATA[Kavram]]></category>
		<category><![CDATA[Layetezelzel]]></category>
		<category><![CDATA[Prensipler]]></category>
		<category><![CDATA[gini katsayısı]]></category>
		<category><![CDATA[zekat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.layetezelzel.com/?p=247</guid>
		<description><![CDATA[TÜİK her yıl gelir ve yaşam koşulları araştırmasının sonuçlarını yayınlar. Ülkemizdeki gelir dağılımını göstermesi açısından söz konusu rakamlar bize önemli bilgiler vermektedir. Bu araştırmalarda benim en çok önemsediğim alt başlık ise Gini katsayısıdır. Gini katsayısı, gelir dağılımındaki eşitsizliği ölçmede en .....]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>TÜİK her yıl gelir ve yaşam koşulları araştırmasının sonuçlarını yayınlar. Ülkemizdeki gelir dağılımını göstermesi açısından söz konusu rakamlar bize önemli bilgiler vermektedir. Bu araştırmalarda benim en çok önemsediğim alt başlık ise Gini katsayısıdır.</p>
<p>Gini katsayısı, gelir dağılımındaki eşitsizliği ölçmede en çok kullanılan katsayıdır. Gini katsayısı, 0 ile 1 aralığında bir değer alır. 0 mutlak eşitlik, 1 ise mutlak eşitsizliktir. Eğer gelir dağılımında eşitsizlik artarsa değer 1’e yaklaşır, tersi durumda ise 0’a yaklaşır.</p>
<p>İslamiyeti temel referans olarak aldığımızda gelirin eşit dağılımı büyük önem arz etmektedir. Ki zekat ibadetinin en büyük işlevi de sosyal hayatın bu yönüne vurgudur. Bununla ilgili olarak Said Nursi’nin Eski Said Dönemi Eserleri’nden Rumuz’da yer alan bölüm, tezimize delil olarak gösterilebilir:</p>
<ul>
<li>“Şu alemin ihtilali nedir?</li>
<li>Sa’yin sermaye ile mücadelesidir.</li>
<li>Acaba ikisini barıştırmak çaresi yok mudur?</li>
<li>Evet, vücub-i zekat ve hurmet-i riba, karz-ı hasen şerait-i sulhiyedir. Şu riba taşını altından çeksek, şu zalim medeniyet kasrı çökecektir.”</li>
</ul>
<p>Tabi bu konuda çeşitli fikir akımlarının farklı görüşleri elbette mevcuttur. Mesela liberaller, tam serbest piyasa ekonomisinde fakir kalan insanın fakir kalma olayını kendisiyle alakalı görmektedir. Onlara göre fakirler, çalışsaydı zengin olabilirdi. Yada sosyalistlere göre ise devleti kutsallaştırıp devlete çalışıp devlet eliyle bu dağıtımın adil olarak gerçekleşmesi beklenmektedir. Yada son dönemde sosyal liberalist görüşler ortaya atılmaktadır. Bu tartışmaları bir başka yazıya bırakarak Türkiye’nin son gini katsayısı rakamlarına dönmek istiyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<table width="700">
<tbody>
<tr>
<td rowspan="2" width="192"></td>
<td colspan="8" width="500"><strong>Gini katsayısı-</strong>Gini coefficient</td>
</tr>
<tr>
<td width="69"><strong>2006</strong></td>
<td width="69"><strong>2007</strong></td>
<td width="69"><strong>2008</strong></td>
<td width="69"><strong>2009</strong></td>
<td width="69"><strong>2010</strong></td>
<td width="69"><strong>2011</strong></td>
<td width="69"><strong>2012</strong></td>
<td width="69"><strong>2013</strong></td>
</tr>
<tr>
<td width="192">Türkiye</td>
<td width="69">0,428</td>
<td width="69">0,406</td>
<td width="69">0,405</td>
<td width="69">0,415</td>
<td width="69">0,402</td>
<td width="69">0,404</td>
<td width="69">0,402</td>
<td width="69">0,400</td>
</tr>
<tr>
<td width="192">Kent</td>
<td width="69">0,415</td>
<td width="69">0,394</td>
<td width="69">0,395</td>
<td width="69">0,405</td>
<td width="69">0,389</td>
<td width="69">0,394</td>
<td width="69">0,391</td>
<td width="69">0,392</td>
</tr>
<tr>
<td width="192">Kır</td>
<td width="69">0,406</td>
<td width="69">0,375</td>
<td width="69">0,378</td>
<td width="69">0,380</td>
<td width="69">0,379</td>
<td width="69">0,385</td>
<td width="69">0,377</td>
<td width="69">0,365</td>
</tr>
<tr>
<td width="192"></td>
<td width="69"><strong> </strong></td>
<td width="69"><strong> </strong></td>
<td width="69"></td>
<td width="69"></td>
<td width="69"></td>
<td width="69"></td>
<td width="69"></td>
<td width="69"></td>
</tr>
<tr>
<td width="192"><strong>TR1 İstanbul</strong></td>
<td width="69">0,375</td>
<td width="69">0,346</td>
<td width="69">0,362</td>
<td width="69">0,363</td>
<td width="69">0,373</td>
<td width="69">0,371</td>
<td width="69">0,384</td>
<td width="69">0,392</td>
</tr>
<tr>
<td width="192"><strong>TR2 Batı Marmara</strong></td>
<td width="69">0,350</td>
<td width="69">0,321</td>
<td width="69">0,331</td>
<td width="69">0,361</td>
<td width="69">0,360</td>
<td width="69">0,365</td>
<td width="69">0,356</td>
<td width="69">0,337</td>
</tr>
<tr>
<td width="192"><strong>TR3 Ege</strong></td>
<td width="69">0,426</td>
<td width="69">0,376</td>
<td width="69">0,387</td>
<td width="69">0,381</td>
<td width="69">0,387</td>
<td width="69">0,397</td>
<td width="69">0,382</td>
<td width="69">0,370</td>
</tr>
<tr>
<td width="192"><strong>TR4 Doğu Marmara</strong></td>
<td width="69">0,392</td>
<td width="69">0,393</td>
<td width="69">0,335</td>
<td width="69">0,368</td>
<td width="69">0,341</td>
<td width="69">0,326</td>
<td width="69">0,344</td>
<td width="69">0,322</td>
</tr>
<tr>
<td width="192"><strong>TR5 Batı Anadolu</strong></td>
<td width="69">0,413</td>
<td width="69">0,379</td>
<td width="69">0,402</td>
<td width="69">0,408</td>
<td width="69">0,367</td>
<td width="69">0,374</td>
<td width="69">0,369</td>
<td width="69">0,396</td>
</tr>
<tr>
<td width="192"><strong>TR6 Akdeniz</strong></td>
<td width="69">0,421</td>
<td width="69">0,418</td>
<td width="69">0,387</td>
<td width="69">0,403</td>
<td width="69">0,397</td>
<td width="69">0,404</td>
<td width="69">0,407</td>
<td width="69">0,399</td>
</tr>
<tr>
<td width="192"><strong>TR7 Orta Anadolu</strong></td>
<td width="69">0,342</td>
<td width="69">0,328</td>
<td width="69">0,339</td>
<td width="69">0,395</td>
<td width="69">0,362</td>
<td width="69">0,366</td>
<td width="69">0,360</td>
<td width="69">0,342</td>
</tr>
<tr>
<td width="192"><strong>TR8 Batı Karadeniz</strong></td>
<td width="69">0,372</td>
<td width="69">0,360</td>
<td width="69">0,366</td>
<td width="69">0,382</td>
<td width="69">0,348</td>
<td width="69">0,335</td>
<td width="69">0,338</td>
<td width="69">0,331</td>
</tr>
<tr>
<td width="192"><strong>TR9 Doğu Karadeniz</strong></td>
<td width="69">0,378</td>
<td width="69">0,346</td>
<td width="69">0,365</td>
<td width="69">0,359</td>
<td width="69">0,327</td>
<td width="69">0,327</td>
<td width="69">0,309</td>
<td width="69">0,315</td>
</tr>
<tr>
<td width="192"><strong>TRA Kuzeydoğu Anadolu</strong></td>
<td width="69">0,381</td>
<td width="69">0,405</td>
<td width="69">0,436</td>
<td width="69">0,407</td>
<td width="69">0,404</td>
<td width="69">0,390</td>
<td width="69">0,393</td>
<td width="69">0,398</td>
</tr>
<tr>
<td width="192"><strong>TRB Ortadoğu Anadolu</strong></td>
<td width="69">0,404</td>
<td width="69">0,397</td>
<td width="69">0,405</td>
<td width="69">0,415</td>
<td width="69">0,417</td>
<td width="69">0,427</td>
<td width="69">0,386</td>
<td width="69">0,373</td>
</tr>
<tr>
<td width="192"><strong>TRC Güneydoğu Anadolu</strong></td>
<td width="69">0,396</td>
<td width="69">0,366</td>
<td width="69">0,395</td>
<td width="69">0,411</td>
<td width="69">0,404</td>
<td width="69">0,396</td>
<td width="69">0,375</td>
<td width="69">0,380</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Türkiye’nin Gini katsayısında son 8 yıldır olağanüstü dalgalanmaların olmadığını görüyoruz. Ancak Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD) verilerine baktığımızda rakamlarımızın yukarıda olduğunu gözlemleyebiliyoruz. OECD gini katsayısı ortalamalası 0,32 olup ülkeler bazındaki dağılımı da aşağıdaki gibidir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<table width="536">
<tbody>
<tr>
<td width="199">Ülkeler</td>
<td width="161">Gini Katsayısı</td>
<td width="204">Ülkeler</td>
<td width="151">Gini Katsayısı</td>
</tr>
<tr>
<td width="199">ABD</td>
<td width="161">0.380</td>
<td width="204">İrlanda</td>
<td width="151">0.331</td>
</tr>
<tr>
<td width="199">Almanya</td>
<td width="161">0.286</td>
<td width="204">İtalya</td>
<td width="151">0.319</td>
</tr>
<tr>
<td width="199">Avustralya</td>
<td width="161">0.334</td>
<td width="204">Japonya</td>
<td width="151">0.336</td>
</tr>
<tr>
<td width="199">Avusturya</td>
<td width="161">0.267</td>
<td width="204">Kanada</td>
<td width="151">0.320</td>
</tr>
<tr>
<td width="199">Belçika</td>
<td width="161">0.262</td>
<td width="204">Kore</td>
<td width="151">0.311</td>
</tr>
<tr>
<td width="199">Çek Cumhuriyeti</td>
<td width="161">0.256</td>
<td width="204">Meksika</td>
<td width="151">0.466</td>
</tr>
<tr>
<td width="199">Danimarka</td>
<td width="161">0.252</td>
<td width="204">Macaristan</td>
<td width="151">0.272</td>
</tr>
<tr>
<td width="199">Finlandiya</td>
<td width="161">0.260</td>
<td width="204">Norveç</td>
<td width="151">0.249</td>
</tr>
<tr>
<td width="199">Fransa</td>
<td width="161">0.303</td>
<td width="204">Portekiz</td>
<td width="151">0.344</td>
</tr>
<tr>
<td width="199">Hollanda</td>
<td width="161">0.288</td>
<td width="204">OECD Ortalaması</td>
<td width="151">0.316</td>
</tr>
<tr>
<td width="199">İngiltere</td>
<td width="161">0.341</td>
<td width="204">Şili</td>
<td width="151">0.501</td>
</tr>
<tr>
<td width="199">İspanya</td>
<td width="161">0.338</td>
<td width="204">Türkiye</td>
<td width="151">0.411</td>
</tr>
<tr>
<td width="199">İsrail</td>
<td width="161">0.376</td>
<td width="204">Yeni Zelanda</td>
<td width="151">0.317</td>
</tr>
<tr>
<td width="199">İsveç</td>
<td width="161">0.269</td>
<td width="204">Yunanistan</td>
<td>0,337</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Rakamlara baktığımızda Türkiye’nin gelir adaletsizliğinde 3. Sırada olduğunu gözlemliyoruz. Türkiye ile birlikte gelir adaletsizliğinin en yüksek olduğu ülkeler, Şili, Meksika, Türkiye, ABD ve İsrail. Son dönemde Avrupa’da yaşanan krizden oldukça etkilenen İspanya, Yunanistan gibi ülkelerin gelir dağılımında bizden daha adil olduklarını söyleyebiliriz. İskandinav ülkelerinin ise gelir dağılımında en adil ülkelerin başında geldiğini söyleyebiliriz.</p>
<p>Bu tablolara bakınca elbetteki çok umutlu bir tablo ortaya çıkmıyor. Ancak Kalkınma Bakanlığı “Gelir Dağılımı Adaleti ve Yoksullukla Mücadelede 2014 yılı hedefleri” başlığı altında değinilen konular bize ümit aşılıyor:</p>
<ul>
<li>Gelir dağılımının iyileştirilmesi</li>
<li>Yoksulluğun azaltılması</li>
<li>Yoksulluk ve sosyal dışlanma riski altında bulunan kesimlerin fırsatlara erişimlerinin kolaylaştırılması yoluyla ekonomik ve sosyal hayata katılımlarının artması ve yaşam kalitelerinin yükseltilmesi…</li>
</ul>
<p>Tüm bu veriler eşliğinde Müslüman bir ülke olarak gelir dağılımındaki orantısızlığımızı 0 noktasına yaklaştırmak için Müslümanca bir duruş sergilememiz kaçınılmazdır. Aksi takdirde toplumu bir arada tutan manevi değerlerimiz her geçen gün artarak değerini kaybedecektir. Toplumda doğacak olan çatışma, tamiri zor belki de imkansız olayları netice verecektir. Bununla alakalı olarak Said Nursi, Mektubat eserinin 22. Mektub kısmında şu satırlara yer vermektedir:</p>
<p>“Çünki beşerde, havas ve avam iki tabaka var. Havastan avama merhamet ve ihsan ve avamdan havassa karşı hürmet ve itaatı temin edecek, zekattır. Yoksa yukarıdan avamın başına zulüm ve tahakküm iner, avamdan zenginlere karşı kin ve isyan çıkar. İki tabaka-i beşer daimî bir mücadele-i maneviyede, bir keşmekeş-i ihtilafta bulunur. Gele gele tâ Rusya&#8217;da olduğu gibi, sa&#8217;y ve sermaye mücadelesi suretinde boğuşmaya başlar.”</p>
<p>Bu satırlar çerçevesinden baktığımızda İslam ülkelerinde yaşanan problemin temelinde de bu konu olduğunu gözlemleyebiliyoruz. Arap baharı bu nedenle başlamıştı. Suudi Arabistan’da olası Arap Baharı söylentileri, memurlara yapılan %100’den fazla yapılan zam oranıyla engellenmiştir. Öyleyse İttihad-ı İslam’a da kapı açacak bu mesele hakkında biraz olsun mümince bir duruşa sahip olmamız duasıyla&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://layetezelzel.com/gini-katsayisi-ve-zekat/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İnatçı çatışmalar vs. Kurani prensipler</title>
		<link>http://layetezelzel.com/inatci-catismalar-vs-kurani-prensipler/</link>
		<comments>http://layetezelzel.com/inatci-catismalar-vs-kurani-prensipler/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 01 Apr 2015 06:37:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yunus Emre Orhan</dc:creator>
				<category><![CDATA[İçtimaî]]></category>
		<category><![CDATA[Kavram]]></category>
		<category><![CDATA[Prensipler]]></category>
		<category><![CDATA[Ubudiyet]]></category>
		<category><![CDATA[çatışma]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an]]></category>
		<category><![CDATA[prensip]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.layetezelzel.com/?p=234</guid>
		<description><![CDATA[Çatışma&#8230;(*) İnsanlığın huzurunu bozan belki de en kadim kavram. Bu gün de dünyada binlerce çatışma var. Bireyler arası, gruplar arası, hatta ülkeler arası&#8230; Veya ülke içi, grup içi çatışmalar var. İçerik açısından baktığımızda siyasal, etnik, dinsel, kültürel, mezhepsel, ideolojik çatışmalar .....]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>Çatışma&#8230;<sup>(*)</sup> İnsanlığın huzurunu bozan belki de en kadim kavram. Bu gün de dünyada binlerce çatışma var. Bireyler arası, gruplar arası, hatta ülkeler arası&#8230; Veya ülke içi, grup içi çatışmalar var. İçerik açısından baktığımızda siyasal, etnik, dinsel, kültürel, mezhepsel, ideolojik çatışmalar var.</p>
<p>Bir çatışma nasıl başlar? Nasıl sonlandırılır? Barış nasıl inşa edilir? Bunlar çatışma çözümü uzmanlarının en temel soruları. Ama ben, bu gün, bu iki kavramın, yani çatışma ve barışın arasını ziyadesiyle açan başka bir kavrama eğileceğim: inatçı çatışmalar. Burada en önemli sorumuz: “Bir insan, uzun bir süreli çatışma içerisinde nasıl yaşayabilir?” olacak. Bizler, çok uzun süren, yıllara yayılan çatışmaları, “inatçı çatışmalar” olarak isimlendiriyoruz. İnatçı çatışmaların genel özellikleri, değişime karşı muazzam dirençli olmaları ve barışçıl bir çözüme olan inançsızlıkları. Ne oluyor da bir çatışma inatçı bir karakter kazanıyor? Bu soru bence çok önemli. Çünkü bu türlü “biz” ve “gaddar öteki” anlayışıyla nefes alabilmeyi, maalesef insani bulamıyorum.</p>
<p>İnatçı çatışmaların doğasını anlamak için, birçok disiplinin açıklamaları mevcut. Ben bu gün, sosyo-psikolojik alana dair açıklamaları sizlerle paylaşacağım. İnatçı çatışmalar içinde çalışan mekanizmaları modelleyen bu teoriler, buzdağının görünmeyen kısmını açıklama bağlamında çok güçlü açıklamalar sunuyorlar. Ve sosyal psikoloji her çatışma içinde – ister bireyler arası olsun, ister gruplar arası, ister devletler arası olsun, veya kaynağı ne olursa olsun – o çatışmayı inatçı yapan, ortak ve gizli bir sosyo-psikolojik mekanizmanın işlerliğinden bahseder.</p>
<p>Bu mekanizma, bir çatışmayı var eden değil de, var  olan bir çatışmayı devam ettiren, derinleştiren, bitmesini engelleyen canlı bir sosyo-psikolojik mekanizma. Mekanizmamızın modeli şu şekilde.</p>
<p><a href="http://www.layetezelzel.com/wp-content/uploads/2015/04/tablo.png"><img class="alignnone  wp-image-235" alt="tablo" src="http://www.layetezelzel.com/wp-content/uploads/2015/04/tablo-300x103.png" width="379" height="130" /></a></p>
<p>Öncelikle şunu biliyoruz ki, çatışma başladığında ve devam ettiğinde, her iki tarafın da üyeleri, çeşitli tecrübeler yaşamaya başlarlar: stres, acı, kaybedilenler, belirsizlikler, güçlükler gibi. Ve, insan fıtratı, bu gergin ortamda, sağlıklı bir şekilde varlığını devam ettirebilmesi için, üç büyük engelle karşılaşır: İhtiyaçların karşılanması, stresle baş etme, ve öteki ile yüzleşme.</p>
<ul>
<li><strong>İhtiyaçların karşılanması:</strong> Uzun süreli çatışmalarda, kişilerin bilme ihtiyacı, positif kimlik ihtiyacı, endişelerinin cevaplanması ihtiyacı, karşılanması gerekir.</li>
<li><strong>Stresle baş etme:</strong> Yani ben, bu stresin içinde yaşamayı öğrenmem lazım.</li>
<li><strong>Öteki ile yüzleşme:</strong> Grup üyeleri, diğer üyelerle karşılaştığında ne yapması gerektiği hususunda bir boşluğa düşerler. Bu engelin aşılması gerekir.</li>
</ul>
<p>Bu ihtyaçlar fark edilmeye başlandığı anda, arkada sosyo-psikolojik bir mekanizma işlemeye başlıyor. Bu mekanizmanın amacı, ortak bir repertuar oluşturup, bu üç ihtiyaçtan hasıl olan talebe cevap vermek ve grup üyelerinin çatışmaya olan adaptasyonunu sağlamak. Bu adaptasyonu sağlayacak olan sosyo psikolojik repertuar, üç enstrüman ile inşa ediliyor: kolektif hafıza, çatışma etosu ve kolektif-hissel oryantasyon.</p>
<ul>
<li>Birinci kavramımız olan <strong>kolektif hafıza</strong> benim şu soruma cevap buluyor: Bu çatışma neden başladı?
<ol>
<li>Cevap için, geçmişi anlamlandıran, çatışmanın başlangıcını meşrulaştıran, seçici, önyargılı, ve abartılı bir tarih anlatısı kurulur.</li>
</ol>
</li>
<li><strong>Çatışma etosu</strong> ise: “Peki, bu gün neden hala çatışıyoruz?” sorusuna cevap arar.
<ol>
<li>Bu etos, bu günü anlamlandıran, anlamlı bir resim sunar.</li>
</ol>
</li>
<li>Ve son olarak, hem geçmişi hem bu günü anlamlandıran cevapların, tüm grup üyelerince paylaşılabilir bir hale gelmesi ise, bir eğitimi gerektiriyor.
<ol>
<li>Bu eğitime bu modelde, <strong>oryantasyon</strong> adını verdik.</li>
</ol>
</li>
</ul>
<p>Bu üç enstrüman kullanılarak, repertuar sürekli ve hızlı bir şekilde üretilmeye başlar. Bu sürecin başlaması, bu bilgilerin tüm gruba yaygınlaştırılması ihtiyacıyla birlikte, kurumsallaşma sürecini tetikler. Her bilgi, kurumsallaştırılmalıdır, kemikleştirilmelidir; ki, tüm bireyler ortak ve toplumsal olan bir inancı, tutumu ve hissiyatı paylaşabilsinler.</p>
<p>Kurumsallaşma çeşitli alanlarda sağlanıyor: En önemli alanı, kitlesel ya da grupsal eğitim. Diğer bir alan ise, film-sinema-dergi gibi kültürel ürünlerden oluşuyor. En güncel olan bilgi, haber-gazete-sosyal medya-televizyon gibi kitlesel medya ürünleri ile sağlanıyor. Ama en önemlisi ve ikna edicisi ise, kamusal alanda, gündelik buluşmalar ve kamusal diskur tabanında sağlanıyor. “Neden çatışıyoruz abi? Şundan dolayı kardeşim. Bunlar şöyle aşağılık, böyle zalim kardeşim. Biz şöyle mağduruz, onlar böyle adi kardeşim tarzında, bir ilişki ağı. “</p>
<p>Tüm bu anlattığım mekanizmaya biz, sosyo-psikolojik altyapı mekanizması diyoruz. Ne niyetle başlamıştı bu? Grup üyelerinin üç temel engelini: Yani, ihtiyaçların karşılanması, stresle baş etme, öteki ile yüzleşme engellerini aşmak için. Diğer bir ifadeyle, grup üyelerini çatışma atmosferine adapte etmek niyetiyle başlamıştı. Bu sunumun en önemli noktası tam da burada işte. Çünkü, bu niyetle çalışmaya başlayan mekanizma, toplumlar içinde zamanla, malesef farklı bir mahiyet kazanır ve <strong>PRİZMA </strong>vazifesi görmeye başlar.</p>
<p>Ne demek istiyoruz prizma diyerek? Üyeler veya gruplar, kurumsallaşma ile birlikte, geçmişi ve bu günü açıklayan, kemik bir repertuara sahip olur. Bu repertuar, öyle bir prizma vazifesi görür ki,  artık hangi yeni bilgi veya tecrübeyle karşılaşırsa karşılaşsın, bu bilgi ve tecrübe bu mekanizma içinde bir kırılmaya uğrar ve farklılaşır.</p>
<ul>
<li>Ya tamamen reddedilir.</li>
<li>Ya yeni eklemelerle, kendi etos ve kolektif hafızasına göre yeniden düzenlenir.</li>
<li>Ya da, önyargıyla çarpıtılarak, tamamen dönüştürülür.</li>
</ul>
<p>İşte hazin olan, tam da burada. Prizma vazifesi gören bu repertuar, eğer bir grupta işlerlik kazanmaya başlamışsa, bu grup içerisinde barışçıl bir ortam oluşturmamız, artık neredeyse imkansızdır. En barışçı bilgiyi de göndersek, grup üyeleri, diğer grubun üyeleri ile en barışçıl tecrübeyi de yaşasalar, bu yeni bilgi ve tecrübeler prizmada mahiyet değiştirecek, ötesi, yeni streslere, yeni düşmanlıklara bile sebep olabilecek. Bilmeliyiz ki, bu güçlü mekanizma, canlı kaldıkça üretmeye devam ediyor. Ürettikçe çatışmanın tarafları değişime karşı ziyadesiyle dirençli oluyor ve bu iki grubun barışmasının barışçıl çözümlerle gerçekleşebilirliğine kesinlikle inanmıyor. İşte biz bu mekanizmaya, sosyo-psikolojik altyapının habis döngüsü diyoruz.</p>
<p>Bu gün, çatışma teorileri diyor ki, bu habis döngüyü, salt siyasal alandaki demokrasi paketleri ile bozamayız. Ötesi, salt grup elitleri arasındaki müzakereler ile de kıramayız. Bu ancak, grup üyelerinin iyi-niyetli bir şekilde karşılaşmaları, gruplar arası evlilikler, kardeşlik workshop’ları gibi uygulamalarla dönüştürülebilir. Bu gibi uygulamalarla bir ihtimal karşılıklı-güven ve karşılıklı birbirini tanıma inşa edilebilir.</p>
<p>Benim bu gün burada olma sebebim ise, bu önerilerin çok da işlevsel olmadığını düşünmem! İtiraf etmeliyim ki, bu döngüyü durdurmak adına, bana en etkili prensipleri sunan kişi, Bediüzzaman olmuştur. Hatta bence, Türkiye’nin en eski çatışma çözümü teorisyenlerinden birisi Said Nursi’dir. İhlas risaleleri, uhuvvet risaleleri tam da onun bu karakterini ortaya koyuyor. Nursi’nin çözüm önerileri için sunduğu öneri: Kur’an-ı Kerim’in eğitimine girmek, onun oryantastonuna tabi olmak. Ben, Nursi’nin Kuran-ı Kerim’den istimdat ederek ortaya koyduğu eğitim metodunu, bu modele uyarlayarak, tekrar işlemek istiyorum. Ve eminim göreceksiniz, Kuran’ı Kerim, gerçekten de bu mekanizmaya, çomak sokacak güçte prensipler sunuyor bize.</p>
<p><a href="http://www.layetezelzel.com/wp-content/uploads/2015/04/tablo2.png"><img class="alignnone size-medium wp-image-236" alt="tablo2" src="http://www.layetezelzel.com/wp-content/uploads/2015/04/tablo2-300x261.png" width="300" height="261" /></a></p>
<p>&nbsp;</p>
<ul>
<li>Döngünün birinci ayağındaki, “<strong>Neden başladı bu çatışma?”</strong> sorusuna cevap veren, seçici ve önyargılı bir tarih anlatısı, yani kolektif hafıza, Kuranın terbiyesi neticesinde şiddetli bir kırılmaya uğruyor.
<ol>
<li>“Hiçbir günahkâr başkasının günahını yüklenmez.” 6:164 <strong>ile genelde</strong>,</li>
<li>“İhtilafa düşmeyin, sonra kuvvetiniz elden gider” 8:46 <strong>ile de özelde</strong>, yani müminler arasında çatışmayı meşrulaştıracak her hangi bir kolektif hafıza inşa etmek neredeyse imkansız.</li>
</ol>
</li>
<li>“Şu an neden hala çatışıyoruz?” sorusuna cevap arayan anlatının, yani çatışma etosunun da Kuran’ın terbiyesi altında yeşermesi neredeyse imkansız.
<ol>
<li>&#8220;Öfkelerini yutanlar ve insanların kusurlarını affedenlere gelince, Allah iyilik yapanları ve iyi kullukta bulunanları sever.&#8221; 3:134 <strong>ile genelde</strong>,</li>
<li>“Üç günden fazla mü&#8217;min mü&#8217;mine küsüp kat-ı mükâleme etmeyecek» Buharî, Edeb: 57” ile <strong>de özelde</strong>, yani müminler arasında, bu çatışmanın hala neden devam ettiğini meşrulaştırmak mümkün değil.</li>
</ol>
</li>
<li>Son olarak, kendi üyelerini bir eğitime tabi tutmak isteyen çatışma elitlerinin, Kuranın terbiyesi altında böyle bir oryantasyon başlatması neredeyse imkansız.
<ol>
<li>«Eğer bir fâsık size bir haber getirirse onun doğruluğunu araştırın. Yoksa bilmeden bir topluluğa kötülük edersiniz de sonra yaptığınıza pişman olursunuz.» 49:6 <strong>ile</strong> <strong>genelde,</strong></li>
<li>«Benim ayetlerimi, az bir dünya menfaati ile değiştirmeyin» 2:41 <strong>ile de özelde</strong>, müminler arasında böyle bir oryantasyon inşa etmek, neredeyse imkansızdır.</li>
</ol>
</li>
</ul>
<p>Şimdi bizlere soruyorum. Bir düşünelim istiyorum. Buradaki model, şöyle bir düşündüğünüzde, size de tutarlı geldi mi? Veya tanıdık geldi mi?Hiç arkada işleyen böyle bir mekanizmayı hissedebildiniz mi? Mesela, Zihnimizde “kötü, gaddar, zalim, düşman” diye bildiğimiz karakterleri düşünelim. Misal, bir Rum hakkında&#8230; Hiçbir tecrübemiz olmadığı halde, hiçbir kötülüğünü bizzat kendimiz görmediğimiz halde, hiç karşılaşmadığımız, hiç yemeklerinden yemediğimiz, hiçbir türküsünü dinlemediğimiz halde&#8230; Hatta hikayelerde anlatılan Rum da O olmadığı halde&#8230; Rum deyince veya görünce, tüylerimizi ürpertecek kadar bir repertuara sahibiz, öyle değil mi?</p>
<p>Veya özelde, birçok Müslüman, birçok Müslüman hakkında, birbirlerini hiç tanımadıkları halde, onlar hakkında, “hem de doğruluğundan kesinlikle emin olarak”, o kadar geniş bir repertuara sahip ki&#8230;</p>
<p>Dikkat edersek, ve siz de benim gibi manen gaflette iseniz, kimin iyi kimi kötü olduğu hakkında, sorgulanamaz bir kolektif hafızaya, çatışma etosuna ve sosyal bir repertuara sahip olduğumuzu fark ederiz.</p>
<p>Özetle diyorum ki, hepimiz, böyle bir döngüye dahil olmaya ziyadesiyle meyyaliz&#8230; Ve Kuran’ın eğitimine girmeden, bu habis döngüye çomak sokmak, bence imkansız.</p>
<p>Teşekkürler.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&#8211;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>(*) Bu yazı, TV111 – ELFİ programında gerçekleştirilen sunumun taslak metnidir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://layetezelzel.com/inatci-catismalar-vs-kurani-prensipler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Safsata</title>
		<link>http://layetezelzel.com/safsata/</link>
		<comments>http://layetezelzel.com/safsata/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 16 Mar 2015 09:56:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yunus Emre Memmi</dc:creator>
				<category><![CDATA[İçtimaî]]></category>
		<category><![CDATA[Ubudiyet]]></category>
		<category><![CDATA[ubudiyet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.layetezelzel.com/?p=214</guid>
		<description><![CDATA[Çok farkında olmamamıza rağmen hayatımız boyunca öğrendiğimiz bilgilerin azımsanamayacak kadar fazlasını arkadaşlarımız, tanıdıklarımız veya rastgele insanlar ile girdiğimiz diyaloglardan öğreniyoruz. Özellikle iletişim araçlarının gelişmişliğiyle beraber daha önceki insanların bu konuda hiç sahip olmadığı kadar olanaklara sahibiz. Yani bu diyaloglar, münazaralar .....]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>Çok farkında olmamamıza rağmen hayatımız boyunca öğrendiğimiz bilgilerin azımsanamayacak kadar fazlasını arkadaşlarımız, tanıdıklarımız veya rastgele insanlar ile girdiğimiz diyaloglardan öğreniyoruz. Özellikle iletişim araçlarının gelişmişliğiyle beraber daha önceki insanların bu konuda hiç sahip olmadığı kadar olanaklara sahibiz. Yani bu diyaloglar, münazaralar veya tartışmaları ciddi bir öğrenme aracı olarak kabul edebiliriz.</p>
<p>Geçen gün karşı tarafın bana saldırmasıyla sonuçlanan pek de hoş olmayan bir tartışma tecrübem oldu. Biraz düşündüğümde ne yazık ki bu güzel öğrenme fırsatının hakkının pek de verilmediğini gördüm.  Tartışma adabı konusunda eksiklerimiz mevcut.  Şu an tartışma adabını kapsamlıca ele almayacağım. Bu tartışmaların ögesi olan önermelerden, önermeler ile ilgili de uyanık olmamız gereken İngilizce’de “fallacy” diye tabir edilen, Osmanlıca’da ise kıyas-ı batıl denilen safsata, yanılgı, yanıltmaca veya yanlış mantıklardan bahsedeceğim.</p>
<p>Safsatalar yanlış çıkarımlarla yapılan önermeler veya bir önerme değerlendirilirken yapılan yanlış çıkarsamalardır. İyi saklanılmışlarsa gayet ikna edici bile gözükebilirler. Bir niyete sahip olarak ya da istemsizce yapılabilir. Bana göre en çok önceden kesin bir pozisyon belirlenmesi  ve bu belirlenen pozisyon üzerinden meselelerin değerlendirilmesinde ortaya çıkıyor. Kişi pozisyonun gerektirdiği şekilde argümanlar üretmeye çalışıyor.  Genelde bulduğu gerçek argümanlar yeterince kuvvetli olmadığından, bunu kasten safsatalar icad ederek savunmaya kalkabiliyor veyahut bulunduğu pozisyonun ve tartışma içerisindeki baskı ortamının da etkisiyle bilinçsizce ortaya safsata atabiliyor.</p>
<p>Elbette safsatalar sadece tartışmalar esnasında vücut bulmuyor. Karşılaştığımız herhangi bir önerme de safsata olabilir. Herhangi bir iletişim aracında, kitaplarda, gazetelerde&#8230; Tabii ki tarafların fazla düşünme şanslarının olmadığı anlık yapılan tartışmalarda safsatalarla karşılaşmak çok daha olası. Şimdi bir kaç hem popüler, hem de kamufle olma ihtimali yüksek olan bazı safsata örneklerinden bahsedelim: (İlgilenenler araştırırlarsa daha pek çok şey bulabilirler)</p>
<p><strong>Argumentum ad Hominem </strong>(Kişiyle ilgili argüman): Bir argümanın doğruluğunun argüman sahibi olan şahısla ilgili olduğu iddiasına deniliyor. Genelde &#8220;Sen kimsin ki veya o kim ki bunu söylüyor/söylüyorsun” tarzında gelişiyor.  Bazen ise ters yönde “Bu o söyledi, o zaman bu doğrudur” şeklinde gerçekleşebilir.</p>
<p>Genel olarak bu kalıpta yani “&#8230; ile ilgili” argüman kalıbında pek çok safsata örneği var. Mesela bir argümanı çoğunluk, otorite veya duygular ile ilişkilendirmek gibi. Yani argümanın kendisiyle ilgilenmekten ziyade başka şeylerde argüman ile ilgili referans aramak.</p>
<p><strong>Cum Hoc Ergo Propter Hoc </strong>(Bununla birlikte oldu, dolayısıyla bundan dolayı oldu): Bir bağlantı veya ilişkinin mutlaka neden-sonuç ilişkisi içerisinde olduğu savı.  Mesela “İki olay arasındaki  istatiksel bir bağlantı var. O zaman biri ötekinden dolayı oluyor” gibi.  Bu bağlantı raslantısal olabilir veya bunu açıklayan hesaba katılmayan bir başka değişken olabilir vs.</p>
<p><strong>Post Hoc Ergo Propter Hoc </strong>(Bundan sonra oldu, dolayısıyla bunun yüzünden oldu): Bu, yukarıdaki safsata biçimindeki bağlantının zaman şeklinde olmasına deniyor. Mesela  “Horozlar öttükten sonra güneş doğuyor, dolayısıyla güneş horozlar öttüğü için doğuyor” gibi.</p>
<p><strong>Straw Man </strong>(Korkuluk safsatası): Yine çok sık karşımıza çıkan bir argümanı, o argümanın yanlış bir temsilini çürüterek çürütme safsatasına deniliyor. Eğer gözlemciler veya izleyiciler orijinal argümanla ilgili yeterince bilgili değilse başarılı olması işten bile değildir. Bu sebeple genelde izleyicilere oynanarak yapılır. Özellikle gazetecilik, politika gibi bol izleyicisi olan alanlar için ideal bir safsata biçimidir. Bir örnek verelim:</p>
<p>A: Güneşli günler güzeldir.</p>
<p>B: Her gün güneşli olsa hiç yağmur yağmazdı ve susuzluktan ölürdük.</p>
<p>Yani orijinal argümanla ilgilenmek yerine orjinal argümana yakın gözüken veya yüzeysel bir benzerlik içeren bir başka argüman bulup bu argümana sataşıyorsunuz. Korkuluk ismi de buradan geliyor, kendi yaptığınız korkuluğa saldırıp onu adeta parçalıyorsunuz.</p>
<p><strong>Zayıf Benzetmeler: </strong>Bu tip safsatalar iki şey arasında bir benzerlik varsa bunların birbirinin aynısı olmasını veya çok benzemesini savunur. Genelde birbirine benzetilmek istenen şeyler ilk önce seçilir, daha sonra ise ortak özellik aranır. Daha sonra bu zayıf benzerlikten çıkarım yapılır. Mesela “A ile B kardeş, A iyi futbol oynuyor öyleyse B de iyi futbol oynamalı&#8221; gibi.</p>
<p>Ve son olarak <strong>Safsata Safsatası: </strong>Bir argümanın savunulurken safsata kullanılmasını o argümanı tamamen yanlışlamak için kullanmak. Yani bir başka dille zayıf savunmayı bahane ederek argümanı büsbütün reddetmek.</p>
<p>Safsatayı tespit etmemiz hem gereksiz yere vakit kaybetmemizi önler, hem de ortada bir safsata varsa bunu takip eden tartışma en fazla sinirlerinizi test eder.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://layetezelzel.com/safsata/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız!(*)</title>
		<link>http://layetezelzel.com/kolaylastiriniz-zorlastirmayiniz/</link>
		<comments>http://layetezelzel.com/kolaylastiriniz-zorlastirmayiniz/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 01 Mar 2015 18:11:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yunus Emre Orhan</dc:creator>
				<category><![CDATA[İçtimaî]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Medeniyeti]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Nübüvvet]]></category>
		<category><![CDATA[Ubudiyet]]></category>
		<category><![CDATA[elfi]]></category>
		<category><![CDATA[featured]]></category>
		<category><![CDATA[hikmet]]></category>
		<category><![CDATA[illet]]></category>
		<category><![CDATA[peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[Resul]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.layetezelzel.com/?p=202</guid>
		<description><![CDATA[Her sabah uyanışımla din arasındaki ilişkiyi nasıl kurabilirim? Yaratıcımın benden istediklerini hayata nasıl aktarabilirim? Din eğitiminde nasıl bir metot takip etmeli? Ya da hayatı anlamlandıran dini nasıl öğrenmeli? Akabinde, dini nasıl aktarmalı? Bu sorular bu gün benim burada olma nedenim&#8230; .....]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>Her sabah uyanışımla din arasındaki ilişkiyi nasıl kurabilirim? Yaratıcımın benden istediklerini hayata nasıl aktarabilirim? Din eğitiminde nasıl bir metot takip etmeli? Ya da hayatı anlamlandıran dini nasıl öğrenmeli? Akabinde, dini nasıl aktarmalı? Bu sorular bu gün benim burada olma nedenim&#8230; Hatta her gün uyanma nedenim diyebilirim.</p>
<p>Bilirsiniz ki, toplum içinde yanlış öğrenilmiş bir kabulü, veya yerleşmiş bir adeti, velev küçük olsun büyük olsun, tüm toplumdan daimi olarak kaldırmak çok zor bir hadise. Sigara gibi küçük bir adet bile, günümüzde bunun en güzel örneği. Risalet-i Ahmediye olarak anılan 19.Söz’ün 8.Reşhasında Bediüzzaman bize bu durumdan ders çıkarmamız için “garip” bir şey söyler. Kendi terkibimle Said Nursi bu metinde şunu sorar: Peygamber a.s.v. Arap yarım adasındaki yanlış adetleri bir senede ortadan kaldırmışken, sizin yüzer feylosoflarınız yüz sene çalışsalar, o zatın yaptığı değişimin yüzde birini yapabilir mi?”Bu metin, “Vay be Peygamber efendimiz işte böyle büyük bir adamdı.” Diye sonuçlandırılarak geçilebilir. Fakat ben bu gün, analizimize devam edelim, metne yeni sorular soralım diyorum.Öncelikle, Filozof, burada “varoluşu açıklamada” yaratıcıya referans vermeyenleri temsil ediyor ve buradaki mukayesede resulun karşısına feylosof kavramını oturtulması tesadüf değil. Yani anlıyoruz ki, onlar da hakikaten bir iyilik yapma söylemiyle gidiyorlar, ve bazı adetleri kaldırmak istiyorlar. Ve bu amaçla gidip insanlara bir şeyler anlatıyorlar. Ve yine metinden anlıyorum ki, bu zatın kendisine “öyle bir eğitimle topluma yaklaşması öğretilmiş ki”, o da muvaffak olmuş. Acaba neden? Neden feylosoflar muvaffak olamıyor da resuller muvaffak oluyorlar? Özellikle Muhammed (SAV) biliyoruz ki bu zat, kanlarına damarlarına işlemiş adetleri kaldırmış ve vurguluyorum devamlı kaldırmış&#8230; Hem de muazzam derecede mutaassıp bir toplumda. Ve Zorlayarak değil&#8230; Şunu yap, becerirsen sana şu ödülü vereceğim diyerek de değil.</p>
<p>Aslında burada söylemek istediğim şey şu: vahyin takipçileri de bir “medine-i fazıla” hedefliyor, filozflar da. Yani, “Nitelikli insanlardan oluşan toplum” inşa etmek hedefliyorlar. Bu bağlamda metne bir daha baktığımızda, yeni bir soru beliriyor: “Dinin getirdiği medine-i fazıla nedir ki, felsefenin getirdiği medine-i fazıla modelinden farklı oluyor. Birisi muvakkaten bazı şeyleri görece değiştirmeye muvaffak oluyor, ama resullerin getirdikleri ile kurulan toplumlarda, ahlak-ı seyyieler ne kadar damarlara işlerse işlesin kökünden temizleniyor. Ve çok büyük bir alana yayılıyor bu medeniyet&#8230; Hem de öyle çok enerji harcamadan, maddi teşvikler de sunmadan.</p>
<p>Bir hadis aktarmak istiyorum burada. Resul-i Ekrem Efendimiz, Yemen’in Cened valiliğine tayin ettiği Hz.Muaz ve beraberinde gönderdiği Ebu Musa el-Eşari’yi uğurlarken son nasihati şu meşhur sözü olur: “Kolaylaştırınız! Zorlaştırmayınız! Müjdeleyiniz! Nefret Ettirmeyiniz!Asıl yoğunlaşmak istediğim soru ise tam da burada: Ne demek istemişti Peygamber? Ya da nasıl kolaylaştıracağız? Mesela şunu mu kastetti acaba5 vakit namaz değil de, 3 vakit kılsınlar.” Veya, 40’ta bir zekat vermesinler de, 80’de 1 versinler.Günlük hayattaki tecrübemizden de bildiğiniz üzere, eğer yaptığımız işin gerekliliğine inanmışsak, onu seviyorsak, o işi yapmak bize kolay gelir. Zevkle de yaparız. Eğer başka birinden de bir iş yapmasını istiyorsanız, onu angarya gibi yapmaması için o kişiyi, yaptığı işin gerekliliğine ikna etmeniz gerekir. Eğer bu süreç başarıyla gerçekleşirse, o iş, o kişiye artık “kolay gelir”. Resulullahın “Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız” nasihatını bu bağlamda ele almak gerekir diye düşünüyorum. Yani Resulun nasihatını “namazı azaltın, zekatı az versinler” olarak değil de, yapılması gerekenin illetini o kişiye öyle bir izah edin ki, onu yapacak kişiye o iş “kolay” gelsin olarak anlıyorum.</p>
<p>Sunumun başındaki sorunsala artık daha rahat cevap verebilirim diye düşünüyorum. Soru şu: Nedir feylosoftan resulu metod açısından farklı kılan? Cevap: Kolaylaştırması.Peki bu kolaylaştırmayı nasıl gerçekleştirdi Resulullah? Bu sorunun cevabı sanırım “illet” ve “hikmet” kavramlarında yatıyor. Sunumun sonucunu şimdiden vermek istiyorum: Resuller ve dolayısıyla Muhammed a.s.v., insanlara “illeti” ile muhatap olur. Feylosoflar ise “hikmeti” ile muhatap olur. Sigara gibi bir kötü alışkanlığın iptali için Resul muhatabına “illet”ini anlattı. Filozolar ise hikmetini. İllet çok basıt tarif ile, irade-i ilahiyedir. Yani yaratıcının murad ettiğidir.Burada hikmetten kastım ise arkasındaki fayda. Filozof metodu, sigarayı bıraktırmak için “Bırak, çünkü sana şöyle zararları var” der. Sigaranın kanser yapma ihtimalini açıklar, her yıl ölenlerin istatistiklerini açıklar. Yani,senin kendi menfaatinle olan ilişkisi açısından çözüm getirir. Risalet metodu ise: “ Seni yoktan var eden Kerim rabbinin emanetine nasıl ihanet edersin? Beden senin değil ki&#8230; Davranışlarını da ona göre ayarlayacaksın.” Diyerek muhatap olur. Yani, Peygamber, meseleyi insanlara “abd” olduklarına ikna ederek çözüyor.Filozoflar hikmetle yaklaşırken aynı anda illetle yanaşamazlar. Tanım gereği illetle ilişkileri yoktur. Peki illette hikmet yok mudur? Kesinlikle vardır. Mesela, orucun sıhhate faydası yok mudur? Kesinlikle vardır. Fakat oruç sıhhat için tutulmaz, ki ihlası bozar. Veya negatif manasıyla, içki içmemek vücuda faydalı değil midir? Tabii ki de hikmetlidir. Fakat, içki içmemenin neden irade-i ilahiyedir, zararı değil. Demek istediğim, Peygamberin getirdiği vahiyde yapılması gereken de yapılmaması gereken de emreden zatın otoritesinden kaynaklanır.</p>
<p>Yani filozofların metodunda ulaşamadıkları, varamadıkları, varamadıkları için kendilerine filozof dediğimiz bir nokta var: illet yok!Neden namaz kılıyorsun? Çünkü ben yaratığım.Dolayısıyla feylosofların sloganı şudur: “Ben eşyanın bizzat kendisinde iyilik var diye onu tercih ederim. Ve yine bizzat kendisinde kötülük var diye ondan kaçarım.” Resulun dediği ise şudur: “Kerim ve Rahim olan Yaratıcımın benim için tercih ettiği şey benim için en güzeldir. Ve Ben ona uyarım.”O zaman tüm bu anlatılanlardan sonra temel soru şu: “Bizim dünyamızda medine-i fazılanın kurallarını kim koyuyor?” İnsanın kendisine “Ben kimim?” sorusuna ikna edici bir cevap bulmadan, vazifelerini “kolayca” yapması mümkün değil. İlletin illetliğini tahkik etmeyen bir metot ile değişimi hedeflemek, daimi bir sonuç vermez, muvakkattır, geçicidir.Amelde hikmet aranmaz. Ameller yerine getirilmeli, çünkü illeti Allah’ın emretmesidir. Ama iman, tamamen hikmet odaklıdır. Diyeceğim o ki, din eğitiminde metodumuzu ters yüz etmek gerekir kanaatindeyim.İmanda tahkik yolunu tercih edersek, İslamda teslim çok kolaylaşacaktır. Vesselam.</p>
<p>&#8212;<br />
(*) Bu yazı, TV111 – ELFİ programında gerçekleştirilen sunumun taslak metnidir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://layetezelzel.com/kolaylastiriniz-zorlastirmayiniz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Arap mehdinin Acem mehdiye üstünlüğü</title>
		<link>http://layetezelzel.com/arap-mehdinin-acem-mehdiye-ustunlugu/</link>
		<comments>http://layetezelzel.com/arap-mehdinin-acem-mehdiye-ustunlugu/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 27 Oct 2014 10:16:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Faruk Saim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haşir]]></category>
		<category><![CDATA[İçtimaî]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Kader]]></category>
		<category><![CDATA[Lahikalar]]></category>
		<category><![CDATA[Mucizat-ı Kur'an]]></category>
		<category><![CDATA[Nübüvvet]]></category>
		<category><![CDATA[Prensipler]]></category>
		<category><![CDATA[Ubudiyet]]></category>
		<category><![CDATA[mehdiyet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.layetezelzel.com/?p=143</guid>
		<description><![CDATA[“Arabın Aceme, Acemin Araba üstünlüğü olmadığı gibi, kırmızının karaya, karanın kırmızıya üstünlüğü yoktur.” (Veda Hutbesi)  ”Âhirzamanda gelen Mehdî gibi herbir asır, Âl-i Beytten bir nevi mehdî, belki mehdîler bulmuş. Hattâ, Âl-i Beytten mâdud olan Abbasiye hulefasından, Büyük Mehdînin çok evsâfına .....]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: right;"><em>“Arabın Aceme, Acemin Araba üstünlüğü olmadığı gibi, kırmızının karaya, karanın kırmızıya üstünlüğü yoktur.”</em> (Veda Hutbesi)</p>
<p style="text-align: right;"><em> ”Âhirzamanda gelen Mehdî gibi herbir asır, Âl-i Beytten bir nevi mehdî, belki mehdîler bulmuş. Hattâ, Âl-i Beytten mâdud olan Abbasiye hulefasından, Büyük Mehdînin çok evsâfına câmi bir mehdî bulmuş.”</em> <strong>(Mektubat, s. 96)</strong></p>
<p style="text-align: right;"><em>“Hazret-i Hasan’ın neslinden gelen aktablar, hususan Aktâb-ı Erbaa ve bilhassa Gavs-ı Âzam olan Şeyh Abdülkadir-i Geylânî ve Hazret-i Hüseyin’in neslinden gelen imamlar, hususan Zeynelâbidin ve Cafer-i Sadık ki, herbiri birer mânevî mehdî hükmüne geçmiş, mânevî zulmü ve zulümatı dağıtıp envâr-ı Kur’âniyeyi ve hakaik-i imaniyeyi neşretmişler, cedd-i emcedlerinin birer vârisi olduklarını göstermişler.”</em>(Mektubat, s. 100)</p>
<p style="text-align: right;"><em>“Hem ben müteaddit insanları gördüm ki, bir nevi mehdî kendilerini biliyorlardı ve “Mehdî olacağım” diyorlardı. Bu zatlar yalancı ve aldatıcı değiller; belki aldanıyorlar. Gördüklerini hakikat zannediyorlar.”</em> <strong>(Mektubat, s. 431)</strong></p>
<p><a href="https://web.archive.org/web/20130911192236/http://layetezelzel.dusunceokulu.org/mehdiyet-i-sugra/" target="_blank">Mehdiyet-i suğra</a> meselesine zeyl olarak mehdiyet manasının -kimi iddialara göre- zayıf hadislere dayanan burhanlarına rağmen neden bu denli ümmetin nazarında ehemmiyetli olageldiğini anlamaya çalışmalı. Toplum harekete geçmek için kitleleri harekete geçirecek bir “kahraman”a ihtiyaç duyar. Özellikle Orta Doğuda toplumun sivil inisiyatif geliştirmesi geleneklerde yer bulamamıştır. Devletin hayatın her alanında olması, toplumun bahsi geçen kahramanları politikacılar arasından bulmasına, hatta zihinlerin devlete angaje olmasıyla ortaya çıkan her “kahraman”a politik amaçlar, hatta politik kişilikler giydirilmiştir.</p>
<p>Şüphesiz mehdiyet manası içinde siyasi bazı vazifeleri de barındırır. Ama ”Şeriatta yüzde <em>99 ahlâk</em>, ibadet, ahiret ve fazilete aittir. Yüzde <em>1</em> nispetinde <em>siyasete </em>mütealliktir.” kaidesi perspektifinden yaklaşıldığında neden mehdiyete siyasi vazife ön koşul olarak biçilir, anlamak zor.  Kaldı ki II. Said’den III. Said’e geçme merhalesinde <em>“Evet, büyük kusurlarımdan birtek suçum, vatan ve millet ve din nâmına mükellef olduğum büyük bir vazifeyi dünyaya bakmadığım için yapmadığımdan, hakîkat noktasında affolunmaz bir suç olduğuna ve bilmemek bana bir özür teşkil edemediğine şimdi bu Afyon hapsinde kanaatim geldi.”</em> <strong>(Tarihçe-i Hayat) </strong>sebeb-i musibetini böyle açıklayan bir Üstad’ın mehdiyetine kalben ve aklen mütmainim.</p>
<p>Nasıl ki mehdiyet-i suğra her müminin nefsine bakan vazifesi ise mehdiyet-i kübra da her zamanın müminlerinden birine farz-ı kifaye nevinden emirdir.</p>
<p>Mehdiyet gömleği dikilmiştir, kim giyebilecek hale gelirse giyer, vakti dolduğunda çıkarır, yeni zamanın yeni mehdisine devreder. Her devir insanı sosyal bir varlık olduğundan mehdiyet vazifesi bitmez. Tunus’ta Bin Ali deccalini kovan da Mısır’da Mübarek deccalını yıkan da mehdiyet vazifesini görmüştür.</p>
<p>Müslüman topraklarını kafir zulmünden kurtaran her mücahit zamanının mehdisidir. Zalimin zulmüne ses çıkaran, belki şehadeti tadan her mümin zamanının mehdisidir.</p>
<p>Derdim mehdiliği sıradanlaştırmak değil. Manasını kavramadan mehdi peşinde ömür tüketmek israftır. Mehdiyi bilmeden iman kurtulabilir ama imansız mehdi bilinmez. İmani meseleleri es geçip mehdi Kürt müydü Arap mıydı yok Acem miydi tartışmak Müslümanlara kötülük yapmaktır. Kaldı ki mehdiyet manasını taşıyan Eskimo da olsa tabi olunmalı.</p>
<p>Tüm bunların yanında Üstadın talebesi olma iddiasındaki zatlar Üstadın milliyet tanımından bihaber milliyet testi derdindeler. “Din, dil birse milliyet birdir” diyen Üstadın milliyetini Araplığa dayandırma gayesinin, bunun üzerinden tartışmanın hizmete ne faydası var? Haydi kabul edelim Said Nursi Arap. Ne değişecek? Üstada muhabbetiniz mi artacak? Şayet artıyorsa muhabbetiniz neye?</p>
<p>Halbuki mukayese akil olana kolaydır. Mehdiyeti deccaliyet karşısında ararız. Deccal her zaman ümmetin imanına saldırır. İman kalesini muhafaza etmek mehdiyet manasının birinci işaretidir. Mehdiyet manasını hizmet eden  ya mehdi-yi azamdır ya da zamanın bir mehdisidir.</p>
<p>“Benim mehdim mehdi-yi azamdır” iddiası imani değil nefsani bir inattır.</p>
<p>Mehdi peşinde ömür tüketenlere cevabı Said Nursi verir: <em>“Mehdi geldiğinde seni vazife başında bulsun!”</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://layetezelzel.com/arap-mehdinin-acem-mehdiye-ustunlugu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tesettüre dair</title>
		<link>http://layetezelzel.com/tesetture-dair/</link>
		<comments>http://layetezelzel.com/tesetture-dair/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 27 Oct 2014 09:39:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Faruk Saim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Esma]]></category>
		<category><![CDATA[İçtimaî]]></category>
		<category><![CDATA[Kavram]]></category>
		<category><![CDATA[Ubudiyet]]></category>
		<category><![CDATA[tesettür]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.layetezelzel.com/?p=140</guid>
		<description><![CDATA[Tesettüre dair tartışmalar bitmek bilmiyor. Ancak her başlayan tartışmanın mihenk taşı şekilden ibaret kalıyor. Oysa tesettürün manası gündeme gelmiyor, tartışmalarda konu edilmiyor. “Setr” örtmek demektir. Ancak tartışılacak şey neyin örtüleceğinden önce örtmenin manası, hikmeti olmalıdır. Tesettür üzerine düşünürken  aldığım notları .....]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>Tesettüre dair tartışmalar bitmek bilmiyor. Ancak her başlayan tartışmanın mihenk taşı şekilden ibaret kalıyor. Oysa tesettürün manası gündeme gelmiyor, tartışmalarda konu edilmiyor. “Setr” örtmek demektir. Ancak tartışılacak şey neyin örtüleceğinden önce örtmenin manası, hikmeti olmalıdır. Tesettür üzerine düşünürken  aldığım notları paylaşıyorum:</p>
<ul>
<li>Sakınılanın talibi çok olur. Ortaya saçılan cemal adileşir.</li>
<li>Fıtrat gereği cemal görünmek, matlup olmak ister.</li>
<li>Sakınılanın revaç bulması tesettürün fıtrata uygun olduğunu gösterir.</li>
<li>Tesettür cemali sakındırır, talibini mecnun eder.</li>
<li>Taaddüd-ü nazar cemali soldurur.</li>
<li>Tesettür, talibin nazarına kadının rızasını şart koşar. Kadının razı olduğunu talip eder.</li>
<li>Tesettür kadına özgü değildir. Ancak cemalinin talibini seçme isteği kadına özgüdür.</li>
<li>Tesettür, kadının cemalini paylaşacağı kişiyi seçme özgürlüğüdür.</li>
</ul>
<p>Tesettür, kadının özgürlüğüdür demek, altı doldurulmadığı takdirde oksimoron olarak görülebilir. Onlarca yıldır insanların zihnine yerleştirilen “kapalı” (evet mütesettir değil kapalı) kadın imajı ve zenginleşen Müslümanların haddini aşan toleransı, tesettürün manasının konuşulması gerektiriyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://layetezelzel.com/tesetture-dair/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Devletin asosyali makbuldür</title>
		<link>http://layetezelzel.com/devletin-asosyali-makbuldur/</link>
		<comments>http://layetezelzel.com/devletin-asosyali-makbuldur/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 27 Oct 2014 09:34:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Faruk Saim</dc:creator>
				<category><![CDATA[İçtimaî]]></category>
		<category><![CDATA[Kavram]]></category>
		<category><![CDATA[Prensipler]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal devlet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.layetezelzel.com/?p=137</guid>
		<description><![CDATA[Bastiat’ın Hukuk’undaki tanımdan yola çıkarsak devlet eliyle düzenlenecek bir sosyal adalet tasavvuru ancak “yasal soygun” gerçekleştirmek pahasına gerçekleştirebilir.Çünkü otoritenin belirlediği/sınırlandırdığı/ düzenlendiği/sağladığı bireysel refah, ancak olandan alıp olmayana vermek yöntemiyle gerçekleşir. Otorite piyasa koşullarında para üretemeyeceğine göre, belirlediği ölçüler dışından  zenginlik .....]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>Bastiat’ın Hukuk’undaki tanımdan yola çıkarsak devlet eliyle düzenlenecek bir sosyal adalet tasavvuru ancak “yasal soygun” gerçekleştirmek pahasına gerçekleştirebilir.Çünkü otoritenin belirlediği/sınırlandırdığı/ düzenlendiği/sağladığı bireysel refah, ancak olandan alıp olmayana vermek yöntemiyle gerçekleşir. Otorite piyasa koşullarında para üretemeyeceğine göre, belirlediği ölçüler dışından  zenginlik sahibi olanlar arasında yasa zoruyla değer transferi yapacaktır. Böylelikle sermayenin birikmesi, yatırım üretmesi engellenecek, uzun vadede toplam zenginlik azalacağından herkes fakirleşecektir.</p>
<p>Sosyal adalet kavram olarak her ne kadar fırsat eşitliği, sosyal tabakalar, bu tabakaların geçirgenliği ve hizmet alım hakkını kapsasa da genel algı ekonomik düzeyle sınırlıdır. Devletin regüle edici pozisyonda görevi olsa olsa tabaka geçirgenliğini engellemek için rekabeti korumak ve hizmet alma konusunda eşitliği sağlamaktır.</p>
<p>Ne zaman ki devlet bireylerin elinde bulundurdukları zenginliğe -vergi yoluyla da olsa- müdahale eder, girişimcinin yatırım şevkini kırdığı gibi, çalışanın da çalışma motivasyonuna zarar verir.</p>
<p>Sosyal adaletçilerin en büyük yanılgısı ise dünyada cennet inşa etme iddiasıdır. Tüm insanların asgari eşit koşullara sahip olduğu bir dünyada üretim duracağı gibi yeknesaklık fıtrata ters olduğundan statik bir yapı kendini muhafaza edemeyecektir.</p>
<p>Çalışma şevkinin kaynağı ihtiyaçtır. İhtiyaçların teminini garanti altına almak demek çalışma şevkini yok etmektir. Sosyal adalet muhalin talebi olduğu için kendisi dahi muhaldir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://layetezelzel.com/devletin-asosyali-makbuldur/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
