<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Layetezelzel &#124; Düşünce Okulu &#187; Kasım İkbalLayetezelzel | Düşünce Okulu | </title>
	<atom:link href="http://layetezelzel.com/author/kasimikbal/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://layetezelzel.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Tue, 19 Mar 2019 03:47:02 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr-TR</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.5.1</generator>
		<item>
		<title>Siyasal Nurcular</title>
		<link>http://layetezelzel.com/siyasal-nurcular/</link>
		<comments>http://layetezelzel.com/siyasal-nurcular/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 29 May 2015 07:14:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kasım İkbal</dc:creator>
				<category><![CDATA[İçtimaî]]></category>
		<category><![CDATA[Prensipler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://layetezelzel.com/?p=423</guid>
		<description><![CDATA[Risale-i Nur Talebelerinin, her se&#231;im d&#246;neminin yanı sıra her siyasi olay akabinde biraz daha b&#246;l&#252;nd&#252;ğ&#252;n&#252; g&#246;zlemliyoruz. Halbuki Said Nursi, talebelerine siyasetten uzak durmalarını tavsiye etmiş kendisi de &#8220;Yeni Said&#8221; d&#246;neminde siyasetten uzak durmuştur. &#8220;Yeni Said&#8221; d&#246;neminde rey verme ve se&#231;ilmişlere .....]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>
	Risale-i Nur Talebelerinin, her se&ccedil;im d&ouml;neminin yanı sıra her siyasi olay akabinde biraz daha b&ouml;l&uuml;nd&uuml;ğ&uuml;n&uuml; g&ouml;zlemliyoruz. Halbuki Said Nursi, talebelerine siyasetten uzak durmalarını tavsiye etmiş kendisi de &ldquo;Yeni Said&rdquo; d&ouml;neminde siyasetten uzak durmuştur. &ldquo;Yeni Said&rdquo; d&ouml;neminde rey verme ve se&ccedil;ilmişlere g&ouml;ndermiş olduğu mektup ile telgraflar dışında siyasi bir etkinliği olmayan Said Nursi&rsquo;nin vefatı sonrasında Nur Talebeleri arasında siyasi cereyan baş g&ouml;stermiştir. Herkes kitabın bir tarafından tutmuş ve farklı farklı siyasi g&ouml;r&uuml;şlere g&ouml;n&uuml;l vermiş &ldquo;Siyasal Nurcular&rdquo; ortaya &ccedil;ıkmıştır. &ldquo;Siyasal Nurcular&rdquo;ın s&uuml;rekli atıf yaptığı bir mektup var. Said Nursi&rsquo;nin Emirdağ Lahikası adlı eserinde yer alan bu mektup, &ldquo;bu vatanda şimdilik d&ouml;rt parti var. Biri Halk Partisi, biri Demokrat Parti, biri Millet, diğeri de İttihad-ı İslamdır.&rdquo; diye başlıyor. (Mektup i&ccedil;in bkz<sup>1</sup>.)
</p>
<p>
	Bu mektup okununca burada zikredilen akımlara bug&uuml;nk&uuml; partilerden bir h&uuml;lle bi&ccedil;ilip giydiriliyor. Akabinde ise ayrışmalar baş g&ouml;steriyor. Lakin bizim bu yazıdaki gayemiz, bu mektuptan m&uuml;lhem olarak bazı partilere h&uuml;lle bi&ccedil;ip giydirmek değil. Sadece ge&ccedil;tiğimiz hafta Mısır&rsquo;da idamına h&uuml;kmedilen Mursi&rsquo;nin bağlı olduğu M&uuml;sl&uuml;man Kardeşler grubuna karşı &ldquo;Siyasal Nurcular&rdquo;ın fazlasıyla ithamda bulunması ve s&ouml;z konusu grubu dışlamasıdır. Peki birileri dışlanarak bu zamanın en m&uuml;him farz vazifesi olan ittihad nasıl sağlanacaktır? Kim bu &ldquo;siyasal İslamcılar&rdquo;? Said Nursi d&ouml;neminde yoklar mıydı? Bu sorular kafamı kurcalarken elime bir Zafer Dergisi ge&ccedil;ti. Dergide, Said Nursi&rsquo;nin talebelerinden H&uuml;sn&uuml; Bayram&rsquo;ın 1949 yılının Şubat ayında bir hatırası anlatılıyordu: &ldquo;Afyon mahkemesi sonrası Emirdağ&rsquo;da ikamete mecbur tutulan &uuml;stadımız, ciddi şekilde rahatsızlanmıştı. Bir g&uuml;n bana dedi ki: &lsquo;H&uuml;sn&uuml;, evladım, bu rahatsızlığım başka bir şey. Sen bir git bak bakalım alem-i İslam&rsquo;da yahut memlekette başka bir hadise mi var?&rsquo; &Ccedil;alışkan ağabeyin d&uuml;kkanına gittim. &lsquo;Ağabey, &uuml;stadımız hasta. Ka&ccedil; g&uuml;nd&uuml;r rahatsız, bug&uuml;n rahatsızlığı şiddetlendi. Gazetelerde bir mesele var mı diye sormamı istedi. Cerideler bir havadis naklediyor mu?&rsquo; diye sordum. &Ccedil;alışkan ağabey, baktı: &lsquo;Bir şey yok kardeşim&rsquo; dedi. Ertesi g&uuml;n bir vesileyle tekrar &Ccedil;alışkan ağabeyin d&uuml;kkanına gittim. &lsquo;H&uuml;sn&uuml; kardeşim, d&uuml;n bir havadis var mı diye sormuştun. Meğer d&uuml;n Mısır&rsquo;da Hasan El-Benna şehid edilmiş ve devrimciler, ihvan mensuplarını hapislere koymuşlar.&rdquo;dedi. Bunun &uuml;zerine bu havadisi &uuml;stadımıza ilettim. &Uuml;stadımız da: &lsquo;Tamam kardeşim, demekki Mısır&rsquo;daki kardeşlerimizin ahvalinden m&uuml;teessir olup hastalanmışım.&rsquo; dedi.&rdquo; Bu hatıra akabinde Risale-i Nur&rsquo;da Mısır&rsquo;daki &ldquo;ihvan-ı M&uuml;slimin&rdquo; ile ilgili pasajları tekrar okuma ihtiyacı hissettim. Emirdağ Lahikası&rsquo;nda Said Nursi, Seyyid Salih&rsquo;in Halep ve havalisindeki &ccedil;ok ehemmiyetli İhvan-ı M&uuml;slimin cemiyeti i&ccedil;in talep ettiği Nur mecmualarına istinaden kendisine ait on tane mecmuayı g&ouml;nderdiğini ifade ediyordu.<sup>2</sup>&nbsp;
</p>
<p>
	Yine aynı eserde Said Nursi, Halep&rsquo;te bulunan İhvan-ı M&uuml;slimin azasının tebriğine mukabil İhvan-ı M&uuml;slimini tebrik ediyor. Anadolu&rsquo;daki Nurcular ile Arabistan&rsquo;daki İhvan-ı M&uuml;sliminin hakiki kardeş olduğunu, Hizb&uuml;l Kurani ve İttihad-ı İslam cemiyet-i kudsiyesi dairesindeki &ccedil;ok saflardan iki m&uuml;tevafık ve m&uuml;terafık saf teşkil etmeleriyle, Risale-i Nur ile ciddi alakadar olup risalelerin Arap&ccedil;aya terc&uuml;me etme niyetlerinden duyduğu memnuniyeti dile getiriyordu. Hatta talebelerine kendisi yerine İhvan-ı M&uuml;slimin &uuml;yelerine cevap yazmalarını ve o taraftaki Nur şakirtleri ile de himayetkarane alakadar olmalarını istemelerini s&ouml;yl&uuml;yordu.<sup>3</sup>
</p>
<p>
	<em id="__mceDel">T&uuml;m bu okumalar sonrasında d&ouml;n&uuml;p bakıyorum. Birbirimizi anlamadan birbirimizden ne kadar da uzak d&uuml;şm&uuml;ş&uuml;z? Bir taraf &ldquo;Siyasal Nurcular&rdquo; &uuml;zerinden Said Nursi&rsquo;nin g&ouml;r&uuml;şlerini yorumlayarak bir hataya d&uuml;ş&uuml;yor, diğer taraf da eksik okumaları &uuml;zerinden &ldquo;sadece benim mesleğim hak&rdquo; anlayışıyla t&uuml;m&uuml;yle diğer g&ouml;r&uuml;şleri dışlıyordu. Sonra da herkes meydanlara inip &ldquo;ittihad-ı İslam&rdquo; diye bağırıyordu. Şapkayı &ouml;n&uuml;m&uuml;ze koymanın vakti geldi de ge&ccedil;iyor. &ldquo;Siyasal Nurculuk&rdquo; ile de m&uuml;fritane irtibat bir t&uuml;rl&uuml; sağlanamıyor. Birbirimizin ardında art niyet aramadan h&uuml;sn-&uuml; zan ile mukabele etmek suretinde ittihad yolunda buluşmamız duasıyla.</em>
</p>
<p>
	&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;<br />
	1.&nbsp;www.koprudergisi.com/index.asp?Bolum=EskiSayilar&amp;Goster=Yazi&amp;YaziNo=1169<br />
	2.&nbsp;www.risaleinurenstitusu.org/index.asp?Section=Kulliyat&amp;Book=EmirdagLahikasi&amp;Page=291<br />
	3.&nbsp;www.risaleinurenstitusu.org/index.asp?Section=Kulliyat&amp;Book=EmirdagLahikasi&amp;Page=279</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://layetezelzel.com/siyasal-nurcular/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İslam ülkelerinden Senegal</title>
		<link>http://layetezelzel.com/islam-ulkelerinden-senegal/</link>
		<comments>http://layetezelzel.com/islam-ulkelerinden-senegal/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 07 May 2015 13:22:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kasım İkbal</dc:creator>
				<category><![CDATA[İçtimaî]]></category>
		<category><![CDATA[Kavram]]></category>
		<category><![CDATA[Senegal]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://layetezelzel.com/?p=355</guid>
		<description><![CDATA[Yüksek lisans dersleri sırasında sunum sırası ona gelmişti. Adı, Omar. Kendisi Gambiyalı ama “Biz Senegal’le aynı toplumuz. Yerel dilimiz aynı ama İngiliz ve Fransızlar geldikten sonra onların resmi dili Fransızca bizim resmi dilimiz İngilizce oldu. Aramıza sınır koydular.” diyor. Omar, .....]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>Yüksek lisans dersleri sırasında sunum sırası ona gelmişti. Adı, Omar. Kendisi Gambiyalı ama “Biz Senegal’le aynı toplumuz. Yerel dilimiz aynı ama İngiliz ve Fransızlar geldikten sonra onların resmi dili Fransızca bizim resmi dilimiz İngilizce oldu. Aramıza sınır koydular.” diyor.</p>
<p>Omar, bize Senegal’da “talibe” diye adlandırılan dilenci çocukları anlatacaktı. Türkçe olarak başladı anlatmaya. Gambiya’da çocuklar 5 ile 7 yaş arasında Senegal’de bulunan kuran okulu dedikleri medreselere gönderiliyormuş. Kuran okulunun ihtiyaçlarının karşılanması için de çocuklar kuran okulu hocaları tarafından günde en az 7-8 saat dilendiriliyormuş. Eğer gün sonunda beklenen verime ulaşılamamışsa çocuklara ciddi anlamda şiddet uygulanıyormuş. Burada devreye girip soruyoruz: “Omar, kimse bu durumdan rahatsız değil mi? Gösterdiğin fotoğraflarda çocukların derisi soyulacak cinste şiddete maruz kalmışlar. Bu nasıl iş?” Cevap bizdeki “eti senin, kemiği benim” anlayışından farklı değildi: “Böyle olmasını aileleri de istiyor. Çünkü böyle olunca çocuğun hayatın zorluklarını öğrenip Kuran öğrenmeye sıkı sıkı sarılacağını düşünüyor.” Biz şaşkınlıkla sunumu dinlemeye devam ediyoruz.</p>
<p>Çocuklar dilenmek üzere şehre gönderiliyor. Yemek, para, kıyafet ne bulursa toplayıp geliyormuş. Herhalde talep eden manasında olan “talebe” kelimesini Senegalliler yanlış anlamış olacak ki çocuk yaştaki talibeleri sokaklara dilenmek üzere gönderiyor. Sonra Kuran okulu şartlarını anlatıyor Omar; “En az 50 kişi aynı odada üst üste yatıyoruz. Yatak yok.” diyor ve bize bir de fotoğraf gösteriyor. Bu sağlıksız ortamlar nedeniyle çocukların çoğunda ciddi deri hastalıkları ve sair hastalıklar ortaya çıkıyormuş.  Kuran eğitimi de ahşap levhalar üzerine kömürle yazı yazmak suretiyle gerçekleşiyormuş.</p>
<p>Omar’a Türkiye’ye nasıl geldiğini soruyoruz. “7 yaşında ailem beni kuran okulunda okumam için Senegal’e gönderdi. Ben de dilendim, ben de dövüldüm. Bir arayışa girdim ve 11 yaşında kuran okulundan kaçarak ailemin yanına döndüm. Ailem başta buna çok tepki gösterdi. Geri dönmemi istediler. Ama ben kabul etmedim. Normal okula devam ettim. Sonra da Türkiye’ye geldim. Şimdi şimdi kabullenebiliyorlar bu durumu.”</p>
<p>Hükümet, Kuran okullarındaki bu duruma mevzuat anlamında el atmış ama uygulamada hiç biri uygulanmıyor diyor Omar. Çocukları dövmemeleri için kuran okulu hocalarına maaş bağlanmış, dayak yasaklanmış vb ama  hepsi kağıt üzerinde kalmış. Sunum sonunda önerileri oluyor Omar’ın: “Kuran okulları şehirlerden köylere kaydırılmalı. Çünkü kuran okulu mezunları şehir hayatıyla adapte olamıyorlar. Bir de köylerde olursa toprak çok, herkes tarlada insan gibi çalışıp kuran okuluna yardım edebilir. Böylece çocuklar, dilenmekten kurtulurlar. Kuran okullarında dayak azaltılmalı. Fransızca eğitimi verilmeli.” “Dayak kalksa olmaz mı?” diye soruyoruz. “Kesinlikle hayır. Dayak kalkarsa kimse kuran öğrenmez!” diyor Omar. Kuran okulu mezunlarının şehirle adapte olamaması tezi beni Medresetüzzehra projesine götürdü hayal aleminde. Halbuki İslam toplumları olarak da ne kadar da muhtaçmışız. Tabi en can alıcı durum ise Fransızca öğretilmesi hususundaydı. Biz de nasıl ingilizce olmadan bir şey olmuyordu orada da Fransızca olmazsa olmazdı. Hala kendi dilimizde, Kuran dilinde buluşamıyorduk. Bu da işin en garip tarafıydı.</p>
<p>Mutluluk endeksinde dünyanın önde gelen ülkelerinden olan Omar’a bu şartlarda nasıl mutlu olduklarına dair bir soru yükseliyor devrimci bir ruhla, cevap ise çok enteresan: “Karnımız doyuyor, üstümüz başımız var, kafamızı da sokacak bir evimiz var. Elhamdulillah!”</p>
<p>NOT: 2008 yılında Dünya Çalışma Örgütü, UNICEF, Dünya Bankası tarafından yapılan araştırmaya göre Senegal’de kuran okuluna gönderilip dilendirilen çocuklar günde ortalama 72 cent kazanıyorlarmış. O tarihte 8 bine yakın “talibe”nin var olduğunu söylüyor rakamlar. Talibelerin ise bir yılda toplam 2 milyon USD kadar bir para toplayabildiğini ifade ediyor. Raporda çocukların 2 saat Kuran eğitimi aldığını, 9 saat ise dilendirildiğini ifade ediyor. Gün sonu bakiye memnun etmezse de çocukların kablolarla dövüldüğü raporda yer alıyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://layetezelzel.com/islam-ulkelerinden-senegal/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Herkese lazım</title>
		<link>http://layetezelzel.com/herkese-lazim/</link>
		<comments>http://layetezelzel.com/herkese-lazim/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 27 Apr 2015 06:21:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kasım İkbal</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslam Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Kavram]]></category>
		<category><![CDATA[Layetezelzel]]></category>
		<category><![CDATA[gündelik dil]]></category>
		<category><![CDATA[peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[risale-i nur]]></category>
		<category><![CDATA[said nursi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.layetezelzel.com/?p=267</guid>
		<description><![CDATA[Kendi halinde sosyal medyada vakit geçiriyorken uzun yıllardır ibadetlerini aksatmadığını bildiğim, dini hassasiyeti bulunan bir arkadaşım sosyal medyada şu mesajı paylaşmıştı: “Hayallerimiz hedeflerimizken, hedeflerimiz hayallerimiz oldu.” Kendince bir manifestoydu hayata dair ama zihnin karmaşıklığını fazlasıyla ifade eden bir durumdu. Bu .....]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>Kendi halinde sosyal medyada vakit geçiriyorken uzun yıllardır ibadetlerini aksatmadığını bildiğim, dini hassasiyeti bulunan bir arkadaşım sosyal medyada şu mesajı paylaşmıştı: “Hayallerimiz hedeflerimizken, hedeflerimiz hayallerimiz oldu.” Kendince bir manifestoydu hayata dair ama zihnin karmaşıklığını fazlasıyla ifade eden bir durumdu. Bu burada bir dursun.</p>
<p>Peygamber Efendimiz (sav) vefat ettiğinde dadısı Ümmü Eymen ağlar. Sahabeler neden ağladığını sorduklarında ise şu cevabı verir: “Ben onun vefatına ağlamıyorum. Onun vefatıyla birlikte vahyin kesilmiş olmasına ağlıyorum.” Artık Peygamberimiz yoktu. Halbuki sahabe, aklına takılan her soruyu hiç çekinmeden gidip cevabını alıyordu. İhtilafa düştüklerinde yeni bir vahiy geliyor ve tam ittifak sağlanıyordu. Lakin bundan sonra böyle bir şey olmayacaktır. Ki Efendimizin, sağlığındayken ümmetini çıkacak olan ihtilaflara ve fitnelere karşı sıkı sıkı uyarmasının sebebi de bu olsa gerektir.</p>
<p>İslam Tarihi serüvenine baktığımızda Hz. Osman’ın katledilmesine kadar her şey normal yolunda seyretmiş olup kırk kadar sahabenin Hz. Osman’ın evini basıp öldürmesi suretiyle sahabeler arasında bir ihtilaf çıkmıştı. Çünkü kısasa kısas hükmünde Hz. Osman’ı öldüren kişi de öldürülmeliydi. Ancak kırk kişiden kimse bu olayı üstlenmiyordu. Hz. Ali burada Şeyheyn zamanındaki gibi adalet-i mahza’yı esas kabul etmeyi tercih etmiştir. Öldüren belli değilse kimse kimsenin suçunu yüklenemez diyordu Hz. Ali. Hz. Zübeyir, Hz. Talha ve Hz. Aişe ise dönemin artık Şeyheyn zamanı gibi olmadığını ve bu nedenle yeni cinayetlere davetiye çıkarmaması için evi basan kırk kişinin de katlini talep etmişlerdi. Biz meseleye burada nokta koyalım.</p>
<p>Bugüne geldiğimizde ise “birinin hatasıyla başkası mes’ul olamaz” gibi Kurani bir ölçü ortadayken, Efendimiz(sav) zamanındaki savaşlarda da sadece harp meydanındaki insanların öldürüldüğü ve şehirdekilere, kadınlara, çocuklara dokunulmadığı ortadayken tüm bu değerleri yok saymak suretiyle İslam adına İslami kaidelerden uzak davranışlar sergilenebiliyor. İslami kaidelerden uzak bu hareketlerle Müslümanlar, birbirlerini katledebiliyor. Bunu yaparken de masum, kadın, çoluk çocuk dinlemiyor. İşte burada da karşılaştığımız problem, mimsiz medeniyetin bize dayatmış olduğu öğretiler oluyor. Zihin dünyamızın karmaşıklığının sebebi de bu oluyor.</p>
<p>Buradan nereye geleceğim. Yazının girişinde zikrettiğim arkadaş, Türkiye merkezli ve dünyanın birçok yerinde bağlantısı olan bir cemaate mensup. Hedefleri neydi bilmiyorum ama hedeflerinin hayal olmasının sebebinin devlet düzenine karışmak suretiyle devlet erkanı ile girdiği mücadeleden almış olduğu zarar olduğunu biliyorum. Lakin mesele bununla sınırlı değil. Ülkemiz içerisinde Nurcu, Süleymancı, İsmail Ağacı, İskenderpaşacı vb diye sıra sıra yazabildiğimiz cemaat ve tarikat mensupları, “yalnız benim mesleğim hak” sarhoşluğu içerisinde birbirlerinin aleyhine çok rahat konuşabilirken, siyaset ve saltanattan çok daha mühim vazifelere layıklarken siyaset girdabında kendilerini harcayabiliyorlar. Bu mesele bununla da sınırlı kalmayıp İslam dünyasında mezhep çatışmalarına dönüyor. Suudi Arabistan, Yemen’i vururken, Suudi Arabistanlı askerler Yemen halkının tamamını göz kırpmadan vururken İslam dünyası bu durumda ortak bir tavır alamayıp, Şii-Sünni kavgasında olayları tartışmaya devam ediyor.</p>
<p>Artık İslam alemi silkinip kendine gelmelidir. “Bu zamanın en büyük farz vazifesi İttihad-ı İslam” inancıyla fert bazında kendimize gelmemiz ve ortak bir dilde buluşmamız gerekmektedir. “Suriyeliler hırsız, dilenci. Memleketine geri gitsin” diyene kadar “Hırsız Suriyeli de vardır. Hırsız olmayan Suriyeli de vardır. Hırsızlık yapan cezalandırılmalı. Suçu olmayan masuma dokunulmamalı” diyebilecek iradeyi ortaya koyabilmemiz gerekmektedir. Hasılı kelam, Müslümanlar olarak Hz. Ali duruşunu yakalamaya, adalet ve ittihad üzerinden yeni bir dil inşa etmeye çok ihtiyacımız var. Aksi takdirde hacdan dönen hacılarımızdan, “İranlılar Şii ya. Namazları da bir değişik. Bir de o zenciler var. Bana mısın demeden ezip geçiyorlar insanları. Sözde Müslüman olacaklar.” gibi lafları daha çok duyarız. Halbuki bizim bu laflardan çok adalet temelinde kardeşlik, birlik ve beraberlik sözlerine daha çok ihtiyacımız var. Vesselam.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://layetezelzel.com/herkese-lazim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gini katsayısı ve zekat</title>
		<link>http://layetezelzel.com/gini-katsayisi-ve-zekat/</link>
		<comments>http://layetezelzel.com/gini-katsayisi-ve-zekat/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 06 Apr 2015 18:19:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kasım İkbal</dc:creator>
				<category><![CDATA[İçtimaî]]></category>
		<category><![CDATA[Kavram]]></category>
		<category><![CDATA[Layetezelzel]]></category>
		<category><![CDATA[Prensipler]]></category>
		<category><![CDATA[gini katsayısı]]></category>
		<category><![CDATA[zekat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.layetezelzel.com/?p=247</guid>
		<description><![CDATA[TÜİK her yıl gelir ve yaşam koşulları araştırmasının sonuçlarını yayınlar. Ülkemizdeki gelir dağılımını göstermesi açısından söz konusu rakamlar bize önemli bilgiler vermektedir. Bu araştırmalarda benim en çok önemsediğim alt başlık ise Gini katsayısıdır. Gini katsayısı, gelir dağılımındaki eşitsizliği ölçmede en .....]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>TÜİK her yıl gelir ve yaşam koşulları araştırmasının sonuçlarını yayınlar. Ülkemizdeki gelir dağılımını göstermesi açısından söz konusu rakamlar bize önemli bilgiler vermektedir. Bu araştırmalarda benim en çok önemsediğim alt başlık ise Gini katsayısıdır.</p>
<p>Gini katsayısı, gelir dağılımındaki eşitsizliği ölçmede en çok kullanılan katsayıdır. Gini katsayısı, 0 ile 1 aralığında bir değer alır. 0 mutlak eşitlik, 1 ise mutlak eşitsizliktir. Eğer gelir dağılımında eşitsizlik artarsa değer 1’e yaklaşır, tersi durumda ise 0’a yaklaşır.</p>
<p>İslamiyeti temel referans olarak aldığımızda gelirin eşit dağılımı büyük önem arz etmektedir. Ki zekat ibadetinin en büyük işlevi de sosyal hayatın bu yönüne vurgudur. Bununla ilgili olarak Said Nursi’nin Eski Said Dönemi Eserleri’nden Rumuz’da yer alan bölüm, tezimize delil olarak gösterilebilir:</p>
<ul>
<li>“Şu alemin ihtilali nedir?</li>
<li>Sa’yin sermaye ile mücadelesidir.</li>
<li>Acaba ikisini barıştırmak çaresi yok mudur?</li>
<li>Evet, vücub-i zekat ve hurmet-i riba, karz-ı hasen şerait-i sulhiyedir. Şu riba taşını altından çeksek, şu zalim medeniyet kasrı çökecektir.”</li>
</ul>
<p>Tabi bu konuda çeşitli fikir akımlarının farklı görüşleri elbette mevcuttur. Mesela liberaller, tam serbest piyasa ekonomisinde fakir kalan insanın fakir kalma olayını kendisiyle alakalı görmektedir. Onlara göre fakirler, çalışsaydı zengin olabilirdi. Yada sosyalistlere göre ise devleti kutsallaştırıp devlete çalışıp devlet eliyle bu dağıtımın adil olarak gerçekleşmesi beklenmektedir. Yada son dönemde sosyal liberalist görüşler ortaya atılmaktadır. Bu tartışmaları bir başka yazıya bırakarak Türkiye’nin son gini katsayısı rakamlarına dönmek istiyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<table width="700">
<tbody>
<tr>
<td rowspan="2" width="192"></td>
<td colspan="8" width="500"><strong>Gini katsayısı-</strong>Gini coefficient</td>
</tr>
<tr>
<td width="69"><strong>2006</strong></td>
<td width="69"><strong>2007</strong></td>
<td width="69"><strong>2008</strong></td>
<td width="69"><strong>2009</strong></td>
<td width="69"><strong>2010</strong></td>
<td width="69"><strong>2011</strong></td>
<td width="69"><strong>2012</strong></td>
<td width="69"><strong>2013</strong></td>
</tr>
<tr>
<td width="192">Türkiye</td>
<td width="69">0,428</td>
<td width="69">0,406</td>
<td width="69">0,405</td>
<td width="69">0,415</td>
<td width="69">0,402</td>
<td width="69">0,404</td>
<td width="69">0,402</td>
<td width="69">0,400</td>
</tr>
<tr>
<td width="192">Kent</td>
<td width="69">0,415</td>
<td width="69">0,394</td>
<td width="69">0,395</td>
<td width="69">0,405</td>
<td width="69">0,389</td>
<td width="69">0,394</td>
<td width="69">0,391</td>
<td width="69">0,392</td>
</tr>
<tr>
<td width="192">Kır</td>
<td width="69">0,406</td>
<td width="69">0,375</td>
<td width="69">0,378</td>
<td width="69">0,380</td>
<td width="69">0,379</td>
<td width="69">0,385</td>
<td width="69">0,377</td>
<td width="69">0,365</td>
</tr>
<tr>
<td width="192"></td>
<td width="69"><strong> </strong></td>
<td width="69"><strong> </strong></td>
<td width="69"></td>
<td width="69"></td>
<td width="69"></td>
<td width="69"></td>
<td width="69"></td>
<td width="69"></td>
</tr>
<tr>
<td width="192"><strong>TR1 İstanbul</strong></td>
<td width="69">0,375</td>
<td width="69">0,346</td>
<td width="69">0,362</td>
<td width="69">0,363</td>
<td width="69">0,373</td>
<td width="69">0,371</td>
<td width="69">0,384</td>
<td width="69">0,392</td>
</tr>
<tr>
<td width="192"><strong>TR2 Batı Marmara</strong></td>
<td width="69">0,350</td>
<td width="69">0,321</td>
<td width="69">0,331</td>
<td width="69">0,361</td>
<td width="69">0,360</td>
<td width="69">0,365</td>
<td width="69">0,356</td>
<td width="69">0,337</td>
</tr>
<tr>
<td width="192"><strong>TR3 Ege</strong></td>
<td width="69">0,426</td>
<td width="69">0,376</td>
<td width="69">0,387</td>
<td width="69">0,381</td>
<td width="69">0,387</td>
<td width="69">0,397</td>
<td width="69">0,382</td>
<td width="69">0,370</td>
</tr>
<tr>
<td width="192"><strong>TR4 Doğu Marmara</strong></td>
<td width="69">0,392</td>
<td width="69">0,393</td>
<td width="69">0,335</td>
<td width="69">0,368</td>
<td width="69">0,341</td>
<td width="69">0,326</td>
<td width="69">0,344</td>
<td width="69">0,322</td>
</tr>
<tr>
<td width="192"><strong>TR5 Batı Anadolu</strong></td>
<td width="69">0,413</td>
<td width="69">0,379</td>
<td width="69">0,402</td>
<td width="69">0,408</td>
<td width="69">0,367</td>
<td width="69">0,374</td>
<td width="69">0,369</td>
<td width="69">0,396</td>
</tr>
<tr>
<td width="192"><strong>TR6 Akdeniz</strong></td>
<td width="69">0,421</td>
<td width="69">0,418</td>
<td width="69">0,387</td>
<td width="69">0,403</td>
<td width="69">0,397</td>
<td width="69">0,404</td>
<td width="69">0,407</td>
<td width="69">0,399</td>
</tr>
<tr>
<td width="192"><strong>TR7 Orta Anadolu</strong></td>
<td width="69">0,342</td>
<td width="69">0,328</td>
<td width="69">0,339</td>
<td width="69">0,395</td>
<td width="69">0,362</td>
<td width="69">0,366</td>
<td width="69">0,360</td>
<td width="69">0,342</td>
</tr>
<tr>
<td width="192"><strong>TR8 Batı Karadeniz</strong></td>
<td width="69">0,372</td>
<td width="69">0,360</td>
<td width="69">0,366</td>
<td width="69">0,382</td>
<td width="69">0,348</td>
<td width="69">0,335</td>
<td width="69">0,338</td>
<td width="69">0,331</td>
</tr>
<tr>
<td width="192"><strong>TR9 Doğu Karadeniz</strong></td>
<td width="69">0,378</td>
<td width="69">0,346</td>
<td width="69">0,365</td>
<td width="69">0,359</td>
<td width="69">0,327</td>
<td width="69">0,327</td>
<td width="69">0,309</td>
<td width="69">0,315</td>
</tr>
<tr>
<td width="192"><strong>TRA Kuzeydoğu Anadolu</strong></td>
<td width="69">0,381</td>
<td width="69">0,405</td>
<td width="69">0,436</td>
<td width="69">0,407</td>
<td width="69">0,404</td>
<td width="69">0,390</td>
<td width="69">0,393</td>
<td width="69">0,398</td>
</tr>
<tr>
<td width="192"><strong>TRB Ortadoğu Anadolu</strong></td>
<td width="69">0,404</td>
<td width="69">0,397</td>
<td width="69">0,405</td>
<td width="69">0,415</td>
<td width="69">0,417</td>
<td width="69">0,427</td>
<td width="69">0,386</td>
<td width="69">0,373</td>
</tr>
<tr>
<td width="192"><strong>TRC Güneydoğu Anadolu</strong></td>
<td width="69">0,396</td>
<td width="69">0,366</td>
<td width="69">0,395</td>
<td width="69">0,411</td>
<td width="69">0,404</td>
<td width="69">0,396</td>
<td width="69">0,375</td>
<td width="69">0,380</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Türkiye’nin Gini katsayısında son 8 yıldır olağanüstü dalgalanmaların olmadığını görüyoruz. Ancak Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD) verilerine baktığımızda rakamlarımızın yukarıda olduğunu gözlemleyebiliyoruz. OECD gini katsayısı ortalamalası 0,32 olup ülkeler bazındaki dağılımı da aşağıdaki gibidir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<table width="536">
<tbody>
<tr>
<td width="199">Ülkeler</td>
<td width="161">Gini Katsayısı</td>
<td width="204">Ülkeler</td>
<td width="151">Gini Katsayısı</td>
</tr>
<tr>
<td width="199">ABD</td>
<td width="161">0.380</td>
<td width="204">İrlanda</td>
<td width="151">0.331</td>
</tr>
<tr>
<td width="199">Almanya</td>
<td width="161">0.286</td>
<td width="204">İtalya</td>
<td width="151">0.319</td>
</tr>
<tr>
<td width="199">Avustralya</td>
<td width="161">0.334</td>
<td width="204">Japonya</td>
<td width="151">0.336</td>
</tr>
<tr>
<td width="199">Avusturya</td>
<td width="161">0.267</td>
<td width="204">Kanada</td>
<td width="151">0.320</td>
</tr>
<tr>
<td width="199">Belçika</td>
<td width="161">0.262</td>
<td width="204">Kore</td>
<td width="151">0.311</td>
</tr>
<tr>
<td width="199">Çek Cumhuriyeti</td>
<td width="161">0.256</td>
<td width="204">Meksika</td>
<td width="151">0.466</td>
</tr>
<tr>
<td width="199">Danimarka</td>
<td width="161">0.252</td>
<td width="204">Macaristan</td>
<td width="151">0.272</td>
</tr>
<tr>
<td width="199">Finlandiya</td>
<td width="161">0.260</td>
<td width="204">Norveç</td>
<td width="151">0.249</td>
</tr>
<tr>
<td width="199">Fransa</td>
<td width="161">0.303</td>
<td width="204">Portekiz</td>
<td width="151">0.344</td>
</tr>
<tr>
<td width="199">Hollanda</td>
<td width="161">0.288</td>
<td width="204">OECD Ortalaması</td>
<td width="151">0.316</td>
</tr>
<tr>
<td width="199">İngiltere</td>
<td width="161">0.341</td>
<td width="204">Şili</td>
<td width="151">0.501</td>
</tr>
<tr>
<td width="199">İspanya</td>
<td width="161">0.338</td>
<td width="204">Türkiye</td>
<td width="151">0.411</td>
</tr>
<tr>
<td width="199">İsrail</td>
<td width="161">0.376</td>
<td width="204">Yeni Zelanda</td>
<td width="151">0.317</td>
</tr>
<tr>
<td width="199">İsveç</td>
<td width="161">0.269</td>
<td width="204">Yunanistan</td>
<td>0,337</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Rakamlara baktığımızda Türkiye’nin gelir adaletsizliğinde 3. Sırada olduğunu gözlemliyoruz. Türkiye ile birlikte gelir adaletsizliğinin en yüksek olduğu ülkeler, Şili, Meksika, Türkiye, ABD ve İsrail. Son dönemde Avrupa’da yaşanan krizden oldukça etkilenen İspanya, Yunanistan gibi ülkelerin gelir dağılımında bizden daha adil olduklarını söyleyebiliriz. İskandinav ülkelerinin ise gelir dağılımında en adil ülkelerin başında geldiğini söyleyebiliriz.</p>
<p>Bu tablolara bakınca elbetteki çok umutlu bir tablo ortaya çıkmıyor. Ancak Kalkınma Bakanlığı “Gelir Dağılımı Adaleti ve Yoksullukla Mücadelede 2014 yılı hedefleri” başlığı altında değinilen konular bize ümit aşılıyor:</p>
<ul>
<li>Gelir dağılımının iyileştirilmesi</li>
<li>Yoksulluğun azaltılması</li>
<li>Yoksulluk ve sosyal dışlanma riski altında bulunan kesimlerin fırsatlara erişimlerinin kolaylaştırılması yoluyla ekonomik ve sosyal hayata katılımlarının artması ve yaşam kalitelerinin yükseltilmesi…</li>
</ul>
<p>Tüm bu veriler eşliğinde Müslüman bir ülke olarak gelir dağılımındaki orantısızlığımızı 0 noktasına yaklaştırmak için Müslümanca bir duruş sergilememiz kaçınılmazdır. Aksi takdirde toplumu bir arada tutan manevi değerlerimiz her geçen gün artarak değerini kaybedecektir. Toplumda doğacak olan çatışma, tamiri zor belki de imkansız olayları netice verecektir. Bununla alakalı olarak Said Nursi, Mektubat eserinin 22. Mektub kısmında şu satırlara yer vermektedir:</p>
<p>“Çünki beşerde, havas ve avam iki tabaka var. Havastan avama merhamet ve ihsan ve avamdan havassa karşı hürmet ve itaatı temin edecek, zekattır. Yoksa yukarıdan avamın başına zulüm ve tahakküm iner, avamdan zenginlere karşı kin ve isyan çıkar. İki tabaka-i beşer daimî bir mücadele-i maneviyede, bir keşmekeş-i ihtilafta bulunur. Gele gele tâ Rusya&#8217;da olduğu gibi, sa&#8217;y ve sermaye mücadelesi suretinde boğuşmaya başlar.”</p>
<p>Bu satırlar çerçevesinden baktığımızda İslam ülkelerinde yaşanan problemin temelinde de bu konu olduğunu gözlemleyebiliyoruz. Arap baharı bu nedenle başlamıştı. Suudi Arabistan’da olası Arap Baharı söylentileri, memurlara yapılan %100’den fazla yapılan zam oranıyla engellenmiştir. Öyleyse İttihad-ı İslam’a da kapı açacak bu mesele hakkında biraz olsun mümince bir duruşa sahip olmamız duasıyla&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://layetezelzel.com/gini-katsayisi-ve-zekat/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ulvi bir hizmetin tarihi bir mukaddimesi: Bir(inci) söz</title>
		<link>http://layetezelzel.com/ulvi-bir-hizmetin-tarihi-bir-mukaddimesi-birinci-soz/</link>
		<comments>http://layetezelzel.com/ulvi-bir-hizmetin-tarihi-bir-mukaddimesi-birinci-soz/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 29 Oct 2014 10:46:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kasım İkbal</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bediüzzaman]]></category>
		<category><![CDATA[Layetezelzel]]></category>
		<category><![CDATA[Risale-i Nur]]></category>
		<category><![CDATA[Tevhid]]></category>
		<category><![CDATA[Ubudiyet]]></category>
		<category><![CDATA[bediüzzaman]]></category>
		<category><![CDATA[bismillah]]></category>
		<category><![CDATA[cumhuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[featured]]></category>
		<category><![CDATA[okunak]]></category>
		<category><![CDATA[risale-i nur]]></category>
		<category><![CDATA[said nursi]]></category>
		<category><![CDATA[tevhid]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.layetezelzel.com/?p=155</guid>
		<description><![CDATA[Risale-i Nur okumalarımızı zamandan ve mekândan bağımsız bir ortamda yapıyor olmamız bir şeyleri daima eksik bırakacaktır. Hutbe-i Şamiye’yi okurken o atmosferi soluyabilmek ilgili eseri anlamak, açısından da büyük önem arz etmektedir. Münazarat’ı okurken dönemin şartlarını ruh halimizde yaşayabilmek, eseri idrak .....]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>Risale-i Nur okumalarımızı zamandan ve mekândan bağımsız bir ortamda yapıyor olmamız bir şeyleri daima eksik bırakacaktır. Hutbe-i Şamiye’yi okurken o atmosferi soluyabilmek ilgili eseri anlamak, açısından da büyük önem arz etmektedir. Münazarat’ı okurken dönemin şartlarını ruh halimizde yaşayabilmek, eseri idrak etmemizde büyük kolaylık sağlayacaktır. Örnekleri çoğaltmamız mümkün.</p>
<p>1918 yılında Bediüzzaman Said Nursi hazretleri, Darü&#8217;l-Hikmeti&#8217;l-İslamiye üyeliğine getirilmiştir. Bu yıllarda İstanbul’da olan Üstad hazretleri, 1920 yılında ise Yeşilay’ın kurucuları arasında yer almıştır. 1921 yılında Osmanlı İmparatorluğu’nun son Şeyhülislamlarından Dürrizade Abdullah Efendi’nin Kuvay-ı Milliye aleyhine vermiş olduğu fetvaya karşı Anadolu hareketini destekleyen bir fetva yayınlamıştır. Anadolu hareketini destekleyen bu tavrı nedeniyle de 19 Kasım 1922 tarihinde Büyük Millet Meclisi tarafından Ankara’ya davet edilmiş ve hoşamedi programıyla karşılanmıştır. Buraya kadar yaşananlar üzerinden çok şey konuşulabilir lakin konumuz olmadığı için şimdilik erteliyoruz.</p>
<p>Ankara’daki ahval üzerine, Kuvay-ı Milliye kahramanlarının hassaten namaz konusunda gösterdikleri lakaytlıktan ötürü 1 Şubat 1923 tarihinde 10 maddelik bir beyanname yayınlamıştır. Bununla ilgili detayları da Birinci Söz’ün yazıldığı atmosferi soluyabilmek adına okumak gerekir.<sup>1</sup> O tarihten sonra Üstad hazretleri, kendisine teklif edilen tüm rütbe ve makamları reddederek Ankara’dan ayrılır. Van’a gider. Şeyh Said hadisesi bahane edilerek Üstad hazretleri, 1925 yılı sonlarında Burdur’a sürgün edilir.</p>
<p>Bu tarihten sonra 25 Ocak 1926 tarihinde Üstad hazretleri, Isparta’ya sürgün edilir ve bundan tam bir ay sonra 20 Şubat 1926’da da o tarihte ıssız bir belde olan Barla’da daimi ikamete mecbur edilir. İşte tam da bu tarihte Risale-i Nur&#8217;un neşri başlamış olur. Burdur’da yazılan “Nurun İlk Kapısı” sonrasında Barla’da Sözler’in neşrine başlanır Bismillah denerek.</p>
<p>Yine 1926 yılının Mart aylarında Yeni Ceza kanunu yürürlüğe girer. Belki bu kanun da hukukçu arkadaşlar tarafından tarihsel süreci içerisinde yeniden okunup yorumlanmalıdır. Ki Haziran ayında Mustafa Kemal’e yönelik düzenlenen İzmir suikastinin ortaya çıkarılıp faillerinin idam edilmesi konusu da yine tarihsel süreç zarfında yeniden okunmalıdır. Çünkü failler yeni ceza kanununa göre yargılanmışlardır.</p>
<p>Yine asli konumuza dönecek olursak; Yeni Asya Neşriyat tarafından basılan Risale-i Nur Külliyatı&#8217;nın arka kısmındaki kronolojide 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 20, 21 ve 22. Sözlerin 1926 yılında yazıldığı ifade edilmektedir. Yani Üstad hazretleri, bu eserleri Barla’da daimi ikamete mecbur edildiği sıralarda kaleme almıştır. Peki nedir bu risalelerin içeriği?<sup>2</sup> Konularına ve sıralamalarına baktığımızda bu eserlerin Cumhuriyetin ilk yıllarında dine yapılan tecavüzlere karşı birer hakikat beyanı olduğu gözlemlenmektedir. Tüm bunların içerisinde ise Birinci Söz, bismillah diyerek dine karşı yapılan bu tecavüzlere ilişkin olarak tarihi bir mukaddimedir.</p>
<p>Dili oldukça sade olan bu eserin “Şu mübarek kelime İslam nişanı olduğu gibi, bütün mevcudatın lisan-ı haliyle vird-i zebanıdır” kısmına geldiğimizde vird-i zeban tamlamasının sözlük anlamı “dillerden düşmeyen dua” olarak yer almaktadır. Farsça olan bu kelime, Kur&#8217;an-ı Kerim’de Cehennem bekçisi olan “zebani” olarak yer almaktadır. Halbuki “zeban” bir çağa, bir gruba özgü söz dağarcığı anlamını da barındırmaktadır. Bu ifade yer alan şekliyle vird-i zeban, “dillerden düşmeyen dua” yerine daha çok kainattaki tüm varlıkların farklı lisanla dahi olsa aynı virdi yaptıklarını ifade etmektedir. Yine cümlenin başında belirtilen besmelenin İslam nişanı olduğunun ifadesi ise halifeliğin ilga edilmesi de dahil olmak üzere dine karşı yapılan tecavüzlere ilişkin bir atıf olarak okunabilir. Bismillah denilerek yazımına başlanan bu eserler de bu İslam nişanının, bu İslam davasının en büyük savunucusu hükmündedir.</p>
<p>İlerleyen satırlarda karşımıza çıkan “her hadisatın karşısında titremekten kurtul” ifadesi ise o dönemde yine dine karşı yapılan tecavüzler olarak okunabilir. Çünkü yaşanan hadiseler, dinini yaşamak isteyen insanlar açısından büyük hadiseler, büyük tecrübelerdir.</p>
<p>“Besmele çeken tohum ve çekirdekler başlarında ağaçları taşıyor” ifadesiyle Üstad hazretleri, bir muhalden söz ederken, muhalin mümkün hale gelmesinin sebebini de yine “bismillah” deyip Allah’a sırtını dayamaya bağlamış oluyor. Yani Müslümanları müjdeliyor, Müslümanlara ümit veriyor. Dine karşı yapılan onca tecavüze rağmen ümitlerin kırılmamasını haber veriyor.</p>
<p>Son olarak “Mal sahibi Allah ne fiyat istiyor?” sorusuna ilişkin olarak ise ücret ve fiyat ayrımına atıf yapmak gerekiyor. Ücret, bir emek karşılığında ödenen para iken fiyat ise alınan bir mal veya hizmet karşılığında ödenecek para miktarıdır. Mal sahibi olan Allah, ücret değil fiyat istiyorsa bizim farkında olarak veya olmayarak satın aldığımız nimetlere bir atıf yapmış oluyor. Ayrıca mal sahibi olan Allah ifadesiyle de vahdaniyette kuvvetli bir atıftan söz edebiliriz.</p>
<p>Öyle ise “Allah namına işlemeli, Allah namına başlamalı ve Allah hesabıyla vermeli ve almalı.”</p>
<p>Vesselam.</p>
<ol>
<li>Detaylar için bknz. <a href="http://www.risaleinurenstitusu.org/index.asp?Section=Home&amp;SubSection=BasinAciklamasi5">http://www.risaleinurenstitusu.org/index.asp?Section=Home&amp;SubSection=BasinAciklamasi5</a></li>
<li>Birinci Söz: Besmele<br />
İkinci Söz: İnanların ve inkar edenlerin bakış açılarındaki kıyas<br />
Üçüncü Söz: Tevekkül<br />
Dördüncü söz: Namaz<br />
Beşinci Söz: Dünya işleri namaza mani mi? Rızk için çalışmak ne zaman ibadet olur?<br />
Altıncı Söz: Yetenek ve organlarımızın Allah için nasıl kullanılacağı<br />
Yedinci Söz: Namaz kılmak ve kebairin terkiyle alakalı olup sabır, tevekkül, şükür ve kanaat kavramlarının izahı<br />
Sekizinci Söz: İnananların ve inanmayanların dünya hayatlarındaki kazanç ve kayıplarına ilişkin karşılaştırma<br />
Dokuzuncu Söz: Namazın beş vakte tahsisinin hikmeti<br />
Yirminci Söz: Kur&#8217;an ile ilgili bazı sorulara cevaplar ve Kur&#8217;an mucizelerinden örnekler<br />
Yirmi birinci söz: Namaz bahsi</li>
</ol>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://layetezelzel.com/ulvi-bir-hizmetin-tarihi-bir-mukaddimesi-birinci-soz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
