<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Layetezelzel &#124; Düşünce Okulu &#187; Muhammed Ceylan MorgülLayetezelzel | Düşünce Okulu | </title>
	<atom:link href="http://layetezelzel.com/author/mcmorgul/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://layetezelzel.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Tue, 19 Mar 2019 03:47:02 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr-TR</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.5.1</generator>
		<item>
		<title>Bir  Hırs Göstergesi Olarak “Hayırlısı…” Duası</title>
		<link>http://layetezelzel.com/bir-hirs-gostergesi-olarak-hayirlisi-duasi/</link>
		<comments>http://layetezelzel.com/bir-hirs-gostergesi-olarak-hayirlisi-duasi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 25 Sep 2015 16:00:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Muhammed Ceylan Morgül</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kavram]]></category>
		<category><![CDATA[Ubudiyet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://layetezelzel.com/?p=477</guid>
		<description><![CDATA[“Ameller niyetlere göredir” düsturunun sırrınca bu yazıda “Hayırlısı” duasının kendi başına o kadar da masum olamayabileceği üzerine yaptığımız tefekkürü sizinle paylaşmaya çalışacağım. Her yapılan duanın/amelin olduğu gibi bu duanın da doğru nazar ve niyet ile şekillenmesi gerekmektedir. Peki bu dua .....]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p align="center">
<p>“Ameller niyetlere göredir” düsturunun sırrınca bu yazıda “Hayırlısı” duasının kendi başına o kadar da masum olamayabileceği üzerine yaptığımız tefekkürü sizinle paylaşmaya çalışacağım. Her yapılan duanın/amelin olduğu gibi bu duanın da doğru nazar ve niyet ile şekillenmesi gerekmektedir. Peki bu dua için sahip olunması gereken nazar ve bu duaya kaynak olan niyet ne tür hususiyetlere sahip olmalıdır? Başka bir deyişle; duamız hırs göstergesi olmadan nasıl tevekkül sınırları içinde kalabilecektir.</p>
<p>Nazarımızın sahip olması gereken asgari üç hususiyet:</p>
<p>1) Adem aleminde kalmayıp vucud alemine geçmiş her hadise hayırdır,</p>
<p>2) Müsebbib-ül Esbab dışında, cüzi irade sahibi insan dahil hiç bir zahiri sebep tesir sahibi değildir,</p>
<p>3) Dua ibadet içindir,</p>
<p>Niyetimizin sahip olması gereken asgari iki hususiyet:</p>
<p>1) Rıza-yı İlahi’yi kazanmak için gerekli ilmi istemek,</p>
<p>2) Rıza-yı İlahi’yi kazanmayı istemek.</p>
<p>Peki nasıl oluyor da “Hayırlısı” duası tevekkülü işmam etmesine rağmen hırs göstergesi olabiliyor?</p>
<p>**</p>
<p>Şöyle ki;</p>
<p>Eğer kişi kainata her vakıanın hayır olduğu nazarıyla bakmaz ise; “hayırlısı” ile kastettiği “arzusu”, kendi zannındaki “bizzat hayır”a dönüşür. Yahut kendisinde tesir olabileceği zannıyla şer bir hadiseye sebep olabileceğini vehmederek, kendisini fiili duadan beri tutar ve tembellik eder.</p>
<p>Diğer bir yandan dua etmekteki amaç belirli bir şeyi elde etmek olduğunda; “hayırlısı” duası sadece kavli kalsa da (fiili bir icraat yapılmasa da) veya her şey zahiren Rab’ın rızası üzerine olsa da, bu dua bir hırs göstergesi haline dönüşebilmektedir. Halbuki niyetin kendisi “Rıza’yı kazanmak” olmalıdır.</p>
<p>**</p>
<p>Ezberlerimizle “hırs” ile “çaba” arasında var olduğunu zannettiğimiz ilişki, 9. Söz’de ibadetin tanımı ile ilgili kısımda zikredilen [1] “&#8230;kendi ihtiyacını ve bütün mahlûkatın fakr ve ihtiyacâtını suâl ve duâ lisâniyle izhâr&#8230;” ifadesiyle rafa kalkmaktadır. ”Hırs” ile dua (çaba)”nın birbirinden bağımsız iki kavram olduğuna işaret etmektedir. Hatta bu izhar ve iştiyakın ibadet olduğunun vurgusuyla, bir şekilde hırstan uzaklaşmanın eczası verilmektedir.</p>
<p>İnsandaki hakikati arama meyli, insana bu meyli kullanma sorumluluğu da yükler; ancak hakikati bulma sorumluluğunu yüklemez. Yani insanın vazifesi “hayırlı”yı bulmak değildir veya “hayırlı”yı yapmak değildir. Zaten mutlak hayr kuşatılamaz. Ancak “hayırlı”yı aramak ve “hayırlı” bildiğini icra etmek vazifesi vardır. Mevcuda iktifa etme lüksü yoktur, her hareketin nasıl hayırlı olabileceğinin ilmini isteme vazifesi vardır *. Harekatınındaki (duasınındaki) sorumluluğu da ilmi kadardır. Bu da salt “hayırlısı..” duasıyla icra edilemez. Bu vazife “Hayırlısı nedir?” duası/arayışı ile yerine getirilebilir tevekkül de budur.</p>
<p>Nitekim insan kendi fiilinin hâlıkı değildir ve zaten olan her şey hayrdır.</p>
<p>&#8220;Mevla görelim ne etmiş, netmişse güzel etmiş&#8221;, İbrahim Hakkı Erzurumi</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>* İlim talep etmek / öğrenmek her Müslümana farzdır.”(İbn Mace, Mukaddime, 17).</p>
<p>[1] Said Nursi, Sözler, 9. söz</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://layetezelzel.com/bir-hirs-gostergesi-olarak-hayirlisi-duasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dijital veriden analog hakikate</title>
		<link>http://layetezelzel.com/dijital-veriden-analog-hakikate/</link>
		<comments>http://layetezelzel.com/dijital-veriden-analog-hakikate/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 22 Jun 2015 13:16:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Muhammed Ceylan Morgül</dc:creator>
				<category><![CDATA[Esma]]></category>
		<category><![CDATA[Kavram]]></category>
		<category><![CDATA[Ubudiyet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://layetezelzel.com/?p=465</guid>
		<description><![CDATA[Dijital:[1] ~ Fr/İng digital tamsayılara ilişkin, sayısal &#60; İng digit 1 ile 10 arası sayıların her biri, rakam ~ Lat dex, digitus parmak, özellikle işaret parmağı &#60;&#60; HAvr *dik-&#60; HAvr *deik- işaret etmek, belirtmek, göstermek Analog:[2] ~ Fr analogue 1. benzer, kıyaslanabilir, 2. (doğal hareketi taklit etme anlamında) dijital olmayan ~ EYun análogon ανάλογον  [n.] orantılı şey, benzeri &#60; EYun ana+légō, log- λέγω1, λογ- saymak, hesaplamak Daha çok teknolojiyle .....]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: right" align="center"><b><span style="text-decoration: underline">Dijital:</span></b><b><sup>[1]</sup></b></p>
<p style="text-align: right" align="right">~ <b><i>Fr/İng</i></b><b><i> </i></b><i>digital</i><i> </i>tamsayılara ilişkin, sayısal &lt; <b><i>İng</i></b><b><i> </i></b><i>digit</i><i> </i>1 ile 10 arası sayıların her biri, rakam<br />
~ <b><i>Lat</i></b><b><i> </i></b><i>dex, digitus</i><i> </i>parmak, özellikle işaret parmağı &lt;&lt; <b><i>HAvr</i></b><b><i> </i></b><i>*dik-</i>&lt; <b><i>HAvr</i></b><b><i> </i></b><i>*deik-</i><i> </i>işaret etmek, belirtmek, göstermek</p>
<p style="text-align: right"><b><span style="text-decoration: underline">Analog:</span></b><b><sup>[2]</sup></b></p>
<p style="text-align: right" align="right">~ <b><i>Fr</i></b><b><i> </i></b><i>analogue</i><i> </i>1. benzer, kıyaslanabilir, 2. (doğal hareketi taklit etme anlamında) dijital olmayan<br />
~ <b><i>EYun</i></b><b><i> </i></b><i>análogon</i><i> </i>ανάλογον  [n.] orantılı şey, benzeri &lt; <b><i>EYun</i></b><b><i> </i></b><a title="ana+ ekiyle yapılan tüm kelimeler" href="http://www.nisanyansozluk.com/?s=structures&amp;ttype=p&amp;ww=ana%2B">ana+</a><i>légō, log-</i><i> </i>λέγω1, λογ- saymak, hesaplamak</p>
<p><img class="size-medium wp-image-468 alignleft" alt="analog dijital" src="http://layetezelzel.com/wp-content/uploads/2015/06/analog-dijital-300x146.png" width="300" height="146" /></p>
<p>Daha çok teknolojiyle  ilgili konularda karşımıza çıkan analog ve dijital kavramları, aslında günlük yaşantımızdan çok da uzak değillerdir. Analog kavramını  genel hatlarıyla “doğal olana benzeyen, doğadaki hal” olarak; dijital kavramını ise “anlamlı ayrık, parçalı,  hal” olarak tanımlayabiliriz.</p>
<p>En özet ifadesidiyle dijital kavramı temelde, bilgiyi daha az yer kaplayacak şekilde saklayabilmek ve daha hızlı işlem yapabilmek için geliştirilmiştir. Örneğin; “Sabah evden çıkmadan önce yatağını toplaman gereklidir.” cümlesini analog bir bilgi olarak alırsak; bu cümleyi “Sabah yatak topla” şeklinde dijitalize edebiliriz. Analog olarak varsaydığımız veriden “Sabah”, “yatak” ve “topla” şeklinde örnekler alarak, veriyi dijitalleştirmiş olduk. Bu şekilde bilgi (hakikat) muhatabımıza daha çabuk ulaşmış ve akılda kalıcılığı artmış oldu.</p>
<p>Diğer taraftan, yapılan her dijitalleştirme işlemi, bazı anlamların/bilgilerin kaybolmasına sebep olmaktadır. Dijital bilgiyi anlamlandırabilmek için analog hale getiren muhatap/alıcı, kaybolan bilgileri elindeki bilgileri kullanarak saptamaya çalışmaktadır. Dijitalleştirme işleminde kaybolan bilgilerin hepsi önemli olmasa da, muhatabın doğru bilgiyi tamamen elde etmesini zorlaştırmaktadır.</p>
<p>Örneğin; analog bir veri olan “kurşun kalem” kelime gurubunun “krşn klm” olarak dijitalleştirildiğini düşünelim. Bu dijital veriyi, alıcı doğru metne/veriye (kurşun kalem) dönüştürülebileceği gibi yanlış olan “karışan kelam” olarak da dönüştürebilir. Bu tür yanlışlık/eksiklik problemini çözebilmek için, hakikati sunan kaynak, alıcıya daha çok veriyi ulaştırmayı hedefleyebilir; mesela “kurşun kalem” manasını resimle ifade etmek gibi (çünkü kurşun kelimesi mermi manasına da gelebilmektedir). Ancak bu yöntem alıcının yapacağı işlemleri (öğrenme, hafızaya alma gibi) güçleştirebilmektedir. Bazı durumlarda bu detaylı betimlemeler manadan uzaklaşmaya bile sebep olabilmektedir. Vasat/uygun dijitalleştirmeyi yapmak alıcının sorumluluğundadır.</p>
<p>Son olarak, insanın daha hızlı ve verimli iletişim sağlamak için kullandığı dijitalleştirme işlemi bir kaçınılmazın sonucudur. Limitli bir anlayışa sahip olan insanoğlu, bilgiyi/hakikati ancak bu şekilde işleyip pratikleştirebilmektedir.</p>
<p>***</p>
<p>Rahim olan yaratıcı da, insanın bu fıtratına uygun bir şekilde kainatı yaratmıştır. Mutlak olan (mutlak analog, mutlak gerçeklik, Hak, Samed) yaratıcı kendini- beşerin anlayabileceği şekilde- tarif için kâinat kitabını dijital bir şekilde yaratmıştır.</p>
<p>Analog kavramı “doğal” olana benzeyen şeklinde tanımlamıştık. Tanımdaki “benzeme” ifadesinden de anlaşıldığı gibi bir verinin analog veya dijital olması göreceli/bağıl bir bilgidir. (Not: Kainatın mutlak sürekliliği kuantum teorisiyle de yanlışlanmış durumdadır.) Yani analog olan bir bilgi aynı zamanda dijital de olabilmektedir. Ancak sabit bir kaynak olarak mutlak analog bir hakikatin/bilginin/verinin varlığına ihtiyaç duyulmaktadır. Kayyum, Samed, Hak, Ezeli gibi sıfatlar yaratıcının bu mutlak analog oluşuna işaret etmektedir.</p>
<p>Bizim imtihanımız da dijital olan bu şehadet aleminde şahit olduğumuz parçaları birleştirip bütünü anlamak ve anlamlandırmak olmakta. “kurşun kalem” ile “karışan kelam” arasında yaptığımız karar tam da bu imtihanı ifade etmekte. Ancak mutlak olan bir bilginin tamamını kapsamamız mümkün olamayacağından; sadece şu görünen kainatın ifade ettiği bir üst analog bilgiye/sırra erişebiliriz. Bu anlamlandırma serüvenini de, iman eğitimi olarak adlandırabiliriz.</p>
<p>Said Nursi kâinatın bir sırra, bir tılsıma işaret ettiğini ve o hakikatin (sırrın) keşfi için gösterdiği çabayı 28. Mektup 7.Mesele’de şu şekilde zikretmektedir:</p>
<p>“Bütün ukûlü hayrette bırakan ve hiçbir felsefenin eliyle keşfedilemeyen ve sırr-ı hilkat-ı âlem ve tılsım-ı kâinat denilen ve Kur&#8217;an-ı Azîmüşşan&#8217;ın i&#8217;cazıyla keşfedilen o tılsım-ı müşkil-küşa ve o muamma-yıhayret-nüma, Yirmidördüncü Mektub ve Yirmidokuzuncu Söz&#8217;ün âhirindeki remizli nüktede ve Otuzuncu Söz&#8217;ün tahavvülât-ı zerratın altı aded hikmetinde keşfedilmiştir. Kâinattaki faaliyet-i hayret-nümanın tılsımını ve hilkat-i kâinatın ve akibetinin muammasını ve tahavvülât-ı zerrattaki harekâtın sırr-ı hikmetini keşf ve beyan etmişlerdir, meydandadır, bakılabilir.&#8221;</p>
<p>Aslında Risale-i Nur’un bütünüyle bu çabanın bir ürünü olduğunu görmekteyiz. Said Nursi bu çabayı “Küçük Sözler”de ve benzeri bölümlerde, dijitalleştirme yöntemini kullanarak gerçekleştirmekte. Yani tüm uzay-zamandan sadece bir anı alıp, o anı tefekkür ederek tüm uzay-zamanı anlama/algılama gayreti.</p>
<p>Bu hususta 1. Söz’ü örnek olarak inceleyebiliriz. 1. Söz’de tercih edilen örnekte, dünya “çöl” metaforuyla ifade edilmekte. Çöl metaforu acziyet, fakriyet, belirsizlik gibi birçok manaya işaret ettiği gibi aynı zamanda boşluk ve yokluk gibi durağanlık ifade eden manalara da işaret etmekte. Yani çöl olan dünyada iki çadır arasında aslında bir şey yaşanmamakta, ya da yaşansa da gaflet halinde geçirilmekte. Burada bahsettiğim iki çadır arası idealde iki “an” arası kadar olmalı. Çadırlar dijital dünyadaki örnekleme noktalarını ifade etmekte. Gaflet/ülfet perdesini yırtarak örnekleme noktaları ne kadar çoğaltılırsa, o kadar analog mana doğru bir şekilde kavranabilir.  İdeal olan her an bir çadıra girildiğini fark ederek, o çadırda sultanın ismini almak olmalı.</p>
<p>Yazıyı burada nihayete erdirirken; besmelenin her “hayr”ın başı olması, her anın bir “mahluk” olması ve her “halk”ın (yaratılışın) bir “hayr” olması tefekkürünü bir başka zamana havale ediyorum.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-<br />
<a href="http://www.nisanyansozluk.com/?k=analog&amp;lnk=1" target="_blank">1. http://www.nisanyansozluk.com/?k=analog&amp;lnk=1</a></p>
<p><a href="http://www.nisanyansozluk.com/?k=dijital&amp;lnk=1" target="_blank">2. http://www.nisanyansozluk.com/?k=dijital&amp;lnk=1</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://layetezelzel.com/dijital-veriden-analog-hakikate/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dua etmekten korkuyorum!</title>
		<link>http://layetezelzel.com/dua-etmekten-korkuyorum/</link>
		<comments>http://layetezelzel.com/dua-etmekten-korkuyorum/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 26 Aug 2013 15:41:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Muhammed Ceylan Morgül</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kavram]]></category>
		<category><![CDATA[Tevhid]]></category>
		<category><![CDATA[Ubudiyet]]></category>
		<category><![CDATA[Dua]]></category>
		<category><![CDATA[featured]]></category>
		<category><![CDATA[İbadet]]></category>
		<category><![CDATA[ihtiyarî kader]]></category>
		<category><![CDATA[İman]]></category>
		<category><![CDATA[ıztırarî kader]]></category>
		<category><![CDATA[Kader]]></category>
		<category><![CDATA[okunak]]></category>
		<category><![CDATA[seçik]]></category>
		<category><![CDATA[Zihnî Dua]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.layetezelzel.com/?p=68</guid>
		<description><![CDATA[Bizi dua etmeye yönelten müspet ve menfî kaynaklar vardır. Cehennemin azabının varlığı sonucu dua ederiz veya cennetin varlığı bize şevk veriyordur dua etmek için. Bu motivasyon kaynaklarını ya hayal ederiz veya bizzat yaşarız dünyada. Peki bu dünyada yaşadığımız sıkıntılar ve .....]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>Bizi dua etmeye yönelten müspet ve menfî kaynaklar vardır. Cehennemin azabının varlığı sonucu dua ederiz veya cennetin varlığı bize şevk veriyordur dua etmek için. Bu motivasyon kaynaklarını ya hayal ederiz veya bizzat yaşarız dünyada. Peki bu dünyada yaşadığımız sıkıntılar ve her türlü isteklerimizin olmasına, ahiret için emellerimiz olmasına ve imanımız olmasına rağmen neden dua etmemekteyiz? [1]</p>
<p>İşte bu motivasyon kaynaklarının tesirsiz olma sebeplerinden birisi yanlış kader inancımızdır. Özellikle kavlî dua etmeyişimizin ve fiilî dua ettiğimizin farkında olmayışımızın arkasında bu vardır. Fiilî duanın farkındalığı ve kavlî duanın icrasına zihnî dua diyebiliriz ve bu bilinç hali aslında tam anlamıyla dua ediştir.<br />
Dışarı çıkmak için ayakkabılarımızı giyip adım atışımızı dua bilinciyle yapmayız çoğunlukla. Bu oluyordur, olmuştur… deriz. Ümmî olmaktan çıkmış, pozitivizmle eğitilmiş(!) zihnimiz artık gerçeği fark edemiyor olmuştur. Bazen fark eder gibi olsak da bunu adetullah kanunları içinmiş gibi görüp (adetullah kavramını burada daralmaya uğratırız) “emek vermek sonucu hak etmek” gibi Mutezile kader anlayışına yakın ifadelerle meseleyi basitleştiririz. Nerdeyse “kul fiilinin halıkıdır” diyecek seviyeye gelme ihtiyacı bile hissederiz bazen yaptığımız işi devam ettirebilmek için. Duanın anlamından da tam olarak kopmuş oluruz bu noktada.<br />
Fiili duadaki farkındalığı anlamak için önce bizi duaya en çok yönelten acziyet anlarında bile dua etmemizi engelleyen yanlış kader algısını düzeltmemiz gerekir. Bu yanlış kader anlayışı bize sürekli kaderin varlığını hatırlatır ve bizim başımıza gelenler karşısında “sabır” etmemiz gerektiğini söyler. Biz önce bundaki yanlışı fark edemeyiz; çünkü sabretmek bize çok islamî gelir. İleriki boyutta dua etmeye kalkıştığımızda başımıza gelenin kader olduğunu dua etmenin isyan olduğunu söyler. Bu noktada Cebriye kader anlayışına yaklaşmış oluyoruz.<br />
Bu iki uç arasında hayat sürüp gider ve biz ifratı tefritle dengelemeye çalışırken hayatımızı “Allah’lı” yaşadığımızı düşünürüz. Fakat asıl ubudiyetimiz olan duayı hiç gerçekleştirmeden hayatımıza devam etmiş oluruz.<br />
Yapmamız gereken ihtiyarî kader ile ıztırarî kader ayrımını yapan vasat, sırat-ı müstakim, doğru kader anlayışını benimsememiz gerekir.<br />
Fiillerimizde(fiilî dualarımızda) her an yaratıcının biz olmadığının farkına vararak edeceğimiz kavli duanın ihtiyarî kadere baktığını bilerek zihnî duamızın âtâ kabilinden olup kabul olursa yaratıcı tarafından gerçekleşeceği bilincinde, umudunda olmalıyız.<br />
Fiillerimizin yaratıcısının biz olmadığımız gerçeğinin bizi Cebriye anlayışına götürmesinden korkmadan dua ettiğimiz gibi yalnızca ızdırarî kader olmadığı gerçeğinin bizi Mutezile anlayışına götürmesinden de korkmamalı ve dua etmeliyiz.<br />
Dua etmekten korkmamalıyız. Dua ettiğimizde imanımızın sıkıntıya düştüğünü hissedersek bunu ifratla/tefritle telafi etmemeli; vasatı bulup dua ettikçe; imanın ziyadeleştiğini ve ibadet görevinin yerine getirdiğimizin farkında olmalı, farkına varmalıyız.</p>
<p>[1] Lem&#8217;alar, On Üçüncü Lem’a, Beşinci İşaret</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://layetezelzel.com/dua-etmekten-korkuyorum/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
