<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Layetezelzel &#124; Düşünce Okulu &#187; HaşirLayetezelzel | Düşünce Okulu | </title>
	<atom:link href="http://layetezelzel.com/category/tumu/hasir/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://layetezelzel.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Tue, 19 Mar 2019 03:47:02 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr-TR</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.5.1</generator>
		<item>
		<title>Natamam Hayrın Vebali         </title>
		<link>http://layetezelzel.com/natamam-hayrin-vebali/</link>
		<comments>http://layetezelzel.com/natamam-hayrin-vebali/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 21 Jan 2015 15:56:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Faruk Saim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haşir]]></category>
		<category><![CDATA[Kader]]></category>
		<category><![CDATA[Kavram]]></category>
		<category><![CDATA[Layetezelzel]]></category>
		<category><![CDATA[Nübüvvet]]></category>
		<category><![CDATA[Prensipler]]></category>
		<category><![CDATA[Ubudiyet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.layetezelzel.com/?p=192</guid>
		<description><![CDATA[“Kim güzel bir şefâatle şefâatte bulunursa (faydalı bir işe aracı olursa), ona bundan bir nasib vardır. Kim de kötü bir himâye ile şefâatte bulunursa, ona da bundan bir hisse vardır. Zîrâ Allah, her şeye gücü yeten (ve her şeyi gören)dir.” .....]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: right;">“Kim güzel bir şefâatle şefâatte bulunursa (faydalı bir işe aracı olursa), ona bundan bir nasib vardır. Kim de kötü bir himâye ile şefâatte bulunursa, ona da bundan bir hisse vardır. Zîrâ Allah, her şeye gücü yeten (ve her şeyi gören)dir.” (Nisa, 85)</p>
<p style="text-align: right;">“Ameller (başka değil) ancak niyetlere göredir; herkesin niyeti ne ise eline geçecek odur. Kimin hicreti, Allah ve Resûlü (rızası ve hoşnutlukları) için ise, onun hicreti Allah ve Resûlü’ne müteveccih sayılır. Kim de nâil olacağı bir dünya veya nikahlanacağı bir kadından ötürü hicret etmişse, onun hicreti de hedeflediği şeye göredir.” (Buhârî, Bedü’l-Vahy, 1; Müslim, İmare, 155)</p>
<p style="text-align: right;">“Hilkatte hayır asıl, şer ise tebeîdir.” (Muhâkemat, 9. Mukaddeme)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kainat hayır üzere çalışan bir devasa makine ise, her amelin yaratılışında bir hayır var ise, sebep olan yapan gibiyse ve dahi hizmet-i Kur’aniye hayr-ı külli ise bu hizmette yarım bırakılan hayrın vebali vardır.</p>
<p>İnsan, abdullah; yaptıkları gibi yapmadıklarından da mes’ul. Hayra niyetin sevabını yüklendiyse natamam bırakılan hayrın vebalini de yüklenmiştir. “Cennetteki köşkümden bir tuğla eksik olsun” düşünen kul, nefsinden emin midir ki cennette olacağından emindir? Cennete şefaat-ı nebevi olmasa layık olacağından emin olmak nefsine kanmak değil midir? Allah müminlerden, mallarını ve canlarını, kendilerine (verilecek) cennet karşılığında satın almamış mıdır?</p>
<p>Hayra vesile olma gayesiyle girişilen hizmette geri adım atmak, dünyevi kaygılarla hayrı natamam bırakmak hayrın akametine vesile olmak değil midir?</p>
<p>Hizmet-i Kur’aniyenin bir ucundan tutmuş da mazeretle bırakmış kulun vebalinden Allah’a sığınırım. O mazeret dünyada rahat vermeyeceği gibi ahirete de tevarüs edecektir.</p>
<p>***</p>
<p>İlim maluma tâbidir.</p>
<p>Hayır amel’e tâbidir.</p>
<p>Amel niyete tâbidir.</p>
<p>Niyet sebâta, sebat tasdike, tasdik ikrara, ikrar imana tâbidir.</p>
<p>Kezalik, bir kulda iman varsa ikrar, tasdik, sebat, niyet, amel ve hayır o kulun imtihanına tâbidir.</p>
<p>Hayra niyet imanın lafzen ikrarı ise hayırda sebat  kalb ile tasdikidir.</p>
<p>Hizmet-i Kur’aniye ile iştigal eden kalb dünyayı yese doymaz. Ancak o kutsi hizmetin feyziyle itminan bulur.</p>
<p>Nefsine güvenip sebep olduğu hayrı akamete bırakan kul kalbini dünyaya gebe bırakır.  Kim de kötü bir himâye ile şefâatte bulunursa, ona da bundan bir hisse vardır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://layetezelzel.com/natamam-hayrin-vebali/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Arap mehdinin Acem mehdiye üstünlüğü</title>
		<link>http://layetezelzel.com/arap-mehdinin-acem-mehdiye-ustunlugu/</link>
		<comments>http://layetezelzel.com/arap-mehdinin-acem-mehdiye-ustunlugu/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 27 Oct 2014 10:16:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Faruk Saim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haşir]]></category>
		<category><![CDATA[İçtimaî]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Kader]]></category>
		<category><![CDATA[Lahikalar]]></category>
		<category><![CDATA[Mucizat-ı Kur'an]]></category>
		<category><![CDATA[Nübüvvet]]></category>
		<category><![CDATA[Prensipler]]></category>
		<category><![CDATA[Ubudiyet]]></category>
		<category><![CDATA[mehdiyet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.layetezelzel.com/?p=143</guid>
		<description><![CDATA[“Arabın Aceme, Acemin Araba üstünlüğü olmadığı gibi, kırmızının karaya, karanın kırmızıya üstünlüğü yoktur.” (Veda Hutbesi)  ”Âhirzamanda gelen Mehdî gibi herbir asır, Âl-i Beytten bir nevi mehdî, belki mehdîler bulmuş. Hattâ, Âl-i Beytten mâdud olan Abbasiye hulefasından, Büyük Mehdînin çok evsâfına .....]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: right;"><em>“Arabın Aceme, Acemin Araba üstünlüğü olmadığı gibi, kırmızının karaya, karanın kırmızıya üstünlüğü yoktur.”</em> (Veda Hutbesi)</p>
<p style="text-align: right;"><em> ”Âhirzamanda gelen Mehdî gibi herbir asır, Âl-i Beytten bir nevi mehdî, belki mehdîler bulmuş. Hattâ, Âl-i Beytten mâdud olan Abbasiye hulefasından, Büyük Mehdînin çok evsâfına câmi bir mehdî bulmuş.”</em> <strong>(Mektubat, s. 96)</strong></p>
<p style="text-align: right;"><em>“Hazret-i Hasan’ın neslinden gelen aktablar, hususan Aktâb-ı Erbaa ve bilhassa Gavs-ı Âzam olan Şeyh Abdülkadir-i Geylânî ve Hazret-i Hüseyin’in neslinden gelen imamlar, hususan Zeynelâbidin ve Cafer-i Sadık ki, herbiri birer mânevî mehdî hükmüne geçmiş, mânevî zulmü ve zulümatı dağıtıp envâr-ı Kur’âniyeyi ve hakaik-i imaniyeyi neşretmişler, cedd-i emcedlerinin birer vârisi olduklarını göstermişler.”</em>(Mektubat, s. 100)</p>
<p style="text-align: right;"><em>“Hem ben müteaddit insanları gördüm ki, bir nevi mehdî kendilerini biliyorlardı ve “Mehdî olacağım” diyorlardı. Bu zatlar yalancı ve aldatıcı değiller; belki aldanıyorlar. Gördüklerini hakikat zannediyorlar.”</em> <strong>(Mektubat, s. 431)</strong></p>
<p><a href="https://web.archive.org/web/20130911192236/http://layetezelzel.dusunceokulu.org/mehdiyet-i-sugra/" target="_blank">Mehdiyet-i suğra</a> meselesine zeyl olarak mehdiyet manasının -kimi iddialara göre- zayıf hadislere dayanan burhanlarına rağmen neden bu denli ümmetin nazarında ehemmiyetli olageldiğini anlamaya çalışmalı. Toplum harekete geçmek için kitleleri harekete geçirecek bir “kahraman”a ihtiyaç duyar. Özellikle Orta Doğuda toplumun sivil inisiyatif geliştirmesi geleneklerde yer bulamamıştır. Devletin hayatın her alanında olması, toplumun bahsi geçen kahramanları politikacılar arasından bulmasına, hatta zihinlerin devlete angaje olmasıyla ortaya çıkan her “kahraman”a politik amaçlar, hatta politik kişilikler giydirilmiştir.</p>
<p>Şüphesiz mehdiyet manası içinde siyasi bazı vazifeleri de barındırır. Ama ”Şeriatta yüzde <em>99 ahlâk</em>, ibadet, ahiret ve fazilete aittir. Yüzde <em>1</em> nispetinde <em>siyasete </em>mütealliktir.” kaidesi perspektifinden yaklaşıldığında neden mehdiyete siyasi vazife ön koşul olarak biçilir, anlamak zor.  Kaldı ki II. Said’den III. Said’e geçme merhalesinde <em>“Evet, büyük kusurlarımdan birtek suçum, vatan ve millet ve din nâmına mükellef olduğum büyük bir vazifeyi dünyaya bakmadığım için yapmadığımdan, hakîkat noktasında affolunmaz bir suç olduğuna ve bilmemek bana bir özür teşkil edemediğine şimdi bu Afyon hapsinde kanaatim geldi.”</em> <strong>(Tarihçe-i Hayat) </strong>sebeb-i musibetini böyle açıklayan bir Üstad’ın mehdiyetine kalben ve aklen mütmainim.</p>
<p>Nasıl ki mehdiyet-i suğra her müminin nefsine bakan vazifesi ise mehdiyet-i kübra da her zamanın müminlerinden birine farz-ı kifaye nevinden emirdir.</p>
<p>Mehdiyet gömleği dikilmiştir, kim giyebilecek hale gelirse giyer, vakti dolduğunda çıkarır, yeni zamanın yeni mehdisine devreder. Her devir insanı sosyal bir varlık olduğundan mehdiyet vazifesi bitmez. Tunus’ta Bin Ali deccalini kovan da Mısır’da Mübarek deccalını yıkan da mehdiyet vazifesini görmüştür.</p>
<p>Müslüman topraklarını kafir zulmünden kurtaran her mücahit zamanının mehdisidir. Zalimin zulmüne ses çıkaran, belki şehadeti tadan her mümin zamanının mehdisidir.</p>
<p>Derdim mehdiliği sıradanlaştırmak değil. Manasını kavramadan mehdi peşinde ömür tüketmek israftır. Mehdiyi bilmeden iman kurtulabilir ama imansız mehdi bilinmez. İmani meseleleri es geçip mehdi Kürt müydü Arap mıydı yok Acem miydi tartışmak Müslümanlara kötülük yapmaktır. Kaldı ki mehdiyet manasını taşıyan Eskimo da olsa tabi olunmalı.</p>
<p>Tüm bunların yanında Üstadın talebesi olma iddiasındaki zatlar Üstadın milliyet tanımından bihaber milliyet testi derdindeler. “Din, dil birse milliyet birdir” diyen Üstadın milliyetini Araplığa dayandırma gayesinin, bunun üzerinden tartışmanın hizmete ne faydası var? Haydi kabul edelim Said Nursi Arap. Ne değişecek? Üstada muhabbetiniz mi artacak? Şayet artıyorsa muhabbetiniz neye?</p>
<p>Halbuki mukayese akil olana kolaydır. Mehdiyeti deccaliyet karşısında ararız. Deccal her zaman ümmetin imanına saldırır. İman kalesini muhafaza etmek mehdiyet manasının birinci işaretidir. Mehdiyet manasını hizmet eden  ya mehdi-yi azamdır ya da zamanın bir mehdisidir.</p>
<p>“Benim mehdim mehdi-yi azamdır” iddiası imani değil nefsani bir inattır.</p>
<p>Mehdi peşinde ömür tüketenlere cevabı Said Nursi verir: <em>“Mehdi geldiğinde seni vazife başında bulsun!”</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://layetezelzel.com/arap-mehdinin-acem-mehdiye-ustunlugu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mazlumu helalliğe borçlu çıkarmak</title>
		<link>http://layetezelzel.com/mazlumu-helallige-borclu-cikarmak/</link>
		<comments>http://layetezelzel.com/mazlumu-helallige-borclu-cikarmak/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 28 Apr 2013 08:04:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Faruk Saim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bediüzzaman]]></category>
		<category><![CDATA[Haşir]]></category>
		<category><![CDATA[İçtimaî]]></category>
		<category><![CDATA[Layetezelzel]]></category>
		<category><![CDATA[Prensipler]]></category>
		<category><![CDATA[Ubudiyet]]></category>
		<category><![CDATA[1915]]></category>
		<category><![CDATA[Ermeni soykırımı]]></category>
		<category><![CDATA[tehcir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.layetezelzel.com/?p=133</guid>
		<description><![CDATA[“Size bunu katiyen söylüyorum ki, şu milletin saadeti ve selameti Ermenilerle ittifak ve dost olmaya vabestedir.” (Münazarat)* “De ki: ‘Allah her şeyin Rabbi iken ben O’ndan başka bir rab mı ararım? Herkesin kazandığı, yalnız kendisine aittir. Hiçbir günahkâr, başkasının günahını .....]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: right;"><em>“Size bunu katiyen söylüyorum ki, şu milletin saadeti ve selameti Ermenilerle ittifak ve dost olmaya vabestedir.”</em> <strong>(Münazarat)*</strong></p>
<p style="text-align: right;"><em>“De ki: ‘Allah her şeyin Rabbi iken ben O’ndan başka bir rab mı ararım? Herkesin kazandığı, yalnız kendisine aittir. <strong>Hiçbir günahkâr, başkasının günahını yüklenmez. </strong>Sonunda hep dönüp Rabbinizin huzuruna varacaksınız. O da içinde bulunduğunuz ihtilafın içyüzünü, işin gerçeğini size bildirecektir.’” </em><strong>(En’am Suresi, 164)</strong></p>
<p style="text-align: left;"><strong>1915-1923 yılları arasında Türkiye’de ne oldu?</strong></p>
<p>Murat Bardakçı’nın Talat Paşa’nın arşivinden açıkladığı rakamlara göre 925.000 Ermeni (evet, suçlu, zanlı, mahkum, sapık, mütecaviz ya da terörist bile değil, sadece ERMENİ) ülkelerinden devlet marifetiyle kovuldu. Ermeni taşnak çetecilerin toplam sayısı 2-3 bin bile değilken, devlet 925.000 vatandaşını ülkesinden kovdu. Üstelik hiçbir gerekli güvenlik önlemini almadan çöle gönderdi bu insanları! Hiçbirini öldürmemiş olsa bile tüm bu olup biteni izlemek utanmak için yeterli değil mi?</p>
<p>Sürecin hemen başında yani 24 Nisan 1915′te başlayan cinayetler ve Ermeni entelektüellerin yargılama veya suçlama yapılmaksızın toplanmasıyla İstanbul’da eli kalem tutan ne kadar Ermeni varsa öldürüldü. Yaklaşık 1000 kadar Ermeni yazar, şair, gazeteci katledildi.</p>
<p>“Tehcir” edilen 925.000 Ermeni’nin malı mülkü bu ülkenin insanları tarafından hırsızlandı, iç edildi.</p>
<p>Suriye’ye gönderilen Ermenilerden -en abartılı sayılar ile- ulaşabilenlerin sayısı en fazla 150.000. İlkokul matematik bilgisi ile hesap yapılırsa 925.000-150.000= 775.000 Ermeni nerede? Taraflı Türk kaynaklarına göre bile ortada yaklaşık 800.000 insan kaybı var.</p>
<p><a href="http://www.layetezelzel.com/wp-content/uploads/2014/10/Armenian-refugees-in-Syria.png"><img class="alignnone  wp-image-134" alt="Armenian refugees in Syria" src="http://www.layetezelzel.com/wp-content/uploads/2014/10/Armenian-refugees-in-Syria-300x168.png" width="600" height="336" /></a><a href="https://web.archive.org/web/20130816034114/http://layetezelzel.dusunceokulu.org/wp-content/uploads/2013/04/1920-halep-ermeni-2.jpg"><br />
</a><em>1920 Yılında Halep Kampından, Çocuklarını Taşıyan Ermeni Anneler</em></p>
<p>Şahitliklerle sabit, yüzlerce “gelin-kuma” alınmış Ermeni kadını, yetimhanelere alınan binlerce çocuk…</p>
<p>Olay ortada ve görmek isteyenler için açık. 2-3 bin çeteci ne yapmış olurlarsa olsunlar bu tabloyu “ama onlar da bize saldırdı” diye açıklamak mümkün değil. Kaldı ki saldıranlar adı üzerinde “çete”. Kanun tanımaz çeteciler. Oysa devletin böyle kanunsuz zulüm uygulama hakkı yoktur. Çetecilere bile olsa yargılama ve cezalandırma ile karşılık vermek zorundadır.</p>
<p>Zulmün faili İttihatçılar belki. Ancak bugün çok önemli değil. Devletin sahip çıktığı bir mirasın o zamanki sahipleri sadece.</p>
<p>Savaş zamanı da mazeret değildir. Savaşın da bir hukuku vardır.</p>
<p><strong>Musalaha-helalleşme</strong></p>
<p>Musalaha, barışmak, barış antlaşması yapmak demektir. Bunu yapmak için ya karşı tarafı yenmeli ya da karşılıklı rıza ile masaya oturmanız gerekir. Zararların tazmininden kaçmanın imkanı yoktur.</p>
<p>Helalleşme içinse söyleyecek çok söz var. Hele gel helalleşelim, unutalım gitsin tavrıyla helallik istenmez. Gerçekten Allah korkusuyla helallik istiyorsan bir kere mahcup olman gerekir. Zalimin mazlumdan helallik alacağı değil olsa olsa borcu vardır. Ödemese de inşallah ahirette ödeyecektir. Mazlum hakkını her şekilde ahirette alacakken tekebbür ile helalleşelim gitsin demek Allah korkusu olmadığının ispatıdır.</p>
<p><strong>Özür</strong></p>
<p>Helalleşme için önce samimi bir özür gerekir. Samimi derken bir anlam ifade eden bir özürden bahsediyorum. Bu zulümde muhatap kimse derhal özür dilemeli ve verdiği zararı misliyle tazmin etmelidir. Peki kim bu zulmün sahibi?</p>
<p>1. Osmanlı mirasına sahip çıkan Türkiye Cumhuriyeti Devleti hükümeti.</p>
<p>2. Devletin telkinlerine kanıp Ermeni komşusu ihbar eden, kanına giren ve</p>
<p>3. Dedeleri bir anda zenginleşen, gömü bulan, miras olarak kilise bile bırakan vatandaşlar.</p>
<p>Bu 3′ü dışında kalanlar ise hak yerini bulana kadar susmamak, adalet istemekle yükümlüdürler. Mazluma hakkını veren bir özür sonrası helallik istemek samimi ve yerinde olacaktır. Ama bu yine bizim üzerimize bir hak değil, ancak mazlumun vicdanından bize bir lütuf olur.</p>
<p>Yukarıda olayları tanımlama riskine girmedim. Benim şahsi görüşüm, eğer soykırım diye bir suç varsa, 1915-1923 arası bu ülkede olan şey Ermeni Soykırımıdır. Ancak tanımın ne olduğu çok önemli değil. Bir Müslüman böylesine büyük bir zulmün günahını üzerinde taşımak istemiyorsa hizmetkarı olan devletten bu zulüm için helallik almasını sağlayacak her şeyi yapmasını istemelidir. Ben kendi adıma yapıyorum.</p>
<p>Müslim bir zihin görmeli ki bu zulmün günahını taşıdığımız sürece ne bu dünyada ne de ahirette rahat yüzü görmeyeceğiz.</p>
<p>———————————————————<br />
* Bu alıntıyı alıntı görmeden Said Nursi’nin fikirlerini yazıda göremeyen arkadaşlar için ekledim.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://layetezelzel.com/mazlumu-helallige-borclu-cikarmak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bir meta olarak Said Nursi</title>
		<link>http://layetezelzel.com/bir-meta-olarak-said-nursi/</link>
		<comments>http://layetezelzel.com/bir-meta-olarak-said-nursi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 10 Jun 2011 10:20:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Faruk Saim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bediüzzaman]]></category>
		<category><![CDATA[Haşir]]></category>
		<category><![CDATA[İçtimaî]]></category>
		<category><![CDATA[Kavram]]></category>
		<category><![CDATA[Lahikalar]]></category>
		<category><![CDATA[Layetezelzel]]></category>
		<category><![CDATA[Nübüvvet]]></category>
		<category><![CDATA[Prensipler]]></category>
		<category><![CDATA[Risale-i Nur]]></category>
		<category><![CDATA[meta]]></category>
		<category><![CDATA[said nursi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.layetezelzel.com/?p=151</guid>
		<description><![CDATA[“Lezzetli üzüm salkımlarının hasiyetleri, kuru çubuğunda aranılmaz. İşte ben de öyle bir kuru çubuk hükmündeyim.” Said Nursi “Şahsiyetim itibarıyla sizin ziyade hüsnüzannınız belki size zarar vermez; fakat sizin gibi hakikatbin zatlar vazifeye, hizmete bakıp, o noktada bakmalısınız. Perde açılsa, benim .....]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: right;"><em>“Lezzetli üzüm salkımlarının hasiyetleri, kuru çubuğunda aranılmaz. İşte ben de öyle bir kuru çubuk hükmündeyim.”</em></p>
<p style="text-align: right;"><strong>Said Nursi</strong></p>
<p style="text-align: right;"><em>“Şahsiyetim itibarıyla sizin ziyade hüsnüzannınız belki size zarar vermez; fakat sizin gibi hakikatbin zatlar vazifeye, hizmete bakıp, o noktada bakmalısınız. Perde açılsa, benim baştan aşağıya kadar kusuratla âlûde mahiyetim görünse, bana acıyacaksınız. Sizi kardeşliğimden kaçırmamak, pişman etmemek için şahsiyetime karşı haddimin pek fevkinde tasavvur ettiğiniz makamlara irtibatınızı bağlamayınız.”</em> <strong>(Kastamonu Lahikası, syf 60)</strong></p>
<p>Başlıktaki cümle birçok kardeşimizi Üstadımıza muhabbetlerinden dolayı hiddetlendirebilir. Öncelikle bunun için affımı rica ediyorum. Meramımızı anlatırken yanlış bir kelam etmekten Allah sakındırsın. Mevzu biraz karışık ve hassas. Anlayışlı olunacağını düşünüp, meramıma geçiyorum.</p>
<p><strong>Metalaşma</strong><br />
Maalesef her fikir grubunun başına gelen bir musibet metalaşma. Genel olarak fikri gruplarda lider yahut ortak paydanın önce yüzeyselleşmesi, sonra silikleşmesi ve bunun karşısında tedbir olarak geliştirilen geçici çözümlerin yan etkisi olarak lider yahut simgenin metalaşması gözlenmektedir. Bu konuda örnek o denli çok ki… Che Guevera, M. Kemal, Osmanlı, H. Kıvılcımlı, Orak-Çekiç, Bozkurt (Milliyetçiler için), Erbakan, Deniz Gezmiş hatta Deniz Gezmiş’in yeşil parkası. Ve mateessüf Çam Dağı, Katran ağacı, Barla, Eğirdir Gölü ve son olarak Said Nursi portreleri…</p>
<p>Değerlerini yeniden üretemeyen kitlelerin derinleşememenin getirdiği gerileme karşısında en sık başvurduğu yöntem lider ve simgeleri ön plana çıkarmaktır. Yukarıda da söylediğimiz gibi, bu çözüm tarzı kısa vadede sonuç verse de orta ve uzun vadede beraberinde metalaşmayı getirmektedir. Özellikle lider tasavvurunda görülen bu durum yüzeyselleşmeyi nüksettirmekte ve kalıcı hale getirmektedir.</p>
<p>Fikirlerde derinleşmekten ve yeniden üretimden çok daha kolay ve pratik olan lideri/simgeyi ön plana çıkarmak uzun vadede beklentileri karşılayamamakta, hayalde oluşturulan lider kültünün çelişkileri ortaya çıkarılması halinde asıl olan fikirlerden de uzaklaşma/kopma görülmektedir. Anlaşılacağı üzere fikirlerden uzaklaşmaya karşı tedbir olarak geliştirilen sathi çözümler insanların bu fikirlerden tamamen kopmasına sebep olabilmektedir.</p>
<p>Daha çok seküler/dünyevi gruplarda gözlenen bu travma, son 20 yıldır dindar camia/cemaat/gruplarda da gözlenebilmektedir.</p>
<p>Tarif etmek için şu metafor etkili olabilir. Bir grupta ideal olan tüm fertlerin fikri bağlılıkları bulunan lidere/şeyhe/ustaya benzemek üzere çalışması, terakki etmesi iken, bu travma sonucu/sebebiyle fertler yetersizliklerini baştan kabul edip fikri olgunluk peşinde olmaktansa liderlerinin hasiyetleriyle övünmeyi tercih etmektedirler. Ve bu kitleselleştiğinde kaçınılmaz olarak liderin kültleşmesini gözlemliyoruz. Romantik bir idealizmden yola çıkan lidercilik, fikirleri solduran, öldüren bir sarmaşık gibi lider kültünün etrafını sarmaktadır.</p>
<p><strong>Said Nursi’nin tavrı</strong><strong><br />
</strong>Said Nursi cemaat fikrini inşa ederken bu tehlikenin önlemini almıştır. Başta meşveretin tesisi olmak üzere mütenevvi tedbirler almıştır. Kendisini ön plana çıkaran iltifatların çok azını Risale-i Nur adına kabul etmiş, bundan gayrı övgü kabul etmemiştir. Nazarları sürekli bir şekilde Risalelere tevcih etmiş, kendisini mürşid, yazdığı Risaleleri dava olarak sunmamıştır. Kendisi için “olsa olsa Üstadlık”, Risaleler içinde “dava içinde burhan” ifadelerini kullanmıştır.</p>
<p><strong>Said Nursi sonrası cemaatlerin tutumları<br />
</strong>Said Nursi hayatı boyunca iktidar sahiplerince rahat bırakılmamış sürekli hukuksuz tacizlere maruz bırakılmıştır. Bu durum vefatından sonra başta mezarının darbeci subaylarca yıkılması ve bilinmeyen bir yere taşınması ve sonrasında talebeleri üzerindeki baskıların sürdürülmesiyle devam etmiştir.</p>
<p>Bu durum başlarda cemaatlerin daha çok kenetlenmesini sebep olurken iktidar sahiplerinin taktik değiştirmesiyle birlikte “münafıkane” davranan iktidar sahipleri karşısında cemaatlerin hareket alanı daralmıştır. Daha çok tepkisel tavırlar ortaya çıkmaya başlamıştır.</p>
<p>Bunun en önemli göstergesi M. Kemal- Said Nursi kıyasları ve Said Nursi’yi olur olmaz kişilerle mukayese eğilimidir. Başta amaç Said Nursi’nin resmi tezin iddia ve empoze ettiği gibi olmadığını ispat iken uzun vadede hedef sapmış tahayyüllerde inşa edilen bir Said Nursi algısını empoze etmeye evrilmiştir.</p>
<p>Diğer bir gösterge ise cemaatlerin sürekli savunma güdüsüyle davranmalarıdır. Cumhuriyet tarihi boyunca hukuksuz baskılara maruz kalan cemaatlerin özellikle o dönemleri de yaşayan fertleri sürekli savunma pozisyonu ve algısıyla hareket etmekte ve fikir üretiminden ziyade eski imajı (algıyı) koruma çabasındadırlar.</p>
<p>Cemaatlerdeki bireyleri kenetlenmiş tutan ezilmişlik algısı günümüz algısında “ezik psikolojisi” üretmekte ve özgüvene sahip fertlerin ortaya çıkmasına engel teşkil etmektedir. Oysa çok ciddi bir genç zihin potansiyeline sahip olan dini cemaatlerin kitlesel olarak ciddi bir özgüvene sahip olmaları ve medeni cesaret çerçevesinde fikirlerini ifade edebilmeleri beklenir.</p>
<p><strong>İdol-fikir karmaşası<br />
</strong>“Son kertede M. Kemal mi döver Said Nursi mi?” yüzeyselliğine düşen tartışmaların fikirlerden ve Said Nursi’nin ideallerinden ne kadar uzak olduğu göz önündedir. Bu algının en önemli sebebi “Üstadı dünyaya tanıtmak” idealinin yüzeysel algı sonucu, Said Nursi’nin şahsiyetini tanıtmak ve yanlış bir strateji sonucu kişi kültü merkezli bir marka çalışmasına dönüşmesidir. (Kızılabilecek ama meramı anlatan bir örnek: Son dönemde reklamları dönen Ahmet Ağaoğlu ve Ağaoğlu inşaat ile cemaatlerin Said Nursi üzerine yaptıkları tanıtım faaliyetleri arasındaki benzerlik dikkat çekicidir). Hizmeti yürüten ilk neslin istabdat-ı ilmiyeden yeterince kaçınamamaları ve Said Nursi’ye “saygı”da ifrat etmeleri neticesinde ikinci nesilde Risale-i Nur mütefekkileri ortaya çıkamamıştır.</p>
<p>Mütefekkirlerin olmadığı yerde fikirlerde derinleşme olmamış, düşüncelerin yeniden üretimi yerine eski imajların sadık kitleye yeniden empoze edilmesi görülmüştür.  Öğretilen bilgiye duyulan ilgi her yeniden öğretimde azalır ve yüzeyselleşir. Yeniden üretilmeyen bilginin aynı kitleye sunulması ise kitlenin başta bahsettiğimiz “metalaşma”ya mayalanmasıdır diyebiliriz. Süreç sonunda fikirlere değil idollere ihtiyaç duyan kitlelerle karşılaşmak sürpriz olmayacaktır.</p>
<p><strong>Bir meta olarak Said Nursi</strong></p>
<p>Said Nursi’nin fikirlerine sahip çıktığını iddia eden cemaat ve gruplarda gözlenen en önemli hatalı algılardan birisi Said Nursi’nin kendisi ön plana çıkarıldığında bunun Risalelere (fikirlerine, içtihatlarına) sahip çıkmak olduğunun sanılmasıdır. Said Nursi’nin resimleri çoğaltıp dağıtmak, odasına Said Nursi portresi asmak, yayınlarda çokça Said Nursi fotoğrafı kullanmak, Said Nursi adına vakıf kurmak, reklam tanıtım faaliyeti düzenlemek metalaşma tehlikesi barındırdığından son derece dikkatli olunmalıdır.</p>
<p>Şayet yapılan faaliyet insanların dikkatini fikirlere tevcih etmiyorsa Said Nursi’nin kendisi tanıtmanın hizmetle pek alakası yoktur. İhtiva ettiği risk göz önünde bulundurulduğunda, bu tip faaliyetler uzak durulması gereken tavırlardır.</p>
<p>Son olarak özellikler Said Nursi’yi marka faaliyetlerine katmak (şirketlerin kurumsal kimliklerinde atıf yapmak, logo vb.nde kullanmak, adına vakıf dernek kurmak, adına promosyon ürünü tasarlamak vb.) Said Nursi’ye saygısızlık olduğu gibi Said Nursi’yi metalaştırmakta (üzerinden para kazanılan bir markaya indirgemekte) ve zaten sıkıntılı olan algıları daha yüzeysel bir noktaya çekmektedir.</p>
<p>Son söz olarak; Said Nursi devlet adamı veya popstar değildir. . Promosyon olacak herhangi bir kült de değildir. Fotoğraflarının ya da resimlerinin duvarlarda olmasının kendisine ya da fikirlerine faydasından bahsedemeyiz. Buna muhalif tavırlar kendisinin hakkına girmek olduğu gibi onun hayatını feda ettiği hizmet-i Kur’aniye’nin dahi hakkına girmektir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://layetezelzel.com/bir-meta-olarak-said-nursi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
