<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Layetezelzel &#124; Düşünce Okulu &#187; Ali İhsan MemmiLayetezelzel | Düşünce Okulu | </title>
	<atom:link href="http://layetezelzel.com/author/aliihsan/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://layetezelzel.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Tue, 19 Mar 2019 03:47:02 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr-TR</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.5.1</generator>
		<item>
		<title>Tevhid boşluk kabul etmez</title>
		<link>http://layetezelzel.com/tevhid-bosluk-kabul-etmez/</link>
		<comments>http://layetezelzel.com/tevhid-bosluk-kabul-etmez/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 12 Nov 2015 22:02:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ali İhsan Memmi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Esma]]></category>
		<category><![CDATA[Kavram]]></category>
		<category><![CDATA[Layetezelzel]]></category>
		<category><![CDATA[Prensipler]]></category>
		<category><![CDATA[mümaselet]]></category>
		<category><![CDATA[müsavat]]></category>
		<category><![CDATA[Rab]]></category>
		<category><![CDATA[şems]]></category>
		<category><![CDATA[yıldızlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://layetezelzel.com/?p=482</guid>
		<description><![CDATA[Terbiye, “bir şeyin safhalar hâlinde kemâle erdirilmesi”, Rab ise bir şey için bunu gerçekleştiren zat olmuş oluyor. Rab ismine müteveccih, &#8220;rububiyet&#8221; kavramı da bu zatın karşılık beklemeden bütün ihtiyaçları karşılama özelliğidir. Rab anlayışı aynı zamanda bir kısım Hristiyan inancında olduğu .....]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>Terbiye, “bir şeyin safhalar hâlinde kemâle erdirilmesi”, Rab ise bir şey için bunu gerçekleştiren zat olmuş oluyor. Rab ismine müteveccih, &#8220;rububiyet&#8221; kavramı da bu zatın karşılık beklemeden bütün ihtiyaçları karşılama özelliğidir.</p>
<p>Rab anlayışı aynı zamanda bir kısım Hristiyan inancında olduğu gibi “yaratılmışların, yaratıldıktan sonra başıboş bırakılması” argümanının karşısına konulan bir argüman olarak, bizim her anımızın yaratıcı tarafından tasarruf altında olmasını ifade eder.</p>
<p>Otuz İkinci Sözde bahsi geçen müddei&#8217;nin yolculuğu bu bağlamda manidardır: Bütün tabiatperest, esbabperest ve müşrik gibi umum envâ-ı ehl-i şirkin ve küfrün namına bir şahıs farz ediyoruz ki, o şahs-ı farazî, mevcudat-ı âlemden birşeye rab olmak istiyor. Bu şekilde şahs-ı farazî zerreden başlayarak yıldızlara kadar &#8220;Rablık&#8221; davasını sürdürüyor. Rablık dava ettiği her nesnenin ona verdiği cevaplarda dikkatimizi çeken iki yön var:</p>
<p>Birincisi &#8220;Git benden yukarıdakini zaptedebilirsen, sonra gel benim zaptıma çalış.&#8221;</p>
<p>İkincisi ise &#8220;Ben yalnız değilim. Benim emsallerim var.&#8221;</p>
<p>Bu iki cevap yaratılmışların farklı sınıflarda olsa dahi tasarruf cihetiyle müsavi olduğunu gösteriyor.Çünkü Rablık iddiasında olan biri, hem nesnenin emsallerine de hakim olması gerektiği gibi hem de nesne ile müsavi olmayacak farklı türden birşey olması gerekir. Yani, Rab kainatta gördüğümüz yaratılmışların dışında birşey yada kainatta gördüğümüz bu nesnelerin nevinden herhangi biri rab olamaz.</p>
<p>Eşyanın birbirine yaratılış cihetinde müsavi olmasının yanında Ehadiyet hakikatini de akıldan çıkarmamak gerekiyor. Yaratılan herşey başkasına rablık taslayamayacak kadar müsavi olduğu kadar bize yaratıcıyı tanıttırması yönüyle de farklı ve sanatlı.</p>
<p>Müdde&#8217;inin serüveninde ilginç bir nokta daha var ve bu bize şirk psikolojisi ile ilgili bir ipucu veriyor. Zerreden &#8220;Sen bana Rab olamazsın&#8221; cevabını alan Müddei, &#8220;Öyle ise sen kendi kendine mâlik ol&#8221; diyor. Bu ifade belki de Rab olma arzusunun temelinde ne yattığını bize söylüyor, Müddei&#8217;nin amacı Rab olmaktan ziyade Rububiyet dairesi içinde bir gedik açılması. Çünkü böyle bir kaçamak Allah&#8217;ın &#8220;Alemlerin Rabbi&#8221; olma sıfatını yerle bir edecek ve Fatiha Süresi&#8217;nin başında işaret edilen &#8220;Hamd, Alemlerin Rabbi olan Allah&#8217;a mahsustur.&#8221; önermesini delecek ve ortada &#8220;Alemlerin Rabbi&#8221; kalmayacağı gibi hamd mükellefiyeti de ortadan kalkacak.</p>
<p>Tevhid hakikatinde açılacak ufacık bir gedik bütün bir tevhid hakikatini yerle bir ediyor. 32. Sözde geçen ifade ile &#8220;bütün yıldızlara sözünü geçiremeyen, bir tek zerreye rububiyetini dinletemez.&#8221;</p>
<p>Şemme risalesinin genelinde karşılaştığımız Allah&#8217;ın isim ve sıfatlarının &#8220;Muhit&#8221; -kapsayıcı olması- bu ilem&#8217;de de karşımıza çıkıyor ve zerrelerden yıldızlara kadar Tevhid boşluk kabul etmez hakikatini hatırlatıyor.</p>
<p>*Not: Bu yazı TV111&#8242;de yayınlanan, Düşünce Okulu Programı&#8217;nın 49. bölümünde ele alınan Şemme Risalesi&#8217;nin 13.ilem&#8217;inin müzakeresi sonucunda ortaya çıkmıştır.</p>
<p>Kaynak: http://www.tv111.com.tr/programlar/dusunce-okulu/dusunce-okulu-49-bolum-tevhid-bosluk-kabul-etmez-1044.html</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://layetezelzel.com/tevhid-bosluk-kabul-etmez/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sağlığımız ne durumda?</title>
		<link>http://layetezelzel.com/sagligimiz-ne-durumda/</link>
		<comments>http://layetezelzel.com/sagligimiz-ne-durumda/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 19 Jun 2015 06:45:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ali İhsan Memmi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Nübüvvet]]></category>
		<category><![CDATA[Prensipler]]></category>
		<category><![CDATA[Ubudiyet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://layetezelzel.com/?p=462</guid>
		<description><![CDATA[Tıbb-ı Nebevi ile ilgili bir kitap okuyordum. Hatırladığım kadarıyla kitapta eski tıp kitaplarından nakille şöyle bir cümle geçiyordu: &#8220;Bir insanin ne kadar sağlıklı olduğunu tahiyyat oturuşunu ne kadar doğru ve uzun yaptığıyla ölçebilirsiniz.&#8221; Bu cümlenin üzerine düşünmeye başladım mesela vücut .....]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>Tıbb-ı Nebevi ile ilgili bir kitap okuyordum. Hatırladığım kadarıyla kitapta eski tıp kitaplarından nakille şöyle bir cümle geçiyordu: &#8220;Bir insanin ne kadar sağlıklı olduğunu tahiyyat oturuşunu ne kadar doğru ve uzun yaptığıyla ölçebilirsiniz.&#8221;</p>
<p>Bu cümlenin üzerine düşünmeye başladım mesela vücut kitle indeksi olarak sıhhi hudutların dışına çıkanların bu oturuşu düzgün bir şekilde sürdürmesi pek mümkün gözükmüyordu. Yine kardiyovasküler yetmezliği olan biri bu oturuşta bacakların katlanmasından doğacak basınca karşı venöz dolaşımı yetersiz kalabilir ve bu oturuşta fazla dayanamazdı. Bu akıl yürütmeler o zaman için o cümleyi bir şekilde makul olarak algılamamı sağlamıştı.</p>
<p>Bundan hayli zaman sonra yine tahiyyat üzerine düşünürken o cümle yine aklıma geldi ve manasını biraz maddiyattan sıyırmaya çalıştım. Şöyle ki: teşehhüd, bir yönden benim zihin dünyamda kainatın ibadetini Allah&#8217;a arz etmek olarak kodlanmıştı. Yani kainatın tesbihatını fark edemiyorsak ve bunu sahibine takdim ederken sıkıntı yaşıyorsak namazdaki oturuşumuzu düzgün bir şekilde ifa edemiyoruz ve bir nevi hastalığa yakalanıyoruz.</p>
<p>Evet, o cümle işaret ediyordu ki insan, kainatı fark edip okudukça , onu hissedip anladıkça cüzziyet kazanır ve ona bir misal olur. sağlıklı olmanın tanımı belki de buydu. Madde manaya hizmet ettikçe sağlıklıydı. Bizi hayatta tutan kainattı velakin hastalık varsa reçetesi yine kainattı. Kainatı, halimizi bize anlatsın diye yaratan Allah&#8217;a layık bir mevcut olabilme duasıyla&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://layetezelzel.com/sagligimiz-ne-durumda/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bir talebim var</title>
		<link>http://layetezelzel.com/bir-talebim-var/</link>
		<comments>http://layetezelzel.com/bir-talebim-var/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 19 May 2015 12:47:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ali İhsan Memmi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kavram]]></category>
		<category><![CDATA[Prensipler]]></category>
		<category><![CDATA[Risale-i Nur]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://layetezelzel.com/?p=414</guid>
		<description><![CDATA[Öncelikle bu yazı bir ihtiyaçtan meydana gelen bir talebi ihtiva etmektedir. İhtiyaç, Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;in tefsiri olan ve yüzlerce yılda oluşmuş islami medeniyetten bize miras kalan hazinenin anahtarı hükmünde olan Risale-i Nur&#8217;un anlaşılmasıdır. Risale-i Nur&#8217;la muhatap olurken kastedilen manaları anlayamamanın ve .....]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>Öncelikle bu yazı bir ihtiyaçtan meydana gelen bir talebi ihtiva etmektedir. İhtiyaç, Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;in tefsiri olan ve yüzlerce yılda oluşmuş islami medeniyetten bize miras kalan hazinenin anahtarı hükmünde olan Risale-i Nur&#8217;un anlaşılmasıdır. Risale-i Nur&#8217;la muhatap olurken kastedilen manaları anlayamamanın ve onun da ötesinde yanlış anlamaların önüne geçmek için aşağıda dile getireceğim hususların dikkate alınmasını ve talep edeceğim alanlarla ilgili çalışmalar yapılmasını istiyorum.</p>
<p>Bir sözün değerini anlamada ve değerlendirmede göz önünde bulundurulması gereken ölçütler nelerdir?</p>
<p>“Evet, bir kelâm, &#8220;Kimden gelmiş ve kime gelmiş ve ne için?&#8221; denilmesiyle kıymeti ve ulviyeti ve belâğati tezahür etmesi noktasından&#8230;”</p>
<p>Öyle ise Risale-i Nur&#8217;u anlamaya çalışırken de bu soruların sürekli fikir dünyamızı kurcalaması gerekir. Yani risaledeki bir metinle hemhal oluyor iken üstadın ne yazdığını değerlendirmenin yanında orayı kimi muhatap alarak yazdığı ve niye yazdığı sorularıyla da ilgilenmemiz gerekiyor.</p>
<p>Mesela lahikalarda bunu açıkca görüyoruz. Mektubun nerede, hangi şartlarda kime yazıldığını bilmek ve yazılan şahsın özelliklerini bilmek isabetli manayı yakalamamızı kolaylaştırıyor. Aynı şekilde Yeni Said eserlerinin de ekseriyetinin dışardan gelen bir soru veya saik üzerine yazıldığını söyleyebiliriz. Örnek vermek gerekirse sözlerin başındaki ifadeden ilk 8 sözün bir askerin (Hulusi Abi) nasihat istemesi üzerine yazıldığını anlayabiliyoruz. Diğer bazı müstakil risaleler için de muhatap ve maksadı bazı risalelerin başındaki ipuçlarından çıkartabiliyoruz. (Hatta sadece soru-cevap&#8217;dan oluşan kitaplar olduğunu da biliyoruz)</p>
<p>Kısaca yukarıda ifade ettiğimiz soruları sorma usulü aklımızda olmazsa anlamı ıskalayabiliriz.</p>
<p>“Çünkü, kelâmın tabakaları, ulviyet ve kuvvet ve hüsn-ü cemâl cihetinden dört menbaı var: Biri mütekellim, biri muhatap, biri maksat, biri makamdır. Ediplerin, yanlış olarak yalnız makam gösterdikleri gibi değildir. Öyle ise, sözde kim söylemiş, kime söylemiş, niçin söylemiş, ne makamda söylemiş ise bak. Yalnız söze bakıp durma.”</p>
<p>Şimdi gelelim talebime&#8230;</p>
<p>Risale-i Nur&#8217;ları tarif ederken genelde şöyle diyoruz: &#8221; Risale-i Nur konu veya ayet sırası takip etmeyen bir tefsirdir.&#8221; Niye ayet sırası takip etmediği ayrı bir çalışma olmakla beraber bu yazıda konu sırası takip etmemesi yada belki etmesi üzerine konuşmak istiyorum.</p>
<p>Bediüzzaman sıralamayı telif sırasına göre yapmıyor yani sanki kafasında çok önceden oluşmuş bir harita var ve risaleler telif edildikçe onları gerekli yerlere koyuyor. Bazen önemine binaen belli risalelerin sıralamasının değiştiğini görüyoruz demek ki Üstad bağlamına göre harita üzerine küçük değişikler yapıyor burdan ben risalelerin belli bir anlam dizimi sağlayacak şekilde dizildiğini düşünüyorum yani karmaşık bir sıra yok.</p>
<p>Bunun yanında aynı anlam kurgusunun müstakil risaleler içinde bölümlere ayırmada da olduğunu görebiliriz. Yani bir risale niye 3 bölüme ayrılıyor? Niye 3 bölüm bu şekilde sıralanıyor? Soruları kafamızda taşların yerine oturmasını sağlayacaktır diye düşünüyorum. Yani risaleleri bağlamında okumamız için böyle bir anlam haritası çıkarmamızın gerekliliğini hissediyorum.</p>
<p>Bağlamında ve ana mesajdan kopmadan okumayı Risale’nin bütünü içerisinde yer alan müstakil risalelerde yapmamız gerektiği gibi, bir müstakil risale içerisinde ayrılan bölümlerde dahi bunu yapmamız gerekiyor. Özellikle uzun risalelerde bölümlere ayrılmasında bölümler arasındaki ilişki ve bunun bütünle ilişkisi nedir diye sormamız gerekiyor.</p>
<p>Üstadın talebelerine fihrist hazırlatmasını ve bunu külliyata dahil etmesi da bu şekilde onların genel anlam haritasını anlamalarına ve yeni okuyacaklara bir yön vermesine hizmet ettiğini söyleyebiliriz. Yani Üstad talebelerinden, birkaç cümle ile dahi olsa herhangi bir risaledeki ana mesajı ifade etmelerini istiyor yine risalelerin onlardaki tesiratlarını mektup olarak istemesini de buna dahil edebiliriz.</p>
<p>Son olarak, Risalelerde bölümleri ayırmak için kullanılan kelimeler özelde bir şey ifade ediyor mu? İfade etmiyor olsa sanırsam hepsine bazen farklı bazen aynı tasnifler yapılmazdı diye düşünüyorum. Yani mebhas, makam, maksat, nokta, nükte, dal, şule, reşha, katre, nur&#8230; ayrımlarının işlenen konu ile bağlantısı nedir?</p>
<p>Bir meseleyi anlamada, onu bağlamı içerisinde okumanın ne kadar önemli olduğunu yazının birinci kısmında zaten ifade etmiştik. Bu ifade ettiğimiz hususların meydana gelmesinde de Risale-i Nurlar&#8217;ı bağlamı içerisinde anlamak duası vardır.</p>
<p>Evet, ben de talebeliğimin gereği olarak Risale-i Nur’un gerçek değerini anlamak, manayı ıskalamamak, parçalarda boğulmamak, ana mesajı yakalamak, hakikat ve iman ilmini onbeş seneye mukabil onbeş haftada almak ve zamanın mühim bir alimi olmak için diğer ifade ettiğimiz hususlarla birlikte bir anlam haritasının çıkarılmasını gerekli görüyor ve bunu Risale-i Nur’dan yetişmiş (veya yetişecek olan) sayısız muhakkik alimden talep ediyorum.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://layetezelzel.com/bir-talebim-var/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Görünmeyen ayet</title>
		<link>http://layetezelzel.com/gorunmeyen-ayet/</link>
		<comments>http://layetezelzel.com/gorunmeyen-ayet/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 19 Apr 2015 08:01:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ali İhsan Memmi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Layetezelzel]]></category>
		<category><![CDATA[Mucizat-ı Kur'an]]></category>
		<category><![CDATA[Prensipler]]></category>
		<category><![CDATA[featured]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.layetezelzel.com/?p=256</guid>
		<description><![CDATA[Zaman, saatin yürüyüşü. Farkındalık genişletiyor anımı. Beni yolcu yapan yol değil, zaman. Yürüyüşüm zamanda Ve ben şimdi, az evvelin ahiretindeyim. Bilmek isterim akıbetimi, Bilmek isterim beni ben yapan hakikati. Elime aldığım kainat İstedim ki açılsın tüm sayfalar, tüm zamanlar&#8230; Elle .....]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>Zaman, saatin yürüyüşü.</p>
<p>Farkındalık genişletiyor anımı.</p>
<p>Beni yolcu yapan yol değil, zaman.</p>
<p>Yürüyüşüm zamanda</p>
<p>Ve ben şimdi, az evvelin ahiretindeyim.</p>
<p>Bilmek isterim akıbetimi,</p>
<p>Bilmek isterim beni ben yapan hakikati.</p>
<p>Elime aldığım kainat</p>
<p>İstedim ki açılsın tüm sayfalar, tüm zamanlar&#8230;</p>
<p>Elle tutacaktım, kavrayıp ana düşürecektim kaydını.</p>
<p>Fakat tereddüt eliyle tutmaya çalışırken,</p>
<p>Kayırdı hakikati tenkit parmaklarım.</p>
<p>Tutunamadım düştüm yıldızların arasından.</p>
<p>Bir yılıdızım olmalıydı bana yol gösterecek,</p>
<p>Ama karanlıktı.</p>
<p>Belki bir ayetim olsaydı, o bana anlatırdı diğer ayetleri</p>
<p>Aydınlatırdı diğer alemleri&#8230;</p>
<p>Kainat denklemini onun parantezine alıp çözebileceğim bir ayetim olmalıydı.</p>
<p>Aslında elimin altında bir sürü ayet vardı ama hiçbiri inmemişti benim alemime.</p>
<p>Okumuştum ama altında kalmıştım sebebi nüzülün, zamanın, mekanın, şahsın&#8230;</p>
<p>Manalar zihnimin korkuluklarında kalmıştı.</p>
<p>Oysa bir ayet yaşanmalıydı, bir ayet anımı doldurmalıydı.</p>
<p>Zira biliyordum bir ayete binip zerreden yıldıza yolculuk edenleri,</p>
<p>Bir ayetin rehberliğinde haşrin sokaklarında gezenleri..</p>
<p>&#8220;Oku&#8221; bir emirdi.</p>
<p>Ama ben “Oku” emrini yanlış okumuştum.</p>
<p>Meğersem okumak için önce ümmi olmak lazımmış.</p>
<p>Alfabeler duvarlarmış gözlerimin ördüğü.</p>
<p>Nedir peygamberin okuduğu o karanlık mağarada?</p>
<p>Nerededir gözle görünmeyen harfler?</p>
<p>Hakikat bu ki okumak gözle olmazmış.</p>
<p>Karanlık terkettirdi bana alemleri ve teşhis etti “ben”i.</p>
<p>Ve bildim ki</p>
<p>Ben bir ayetim. Alemlere parantezim.</p>
<p>Ve bildim, dağların altına girmekten çekindiğini.</p>
<p>Madem ben gizli hazinelere anahtardım.</p>
<p>Ve madem hazinesiz anahtarın manası, anahtarsız hazinenin kıymeti yok.</p>
<p>Öyleyse “Bismillah”, hazineye bir fatiha</p>
<p>Zira ben “Fatiha”daki bismillahım</p>
<p>Ve “Bismillah” daki fatihayım.</p>
<p>Okunmayı bekliyorum&#8230;.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://layetezelzel.com/gorunmeyen-ayet/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hangi mide?</title>
		<link>http://layetezelzel.com/hangi-mide/</link>
		<comments>http://layetezelzel.com/hangi-mide/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 19 Mar 2015 18:00:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ali İhsan Memmi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Esma]]></category>
		<category><![CDATA[Kavram]]></category>
		<category><![CDATA[Prensipler]]></category>
		<category><![CDATA[featured]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.layetezelzel.com/?p=222</guid>
		<description><![CDATA[Bu dünya  hayatındaki meyillerimzin ekserisini iştahlarımız şekillendiriyor. Ne zaman yiyeceğiz, nerede yiyeceğiz, ne yiyeceğiz soruları günlük fikriyatımızı ziyadesiyle meşgul etmekle kalmayıp bazen midemizi nasıl dolduracağımızı düşünmek bizi yaptığımız işten alıkoyuyor hatta  sırf hususi mekanlarda, hususi yemekler yemek için müstakil seyahatlar .....]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>Bu dünya  hayatındaki meyillerimzin ekserisini iştahlarımız şekillendiriyor. Ne zaman yiyeceğiz, nerede yiyeceğiz, ne yiyeceğiz soruları günlük fikriyatımızı ziyadesiyle meşgul etmekle kalmayıp bazen midemizi nasıl dolduracağımızı düşünmek bizi yaptığımız işten alıkoyuyor hatta  sırf hususi mekanlarda, hususi yemekler yemek için müstakil seyahatlar yapıyoruz. Bir vakit ondan uzaklaşsak hemen arayı kapatmaya çalışıyoruz, mesela ramazanda iftar sofralarına yapılan tahşidat gibi.</p>
<p>Evet dünyamız midemizin etrafında dönüyor. Peki bu durum normal mi? Kendi midemiz için iştah sahibi olmamız gayet masum değil mi? İştah sahibi olmak doğru ama belki başka bir mide için. Bediüzzaman, karnımızın sol kadranında torba şeklinde bulunan bizim bildiğimiz mideden başka mide tabakalarından bahsediyor. (1) Bunlar en altta rızıkların yalnızca besin değerleriyle ilgilenen nebati mide tabakası, rızıkların kuvve-i zaikaya bakan kısmıyla ilgilenen hayvani mide tabakası, rızıkların beşeri boyutuyla ilgilenen insani mide tabakası ve son olarak da en üstte, rızıkların yaratıcıya bakması ile ilgilenen imani mide. Bu mide tabakaları arasında bulunan ilginç iki özellik ise bir alt dairedeki mideyi doyurma ile meşgul olmak bir üst dairedeki midenin beslenmesini kısıtlıyor ve bir üst dairedeki mideyi beslemek alt tabakadaki midekilerin de beslenmesini sağlıyor. Demek ki niyet en üst tabakadaki mideyi beslemek olunca ne yendiğinin, ne kadar yendiğinin ve nerede yendiğinin çok önemi olmaksızın bütün mideler besleniyor.</p>
<p>Bir sofranın başına en fazla kişinin oturması bir sofrayı en bereketli ve en sevimli yaparken acaba yemeğin maddi kıymetlerini mi artırmaktadır yoksa sofranın muhatap aldığı mide tabakasını üst seviyeye mi çıkarmaktadır? Peygamber Efendimizin (ASM) sofrasını sahabilere bereketli kılan sebeplerden biri de Peygamber Efendimiz (asv) ve sahabilerin &#8220;Yediğiniz yemeği Allahı zikrederek sindiriniz.&#8221; (2) hadisi çerçevesinde bir üst midenin beslenmesini hedef olarak seçmesidir. Mesele hangi yemek ne kadar yenecek meselesi değildir, mesele bir araya gelip doymaktır hem de en üst mertebeden doymak.</p>
<p>Peki Biz sofraya hangi midemizi doyurmak için oturuyoruz?</p>
<p>Bir sofra kurulduğu zaman &#8220;Kime tesadüf etsen davet et&#8221;(3) diyen bir peygamberin sofrasını bu kadar geniş yapan şey neydi?</p>
<p>Biz bir sofra kurduğumuz zaman acaba hangi midemizi düşünerek onu başkalarından saklayıp daraltıyoruz</p>
<p>Sahabiden birinin, hakkında&#8221; Eğer ehl-i arz gelseydi, onlara dahi kâfi gelecekti.”(4) Dediği erzak hangi mideye hitap ediyordu?</p>
<p>Biz hangi midemizi doyurmanın peşine düştük ki dünya yükümüz olan bedenlerimiz şişman, imanın mahali olan kalblerimiz zayıf kaldı?</p>
<p>(1) Mesnevî-i Nûriye syf:176 yeniasya neşriyat<br />
(2) Câmi&#8217;ü&#8217;s-Sağir hadis no: 907<br />
(3) Buhari, 4:234-235; Müslim, hadis no: 234; Müsned, 3:29, 5:462<br />
(4) Buharî, Şerike: 1; Cihad: 123; Müslim, İman: 44, 45; Müsned, 3:11, 418.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://layetezelzel.com/hangi-mide/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
